diff --git a/.github/workflows/qa.yml b/.github/workflows/qa.yml index 2d3bc0d5..c803f92c 100644 --- a/.github/workflows/qa.yml +++ b/.github/workflows/qa.yml @@ -31,12 +31,21 @@ on: type: boolean default: false -# NOT: Bu, ana çeviri hattından (translate.yml/queue-worker.yml/review.yml) -# BİLEREK ayrı ve sadece elle (workflow_dispatch) tetiklenen bir araç — -# Gemini'nin ücretsiz katmanı Groq'a göre çok daha kısıtlı (RPM/RPD), bu -# yüzden otomatik/periyodik bir güvenlik ağına bağlanmıyor. Ne QA raporu -# ne de seri önerisi hiçbir çeviri dosyasını OTOMATİK değiştirmez — bkz. -# qa_audit.py ve series_suggest.py docstring'leri. +# NOT (Eylül 2026): Eskiden bu workflow ana çeviri hattından (translate.yml/ +# queue-worker.yml/review.yml) BİLEREK ayrı tutulur, sadece elle +# (workflow_dispatch) tetiklenirdi — gerekçe: Gemini'nin ücretsiz katmanı +# Groq'a göre çok daha kısıtlı (RPM/RPD), otomatik bir güvenlik ağına +# bağlamanın kotayı gereksiz yere hızla tüketeceği düşünülmüştü. +# Artık review.yml bitince BU workflow'u kendisi tetikliyor (bkz. +# review.py) VE translate.yml'in periyodik güvenlik ağı da status.json'daki +# qa_status alanına bakıp "review bitti ama QA bitmedi" durumunu görünce +# bunu dürtüyor — bu ikinci kısım tam olarak istenen şeyi çözüyor: Gemini +# günlük kotası tükenip iş yarım kalırsa (qa_audit.py zaten checkpoint'li, +# .qa_progress.json ile kaldığı yerden devam ediyor), bir sonraki periyodik +# tetiklemede (kota sıfırlandıktan sonra) otomatik devam eder — elle +# tekrar tetiklemeye gerek kalmaz. Gemini kotası ENDİŞESİ hâlâ geçerli +# ama artık checkpoint'li devam ettiği için tekrar denemeler ucuz (zaten +# denetlenmiş bölümleri yeniden taramıyor). jobs: qa-audit: runs-on: ubuntu-latest @@ -72,6 +81,23 @@ jobs: git config user.name "${{ steps.app-token.outputs.app-slug }}[bot]" git config user.email "${{ steps.app-token.outputs.app-slug }}[bot]@users.noreply.github.com" + # Periyodik güvenlik ağının (translate.py:_scan_and_nudge_active_books) + # "QA bitmedi mi, o zaman dürt" diye tekrar tekrar boşu boşuna + # tetiklememesi için, bu işin BAŞLADIĞINI hemen işaretliyoruz. is_stale + # kontrolü (diğer *_status alanlarıyla aynı desen) güvenlik ağının, + # gerçekten çakılmış bir run'ı normal çalışan bir run'dan ayırt + # etmesini sağlıyor. + - name: Mark QA running + run: | + python3 -c " + import json, os, sys + sys.path.insert(0, 'scripts') + from lib.git_utils import write_status + status = json.load(open('status.json', encoding='utf-8')) if os.path.exists('status.json') else {} + status['qa_status'] = 'running' + write_status(status, 'qa: başladı') + " + # series/.json genelde main'de yaşıyor (bkz. lib/series.py) — # bu dal onu içermiyorsa, öneri script'inin "zaten var olan" bağlamı # görebilmesi için main'den bir kopyasını çekmeyi dene. Yoksa (henüz @@ -141,6 +167,30 @@ jobs: PYTHONUNBUFFERED: "1" run: python scripts/apply_qa_fixes.py "${{ inputs.slug }}" + # NOT (Eylül 2026, gerçek üretim hatası): Bu kontrol eskiden + # .qa_progress.json checkpoint dosyasının yokluğuna bakıyordu VE + # "Apply QA fixes"ten ÖNCE çalışıyordu. Bu ikisi bir araya gelince + # şu hataya yol açtı: skip_audit=true ile (Gemini'yi hiç çalıştırmadan) + # tetiklenen bir run'da checkpoint zaten (önceki TAM taramadan) + # yoktu — kontrol bunu yanlışlıkla "tamamlandı" sandı ve qa_report.md + # hâlâ 15 çözülmemiş madde içerirken convert.yml'i tetikledi. + # Artık "qa_report.md'nin kendisi hâlâ var mı" diye bakıyoruz (o da + # apply_qa_fixes.py tarafından SADECE gerçekten 0 madde kalınca + # siliniyor) VE bunu düzeltmelerden SONRA kontrol ediyoruz — bu, + # skip_audit kullanılsa da kullanılmasa da, kalan gerçek durumu + # doğru yansıtan tek sinyal. + - name: Check QA completion + id: qacheck + if: always() + run: | + if [ -f "output/${{ inputs.slug }}/qa_report.md" ]; then + echo "complete=false" >> "$GITHUB_OUTPUT" + echo "qa_report.md hâlâ duruyor — çözülmemiş madde(ler) var." + else + echo "complete=true" >> "$GITHUB_OUTPUT" + echo "qa_report.md yok — ya hiç sorun bulunmadı ya da hepsi çözüldü." + fi + - name: Run series suggestion if: inputs.run_series_suggest == true env: @@ -171,3 +221,33 @@ jobs: git diff --cached --quiet && echo "Değişiklik yok." && exit 0 git commit -m "qa: ${{ inputs.slug }} denetim raporu + seri önerisi" git push origin HEAD:${{ inputs.branch }} + + # NOT (Eylül 2026): qa_status'u burada, HER durumda (always()) ama + # Check QA completion adımının sonucuna göre FARKLI değerle + # işaretliyoruz: + # - complete=true -> "completed" + convert.yml tetiklenir (epub artık + # QA düzeltmeleri UYGULANMIŞ haliyle ciltlenir) + # - complete=false -> "partial" (ASLA "completed" değil) — böylece + # translate.py'nin periyodik güvenlik ağı bunu "hâlâ bitmedi" diye + # görüp bir sonraki taramasında qa.yml'i TEKRAR tetikler; kaldığı + # yerden (checkpoint sayesinde) devam eder. Gemini günlük kotası + # doluysa, bu doğal olarak "ertesi gün otomatik devam etme" etkisini + # verir — periyodik tarama zaten saatlik/günlük aralıklarla çalışıyor. + - name: Mark QA status & trigger next step + if: always() + env: + GH_TOKEN: ${{ steps.app-token.outputs.token }} + run: | + python3 -c " + import json, os, sys + sys.path.insert(0, 'scripts') + from lib.git_utils import write_status + status = json.load(open('status.json', encoding='utf-8')) if os.path.exists('status.json') else {} + status['qa_status'] = '${{ steps.qacheck.outputs.complete == 'true' && 'completed' || 'partial' }}' + write_status(status, 'qa: ${{ steps.qacheck.outputs.complete == 'true' && 'tamamlandı' || 'kısmi, devam edecek' }}') + " + if [ "${{ steps.qacheck.outputs.complete }}" = "true" ]; then + gh workflow run convert.yml -f branch="${{ inputs.branch }}" + else + echo "QA kısmi kaldı — convert tetiklenmedi. Periyodik güvenlik ağı bir sonraki taramada qa.yml'i tekrar tetikleyecek." + fi diff --git a/README.md b/README.md index f5a39016..8e22a736 100644 --- a/README.md +++ b/README.md @@ -1,16 +1,97 @@ # eptran -İngilizce epub dosyalarını Türkçeye çeviren, Groq llama-3.3-70b destekli araç. +İngilizce epub/pdf dosyalarını Türkçeye çeviren, çok modelli (Groq + Gemini) +bir GitHub Actions + Vercel aracı. ## Nasıl Çalışır? -1. epub'u web arayüzünden yüklersin -2. Dosya repona commit edilir, GitHub Actions tetiklenir -3. Actions her bölümü Groq llama-3.3-70b ile çevirir -4. Çeviri tamamlanınca bölümler epub olarak paketlenir -5. Arayüzden ilerlemeyi takip edebilir, tamamlanınca indirebilirsin +1. Kitabı web arayüzünden yüklersin. +2. Sunucu, `main`'e hiç dokunmadan `main`'in ucundan `queue/` + adında yeni bir dal açar ve dosyayı oraya commit'ler. +3. Bu dal, kitaba özel bir dal olan `book/`'na dönüşür; tüm + çeviri süreci SADECE bu dalda ilerler, `main` süreç boyunca hiç + etkilenmez. +4. Groq (qwen3.8-27b) her bölümü çevirir, ardından ikinci bir geçişle + gözden geçirir (İngilizce kalıntı/tutarsız terim kontrolü). +5. Kitap tamamlanınca Gemini tüm kitabı tarayıp bir kalite kontrol + raporu (`qa_report.md`) çıkarır; Groq bu rapordaki maddeleri otomatik + düzeltmeye çalışır. +6. Bölümler epub olarak ciltlenir ve `book/` dalından `main`'e + **tek bir pull request** açılır — sen onaylayıp merge edene kadar + `main` değişmez. +7. Arayüzden ilerlemeyi takip edebilir, tamamlanınca indirebilirsin. + +## Mimari Notlar + +- **`main` hiçbir zaman otomasyon tarafından doğrudan değiştirilmez.** + İstersen `main` için branch protection/ruleset kurabilirsin (PR + zorunluluğu, zorunlu status check vb.) — otomasyon akışı buna göre + tasarlandı, hiçbir adımı bundan etkilenmez. +- Yükleme, tarayıcıya kalıcı bir GitHub kimlik bilgisi vermez. Sunucu + (Vercel fonksiyonu) kitap başına, sadece bu repoya ve sadece + Contents+Actions iznine sahip, ~1 saat sonra kendiliğinden geçersiz + olan bir GitHub App kurulum token'ı üretir; dosyanın kendisi + tarayıcıdan doğrudan GitHub'a bu token'la yüklenir (Vercel'in + fonksiyon başına istek boyutu sınırına takılmamak için). +- Aynı anda yalnızca bir kitap işlenir — `book/*` ya da `queue/*` önekli + bir dal var olduğu sürece yeni yükleme reddedilir. +- `main`'e giden PR, `pr_check.py` (İngilizce kalıntı taraması + Gemini + raporu özeti) tarafından kontrol edilir; bunu zorunlu bir status + check olarak ayarlamak istersen workflow adı **"Kitap Bütünlük + Kontrolü"**. + +## Dosya Yapısı + +``` +eptran/ +├── index.html # Web arayüzü (yükleme + ilerleme takibi) +├── api/ +│ ├── upload.js # Yükleme: queue/ dalı açar, geçici +│ │ # App token üretir, workflow'u tetikler +│ └── status.js # Arayüzün ilerleme durumunu okuduğu endpoint +├── scripts/ +│ ├── translate.py # Ana çeviri döngüsü (bölüm bölüm) +│ ├── queue_worker.py # Bir sonraki parçayı işleyip kendini tetikler +│ ├── review.py # İkinci geçiş: İngilizce kalıntı/tutarlılık +│ ├── qa_audit.py # Gemini ile tüm kitabı tarayıp qa_report.md üretir +│ ├── apply_qa_fixes.py # qa_report.md'deki maddeleri Groq'la düzeltir +│ ├── series_suggest.py # Karakter/terim sözlüğü için otomatik öneri +│ ├── pr_check.py # main'e giden PR'ı kontrol eder ("Kitap +│ │ # Bütünlük Kontrolü" — zorunlu status check) +│ ├── convert.py # Bölümleri epub'a ciltler, PR açar +│ └── lib/ +│ ├── groq_client.py # Groq API istemcisi (key rotasyonu, retry) +│ ├── gemini_client.py # Gemini API istemcisi +│ ├── git_utils.py # Dal açma/yeniden adlandırma, status.json, push +│ ├── review_fix.py # review.py'nin whitelist + düzeltme mantığı +│ ├── english_detector.py # Sözlük destekli İngilizce kalıntı tespiti +│ ├── series.py # Kitaba özel karakter/terim sözlüğü (series/*.json) +│ ├── memory.py # Çeviri sırasında öğrenilen isim/terim hafızası +│ ├── dictionary.py # Öğrenilen kelimeler (dictionary/learned_words.json) +│ ├── ner.py # Bölüm başına isim/terim çıkarımı +│ ├── boilerplate.py # Tekrar eden şablon metinleri tanıma +│ ├── unicode_cleaner.py # Model çıktısındaki bozuk karakterleri temizleme +│ ├── sliding_window.py # Uzun bölümleri parçalara ayırma +│ └── pitfalls.py # common_pitfalls.json'ı sistem prompt'una ekler +├── .github/workflows/ +│ ├── translate.yml # Yükleme sonrası ana çeviri workflow'u +│ ├── queue-worker.yml # Bölüm/parça bazlı devam workflow'u +│ ├── review.yml # İkinci geçiş workflow'u +│ ├── qa.yml # Gemini denetimi + Qwen düzeltme workflow'u +│ ├── pr-check.yml # "Kitap Bütünlük Kontrolü" +│ └── convert.yml # Ciltleme + PR açma workflow'u +├── series/ +│ └── .json # Kitaba/seriye özel karakter+terim sözlüğü +├── dictionary/ +│ └── learned_words.json # Kitaplar arası öğrenilen kelime hafızası +├── common_pitfalls.json # Kitap bağımsız, tekrar eden çeviri hataları +├── known_proper_nouns.json # Kitap bağımsız, İngilizce kalması gereken gerçek isimler +├── status.json # main'deki son tamamlanan kitabın durumu +├── requirements.txt +└── vercel.json +``` + -## Kurulum ### 1. Repoyu Fork'la @@ -20,44 +101,78 @@ Sağ üstten **Fork** butonuna bas. Fork'ladıktan sonra **Actions** sekmesine gidip etkinleştir. -### 3. GitHub PAT Oluştur +### 3. Bir GitHub App Oluştur + +Otomasyon, kalıcı bir kişisel token yerine bir GitHub App üzerinden +çalışır (hem GitHub Actions hem Vercel tarafında). + +[github.com/settings/apps/new](https://github.com/settings/apps/new) +adresinden: +- **Repository permissions:** `Contents` (Read and Write), `Pull + requests` (Read and Write), `Actions` (Read and Write) +- Oluşturduktan sonra **App ID**'yi not al, bir **private key** üret ve + indir (`.pem` dosyası) +- App'i fork'ladığın repoya kur (Install App) -[github.com/settings/tokens](https://github.com/settings/tokens/new) adresinden: -- **Token adı:** eptran -- **İzinler:** `Contents` (Read and Write), `Actions` (Write) +### 4. GitHub Actions Secret'larını Ekle + +Repo → **Settings → Secrets and variables → Actions**: + +| İsim | Açıklama | +|---|---| +| `APP_ID` | 3. adımdaki App ID | +| `APP_PRIVATE_KEY` | İndirdiğin `.pem` dosyasının tam içeriği | +| `GROQ_API_KEY_1..4` | Groq API key'leri (bkz. aşağıdaki not) — tek key de yeterli, o zaman sadece `GROQ_API_KEY` kullan | +| `GEMINI_API_KEY`, `GEMINI_API_KEY_2`, `GEMINI_API_KEY_3` | Gemini API key'leri (birden fazlası isteğe bağlı, rate limit rotasyonu için) | -### 4. Groq API Key Al +> **Not — birden fazla Groq/Gemini key'i:** Rotasyonun gerçekten işe +> yaraması için her key'in **ayrı bir hesaptan** gelmesi gerekir. +> Groq'un (ve çoğu sağlayıcının) rate limit'leri hesap/organizasyon +> başınadır — aynı hesaptan üretilmiş birden fazla key toplam +> kapasiteyi ARTIRMAZ, hepsi aynı havuzu paylaşır. -[console.groq.com](https://console.groq.com) adresinden ücretsiz key oluştur. +Ayrıca **Settings → Secrets and variables → Actions → Variables** +kısmına `GEMINI_MODEL` (örn. güncel bir Gemini model adı) eklemen +gerekir. ### 5. Vercel'e Deploy Et -[vercel.com](https://vercel.com) üzerinden repoyu import et ve şu ortam değişkenlerini gir: +[vercel.com](https://vercel.com) üzerinden repoyu import et ve şu ortam +değişkenlerini gir: | Değişken | Açıklama | |---|---| -| `GH_PAT` | 3. adımda oluşturduğun token | +| `GH_PAT` | Sunucu tarafı işlemler (dal açma, workflow tetikleme) için bir GitHub token — repo'ya `Contents` + `Actions` yazma izni yeterli | | `GH_REPO` | `kullaniciadi/eptran` formatında fork'un adı | -| `GH_BRANCH` | Branch adı (genellikle `main`) | - -### 6. Repo Secret Ekle - -GitHub repo → Settings → Secrets and variables → Actions → **New repository secret**: -- İsim: `GROQ_API_KEY` -- Değer: Groq API key'in +| `GH_BRANCH` | Ana dal adı (genellikle `main`) | +| `APP_ID` | 3. adımdaki App ID — GitHub Actions'takiyle AYNI değer | +| `APP_PRIVATE_KEY` | 3. adımdaki private key — GitHub Actions'takiyle AYNI değer | ## Limitler -Groq ücretsiz tier (llama-3.3-70b-versatile): -- 14,400 token/gün -- Büyük kitaplarda çeviri birden fazla güne yayılabilir -- Actions her 6 saatte bir otomatik devam eder +Groq'un güncel rate limit'lerini kendi hesabından doğrula: +[console.groq.com/settings/limits](https://console.groq.com/settings/limits) +(model, plan tipine göre değişir — ücretsiz planda dakikalık token +tavanı düşük olabilir, çok bölümlü kitaplarda çeviri birden fazla +çalıştırmaya yayılabilir). ## Çıktı Formatı -Çeviri tamamlanınca `output/kitap-adi/kitap-adi_tr.epub` olarak indirilir. -Bölümler ayrıca `output/kitap-adi/001_kitap-adi.txt` şeklinde de mevcuttur. +Çeviri tamamlanınca `output//_tr.epub` olarak +üretilir. Bölümler ayrıca `output//001_.txt` +şeklinde de mevcuttur. + +## Bilinen İstisna Listeleri + +- `common_pitfalls.json` — kitap bağımsız, tekrar eden genel çeviri + hataları (yanlış kelime seçimleri vb.) +- `known_proper_nouns.json` — kitap bağımsız, gerçek dünyaya ait ve + İngilizce bırakılması gereken özel isimler (bir çevirmen notunda + anılan gerçek bir eser adı gibi) + +Her ikisi de elle güncellenir — yeni bir örüntü/isim keşfedilince +ilgili dosyaya bir satır eklemek yeterli, kod değişikliği gerekmez. --- -*Groq llama-3.3-70b · GitHub Actions · Vercel* +*Groq (qwen3.8-27b) · Gemini · GitHub Actions · Vercel* diff --git a/dictionary/learned_words.json b/dictionary/learned_words.json index 0e273a76..346c3319 100644 --- a/dictionary/learned_words.json +++ b/dictionary/learned_words.json @@ -5,6 +5,7 @@ "abbreviation": true, "abilik": false, "ablam": false, + "ablamla": false, "abone": false, "acaba": false, "academy": true, @@ -14,6 +15,7 @@ "aceleci": false, "acelecilikle": false, "aceleyle": false, + "acemi": false, "achilles": true, "aciliyeti": false, "acizim": false, @@ -59,7 +61,9 @@ "affet": false, "affetmek": false, "affetmelisiniz": false, + "affetmeniz": false, "affetmeyi": false, + "affetmez": false, "affetti": false, "afiyet": false, "afiyetle": false, @@ -71,22 +75,28 @@ "ahlaki": false, "ahlat": false, "ahlatlarla": false, + "ahmaklara": false, "aidenn": true, + "aileci": false, "ailelerin": false, "ailem": false, "aileme": false, "ailemi": false, "ailemin": false, "ailemiz": false, + "ailemize": false, "ailemizin": false, "aileniz": false, "ailenize": false, + "ailenizin": false, "ailesindendi": false, "ailesiyle": false, "aileyi": false, "ainsworth": false, "aitti": false, "aittir": false, + "ajanla": false, + "ajans": false, "akademik": false, "akdeniz": false, "akraba": false, @@ -104,6 +114,7 @@ "alabilir": false, "alabilirdi": false, "alabilirim": false, + "alabilirlerdi": false, "alabilirsin": false, "alabilirsiniz": false, "alabiliyordum": false, @@ -157,20 +168,26 @@ "almama": false, "almanca": false, "almaz": false, + "almazsam": false, "almeyi": false, "almost": true, "alone": true, "alternasyon": false, "alternatif": false, + "alternatifti": false, "although": true, "amaca": false, "ambara": false, + "ambergris": false, "ambisyon": false, "ambrosia": true, "amcam": false, + "amcanla": false, "ameliyat": false, "ameliyatla": false, "amerika": false, + "amirin": false, + "amiriyle": false, "amounts": true, "amphitheatre": true, "amply": true, @@ -190,6 +207,7 @@ "anatomiyi": false, "ancaka": false, "anderson": false, + "anemi": false, "anestezi": false, "anesteziyi": false, "angel": true, @@ -199,9 +217,11 @@ "anlama": false, "anlamak": false, "anlamam": false, + "anlamamak": false, "anlamaz": false, "anlat": false, "anlatabilecekti": false, + "anlatabilir": false, "anlatabilirdi": false, "anlatabilirsiniz": false, "anlatma": false, @@ -212,7 +232,10 @@ "anlayabilirdi": false, "anlayabilirim": false, "anlayabiliyordu": false, + "anlayabiliyorsa": false, + "anlayabiliyorsun": false, "anlayabiliyorum": false, + "anmak": false, "annabel": true, "anneannem": false, "anneannemin": false, @@ -222,6 +245,7 @@ "annemi": false, "annemin": false, "annemiz": false, + "annene": false, "annesiyle": false, "anneyi": false, "anomaliyle": false, @@ -234,7 +258,9 @@ "antioch": false, "antiochia": false, "antiochus": false, + "antipiretik": false, "antiquum": true, + "antiseptik": false, "antrenmana": false, "apati": false, "apollo": true, @@ -250,8 +276,10 @@ "arabayla": false, "arabesk": false, "arabesque": true, + "araca": false, "arama": false, "aramak": false, + "aramakla": false, "aramam": false, "arapesk": false, "arayabilirsiniz": false, @@ -275,15 +303,19 @@ "arsenik": false, "artana": false, "artar": false, + "artemisia": true, "arthur": true, "arzuluyordu": false, "arzuyla": false, "arzuyu": false, + "asabiyetle": false, + "asamam": false, "asetik": false, "asgari": false, "ashimah": false, "asidi": false, "asidik": false, + "asitli": false, "asitlik": false, "asker": false, "askerdi": false, @@ -295,9 +327,12 @@ "askerinki": false, "askerle": false, "askerlere": false, + "askerlerin": false, "askerleriyle": false, + "askerlerle": false, "askerlik": false, "asketik": false, + "askirim": false, "asmak": false, "astrolojiyi": false, "astronom": false, @@ -307,6 +342,7 @@ "astronomlara": false, "atabilir": false, "atabilirdi": false, + "atabilirdim": false, "atabilirsin": false, "atabiliyordum": false, "ataerkil": false, @@ -322,6 +358,7 @@ "atfettim": false, "atlamak": false, "atlantik": false, + "atlara": false, "atlatmak": false, "atlayabilirdim": false, "atletik": false, @@ -359,23 +396,30 @@ "avucuna": false, "awkwardly": false, "ayakla": false, + "ayarlama": false, "ayarlamak": false, + "ayarlayabilir": false, "ayindi": false, "ayrabilirsin": false, "azalma": false, "azaltabilirdi": false, "azaltabilirlerdi": false, "azaltmak": false, + "azarlamak": false, "azimle": false, + "babaa": false, "babam": false, + "babama": false, "babana": false, "babanla": false, "babel": false, "babun": false, "bacaklara": false, "bacalara": false, + "badem": false, "bagaj": false, "bahane": false, + "bahanelere": false, "bahaneleriniz": false, "bahanelerle": false, "bahanesiyle": false, @@ -383,10 +427,14 @@ "bahaneyle": false, "bahar": true, "bahara": false, + "baharat": false, + "baharatla": false, + "baharatlara": false, "bahis": false, "bahse": false, "bahsedebilir": false, "bahsederdi": false, + "bahsederdin": false, "bahsederseniz": false, "bahsedilmedi": false, "bahsediyordu": false, @@ -399,10 +447,12 @@ "bahsetmedi": false, "bahsetmek": false, "bahsetmekti": false, + "bahsetmemek": false, "bahsetmemize": false, "bahsetmeyi": false, "bahsetmiyorsak": false, "bahsetmiyorum": false, + "bahsetsem": false, "bahsetti": false, "bahsettim": false, "bahsettin": false, @@ -411,6 +461,7 @@ "bakabiliriz": false, "bakabiliyordu": false, "bakabiliyorum": false, + "bakabilmek": false, "bakar": false, "bakkhali": false, "bakma": false, @@ -422,6 +473,7 @@ "balastla": false, "balbec": false, "balloon": true, + "balmumu": false, "balon": false, "balona": false, "balonla": false, @@ -429,6 +481,7 @@ "balonuma": false, "balonuyla": false, "baltimore": true, + "bambu": false, "bandaj": false, "bandajla": false, "bandajlara": false, @@ -461,6 +514,7 @@ "batma": false, "batmak": false, "batmaz": false, + "battaniyeyi": false, "bayanla": false, "bayrak": false, "bayraklarla": false, @@ -473,14 +527,18 @@ "bebeklik": false, "beceri": false, "becerikli": false, + "beceriksiz": false, "beceriyle": false, "becomes": true, "bedava": false, - "bedel": true, + "bedel": false, "bedeldi": false, "bedeli": false, "bedelle": false, + "bedene": false, + "bedenim": false, "bedenime": false, + "bedenimi": false, "bedeniniz": false, "bedeniyle": false, "bedenlerin": false, @@ -488,6 +546,7 @@ "bedensiz": false, "beefwood": true, "begebenheit": false, + "beghura": false, "being": true, "bekar": false, "bekle": false, @@ -495,8 +554,11 @@ "bekledik": false, "bekledim": false, "beklemek": false, + "beklemem": false, "beklememe": false, + "beklememiz": false, "beklememize": false, + "beklemeyebilirsiniz": false, "beklemeyi": false, "beklemeyin": false, "beklemezdi": false, @@ -508,6 +570,8 @@ "beklenirdi": false, "bekleniyordu": false, "beklenmedik": false, + "beklenmezdi": false, + "beklenti": false, "beklentilerin": false, "beklentimi": false, "beklentiyle": false, @@ -515,12 +579,17 @@ "beklerdim": false, "beklerdiniz": false, "beklerim": false, + "beklersiniz": false, + "beklesin": false, + "bekletelim": false, + "bekletirseniz": false, "bekletmek": false, "bekletti": false, "beklettim": false, "bekleyebilir": false, "bekleyebilirdi": false, "bekleyebiliriz": false, + "bekleyeceksin": false, "bekleyecekti": false, "bekleyemeyiz": false, "bekleyemez": false, @@ -561,10 +630,14 @@ "belirsizdi": false, "belirsizlik": false, "belirsizlikti": false, + "belirt": false, + "belirteyim": false, + "belirti": false, "belirtildi": false, "belirtilebilir": false, "belirtilenlerin": false, "belirtilerin": false, + "belirtilerinizi": false, "belirtilerle": false, "belirtilmek": false, "belirtir": false, @@ -582,6 +655,7 @@ "belles": true, "belli": false, "bells": true, + "bembeyaz": false, "bence": false, "bencil": false, "bencilce": false, @@ -593,16 +667,20 @@ "benoist": false, "bentinck": false, "benzemek": false, + "benzemese": false, + "benzemez": false, "benzemiyordu": false, "benzer": false, "benzeri": false, "benzerlerdi": false, "benzerlik": false, "benzerliklere": false, + "benzerlikti": false, "benzerse": false, "benzersiz": false, "benzetimsel": false, "benzetiyordu": false, + "benzetiyorsunuz": false, "benzetme": false, "benzetmek": false, "benziyordu": false, @@ -619,16 +697,20 @@ "bertaraf": false, "besin": false, "besinle": false, + "beslemek": false, "beslemeyi": false, + "beslenemedik": false, "beslenme": false, "beslerseniz": false, "besleyebilirdim": false, "besleyebiliyorlarsa": false, "besleyebiliyorsa": false, + "besleyeceksiniz": false, "besleyici": false, "besliyordu": false, "bessop": false, "beter": false, + "beterdi": false, "betimleyici": false, "betty": true, "beyaz": false, @@ -636,6 +718,7 @@ "beyefendi": false, "beyefendilere": false, "beyin": false, + "beynim": false, "beynimi": false, "beynimin": false, "beyninizi": false, @@ -643,15 +726,22 @@ "bezin": false, "bezle": false, "bezlerle": false, + "biaoshi": false, + "biaoshilerin": false, + "biberin": false, "bildi": false, "bildiklerimizi": false, + "bildiklerimizle": false, "bildiklerinizi": false, "bildin": false, "bildiniz": false, "bildirdi": false, "bildirdim": false, + "bildiremezdim": false, "bildirildi": false, + "bildirmek": false, "bildirmemi": false, + "bildirmenizi": false, "bilebildin": false, "bilebilir": false, "bilebilirdi": false, @@ -661,6 +751,7 @@ "bilecektir": false, "bilek": false, "bilemedi": false, + "bilemedim": false, "bilemem": false, "bilemeyiz": false, "bilemez": false, @@ -669,6 +760,9 @@ "bilemezsin": false, "bilemezsiniz": false, "bilemiyordu": false, + "bilemiyorsun": false, + "bilemiyorum": false, + "bilene": false, "bilge": true, "bilgelik": false, "bilgi": false, @@ -676,6 +770,7 @@ "bilgilendirdin": false, "bilgilendiricimiz": false, "bilgilendirildi": false, + "bilgilere": false, "bilgilerim": false, "bilgilerin": false, "bilgileriyle": false, @@ -685,9 +780,11 @@ "bilgilisiniz": false, "bilgim": false, "bilgimiz": false, + "bilginiz": false, "bilgisiiz": false, "bilgisiyle": false, "bilgisiz": false, + "bilgisizlik": false, "bilgiyi": false, "bilgiyle": false, "bilim": false, @@ -715,6 +812,7 @@ "biliyordu": false, "biliyorduk": false, "biliyordum": false, + "biliyordun": false, "biliyorsa": false, "biliyorsak": false, "biliyorsun": false, @@ -723,8 +821,10 @@ "biliyoruz": false, "bilmek": false, "bilmekle": false, + "bilmelisin": false, "bilmeliyiz": false, "bilmem": false, + "bilmemek": false, "bilmemiz": false, "bilmesek": false, "bilmez": false, @@ -746,10 +846,14 @@ "bilseydim": false, "binbir": false, "bindi": false, + "bindigi": false, "bindim": false, "bindirdi": false, "bindiremezsiniz": false, "bindirilebilirdi": false, + "binebilir": false, + "binebiliriz": false, + "binebilmem": false, "bingo": false, "binici": false, "bininci": false, @@ -766,6 +870,7 @@ "birbirinizle": false, "birbirleriyle": false, "birdenbire": false, + "birebir": false, "birer": false, "birey": false, "bireyi": false, @@ -776,6 +881,7 @@ "bireysel": false, "birikim": false, "birikimin": false, + "birikiminizi": false, "birikimiyle": false, "birikiyordu": false, "birikmesiyle": false, @@ -784,26 +890,32 @@ "birinci": false, "birincil": false, "birisin": false, + "birisiniz": false, "biriydim": false, "biriyim": false, "biriyle": false, "biriyse": false, "bishop": false, + "bitap": false, "bitecekti": false, "bitene": false, + "bitenlerin": false, "biter": false, "biterdi": false, "biterse": false, "bitince": false, + "bitir": false, "bitirdi": false, "bitirdim": false, "bitirdin": false, "bitirecekti": false, "bitiremedik": false, + "bitirene": false, "bitirilirdi": false, "bitirir": false, "bitirirsin": false, "bitirme": false, + "bitirmedi": false, "bitirmedim": false, "bitirmek": false, "bitirmeliyiz": false, @@ -813,12 +925,15 @@ "bitkilerdi": false, "bitkilere": false, "bitkilerin": false, + "bitkilerinizi": false, "bitkilerle": false, "bitkin": false, "bitkisel": false, "bitmedi": false, "bitmek": false, + "bitmeyebilir": false, "bitmeyecekti": false, + "bitmez": false, "bitti": false, "bittiyseniz": false, "biyolojik": false, @@ -832,8 +947,10 @@ "black": true, "blanc": false, "bloklarla": false, + "blume": true, "blunderbuss": true, "blunt": true, + "bluuurgghhh": false, "board": true, "bodhisattva": false, "bodrum": false, @@ -858,7 +975,9 @@ "boyca": false, "boylu": false, "boyna": false, + "boynumuzu": false, "boynuna": false, + "boynuz": false, "boynuzlu": false, "boyun": false, "boyuna": false, @@ -872,6 +991,7 @@ "boyuyorsunuz": false, "bozabilirdi": false, "bozar": false, + "bozdu": false, "bozduk": false, "bozdunuz": false, "bozmak": false, @@ -885,6 +1005,7 @@ "bozulmalara": false, "bozulur": false, "bozuluyordu": false, + "bozuyordu": false, "branch": true, "brand": true, "bransby": false, @@ -898,9 +1019,11 @@ "browne": false, "bruges": true, "brutal": true, + "budama": false, "buhar": false, "buharla": false, "buharlama": false, + "bulabildik": false, "bulabilir": false, "bulabilirdi": false, "bulabilirdim": false, @@ -923,6 +1046,7 @@ "bulmam": false, "bulmazsa": false, "bulsa": false, + "bulunabilir": false, "bulunabilirdi": false, "bulunana": false, "bulundu": false, @@ -943,12 +1067,14 @@ "bulunurdu": false, "bulunursa": false, "bulunuyordu": false, + "bulunuyorsun": false, "bulunuyorum": false, "bulunuyoruz": false, "bulur": false, "bulurdu": false, "bulurduk": false, "bulurdum": false, + "bulurlarsa": false, "bulursa": false, "bulursak": false, "bulursam": false, @@ -977,6 +1103,7 @@ "burnum": false, "burnumun": false, "burnuna": false, + "buruk": false, "burukluk": false, "burun": false, "buruna": false, @@ -1003,6 +1130,8 @@ "camille": false, "campi": true, "canavar": false, + "canavarla": false, + "canla": false, "capital": true, "capricio": false, "capuletlerin": false, @@ -1023,6 +1152,7 @@ "cecila": false, "cecilia": false, "cehalet": false, + "cehaleti": false, "cehaletimi": false, "cehaletin": false, "cehennem": false, @@ -1059,11 +1189,15 @@ "cevap": false, "cevaplayabilir": false, "cevaplayabilirdi": false, + "cevaplayabilirim": false, + "cevaplayabilirsin": false, "cevaplayabilirsiniz": false, "cevheri": false, "ceviz": false, "cevizi": false, "cevizlerimiz": false, + "cevizlerin": false, + "cevizlerle": false, "chantilly": false, "chapter": true, "charles": false, @@ -1078,6 +1212,7 @@ "ciddi": false, "ciddiyet": false, "ciddiyetle": false, + "ciddiyetsiz": false, "cihaz": false, "cihazlarla": false, "cilalama": false, @@ -1094,6 +1229,8 @@ "cinayetlere": false, "cinizmle": false, "cinsiyet": false, + "cinsiyeti": false, + "cinstendi": false, "circumstances": true, "cisim": false, "cisimlerin": false, @@ -1134,8 +1271,10 @@ "cucumber": true, "cuvier": false, "cyrus": true, + "daaaah": false, "dahai": false, "dahaki": false, + "dahice": false, "dahil": false, "dahildi": false, "dahilik": false, @@ -1170,6 +1309,7 @@ "datura": false, "davet": false, "daveti": false, + "davetsiz": false, "david": true, "davidson": false, "davranabilir": false, @@ -1178,10 +1318,12 @@ "davranabiliyordu": false, "davranma": false, "davranmak": false, - "dayak": true, + "davransa": false, + "dayak": false, "dayama": false, "dayanabilirdi": false, "dayanabilirim": false, + "dayanabiliyordu": false, "dayanabiliyorum": false, "dayanak": false, "dayanamaz": false, @@ -1206,7 +1348,7 @@ "degrees": true, "dejenere": false, "dekorasyon": false, - "delice": true, + "delice": false, "delici": false, "delight": true, "delik": false, @@ -1224,18 +1366,22 @@ "delirium": true, "delirtir": false, "deliyi": false, + "delme": false, "deluc": false, "demans": false, "demedi": false, "demedim": false, "demek": false, + "demektense": false, "demekti": false, "demektir": false, "demeliyim": false, + "demeliyiz": false, "demem": false, "dememize": false, "demet": false, "demeti": false, + "demeyin": false, "demijon": false, "demir": false, "demire": false, @@ -1249,6 +1395,7 @@ "demliyordu": false, "demonstration": true, "denebilir": false, + "denebilirdi": false, "denedi": false, "denedik": false, "denedim": false, @@ -1260,21 +1407,28 @@ "denemeliyiz": false, "denememi": false, "denememizi": false, + "denemeyelim": false, "denemeyi": false, "denendi": false, + "denese": false, "denetim": false, "denetimi": false, + "denetleme": false, "denetlemek": false, "denetliyordu": false, "deney": false, + "deneyebilirdi": false, "deneyeceksiniz": false, "deneyecektir": false, + "deneyelim": false, "deneyi": false, "deneyim": false, "deneyime": false, "deneyimi": false, "deneyimin": false, + "deneyimiyle": false, "deneyimlere": false, + "deneyimlerin": false, "deneyimli": false, "deneyimsel": false, "deneyimsiz": false, @@ -1285,8 +1439,10 @@ "dengelenir": false, "dengeli": false, "dengesiz": false, + "dengesizce": false, "dengesizdi": false, "denilebilir": false, + "denilebilirdi": false, "denilince": false, "denir": false, "denirdi": false, @@ -1311,6 +1467,7 @@ "depoyu": false, "depremle": false, "depresyon": false, + "depresyona": false, "derdi": false, "derece": false, "derecelik": false, @@ -1330,9 +1487,14 @@ "deriz": false, "derlemekle": false, "derlemesiyle": false, + "derse": false, "dersin": false, "dersiniz": false, "derslerimize": false, + "dertlere": false, + "dertlerle": false, + "dertli": false, + "dertsiz": false, "descent": true, "described": true, "desem": false, @@ -1360,15 +1522,20 @@ "devil": false, "devir": false, "devirdi": false, + "devirdim": false, "devirebilir": false, "devirmek": false, "devlet": false, + "devletiyle": false, "devralana": false, "devralmak": false, "devralmakla": false, + "devre": false, + "devretmek": false, "devretmeyi": false, "devrildi": false, "devrilme": false, + "devrim": false, "devrimci": false, "deyin": false, "diable": false, @@ -1382,6 +1549,7 @@ "dikenli": false, "dikey": false, "dikildi": false, + "dikiliyordu": false, "dikiyorum": false, "dikkat": false, "dikkati": false, @@ -1401,28 +1569,36 @@ "dikkatsizdi": false, "dikkatsizlik": false, "dikkatyle": false, + "dikmek": false, "dikti": false, "diledi": false, "diledim": false, "dilek": false, "dileklerim": false, + "dileme": false, "dilemek": false, "dilemeliyim": false, "dilemem": false, + "dilenci": false, "dilerdi": false, "dilerdim": false, "dilerim": false, "dileriz": false, + "dilersem": false, "dileyebilirdi": false, "dileyebilirdik": false, "dileyebilirim": false, "dileyici": false, "dileyilebilir": false, "diligence": false, + "dilim": false, + "dilimi": false, "dilimiyle": false, "dilimledi": false, "dilimlere": false, + "dilimliyordu": false, "dilin": false, + "dilinizi": false, "diliyordu": false, "diliyorum": false, "dille": false, @@ -1438,8 +1614,10 @@ "dinlemeliydim": false, "dinlemeyi": false, "dinlemez": false, + "dinlemiyordu": false, "dinlemiyorsunuz": false, "dinlendik": false, + "dinlendirelim": false, "dinlendirmek": false, "dinlenecekti": false, "dinlenirdi": false, @@ -1448,8 +1626,10 @@ "dinlenmelisin": false, "dinlenmeliyiz": false, "dinlenmemiz": false, + "dinlerdi": false, "dinlerim": false, "dinlerse": false, + "dinleyecekti": false, "dinleyelim": false, "dinleyemez": false, "dinleyenlere": false, @@ -1466,6 +1646,7 @@ "direksiz": false, "direnci": false, "direndi": false, + "direniyordu": false, "direnmedim": false, "direnmiyordu": false, "dirilme": false, @@ -1482,6 +1663,7 @@ "dissection": true, "disseksiyon": false, "diyalog": false, + "diyebildi": false, "diyebilir": false, "diyebilirim": false, "diyebiliriz": false, @@ -1491,17 +1673,21 @@ "diyeceksin": false, "diyeceksiniz": false, "diyelim": false, + "diyemem": false, "diyemeyiz": false, "diyemezsin": false, "diyemiyordu": false, "diyetle": false, + "diyeyim": false, "diyordu": false, "diyorduk": false, + "diyorsa": false, "diyorsun": false, "diyorsunuz": false, "diyorum": false, "diyoruz": false, "dizeyi": false, + "dizili": false, "dizilim": false, "dizilimi": false, "dizin": false, @@ -1515,6 +1701,7 @@ "doktordu": false, "doktorla": false, "doktorlara": false, + "doktorlarla": false, "doktorluk": false, "doktorsunuz": false, "doktoru": false, @@ -1523,28 +1710,38 @@ "doktorun": false, "doktorunuzun": false, "dokuma": false, + "dokunabilir": false, + "dokunabilirsiniz": false, "dokunamaz": false, "dokundu": false, "dokundum": false, + "dokundurdu": false, + "dokunmaz": false, "dokununca": false, "dokunursa": false, "dokunuyordu": false, + "dokusuydu": false, "dokuz": false, "dokuzu": false, "dokuzuncu": false, "dolana": false, "doldu": false, + "doldurabilirdi": false, + "dolduramayabilirsin": false, "doldurana": false, "doldurdu": false, "doldurduk": false, "doldurdum": false, "doldurmak": false, + "doldurulabilir": false, "doldurur": false, "doldururdu": false, "dolduruyordu": false, "dolgu": false, + "dolgulu": false, "dolgun": false, "dolgunluk": false, + "dolmaz": false, "dolsa": false, "doluydu": false, "doluyordu": false, @@ -1560,8 +1757,10 @@ "dondu": false, "dondurdu": false, "dondurucu": false, + "dongpo": false, "donuk": false, "donuktur": false, + "doruk": false, "dostane": false, "dostluk": false, "dostsuz": false, @@ -1592,18 +1791,25 @@ "durabilirlerse": false, "duraklama": false, "duraksama": false, + "durana": false, "durdu": false, "durduk": false, "durdum": false, + "durdun": false, "durdurabildim": false, + "durdurabilir": false, "durdurdu": false, "durdurmak": false, "durdurmam": false, + "durdurmazsak": false, "durdurulamaz": false, "durduruldu": false, "durmak": false, + "durmam": false, "durmama": false, + "durmazsa": false, "durmuyordu": false, + "durmuyorsun": false, "dursa": false, "durulmaz": false, "duruma": false, @@ -1617,6 +1823,7 @@ "durumumuz": false, "durumun": false, "durumuna": false, + "durumunuzu": false, "durumuyla": false, "durun": false, "durur": false, @@ -1640,6 +1847,7 @@ "duyar": false, "duydu": false, "duydugum": false, + "duyduguma": false, "duyduk": false, "duydum": false, "duydun": false, @@ -1650,6 +1858,7 @@ "duygumla": false, "duygusal": false, "duygusuna": false, + "duygusuyla": false, "duyguyu": false, "duymak": false, "duymakla": false, @@ -1670,6 +1879,7 @@ "duyulur": false, "duyulursa": false, "duyuluyordu": false, + "duyum": false, "duyunca": false, "duyurdu": false, "duyurmak": false, @@ -1688,9 +1898,12 @@ "eccossois": false, "echoing": true, "eczane": false, + "edayla": false, "eddie": true, "edebi": false, "edebildi": false, + "edebildik": false, + "edebildiniz": false, "edebilir": false, "edebilirdi": false, "edebilirdik": false, @@ -1704,6 +1917,7 @@ "edebilirsiniz": false, "edebiliyordu": false, "edebiliyordum": false, + "edebiliyorsam": false, "edebiliyorsun": false, "edebiliyorum": false, "edebilmek": false, @@ -1723,6 +1937,7 @@ "edemedin": false, "edemem": false, "edemese": false, + "edemesin": false, "edemeyiz": false, "edemez": false, "edemezdi": false, @@ -1758,7 +1973,9 @@ "edildin": false, "edilebilir": false, "edilebilirdi": false, + "edilebilirlik": false, "edilebilirse": false, + "edileceklerdi": false, "edilecekti": false, "edilemedi": false, "edilemez": false, @@ -1780,6 +1997,7 @@ "edilmesiyle": false, "edilmeyi": false, "edilmez": false, + "edilmiyordu": false, "edilse": false, "edinburgh": true, "edince": false, @@ -1788,10 +2006,12 @@ "edinebilir": false, "edinebilirsiniz": false, "edinemeyince": false, + "edinemiyorum": false, "edinildi": false, "edinilebilirdi": false, "edinme": false, "edinmek": false, + "edinmekti": false, "edited": true, "edition": true, "editor": true, @@ -1799,6 +2019,7 @@ "ediyordum": false, "ediyordunuz": false, "ediyorlarsa": false, + "ediyorsa": false, "ediyorsun": false, "ediyorsunuz": false, "ediyorum": false, @@ -1821,11 +2042,13 @@ "egzersizin": false, "egzersizle": false, "egzotik": false, + "ejder": false, "ejderha": false, "ekibi": false, "ekibimize": false, "ekilebilir": false, "ekilebiliriz": false, + "ekime": false, "ekimi": false, "ekimle": false, "ekinlere": false, @@ -1875,6 +2098,7 @@ "elbiseyle": false, "eldivenle": false, "elememize": false, + "elendi": false, "elime": false, "elimi": false, "elimin": false, @@ -1883,6 +2107,7 @@ "elimle": false, "eliniz": false, "elinize": false, + "elinizi": false, "elinizin": false, "elinizle": false, "elinle": false, @@ -1890,8 +2115,11 @@ "elipsoit": false, "eliyle": false, "ellere": false, + "ellerim": false, "ellerimi": false, "ellerimiz": false, + "ellerimle": false, + "ellerin": false, "elleriniz": false, "elleriyle": false, "ellerle": false, @@ -1905,11 +2133,13 @@ "emilebilir": false, "emilirdi": false, "emindi": false, + "emindim": false, "eminim": false, "eminiz": false, "eminlik": false, "eminlikleriniz": false, "emirlerim": false, + "emirleriyle": false, "emirse": false, "emiyordu": false, "emniyet": false, @@ -1918,6 +2148,7 @@ "empress": true, "emredildi": false, "emrediyorsunuz": false, + "emretmek": false, "emretti": false, "emrim": false, "emriyle": false, @@ -1941,12 +2172,15 @@ "engellemeyecekti": false, "engellemeyi": false, "engellemezdi": false, + "engellendi": false, "engelleniyordu": false, "engellerdi": false, + "engellese": false, "engelleyecekti": false, "engelleyecektir": false, "engelleyemedi": false, "engelleyemedim": false, + "engelleyemiyordu": false, "engelliyordu": false, "engenders": true, "english": true, @@ -1971,14 +2205,19 @@ "eridi": false, "eriyordu": false, "erkek": false, + "erkekle": false, "erkeklere": false, "erkeklerin": false, "erkeklerle": false, + "erkekse": false, "erkekti": false, "erkektir": false, + "ermek": false, "error": true, "erscheint": false, + "erteleme": false, "ertelemeyi": false, + "ertelenmek": false, "erzak": false, "esans": false, "eseri": false, @@ -1993,6 +2232,7 @@ "esiyordu": false, "eskilerin": false, "eskizi": false, + "eskortu": false, "esmer": false, "esmerlik": false, "esnek": false, @@ -2021,6 +2261,7 @@ "etkilemedi": false, "etkilemek": false, "etkilemez": false, + "etkilemezdi": false, "etkilendi": false, "etkilendim": false, "etkilenebilir": false, @@ -2030,6 +2271,7 @@ "etkileriyle": false, "etkileyebilir": false, "etkileyebilirdin": false, + "etkileyecektir": false, "etkileyici": false, "etkili": false, "etkinliklere": false, @@ -2050,6 +2292,7 @@ "etmeliyim": false, "etmeliyiz": false, "etmem": false, + "etmeme": false, "etmemek": false, "etmemeliyiz": false, "etmemem": false, @@ -2076,6 +2319,7 @@ "etmez": false, "etmezdi": false, "etmezdim": false, + "etmezlerdi": false, "etmezse": false, "etmezsek": false, "etmezsiniz": false, @@ -2088,9 +2332,11 @@ "etmiyorum": false, "etoile": false, "etrafa": false, + "etsem": false, "etseydim": false, "etseydiniz": false, "etsin": false, + "etsiz": false, "ettik": false, "ettim": false, "ettin": false, @@ -2099,7 +2345,10 @@ "ettirdim": false, "ettirebilirim": false, "ettirilemez": false, + "ettirirdi": false, + "ettiriyordu": false, "ettirmek": false, + "ettiyse": false, "eugene": true, "eunuch": true, "eunuhi": false, @@ -2113,17 +2362,23 @@ "evimiz": false, "evimize": false, "evimle": false, + "eviniz": false, "evinize": false, "evlat": false, "evlendi": false, "evlendirildi": false, + "evlendirmek": false, "evlenme": false, + "evlenmek": false, "evlenmemi": false, "evlere": false, "evlerin": false, "evlilik": false, "evliliklere": false, + "evliydin": false, "evrak": false, + "evrakla": false, + "evraklara": false, "evrensel": false, "evsel": false, "evsiz": false, @@ -2137,6 +2392,7 @@ "eyaletle": false, "eyeri": false, "eyerliklere": false, + "eyersiz": false, "eylem": false, "eyleme": false, "eylemi": false, @@ -2148,10 +2404,12 @@ "ezekiel": true, "ezelelim": false, "ezeli": false, + "ezici": false, "ezildi": false, "ezilirdik": false, "ezilme": false, "ezilse": false, + "eziyet": false, "ezmek": false, "ezmekle": false, "faaliyeti": false, @@ -2164,6 +2422,7 @@ "falconry": true, "familileriniz": false, "family": true, + "fanatikti": false, "fancy": true, "fantastik": false, "fantazi": false, @@ -2178,7 +2437,9 @@ "fauna": true, "fazla": false, "fazlaca": false, + "federasyon": false, "feifa": false, + "feilong": false, "felaket": false, "felaketi": false, "felaketin": false, @@ -2198,10 +2459,13 @@ "ferdi": false, "feribotla": false, "fermanla": false, + "fermantasyon": false, "festival": true, "festivali": false, "fether": false, + "fetih": false, "fifty": true, + "fiilin": false, "fikir": false, "fikirdeyim": false, "fikirdi": false, @@ -2220,6 +2484,8 @@ "filiz": false, "filizi": false, "filizlenmeyi": false, + "filizleriyle": false, + "filoyla": false, "filozof": false, "fincana": false, "firari": false, @@ -2238,6 +2504,7 @@ "flower": true, "flowers": true, "folly": true, + "fonetik": false, "foolscap": false, "footnotes": true, "footrace": true, @@ -2280,6 +2547,8 @@ "garanti": false, "garcio": false, "gardiyanlarla": false, + "gariplik": false, + "garipti": false, "garter": true, "garters": true, "gastrolit": false, @@ -2301,6 +2570,7 @@ "gecikmeyle": false, "geciktim": false, "geciktirilemez": false, + "geciktirmek": false, "geldi": false, "geldik": false, "geldim": false, @@ -2314,6 +2584,7 @@ "gelecekti": false, "gelecektir": false, "gelemedi": false, + "gelemeyecekti": false, "gelemezdi": false, "gelemezdik": false, "gelemezsin": false, @@ -2322,7 +2593,9 @@ "gelenek": false, "geleneksel": false, "gelenekti": false, + "gelenlere": false, "gelenlerin": false, + "gelenlerle": false, "gelgit": false, "gelgitin": false, "gelin": false, @@ -2337,15 +2610,18 @@ "gelirmisiniz": false, "gelirse": false, "gelirsem": false, + "gelirsiniz": false, "geliyordu": false, "geliyorsa": false, "geliyorsun": false, "geliyorum": false, + "geliyorummm": false, "gelme": false, "gelmedi": false, "gelmedim": false, "gelmek": false, "gelmektir": false, + "gelmeliydim": false, "gelmem": false, "gelmeme": false, "gelmemi": false, @@ -2369,7 +2645,9 @@ "gemimizin": false, "gemiyi": false, "gemiyle": false, + "gence": false, "genci": false, + "gencin": false, "gendarme": true, "genel": false, "genellikle": false, @@ -2380,6 +2658,7 @@ "geometrical": true, "geometrik": false, "george": false, + "gerdi": false, "gerekebilir": false, "gerekebilirdi": false, "gerekecekti": false, @@ -2395,6 +2674,7 @@ "gerekmez": false, "gerekmezdi": false, "gerekmiyordu": false, + "gerekse": false, "gereksiz": false, "gereksizdi": false, "gerekti": false, @@ -2411,6 +2691,7 @@ "gerildi": false, "gerilim": false, "gerilimi": false, + "gerilimin": false, "gerilimli": false, "geriyordu": false, "gerizginiz": false, @@ -2430,6 +2711,7 @@ "getireceksin": false, "getirecekti": false, "getirecektir": false, + "getiremezdi": false, "getiremezlerdi": false, "getiremiyordu": false, "getirene": false, @@ -2444,6 +2726,7 @@ "getirirdi": false, "getirirse": false, "getiriyordu": false, + "getiriyorsunuz": false, "getiriyoruz": false, "getirme": false, "getirmedin": false, @@ -2452,26 +2735,33 @@ "getirmektir": false, "getirmeliyim": false, "getirmeliyiz": false, + "getirmem": false, "getirmemelisiniz": false, "getirmememi": false, "getirmemi": false, "getirmemiz": false, + "getirmemizin": false, "getirmeyi": false, + "getirmeyin": false, "getirmezlerdi": false, "getirmiyordu": false, "getirse": false, "getirttin": false, + "geveze": false, "gevezelik": false, + "geveziyorsun": false, "gewohulich": false, "geyik": false, "gezdirdi": false, "gezdirilmemi": false, + "gezdiriyordu": false, "gezdirsin": false, "gezegene": false, "gezegenlerimizin": false, "gezegenlerin": false, "gezgin": false, "gezginlerin": false, + "gezici": false, "gezimiz": false, "geziniyordu": false, "geziniyoruz": false, @@ -2482,9 +2772,11 @@ "gibbous": true, "gibisin": false, "gibisiniz": false, + "gibiydik": false, "gibiydim": false, "gibiyim": false, "gibiyiz": false, + "gidebildi": false, "gidebilir": false, "gidebilirdi": false, "gidebilirdim": false, @@ -2499,6 +2791,7 @@ "gidecekti": false, "gidelim": false, "gidemem": false, + "gidemezdi": false, "gidemezsin": false, "gidemezsiniz": false, "gidenlerin": false, @@ -2518,6 +2811,7 @@ "gideyim": false, "gidin": false, "gidiyordu": false, + "gidiyorsa": false, "gidiyorsun": false, "gidiyorsunuz": false, "gidiyorum": false, @@ -2527,21 +2821,29 @@ "girdi": false, "girdik": false, "girdim": false, + "girdiyi": false, "girebiliriz": false, "girebilirlerdi": false, + "gireceksiniz": false, "girelim": false, "giremedi": false, "giremesin": false, "giremez": false, + "giremezlerdi": false, "girer": false, + "girerdi": false, "girilemez": false, "girin": false, "girince": false, "giriyordu": false, "giriyoruz": false, + "girme": false, "girmedi": false, "girmek": false, + "girmemektir": false, + "girmene": false, "girmenizi": false, + "girmese": false, "girmeyecekti": false, "girmeyi": false, "girmiyordu": false, @@ -2557,9 +2859,12 @@ "gitmeyeceklerdi": false, "gitmeyeceksin": false, "gitmeyi": false, + "gitmez": false, + "gitmezdi": false, "gitmezse": false, "gitmiyordu": false, "gitmiyorsun": false, + "gitmiyoruz": false, "gitse": false, "gitseydim": false, "gitsin": false, @@ -2568,6 +2873,7 @@ "gittim": false, "gittin": false, "giydin": false, + "giyebilir": false, "giyebilirsin": false, "giyecekti": false, "giyimli": false, @@ -2578,10 +2884,12 @@ "giyinmek": false, "giyinmeyi": false, "giyiyordu": false, + "giyme": false, "giymek": false, "giymelisiniz": false, "giymiyordu": false, "giysileriyle": false, + "giysilerle": false, "giysili": false, "giysisiyle": false, "giysiyi": false, @@ -2597,6 +2905,8 @@ "gizlemem": false, "gizlemeyi": false, "gizlenebilir": false, + "gizlenebilirdi": false, + "gizlenebilirsek": false, "gizlenemez": false, "gizlenemezdi": false, "gizlenmek": false, @@ -2634,6 +2944,8 @@ "grubumuza": false, "grubun": false, "grubuna": false, + "grubunuz": false, + "grubuyla": false, "grupla": false, "gruplara": false, "guiding": true, @@ -2649,6 +2961,7 @@ "gururuna": false, "gutenberg": false, "gyoku": false, + "gyokujun": false, "gyokuyou": false, "haber": false, "haberci": false, @@ -2684,12 +2997,14 @@ "haftalarca": false, "hainlik": false, "hairy": true, + "haisongzi": false, "hakaret": false, "hakaretti": false, "hakikat": false, "hakikati": false, "hakikatin": false, "hakim": false, + "hakimin": false, "hakimiyeti": false, "haklarla": false, "halat": false, @@ -2698,10 +3013,13 @@ "haldeyim": false, "halef": false, "halefi": false, + "halefim": false, + "halefin": false, "halefiyet": false, "halimi": false, "halimizin": false, "halimle": false, + "halin": false, "halindeyim": false, "haliyle": false, "halka": false, @@ -2710,6 +3028,7 @@ "halledelim": false, "halleder": false, "hallederdi": false, + "hallederdik": false, "hallederim": false, "hallederiz": false, "hallederlerse": false, @@ -2725,9 +3044,12 @@ "halletmemiz": false, "halletmesiyle": false, "halletmeyi": false, + "halletmiyorsunuz": false, "halletsin": false, + "hallettim": false, "hallettin": false, "halsiz": false, + "halsizdi": false, "hamam": false, "hamile": false, "hamilelik": false, @@ -2737,6 +3059,7 @@ "hamur": false, "hamuru": false, "hangi": false, + "hangisiyle": false, "hanky": true, "hapis": false, "hapise": false, @@ -2767,6 +3090,7 @@ "hareketsiz": false, "hareketti": false, "harem": true, + "harfi": false, "harfin": false, "harfiyeci": false, "harfle": false, @@ -2790,6 +3114,8 @@ "hastalanmak": false, "hastalara": false, "hastalarla": false, + "hastane": false, + "hastayla": false, "hastings": false, "hatalara": false, "hatam": false, @@ -2797,6 +3123,7 @@ "hatlara": false, "haunted": true, "havadar": false, + "havalara": false, "havayla": false, "having": true, "havlusuyla": false, @@ -2824,6 +3151,7 @@ "hayduttu": false, "haydutun": false, "haykirdi": false, + "hayli": false, "hayret": false, "hayretim": false, "hayretle": false, @@ -2848,11 +3176,16 @@ "hedeflere": false, "hedefliyorsun": false, "hedefliyorum": false, + "hediyelik": false, + "hediyeyi": false, "heeey": false, "hekim": false, "hekimdi": false, + "hekime": false, + "hekimi": false, "hekimin": false, "hekimle": false, + "hekimlere": false, "hekimlerin": false, "hekimlik": false, "helena": true, @@ -2869,11 +3202,16 @@ "hepimizi": false, "hepiniz": false, "hepinize": false, + "hepinizin": false, "hepsimiz": false, + "hepsiyle": false, "heraclides": false, "herald": false, "hereditary": true, "herhangi": false, + "herif": false, + "herife": false, + "herifi": false, "herkesin": false, "herkesle": false, "hermes": true, @@ -2899,7 +3237,9 @@ "heykelcilik": false, "heykeli": false, "heykelin": false, + "hidrasyona": false, "highly": true, + "hijyenik": false, "hikayelere": false, "hikayelerimiz": false, "hikayesiyle": false, @@ -2912,6 +3252,7 @@ "hipotezdi": false, "hipotezimle": false, "hippodrome": true, + "hislere": false, "hislerim": false, "hislerimi": false, "hisse": false, @@ -2920,7 +3261,9 @@ "hissedebiliyorum": false, "hissedecekti": false, "hissedemezdi": false, + "hissedene": false, "hissederdi": false, + "hissederdin": false, "hissedersem": false, "hissedilir": false, "hissediliyordu": false, @@ -2939,6 +3282,7 @@ "hissetmeme": false, "hissetmemi": false, "hissetmene": false, + "hissetmeyi": false, "hissetmez": false, "hissetmiyordum": false, "hissetmiyorum": false, @@ -2949,6 +3293,7 @@ "hissettiklerime": false, "hissettiklerimi": false, "hissettim": false, + "hissettin": false, "hissettirdi": false, "hissettirir": false, "hissettirirdi": false, @@ -2962,6 +3307,7 @@ "hitorigoto": false, "hiyeroglifik": false, "hizmet": false, + "hizmeti": false, "hizmetinize": false, "hizmetkar": false, "hizmetkara": false, @@ -2969,6 +3315,7 @@ "hizmetkarlarla": false, "hizmetlerin": false, "hizmetleriyle": false, + "hmmmm": false, "hobileriniz": false, "holland": false, "hominis": false, @@ -2976,6 +3323,7 @@ "hongniang": false, "hooray": true, "hopkins": false, + "horluyordu": false, "horoz": false, "hortensyalara": false, "horuldu": false, @@ -2986,6 +3334,7 @@ "hoyle": false, "hristos": false, "hrngh": false, + "hrrrghhh": false, "hudson": false, "huguenot": false, "hukuk": false, @@ -2993,6 +3342,7 @@ "humboldt": false, "hundreds": true, "hungry": true, + "hunharca": false, "hurma": false, "hurra": false, "hurrah": true, @@ -3006,8 +3356,11 @@ "huzurlu": false, "huzurluydu": false, "huzursuz": false, + "huzursuzca": false, "huzursuzdu": false, "huzursuzluk": false, + "huzurun": false, + "huzuruna": false, "hypocrisy": true, "hyuuga": false, "ibadet": false, @@ -3025,8 +3378,11 @@ "idealdi": false, "idealische": false, "idealischer": false, + "idealize": true, "identity": true, "idilli": false, + "ifadelere": false, + "ifadelerin": false, "ifadeleriyle": false, "ifadeli": false, "ifadesiyle": false, @@ -3036,6 +3392,7 @@ "ifadeyle": false, "iffet": false, "iffetsiz": false, + "iflas": false, "ignotum": false, "ihanet": false, "ihaneti": false, @@ -3043,10 +3400,12 @@ "ihlal": false, "ihlali": false, "ihmal": false, + "ihmalimin": false, "ihmalin": false, "ihmallere": false, "ihtimal": false, "ihtimaldi": false, + "ihtimale": false, "ihtimali": false, "ihtimalle": false, "ihtiyaca": false, @@ -3054,13 +3413,17 @@ "ikamelerin": false, "ikamet": false, "ikameti": false, + "ikilemdi": false, "ikilemin": false, "ikili": false, + "ikiliyle": false, "ikimiz": false, + "ikimize": false, "ikimizin": false, "ikinci": false, "ikincil": false, "ikiniz": false, + "ikinizin": false, "ikisiyle": false, "ikizi": false, "iklim": false, @@ -3069,6 +3432,7 @@ "iklimin": false, "ikram": false, "ikramlara": false, + "iksir": false, "iksirin": false, "ilaca": false, "ilahi": false, @@ -3077,6 +3441,7 @@ "ileriki": false, "ilerledi": false, "ilerledik": false, + "ilerledim": false, "ilerlediniz": false, "ilerleme": false, "ilerlemek": false, @@ -3102,6 +3467,7 @@ "iletir": false, "iletme": false, "iletmeliyim": false, + "iletmemi": false, "iletmezlerdi": false, "iletti": false, "ilgilendi": false, @@ -3116,8 +3482,11 @@ "ilgileniyordu": false, "ilgileniyorsa": false, "ilgileniyoruz": false, + "ilgilenmek": false, + "ilgilenmelisin": false, "ilgilenmese": false, "ilgilenmeyi": false, + "ilgilenmiyordu": false, "ilgilenmiyorsun": false, "ilgilenmiyorum": false, "ilgileriyle": false, @@ -3127,6 +3496,7 @@ "ilgim": false, "ilgisiz": false, "ilgisizlik": false, + "ilgiyi": false, "ilgiyle": false, "ilham": false, "ilkbahar": false, @@ -3152,8 +3522,11 @@ "imprinting": true, "imzalamak": false, "imzayla": false, + "inana": false, + "inanabilirdi": false, "inanabilirdik": false, "inanabilirim": false, + "inanca": false, "inanmak": false, "inanmam": false, "inanmamak": false, @@ -3163,6 +3536,7 @@ "inatla": false, "incecik": false, "incedi": false, + "inceldi": false, "inceledi": false, "inceledim": false, "inceleme": false, @@ -3179,8 +3553,10 @@ "incelendi": false, "incelenmesiyle": false, "inceleyebilir": false, + "inceleyebilirdi": false, "inceleyebilirsin": false, "inceleyelim": false, + "inceleyemiyordu": false, "incelik": false, "incelikle": false, "incelikli": false, @@ -3189,6 +3565,7 @@ "inceliyorsun": false, "inceltti": false, "incelttik": false, + "incilerdi": false, "incitici": false, "incittim": false, "increase": true, @@ -3206,10 +3583,12 @@ "indirim": false, "indirir": false, "indirirdi": false, + "indiririz": false, "indirmek": false, "indirmekti": false, "indirmektir": false, "indirmeyene": false, + "indirmeyi": false, "individual": true, "inene": false, "inerim": false, @@ -3227,12 +3606,14 @@ "iniyorum": false, "inkar": false, "inledi": false, + "inmedi": false, "inmek": false, "inmem": false, "inquirendo": false, "inquirer": false, "insana": false, "insaniyet": false, + "insanla": false, "insanlara": false, "insanlarla": false, "insists": true, @@ -3261,6 +3642,7 @@ "irademizi": false, "iradesiyle": false, "irdonozur": false, + "irkildi": false, "irtifa": false, "irtifama": false, "isabet": false, @@ -3270,6 +3652,7 @@ "isidore": false, "isimdi": false, "isimle": false, + "isimlendirme": false, "isimli": false, "isimse": false, "isimsiz": false, @@ -3302,12 +3685,14 @@ "istemek": false, "istemem": false, "istememekle": false, + "istememem": false, "istemese": false, "istemesek": false, "istemeseydik": false, "istemeyecekti": false, "istemeyi": false, "istemeyin": false, + "istemeyiz": false, "istemez": false, "istemezdi": false, "istemezdim": false, @@ -3317,10 +3702,13 @@ "istemiyordum": false, "istemiyorlarsa": false, "istemiyorsa": false, + "istemiyorsam": false, "istemiyorum": false, "istemiyoruz": false, "istendi": false, + "istenirdi": false, "isteniyorsa": false, + "istenmemin": false, "ister": false, "isterdi": false, "isterdim": false, @@ -3334,16 +3722,22 @@ "istersiniz": false, "istese": false, "istesek": false, + "isteselerdi": false, "istesem": false, "isteseydim": false, + "isteyebilir": false, "isteyebilirdi": false, + "isteyebilirdim": false, "isteyebiliriz": false, "isteyebilirsiniz": false, + "isteyecekti": false, + "isteyenlerin": false, "isteyin": false, "istifa": false, "istihbarat": false, "istihdam": false, "istikrar": false, + "istikrara": false, "istikrarla": false, "istila": false, "istismar": false, @@ -3366,15 +3760,20 @@ "itaat": false, "itaatkar": false, "itebileceksin": false, + "itebilirsin": false, "ithal": false, + "ithalat": false, "itibar": false, + "itibara": false, "itici": false, + "itidal": false, "itildi": false, "itilir": false, "itiliyorum": false, "itiraf": false, "itiraz": false, "itiyordu": false, + "itkiyi": false, "itmek": false, "itmesiyle": false, "itself": true, @@ -3402,6 +3801,7 @@ "izlemek": false, "izlemekti": false, "izlemeliyiz": false, + "izlemem": false, "izlememi": false, "izlememiz": false, "izlemeyecektir": false, @@ -3431,6 +3831,7 @@ "izliyorsun": false, "izliyorum": false, "iznim": false, + "izniniz": false, "izninizle": false, "izninle": false, "izole": false, @@ -3444,8 +3845,11 @@ "jazgul": false, "jennie": true, "jeolojik": false, + "jesti": false, + "jestin": false, "jestiyle": false, "jestle": false, + "jiletle": false, "jimnastik": false, "jinshi": false, "jinshiyle": false, @@ -3454,9 +3858,11 @@ "journal": true, "jules": false, "julia": true, + "junjie": false, "jupiter": false, "justly": true, "kabaca": false, + "kabarmak": false, "kabile": false, "kabilelere": false, "kabilelerimiz": false, @@ -3464,6 +3870,7 @@ "kabilesiyle": false, "kabileyi": false, "kabin": false, + "kabinlerimizin": false, "kabuk": false, "kabuklu": false, "kabul": false, @@ -3472,8 +3879,10 @@ "kabullenmeliyim": false, "kaburga": false, "kabus": false, + "kadarki": false, "kadarla": false, "kadeh": false, + "kademe": false, "kader": false, "kaderdi": false, "kaderi": false, @@ -3504,8 +3913,10 @@ "kalabilirdi": false, "kalabiliriz": false, "kalabilirsin": false, + "kalabiliyordu": false, "kalamam": false, "kalana": false, + "kalanlara": false, "kalay": false, "kalbe": false, "kalbi": false, @@ -3517,15 +3928,20 @@ "kalbin": false, "kalem": false, "kaleme": false, + "kalemi": false, "kalemla": false, + "kalemle": false, "kaliteli": false, "kaliteyi": false, "kalkabildim": false, "kalkarsa": false, + "kalkmam": false, "kalma": false, "kalmak": false, "kalmam": false, + "kalmamak": false, "kalmamam": false, + "kalmasak": false, "kalmayana": false, "kalmaz": false, "kalple": false, @@ -3541,6 +3957,7 @@ "kamuoyu": false, "kamuoyuna": false, "kamusal": false, + "kanaat": false, "kanaatime": false, "kanal": false, "kanala": false, @@ -3548,9 +3965,13 @@ "kanat": false, "kanatlara": false, "kanca": false, + "kanepe": false, + "kanepeyi": false, "kanji": false, "kanla": false, "kanlara": false, + "kanopili": false, + "kantaron": false, "kanvas": false, "kaosa": false, "kaosun": false, @@ -3560,6 +3981,7 @@ "kapasiteyi": false, "kapatabilirdi": false, "kapatabilirsiniz": false, + "kapatma": false, "kapatmak": false, "kapatsa": false, "kaplama": false, @@ -3570,13 +3992,16 @@ "kapsar": false, "kaptana": false, "kaptanla": false, + "karabiber": false, "karadut": false, + "karahindiba": false, "karakol": false, "karakter": false, "karaktere": false, "karakteri": false, "karakterimiz": false, "karakterin": false, + "karakteristik": false, "karakteriyle": false, "karakterle": false, "karakterlerin": false, @@ -3585,10 +4010,14 @@ "karamsar": false, "karar": false, "karara": false, + "karayolu": false, "karayoluyla": false, "kareleriyle": false, "karga": false, + "karides": false, + "kariyer": false, "kariyeri": false, + "karizma": false, "karizmatik": false, "karla": false, "kartal": false, @@ -3602,6 +4031,7 @@ "kastediyorsun": false, "kastediyorsunuz": false, "kastediyorum": false, + "kastetmedim": false, "kastetmiyordum": false, "kastetmiyorum": false, "kastetti": false, @@ -3609,8 +4039,9 @@ "kasveti": false, "kasvetle": false, "kasvetli": false, + "katabilir": false, "katabilirdi": false, - "katar": true, + "katar": false, "kategori": false, "katil": false, "katili": false, @@ -3620,6 +4051,7 @@ "katlanmak": false, "katlarca": false, "katlederdi": false, + "katledildi": false, "katliam": false, "katliama": false, "katmak": false, @@ -3629,6 +4061,7 @@ "kavanoza": false, "kavanozu": false, "kavanozun": false, + "kavanozuna": false, "kavga": false, "kavgayla": false, "kavisli": false, @@ -3636,6 +4069,8 @@ "kavrama": false, "kavramak": false, "kavranamaz": false, + "kavrulursa": false, + "kavurdu": false, "kavurma": false, "kavurucuydu": false, "kavuruyordu": false, @@ -3650,6 +4085,7 @@ "kaybedilmek": false, "kaybedilmesiyle": false, "kaybediyordu": false, + "kaybetme": false, "kaybetmedi": false, "kaybetmedim": false, "kaybetmek": false, @@ -3668,10 +4104,12 @@ "kaybolmak": false, "kaybolmuyorum": false, "kaybolur": false, + "kaybolursa": false, "kayboluyordu": false, "kaydedebilirim": false, "kaydeder": false, "kaydediyordum": false, + "kaydediyorum": false, "kaydetmedi": false, "kaydetmek": false, "kaydettim": false, @@ -3688,6 +4126,7 @@ "kazalara": false, "kazanabilirdi": false, "kazanabilirim": false, + "kazanabiliriz": false, "kazanma": false, "kazanmak": false, "kazansa": false, @@ -3716,6 +4155,7 @@ "kemikle": false, "kemiklere": false, "kemiklerime": false, + "kemiklerin": false, "kemikli": false, "kemirdi": false, "kemirici": false, @@ -3725,6 +4165,7 @@ "kenara": false, "kenarla": false, "kendi": false, + "kendileriyle": false, "kendim": false, "kendime": false, "kendimi": false, @@ -3734,26 +4175,36 @@ "kendimizi": false, "kendimizin": false, "kendin": false, + "kendince": false, "kendiniz": false, "kendinizi": false, + "kendinizin": false, + "kendinle": false, "kendisiyle": false, + "kendisiyse": false, "kendiyle": false, + "kerestelerin": false, + "kervana": false, "kervanlarla": false, "kesebilir": false, "keseceklerdi": false, + "keselim": false, "kesemez": false, "kesemezsin": false, "kesemezsiniz": false, "kesene": false, + "keser": false, "kesici": false, "kesicilerin": false, "kesiciyle": false, "kesik": false, + "kesiklerle": false, "kesikli": false, "kesikti": false, "kesildi": false, "kesildik": false, "kesilecektir": false, + "kesim": false, "kesimi": false, "kesimlere": false, "kesin": false, @@ -3770,7 +4221,10 @@ "keskinlik": false, "keskinlikle": false, "kesme": false, + "kesmedi": false, "kesmek": false, + "kesmeniz": false, + "kesmesin": false, "kesmeyi": false, "kesmeyin": false, "kesselersek": false, @@ -3778,6 +4232,8 @@ "kestik": false, "kestim": false, "kevin": false, + "keyfane": false, + "keyfe": false, "keyfi": false, "keyif": false, "keyifle": false, @@ -3791,6 +4247,7 @@ "kibirlilik": false, "kibirliydim": false, "kilise": false, + "kiliseyle": false, "kilit": false, "kilitledi": false, "kilitledim": false, @@ -3804,6 +4261,7 @@ "kilomu": false, "kilon": false, "kimdi": false, + "kimim": false, "kimin": false, "kiminle": false, "kimlerdi": false, @@ -3850,7 +4308,9 @@ "kokusuydu": false, "kokusuyla": false, "kokusuz": false, + "kokuyordu": false, "kokuyorsun": false, + "kokuyou": false, "kokuyu": false, "kolay": false, "kolayca": false, @@ -3859,7 +4319,9 @@ "kolejlere": false, "koleksiyonuma": false, "koleksiyonuydu": false, + "kolsuz": false, "koltuk": false, + "kolum": false, "koluma": false, "kolumu": false, "kolumun": false, @@ -3867,12 +4329,15 @@ "koluna": false, "koluyla": false, "kombinasyonuydu": false, + "komedi": false, "komik": false, "komikti": false, "kompakt": false, "komplikasyon": false, + "komplo": false, "komplosuna": false, "kompres": false, + "komut": false, "konak": false, "konaka": false, "konaklara": false, @@ -3881,6 +4346,7 @@ "kondu": false, "konferans": false, "konferansa": false, + "konfeti": false, "konfor": false, "konforlu": false, "konforu": false, @@ -3892,8 +4358,10 @@ "konuk": false, "konuklarla": false, "konulara": false, + "konuldu": false, "konulmaz": false, "konum": false, + "konuma": false, "konumu": false, "konumum": false, "konumuma": false, @@ -3911,16 +4379,21 @@ "konuyla": false, "konuyordu": false, "konuyu": false, + "koordinasyonsuzdu": false, "kopabilir": false, "koparmak": false, "koptu": false, + "kopyam": false, + "koridor": false, "koridora": false, "koridorun": false, "korkak": false, "korkar": false, + "korkma": false, "korkmam": false, "korkmuyordu": false, "korkmuyorsun": false, + "korkmuyorum": false, "korktu": false, "korktuk": false, "korktum": false, @@ -3931,6 +4404,7 @@ "korkusuyla": false, "korkusuzca": false, "korkutma": false, + "korkuttu": false, "korkutucu": false, "korkutucuydu": false, "korkutuyordu": false, @@ -3939,13 +4413,16 @@ "korkuyordu": false, "korkuyordum": false, "korkuyorlarsa": false, + "korkuyorsun": false, "korkuyorum": false, "korkuyu": false, + "korsanlarla": false, "korudu": false, "korudum": false, "koruma": false, "korumak": false, "korumakla": false, + "korumalara": false, "korumalarla": false, "korumam": false, "korumuyordu": false, @@ -3955,27 +4432,37 @@ "korunuyordu": false, "korur": false, "korursa": false, + "korusa": false, "korusun": false, + "koruyamaz": false, "koruyordu": false, "koruyorsa": false, "koruyucu": false, "koruyuculara": false, "koruyucusunsa": false, + "koruyucusuz": false, "kovabilir": false, + "kovalamak": false, + "kovalayanlara": false, "kovar": false, + "kovayla": false, "kovdu": false, + "kovdum": false, "kovmak": false, "kovucu": false, "koyabilir": false, "koyabilirdi": false, + "koyabiliriz": false, "koyar": false, "koyarlarsa": false, "koyarsa": false, "koyarsak": false, + "koyarsam": false, "koydu": false, "koyduk": false, "koydum": false, "koydun": false, + "koyma": false, "koymak": false, "koymam": false, "koyuldu": false, @@ -3987,6 +4474,8 @@ "koyunlarla": false, "koyuydu": false, "koyuyordu": false, + "kozalak": false, + "kozmetik": false, "kozmogonisiyle": false, "kozmopolit": false, "kraker": false, @@ -4003,6 +4492,7 @@ "kritik": false, "krize": false, "krizi": false, + "krizle": false, "kronik": false, "kronometrem": false, "kubbeli": false, @@ -4015,6 +4505,7 @@ "kullanabiliriz": false, "kullanabilirsin": false, "kullanabilirsiniz": false, + "kullanabiliyorsa": false, "kullanamamam": false, "kullanamasam": false, "kullanamaz": false, @@ -4029,16 +4520,20 @@ "kumar": false, "kumarbaz": false, "kumun": false, + "kurabilirdi": false, + "kurabilirsin": false, "kurabilmek": false, "kurak": false, "kural": false, "kurala": false, "kurallara": false, "kurbanlarla": false, + "kurcalama": false, "kurdele": false, "kurdelelerle": false, "kurdelesiyle": false, "kurdu": false, + "kurduysam": false, "kurgu": false, "kurgulamak": false, "kurgusal": false, @@ -4070,16 +4565,23 @@ "kurutulamazlarsa": false, "kurutulamazsa": false, "kurutulurdu": false, + "kurutuyordu": false, "kuruyabilir": false, "kuruydu": false, "kuruyordu": false, "kuruyorsunuz": false, "kusma": false, + "kusmuk": false, + "kusmukla": false, + "kusturmak": false, "kusur": false, + "kusura": false, "kusurlu": false, "kusursuz": false, + "kusursuzca": false, "kusursuzdu": false, "kusuru": false, + "kusuyordu": false, "kutbu": false, "kutlamak": false, "kutlayabiliriz": false, @@ -4095,15 +4597,18 @@ "kuyruk": false, "kuyruklu": false, "kuzel": false, + "kuzenim": false, "kuzenime": false, "kuzenimi": false, "kuzenimin": false, "kuzenlerin": false, "kuzey": false, + "kuzusun": false, "kvaak": false, "kvakk": false, "lachadive": false, "lahans": false, + "lakap": false, "lamba": false, "lancet": true, "landor": false, @@ -4141,6 +4646,7 @@ "lettres": false, "leziz": false, "lezzet": false, + "lezzeti": false, "lezzetin": false, "lezzetle": false, "lezzetli": false, @@ -4164,8 +4670,10 @@ "limbs": true, "limitime": false, "linese": false, + "lingli": false, "liriodendron": false, "lishu": false, + "listeyi": false, "litera": false, "literal": true, "literary": true, @@ -4183,14 +4691,17 @@ "lussac": false, "lutheranism": true, "lutherthum": false, + "maachue": false, "maalesef": false, "maamaaaam": false, "maamei": false, + "mabed": false, "macera": false, "maceralari": false, "madam": false, "madame": false, "maddelerin": false, + "maddeleriyle": false, "maddeyi": false, "maddi": false, "mademoiselle": false, @@ -4227,6 +4738,7 @@ "makineyi": false, "makul": false, "makyaj": false, + "makyajla": false, "malabar": false, "malikane": false, "malikaneyi": false, @@ -4234,6 +4746,7 @@ "mallarla": false, "malzeme": false, "malzemelere": false, + "malzemelerimi": false, "malzemelerin": false, "malzemelerle": false, "malzemem": false, @@ -4249,6 +4762,7 @@ "mansion": true, "mantar": false, "mantara": false, + "mantarlara": false, "mantis": true, "manuscrit": false, "manzara": false, @@ -4260,6 +4774,7 @@ "maomaoooo": false, "maomoo": false, "marcy": false, + "margaret": true, "marie": false, "marionet": true, "martin": true, @@ -4271,6 +4786,7 @@ "maskeyi": false, "maskeyin": false, "mason": false, + "masrafa": false, "massa": false, "master": true, "masum": false, @@ -4290,6 +4806,7 @@ "mdcxlvii": false, "mecazi": false, "mecbur": false, + "meclis": false, "meclisin": false, "medecin": false, "meditasyon": false, @@ -4308,6 +4825,7 @@ "melodi": false, "melodilere": false, "melodiyi": false, + "memat": false, "memelilerin": false, "memnundu": false, "memnuniyet": false, @@ -4333,6 +4851,7 @@ "mendilsiz": false, "mennais": false, "mensuptu": false, + "mentoru": false, "menzil": false, "merak": false, "merakla": false, @@ -4344,12 +4863,16 @@ "merdivenlerin": false, "merely": true, "merhaba": false, + "merhabaa": false, "merhamet": false, "merhametiyle": false, + "merhametle": false, "merhametli": false, "merhametsiz": false, "merhem": false, + "merheme": false, "merhemi": false, + "merhemimiz": false, "merhemiyle": false, "merhum": false, "merhumla": false, @@ -4357,6 +4880,8 @@ "merkez": false, "merkeze": false, "merkezi": false, + "merkeziniz": false, + "merkezinizi": false, "merkezle": false, "mermi": false, "mesafe": false, @@ -4366,21 +4891,25 @@ "mesai": false, "mesaj": false, "mesajla": false, - "mesela": true, + "mesela": false, "mesele": false, "meseleleriyle": false, "meselesiyle": false, + "meseleyi": false, "meseleyle": false, "meslek": false, "mesleki": false, "mesmerik": false, "messenger": true, "messieurs": true, + "metabolize": true, "metafizik": false, "metal": false, "metalik": false, "meteorik": false, "metin": false, + "metinlerdi": false, + "metinlere": false, "metne": false, "metotik": false, "metre": false, @@ -4409,6 +4938,7 @@ "mezura": false, "midem": false, "mideyi": false, + "mideyim": false, "mideyle": false, "midyelerle": false, "mienne": false, @@ -4434,12 +4964,15 @@ "minderle": false, "mineral": false, "mineralizasyon": false, + "minicik": false, "minik": false, "minimal": true, "minnetle": false, "minnettar": false, "minutes": true, "miras": false, + "mirasa": false, + "mirasla": false, "mirror": true, "misafir": false, "misafirdi": false, @@ -4447,11 +4980,16 @@ "misafirim": false, "misafirimiz": false, "misafirlere": false, + "misafirlerimiz": false, + "misafirlerimizin": false, "misafirlerin": false, "misafirlerle": false, "misafirperver": false, + "misafirperverlikleriyle": false, + "misilleme": false, "misin": false, "misiniz": false, + "misket": false, "missing": true, "mister": true, "mistik": false, @@ -4464,7 +5002,9 @@ "miyiz": false, "mizaca": false, "mmmhh": false, + "mmmrf": false, "mobilyalarla": false, + "mochi": false, "model": false, "modeli": false, "modellerin": false, @@ -4490,18 +5030,23 @@ "morgue": false, "morina": false, "morluk": false, + "morluklarla": false, "mother": true, "motif": false, "motivasyonlu": false, + "motivasyonsuz": false, "motivasyonum": false, "motive": false, "motoru": false, "moultrie": false, "movement": true, + "mrrgh": false, "muamele": false, "muamelesiyle": false, "muameleyle": false, "muayene": false, + "muayenehane": false, + "muayenelere": false, "muayenelerimiz": false, "muayenelerin": false, "muayenenizi": false, @@ -4512,8 +5057,10 @@ "mucizevi": false, "mucizeyle": false, "muhabir": false, + "muhakkak": false, "muhalefet": false, "muhalefetle": false, + "muhatap": false, "muhbir": false, "muhbirimiz": false, "muhtemel": false, @@ -4523,6 +5070,7 @@ "mumla": false, "mumun": false, "murders": true, + "muskat": false, "muslin": false, "muslindi": false, "musun": false, @@ -4540,6 +5088,7 @@ "mutsuzdu": false, "mutsuzluk": false, "muydu": false, + "muydum": false, "muydun": false, "muydunuz": false, "muyum": false, @@ -4582,6 +5131,7 @@ "nedenlerle": false, "nedense": false, "nedensiz": false, + "nedime": false, "needed": true, "nefes": false, "nefese": false, @@ -4589,6 +5139,7 @@ "nefesin": false, "nefesle": false, "nefret": false, + "nefreti": false, "nefretim": false, "nefretle": false, "negro": true, @@ -4607,6 +5158,8 @@ "nemlendirmekle": false, "nemli": false, "nerdedin": false, + "neredeyi": false, + "neredeyim": false, "neredeyse": false, "nereydin": false, "nesil": false, @@ -4625,6 +5178,7 @@ "neufchatel": false, "newfoundland": false, "newington": false, + "neyim": false, "neyin": false, "neyle": false, "neyse": false, @@ -4646,6 +5200,7 @@ "nimetlere": false, "nimetti": false, "ninki": false, + "ninkilerle": false, "nitelendiriyordu": false, "nitelik": false, "nitrik": false, @@ -4668,6 +5223,7 @@ "normal": false, "normaldi": false, "normale": false, + "normalin": false, "north": true, "northeast": true, "notasyon": false, @@ -4685,8 +5241,10 @@ "novalis": false, "novel": false, "nubium": false, + "numaralarla": false, "nunki": false, "nursery": true, + "nuzun": false, "obligation": true, "oblong": true, "observance": true, @@ -4695,6 +5253,7 @@ "occidit": false, "occurrence": true, "odaklanabilirdi": false, + "odaklanmam": false, "odalara": false, "odama": false, "odana": false, @@ -4718,6 +5277,7 @@ "okurdu": false, "okurlara": false, "okurun": false, + "okuyabildi": false, "okuyordu": false, "okuyoruz": false, "okuyucu": false, @@ -4731,6 +5291,7 @@ "olabildi": false, "olabildiniz": false, "olabileceksin": false, + "olabilesin": false, "olabilir": false, "olabilirdi": false, "olabilirdim": false, @@ -4741,6 +5302,7 @@ "olabilirsin": false, "olabilirsiniz": false, "olabiliyordu": false, + "olabiliyorsun": false, "olabiliyorum": false, "olabilmeyi": false, "olacaksa": false, @@ -4767,12 +5329,14 @@ "olmakla": false, "olmam": false, "olmama": false, + "olmamak": false, "olmamakla": false, "olmasa": false, "olmayabilir": false, "olmayabilirdi": false, "olmaz": false, "olmazsa": false, + "olmazsak": false, "olmuyordu": false, "olsak": false, "olsam": false, @@ -4795,6 +5359,7 @@ "oluyordu": false, "oluyordum": false, "oluyorsa": false, + "oluyorsun": false, "oluyorum": false, "olympiad": true, "olympics": true, @@ -4806,8 +5371,11 @@ "omuzuna": false, "omzum": false, "omzuna": false, + "onarmak": false, "onaylama": false, + "onaylamazsa": false, "onaylanma": false, + "onaylarsa": false, "onaylayamam": false, "onbir": false, "onlarca": false, @@ -4818,12 +5386,16 @@ "onsuz": false, "onunca": false, "onuncu": false, + "onunki": false, + "onurdu": false, "onurla": false, "onurle": false, "onurlu": false, + "onursuz": false, "onuru": false, "onuruna": false, "ootheca": true, + "operasyon": false, "opinion": true, "opportunity": true, "optik": false, @@ -4832,8 +5404,11 @@ "oranla": false, "oranlarla": false, "orduyu": false, + "organize": false, + "organlara": false, "original": true, "orijinal": false, + "orijinali": false, "orion": false, "orleans": false, "ormana": false, @@ -4849,8 +5424,10 @@ "osborne": false, "osmanthus": false, "other": true, + "otlak": false, "otlaklara": false, "otlara": false, + "otlarla": false, "otlatma": false, "otlatmayla": false, "otobiyografikti": false, @@ -4860,7 +5437,9 @@ "otoriter": false, "otoritesiyle": false, "otoriteyle": false, + "oturabildi": false, "oturabilirsin": false, + "oturana": false, "oturdu": false, "oturdum": false, "oturma": false, @@ -4874,12 +5453,14 @@ "oturuyordu": false, "oturuyordum": false, "oturuyorum": false, + "otuza": false, "otuzlu": false, "otuzuncu": false, "ourang": true, "outang": false, "ovalara": false, "ovaldi": false, + "oyduysa": false, "oylamayla": false, "oynak": false, "oynamak": false, @@ -4898,8 +5479,10 @@ "oyuncusuydu": false, "oyuncuydu": false, "oyundu": false, + "oyunduysa": false, "oyunlu": false, "oyununa": false, + "oyununuz": false, "oyunuyla": false, "packages": true, "pairin": false, @@ -4907,6 +5490,7 @@ "paketi": false, "paketin": false, "paketledi": false, + "paketlere": false, "palace": true, "palais": false, "palet": false, @@ -4930,7 +5514,9 @@ "pantolon": false, "pantolonlarla": false, "pantolonumun": false, + "panzehir": false, "papaver": true, + "papaz": false, "paracelsus": true, "paradoksal": false, "paradoksun": false, @@ -4941,7 +5527,7 @@ "param": false, "parayla": false, "parazitik": false, - "pardon": true, + "pardon": false, "paris": false, "parisli": false, "parislilerin": false, @@ -4979,9 +5565,11 @@ "patissti": false, "patlak": false, "patlama": false, + "patolojik": false, "patrik": false, "patriyarkal": false, "patron": false, + "patrona": false, "patronum": false, "patronuna": false, "pavyona": false, @@ -5002,6 +5590,8 @@ "pencerelerin": false, "pencerelerle": false, "pencereyi": false, + "pense": false, + "penseyle": false, "pension": true, "penstruthal": false, "people": true, @@ -5014,6 +5604,7 @@ "performans": false, "perige": false, "perihelionuna": false, + "perilerin": false, "perili": false, "periyodik": false, "perkins": false, @@ -5037,13 +5628,16 @@ "peygamber": false, "peynir": false, "peyniri": false, + "peynirin": false, "pfaall": false, + "pffft": false, "philadelphia": false, "philosophic": true, "philosophical": true, "phlegraei": false, "piazza": true, "pierre": false, + "pigmenti": false, "pilier": false, "piramitle": false, "pirhoncu": false, @@ -5059,6 +5653,8 @@ "platform": false, "platforma": false, "platformu": false, + "platformuna": false, + "platin": false, "plaza": true, "pliny": true, "ploop": false, @@ -5067,6 +5663,7 @@ "poets": true, "poink": false, "point": true, + "poker": false, "polarize": false, "police": true, "polis": false, @@ -5082,6 +5679,7 @@ "portrait": false, "portre": false, "portreyi": false, + "portreyle": false, "position": true, "positiveness": true, "postu": false, @@ -5111,9 +5709,13 @@ "premier": true, "premium": false, "prens": false, + "prense": false, "prenses": false, + "prensese": false, + "prensesin": false, "prensin": false, "prensiplerin": false, + "presliyorsunuz": false, "prestij": false, "previous": true, "prima": true, @@ -5135,7 +5737,9 @@ "profesor": false, "professor": true, "profesyonel": false, + "profesyoneldi": false, "profil": false, + "profili": false, "program": true, "programa": false, "proje": false, @@ -5156,10 +5760,12 @@ "provokasyona": false, "provokasyondu": false, "provoke": true, + "pruva": false, "psikolojik": false, "psyche": true, "pudingi": false, "pudra": false, + "puhuang": false, "pulluk": false, "punch": false, "purchase": true, @@ -5174,13 +5780,16 @@ "quartier": false, "question": true, "quinault": false, + "rabbim": false, "rabbinizin": false, "radcliffe": false, "radikalizmin": false, "rahat": false, "rahatla": false, "rahatlama": false, + "rahatlamak": false, "rahatlatmak": false, + "rahatlayabilirdi": false, "rahibe": false, "rahibelerin": false, "rahibi": false, @@ -5199,6 +5808,7 @@ "rakipsiz": false, "randevunuz": false, "rapor": false, + "rapora": false, "raporla": false, "raporlamak": false, "raporlara": false, @@ -5225,6 +5835,7 @@ "reddedebilir": false, "reddedebilirdi": false, "reddedeceksiniz": false, + "reddedemez": false, "reddedemezdi": false, "reddeder": false, "reddederdi": false, @@ -5238,13 +5849,17 @@ "reddetmem": false, "reddetmemin": false, "reddetmez": false, + "reddetse": false, "reddetti": false, "refah": false, + "refakat": false, "referans": false, "reference": true, + "refleks": false, "reformation": true, "regia": false, "regnant": false, + "rehabilitasyon": false, "rehber": false, "rehberdi": false, "rehbere": false, @@ -5267,11 +5882,14 @@ "renklendirir": false, "renkleniyorsun": false, "renklerin": false, + "renklerle": false, "renkli": false, "renksiz": false, + "renkti": false, "represents": true, "require": true, "resim": false, + "resimlerle": false, "resimsel": false, "resimsellik": false, "resme": false, @@ -5301,11 +5919,14 @@ "riskiyle": false, "riskli": false, "rites": false, + "ritim": false, "ritme": false, + "ritmiyle": false, "ritual": true, "robert": false, "rogers": false, "roget": false, + "rollerin": false, "romanesk": false, "romantik": false, "romantizm": false, @@ -5348,6 +5969,7 @@ "sabitledim": false, "sabitlemek": false, "sabitlemekti": false, + "sachima": false, "sadaka": false, "sadakat": false, "sadakatle": false, @@ -5363,12 +5985,14 @@ "sahibiz": false, "sahil": false, "sahile": false, + "sahiplenme": false, "sahiplerimi": false, "sahiplerimin": false, "sahipse": false, "sahipsin": false, "sahipti": false, "sahiptim": false, + "sahiptin": false, "sahiptir": false, "sahne": false, "sahneleriyle": false, @@ -5376,10 +6000,12 @@ "sahtekar": false, "saint": false, "sakal": false, + "sakar": false, "sakat": false, "sakin": false, "sakindi": false, "sakinim": false, + "sakinlerin": false, "sakinlik": false, "sakinlikle": false, "sakla": false, @@ -5390,13 +6016,16 @@ "saklarsam": false, "salak": false, "salamanca": false, + "salim": false, "sallama": false, + "sallamak": false, + "sallamakla": false, "sallanma": false, "sallanmak": false, "sallayabilirdi": false, "salle": true, "salmak": false, - "salon": true, + "salon": false, "salona": false, "salonuna": false, "saltanat": false, @@ -5414,12 +6043,15 @@ "sanatsal": false, "sanayi": false, "sandal": false, + "sandalyelere": false, "sanguinis": true, "sanki": false, + "sanmak": false, "sanmama": false, "santim": false, "santimetre": false, "santimetrelik": false, + "saplama": false, "saplarla": false, "saplayabilirsin": false, "saplayabilse": false, @@ -5431,6 +6063,7 @@ "saray": false, "sarayla": false, "sarkak": false, + "sarma": false, "sarmak": false, "sarmal": false, "sarmatic": true, @@ -5438,6 +6071,7 @@ "sarsak": false, "sasha": false, "sassafras": false, + "satabilir": false, "satir": false, "satirik": false, "satmak": false, @@ -5450,15 +6084,20 @@ "savundu": false, "savundum": false, "savunma": false, + "savunulabilirdi": false, + "savunuldu": false, "savunur": false, "savura": false, "savurabilirdi": false, "savurdu": false, + "savurmak": false, "sayar": false, "sayfa": false, "sayfalara": false, "sayin": false, "saymak": false, + "saymam": false, + "saymamak": false, "saymazsak": false, "scarab": false, "scarabaei": false, @@ -5469,10 +6108,12 @@ "sebatla": false, "sebebe": false, "sebebi": false, + "sebebim": false, "sebebin": false, "sebep": false, "sebeple": false, "sebze": false, + "sebzedi": false, "sebzelere": false, "sebzelerin": false, "sebzelerle": false, @@ -5490,11 +6131,13 @@ "sekreterin": false, "sekreterlik": false, "sekseninci": false, + "sekseniyle": false, "selam": false, "selamlama": false, "seleucus": false, "semavi": false, "sembol": false, + "sembolik": false, "sempati": false, "sempatik": false, "sempatiyi": false, @@ -5507,12 +6150,14 @@ "sepet": false, "sepeti": false, "sepetin": false, + "sepetiyle": false, "sepetle": false, "sepetlere": false, "september": true, "sequence": true, "seramik": false, "serbest": false, + "serbestsin": false, "serbesttir": false, "serdi": false, "serer": false, @@ -5530,8 +6175,11 @@ "sermek": false, "serpildi": false, "serpiyordu": false, + "sersem": false, + "sersemlik": false, "serseri": false, "serserilerin": false, + "sertlik": false, "sertti": false, "servet": false, "servetim": false, @@ -5549,6 +6197,7 @@ "seslendirmek": false, "seslenirdi": false, "sesleniyordu": false, + "seslenmek": false, "seslenmiyordu": false, "seslenmiyorsunuz": false, "seslere": false, @@ -5562,6 +6211,7 @@ "sessizim": false, "sessizlik": false, "sessizlikle": false, + "setiyle": false, "setting": true, "seulement": false, "sevdik": false, @@ -5586,7 +6236,9 @@ "sevincime": false, "sevincimize": false, "sevincimle": false, + "sevinciyle": false, "sevindi": false, + "sevindik": false, "sevindim": false, "sevindirdi": false, "sevindirmek": false, @@ -5594,9 +6246,12 @@ "seviniyorum": false, "seviyordu": false, "seviyorum": false, + "sevkiyat": false, + "sevkiyatla": false, "sevmese": false, "sevmeyecektim": false, "sevmeyi": false, + "sevmez": false, "sevmezdi": false, "sevmezse": false, "sevmiyordu": false, @@ -5623,6 +6278,7 @@ "sezgisiyle": false, "sezgiyle": false, "sezilebiliyordu": false, + "seziyordu": false, "sezmek": false, "sferoid": false, "shakespeare": false, @@ -5632,7 +6288,9 @@ "shelley": true, "sheppard": false, "shihoku": false, + "shikyou": false, "shino": false, + "shinto": false, "shoes": true, "shogi": false, "shoop": true, @@ -5653,21 +6311,26 @@ "silahlara": false, "silahlarla": false, "sildi": false, + "silebilirsin": false, "silindi": false, "silindirik": false, "silindri": false, "silinebilirdi": false, "silinmez": false, + "silkeledi": false, + "silkelemek": false, "silkti": false, "silmek": false, "silmemi": false, "simetri": false, "simia": false, + "simidi": false, "simile": true, "simoom": false, "sincap": false, "sincaplarla": false, "sindirdi": false, + "sindiremiyordu": false, "sindirim": false, "sindirme": false, "sinek": false, @@ -5675,8 +6338,11 @@ "sinekleriyle": false, "sinir": false, "siniri": false, + "sinirimi": false, + "sinirle": false, "sinirlendi": false, "sinirlendim": false, + "sinirlendiriyordu": false, "sinirlendirmeyi": false, "sinirlenecekse": false, "sinirlenirdi": false, @@ -5694,9 +6360,11 @@ "sinsice": false, "sinyal": false, "sirenlere": false, + "sirke": false, "sisin": false, "sistem": false, "sistematik": false, + "sistemdi": false, "sisteme": false, "sistemi": false, "sivil": false, @@ -5708,6 +6376,7 @@ "siyahininle": false, "siyaset": false, "siyaseti": false, + "siyasetiyle": false, "siyasetle": false, "sizce": false, "sizlerin": false, @@ -5718,12 +6387,14 @@ "small": true, "smooch": true, "snakebeard": false, + "snnniiiifff": false, "society": true, "sohbet": false, "sohbeti": false, "sohbetin": false, "sohbetlerle": false, "soient": false, + "sokabilir": false, "sokaga": false, "sokak": false, "sokaklara": false, @@ -5732,6 +6403,7 @@ "sokmak": false, "sokmazsa": false, "sokmuyordu": false, + "soksa": false, "soktu": false, "soktuk": false, "soktum": false, @@ -5741,6 +6413,8 @@ "sokulur": false, "sokuyordu": false, "solak": false, + "solarsa": false, + "soldu": false, "soleil": false, "solgun": false, "solgundu": false, @@ -5751,6 +6425,7 @@ "soluk": false, "solukluk": false, "soluktu": false, + "soluna": false, "solunum": false, "solunumla": false, "solunumun": false, @@ -5760,6 +6435,7 @@ "somut": false, "sonbahar": false, "sonbahara": false, + "songzi": false, "sonraki": false, "sonsuz": false, "sonsuza": false, @@ -5780,6 +6456,7 @@ "sopayla": false, "soprana": false, "sorabilir": false, + "sorabilirdi": false, "sorabilirim": false, "sorabiliriz": false, "sorabilirlerdi": false, @@ -5787,6 +6464,7 @@ "sorar": false, "sorarsa": false, "sorarsak": false, + "sorarsam": false, "sordu": false, "sorduk": false, "sorduktu": false, @@ -5798,15 +6476,18 @@ "sorgusuz": false, "sorma": false, "sormak": false, + "sormakla": false, "sormam": false, "sormama": false, "sormana": false, "sormasa": false, "sormuyordu": false, "sormuyorum": false, + "sorsa": false, "sorsam": false, "sorulara": false, "sorum": false, + "soruma": false, "sorumlu": false, "sorumluluk": false, "sorumluluktu": false, @@ -5814,7 +6495,9 @@ "sorumluydum": false, "sorumsuz": false, "sorun": false, + "soruna": false, "sorunca": false, + "sorundu": false, "sorunla": false, "sorunlarla": false, "sorunlu": false, @@ -5837,10 +6520,13 @@ "soruyoruz": false, "soruyu": false, "sosla": false, + "sosuyla": false, "sosyal": false, "south": false, "southern": true, "southey": false, + "soyabiliyordu": false, + "soydu": false, "soyduk": false, "soydum": false, "soylu": false, @@ -5855,6 +6541,7 @@ "speed": true, "spesifik": false, "spiral": false, + "sporcu": false, "stagnant": true, "standart": false, "start": true, @@ -5874,17 +6561,21 @@ "store": true, "stramonium": false, "strateistin": false, + "strateji": false, "stratejik": false, "stratejimizi": false, "stratejist": false, "stratejisti": false, "stratejistimiz": false, + "stratejistimizle": false, "stratejistin": false, "stratejistiniz": false, "stratejistle": false, "stratejistti": false, "street": true, "strengthened": true, + "stres": false, + "strese": false, "stresle": false, "strictest": true, "strongly": true, @@ -5901,9 +6592,11 @@ "suikastle": false, "sulak": false, "sulama": false, + "sulara": false, "sully": false, "summer": true, "sunabilirdim": false, + "sunabilmeyi": false, "sunabilsek": false, "sunabilsin": false, "sunak": false, @@ -5923,6 +6616,7 @@ "sunulsa": false, "sunum": false, "sunuyordu": false, + "sunuyorum": false, "sunuyoruz": false, "superbus": false, "suppose": true, @@ -5932,15 +6626,19 @@ "suriyelilerin": false, "surlara": false, "susarsa": false, + "suskun": false, + "susmak": false, "sustu": false, "susturdu": false, "susturma": false, + "susturmak": false, "susturmaz": false, "susturuldu": false, "susturun": false, "sutra": false, "suyla": false, "suyun": false, + "suyuyla": false, "swammerdamm": false, "sweet": false, "swertia": false, @@ -5958,6 +6656,7 @@ "tablo": false, "tabloydu": false, "tabloyu": false, + "tachi": false, "taciz": false, "tadabilir": false, "tadmor": false, @@ -5970,6 +6669,7 @@ "tahribat": false, "tahrik": false, "tahsilci": false, + "tahsis": false, "taibon": false, "takar": true, "takarsa": false, @@ -5977,17 +6677,20 @@ "takdim": false, "takdire": false, "takdiri": false, + "takibe": false, "takibi": false, "takibin": false, "takibiyle": false, "takla": false, "taklidi": false, "taklit": false, + "taklitle": false, "takma": false, "takmaksa": false, "taktik": false, "taktiksel": false, "takvim": false, + "talebi": false, "talebin": false, "talebinizi": false, "talep": false, @@ -6009,6 +6712,7 @@ "tamerlane": false, "tamir": false, "tamirciyi": false, + "tampon": false, "tanelerin": false, "tantum": true, "taomei": false, @@ -6029,12 +6733,14 @@ "tarlalara": false, "tarlalarla": false, "tasarruf": false, + "tasarruflu": false, "tasavvur": false, "taslak": false, "tasvir": false, "tasvirin": false, "tatil": false, "tatma": false, + "tatmak": false, "tatmin": false, "tavana": false, "taviz": false, @@ -6046,6 +6752,7 @@ "tavuklarla": false, "tavuruyla": false, "tayin": false, + "tazeleyici": false, "tazelik": false, "tazminat": false, "teatral": false, @@ -6058,8 +6765,11 @@ "tedavi": false, "tedavim": false, "tedaviyi": false, + "tedbir": false, "tedirgin": false, "tedirgindi": false, + "tedirginlendi": false, + "tefek": false, "tehdidi": false, "tehdit": false, "tehditkar": false, @@ -6095,10 +6805,12 @@ "tekrarla": false, "tekrarlama": false, "tekrarlayabilirdi": false, + "tekrarlayabiliyordu": false, "tekstil": false, "tekstilin": false, "tekstilleriniz": false, "telaffuz": false, + "telaffuzu": false, "telaffuzun": false, "telafi": false, "telepatik": false, @@ -6114,6 +6826,7 @@ "telli": false, "temas": false, "tembel": false, + "tembelce": false, "tembelim": false, "tembellik": false, "temel": false, @@ -6121,14 +6834,20 @@ "temelsiz": false, "temin": false, "temiz": false, + "temizdi": false, "temizledi": false, "temizleme": false, "temizlemek": false, "temizlememi": false, + "temizlememiz": false, "temizleniyordu": false, + "temizlerim": false, "temizlesek": false, "temizletebiliriz": false, + "temizleyecekti": false, + "temizleyelim": false, "temizleyenlerin": false, + "temizleyin": false, "temizlik": false, "temizliyordu": false, "temkinli": false, @@ -6146,6 +6865,7 @@ "tendon": false, "tenli": false, "tenor": false, + "teolojik": false, "teori": false, "teorimi": false, "teorimin": false, @@ -6161,6 +6881,7 @@ "tepmek": false, "tepsisiyle": false, "tepsiyi": false, + "tepsiyle": false, "tepsiyu": false, "tepti": false, "terbiyelerle": false, @@ -6171,7 +6892,9 @@ "terim": false, "terimi": false, "terimin": false, + "terimlerin": false, "terimlerle": false, + "terle": false, "terletici": false, "terli": false, "terliyordu": false, @@ -6179,15 +6902,22 @@ "terzi": false, "teselli": false, "tesis": false, + "tesisin": false, "teslim": false, "teslimiyet": false, "tespit": false, "tetikledi": false, + "tetiklemek": false, + "tetiklemeniz": false, "tetikleyebilirdi": false, "tevazu": false, "teyidi": false, "teyit": false, + "teyze": false, + "teyzelerim": false, + "teyzem": false, "teyzemi": false, + "teyzemin": false, "teyzesiyle": false, "teyzeyle": false, "tezat": false, @@ -6249,6 +6979,7 @@ "tokalarla": false, "tokat": false, "tokatla": false, + "tokluk": false, "toksik": false, "toksiktir": false, "tokyo": false, @@ -6268,6 +6999,7 @@ "tonuyla": false, "toparlama": false, "toparlamak": false, + "toparlanabilirdi": false, "toparlanmazsam": false, "toparlayabilmem": false, "topaz": false, @@ -6292,13 +7024,20 @@ "toprak": false, "toprakla": false, "topraklara": false, + "topraklarla": false, "topuklu": false, + "topuna": false, + "topuyla": false, "torba": false, "torbalara": false, "tornado": false, "tornike": false, "torun": false, + "toruna": false, + "torunumun": false, "torununa": false, + "torunusun": false, + "torunuydu": false, "touko": false, "tozla": false, "tozlu": false, @@ -6324,6 +7063,7 @@ "trumpla": false, "truth": true, "tuhaf": false, + "tuhafla": false, "tulipferum": false, "turniketi": false, "turun": false, @@ -6337,6 +7077,7 @@ "tutar": false, "tutara": false, "tutarlarla": false, + "tutarsam": false, "tutku": false, "tutkulu": false, "tutkusuyla": false, @@ -6344,14 +7085,20 @@ "tutmak": false, "tutmakla": false, "tutmam": false, + "tutmama": false, + "tutmuyordum": false, + "tutmuyordun": false, "tuttu": false, "tuttum": false, "tuttun": false, "tutturmak": false, + "tutulamaz": false, "tutuldu": false, "tutulursa": false, "tutuluyordu": false, "tutum": false, + "tutumlu": false, + "tutumluydu": false, "tutumu": false, "tutumuna": false, "tutumuyla": false, @@ -6361,14 +7108,20 @@ "tutundu": false, "tutunma": false, "tutuyordu": false, + "tutuyordum": false, + "tutuyorum": false, "tutuyoruz": false, "tuvale": false, "tuvalet": false, + "tuvaleti": false, + "tuvaletiyle": false, "tuzak": false, + "tuzaklara": false, "tuzla": false, "tuzlu": false, "tuzun": false, "ucuna": false, + "ucuyla": false, "ucuza": false, "ufkun": false, "ufkuyla": false, @@ -6379,6 +7132,7 @@ "ulusal": false, "ulusla": false, "uluslarla": false, + "umabilir": false, "umabiliriz": false, "umdum": false, "ummak": false, @@ -6388,9 +7142,11 @@ "umudumu": false, "umudun": false, "umuduyla": false, + "umulabilirdi": false, "umursama": false, "umursamaz": false, "umutla": false, + "umutlu": false, "umutluydun": false, "umutsuz": false, "umutsuzca": false, @@ -6411,6 +7167,7 @@ "unsuru": false, "unusualness": true, "unutma": false, + "unutmak": false, "unutmam": false, "unuttu": false, "unuttum": false, @@ -6418,10 +7175,13 @@ "unutulmaz": false, "unutun": false, "unuturdu": false, + "unutuyordu": false, "unutuyordum": false, "unutuyorsun": false, + "unvanla": false, "unvanlara": false, "urion": false, + "urrgh": false, "usher": true, "ustaca": false, "ustam": false, @@ -6441,6 +7201,7 @@ "uyduyu": false, "uygulama": false, "uygulamak": false, + "uygulamazsa": false, "uygulanabilir": false, "uygularlarsa": false, "uyguluyordum": false, @@ -6456,8 +7217,10 @@ "uykuma": false, "uykun": false, "uykuna": false, + "uykusuna": false, "uykusuz": false, "uykuydu": false, + "uykuyla": false, "uymak": false, "uymuyordu": false, "uysal": false, @@ -6473,12 +7236,21 @@ "uyumsuz": false, "uyumsuzluk": false, "uyumu": false, + "uyumuyordu": false, + "uyumuyorsun": false, "uyumuyorum": false, + "uyurdu": false, "uyuyabilirsin": false, + "uyuyabiliyordu": false, + "uyuyabilse": false, + "uyuyana": false, "uyuyordu": false, "uyuyorum": false, "uzaklara": false, + "uzama": false, "uzatabilir": false, + "uzatmak": false, + "uzatmama": false, "uzundu": false, "uzunluk": false, "uzunsa": false, @@ -6494,6 +7266,7 @@ "vakit": false, "vakti": false, "vaktim": false, + "vaktinizi": false, "vakum": false, "vakvak": false, "valence": false, @@ -6516,6 +7289,7 @@ "varisin": false, "varisiyle": false, "varisle": false, + "varmak": false, "varmam": false, "varmaz": false, "varsa": false, @@ -6545,12 +7319,14 @@ "verdim": false, "verdin": false, "verdiniz": false, + "verdiyse": false, "verebildi": false, "verebilir": false, "verebilirdi": false, "verebilirdim": false, "verebilirim": false, "verebiliriz": false, + "verebilirsek": false, "verebilirsin": false, "verebilirsiniz": false, "verebilmek": false, @@ -6569,6 +7345,7 @@ "veremezdi": false, "veremezlerdi": false, "veremiyordu": false, + "veremiyordunuz": false, "verene": false, "vereyim": false, "verge": true, @@ -6576,11 +7353,14 @@ "vergilerinizin": false, "verici": false, "verildi": false, + "verildiyse": false, + "verilebilirdi": false, "verilere": false, "verilir": false, "veriliyordu": false, "veriliyorsa": false, "verilmedi": false, + "verilmeyecekti": false, "verilmez": false, "verilmezdi": false, "verilsin": false, @@ -6599,6 +7379,7 @@ "veriyordu": false, "veriyorsa": false, "veriyorsun": false, + "veriyorsunuz": false, "veriyorum": false, "veriyoruz": false, "verme": false, @@ -6610,12 +7391,14 @@ "vermekti": false, "vermektir": false, "vermelisin": false, + "vermeliyim": false, "vermeliyiz": false, "vermem": false, "vermeme": false, "vermemek": false, "vermemelisin": false, "vermemem": false, + "vermememe": false, "vermemeyi": false, "vermemi": false, "vermemiz": false, @@ -6627,6 +7410,7 @@ "vermez": false, "vermezdi": false, "vermezse": false, + "vermiyordu": false, "vermiyorsa": false, "vernik": false, "vernikle": false, @@ -6640,6 +7424,7 @@ "vesile": false, "vesileyle": false, "vezir": false, + "veziri": false, "victoria": false, "vidocq": false, "villa": true, @@ -6669,11 +7454,14 @@ "vurulmaz": false, "vuruluyordu": false, "vurur": false, + "vururdu": false, "vurursunuz": false, + "vururum": false, "vuruyordu": false, "wales": true, "wallpaper": true, "warranted": true, + "watashi": false, "watts": true, "weilburg": false, "western": true, @@ -6692,6 +7480,7 @@ "winter": true, "wirklichkeit": false, "without": true, + "wolfsbane": false, "woolwich": false, "wordsworth": false, "works": true, @@ -6699,25 +7488,31 @@ "wrong": true, "xenofob": false, "xerxes": false, + "xiaohong": false, "xiaomao": false, + "xiongxiong": false, "yahudilere": false, "yakabilir": false, "yakalama": false, "yakalamak": false, "yakalandi": false, "yakalanmak": false, + "yakalarsa": false, "yakalarsam": false, "yakalayabilir": false, "yakalayabilirim": false, + "yakalayabiliriz": false, "yakmak": false, "yakut": true, "yakutla": false, + "yanabilir": false, "yanabilirdi": false, "yanak": false, "yanar": false, "yanlara": false, "yanma": false, "yapabildiklerimi": false, + "yapabildiyse": false, "yapabileceklerim": false, "yapabilir": false, "yapabilirdi": false, @@ -6727,6 +7522,7 @@ "yapabilirlerdi": false, "yapabilirsem": false, "yapabilirsin": false, + "yapabilirsiniz": false, "yapabiliyordu": false, "yapabilme": false, "yapabilmemiz": false, @@ -6734,6 +7530,7 @@ "yapabilsem": false, "yapabilseydim": false, "yapabilsin": false, + "yapacaksa": false, "yapamam": false, "yapamaz": false, "yapamazlarsa": false, @@ -6747,6 +7544,7 @@ "yapmak": false, "yapmam": false, "yapmama": false, + "yapmamak": false, "yapmana": false, "yapmaz": false, "yapmazlarsa": false, @@ -6755,22 +7553,30 @@ "yaprak": false, "yapraklarla": false, "yapsa": false, + "yapsam": false, "yaqin": false, "yaralanabilir": false, "yaralanma": false, "yaralanmak": false, + "yaralarla": false, + "yarama": false, "yaramaz": false, + "yaramazca": false, "yaramazsa": false, "yarar": false, "yararlanmak": false, "yararsa": false, "yarasa": false, + "yarat": false, + "yaratabilirdi": false, "yaratabiliriz": false, + "yaratabilirlerdi": false, "yaratmak": false, "yaratmaz": false, "yarayabilir": false, "yasak": false, "yasaklamak": false, + "yasaklanmak": false, "yasal": false, "yasalara": false, "yasama": false, @@ -6779,11 +7585,13 @@ "yatar": false, "yatay": false, "yatma": false, + "yatmak": false, "yavru": false, "yavrularla": false, "yavruyu": false, "yayla": false, "yaymak": false, + "yazabilirdi": false, "yazabilirim": false, "yazar": false, "yazma": false, @@ -6809,21 +7617,30 @@ "yemek": false, "yemekle": false, "yemeklere": false, + "yemeklerimizi": false, "yemeklerin": false, + "yemekleriyle": false, "yemeklerle": false, + "yemelisin": false, "yemem": false, + "yememin": false, + "yemeniz": false, + "yemenizin": false, "yemeyi": false, "yemez": false, "yemezsin": false, "yemin": false, "yeminiyle": false, "yeminle": false, + "yeminlerdi": false, "yeminli": false, "yemiyordu": false, "yemiyoruz": false, "yendi": false, "yenebilirdi": false, "yenemez": false, + "yenemezdi": false, + "yenerdi": false, "yenerseniz": false, "yenifundaland": false, "yenik": false, @@ -6846,15 +7663,18 @@ "yenilmezlerdi": false, "yenilse": false, "yenirse": false, + "yenisiyle": false, "yenmemize": false, "yenmezdi": false, "yerdeyse": false, "yerdi": false, "yerdik": false, "yerel": false, + "yerim": false, "yerimi": false, "yerin": false, "yerinize": false, + "yerle": false, "yerlerdi": false, "yerlere": false, "yerlerin": false, @@ -6864,7 +7684,9 @@ "yerlilere": false, "yerlisiyim": false, "yerlisiyle": false, + "yerseniz": false, "yersiz": false, + "yetebilirdi": false, "yetebiliyordu": false, "yetenek": false, "yetenekle": false, @@ -6876,12 +7698,16 @@ "yeteneklilik": false, "yeteneksiz": false, "yeter": false, + "yeterdi": false, "yeterince": false, "yeterli": false, + "yeterliydiyse": false, "yetersiz": false, "yetersizdi": false, "yetersizlik": false, "yetim": false, + "yetindi": false, + "yetinemezsiniz": false, "yetiniyordu": false, "yetiniyorum": false, "yetiyordu": false, @@ -6889,20 +7715,28 @@ "yetkili": false, "yetkililere": false, "yetkililerin": false, + "yetkilimle": false, + "yetkilinizin": false, + "yetkiliyi": false, + "yetkiliyle": false, "yetkin": false, "yetkinlik": false, + "yetkinlikle": false, + "yetkisiz": false, "yetkiyle": false, "yetmedi": false, "yetmez": false, "yetmezdi": false, "yetti": false, "yineledi": false, + "yinxing": false, "yirmi": false, "yirmili": false, "yirminci": false, "yitirir": false, "yitirmeme": false, "yiyebilir": false, + "yiyebiliriz": false, "yiyebilirlerdi": false, "yiyebilmek": false, "yiyebilsek": false, @@ -6914,10 +7748,15 @@ "yiyeceklerin": false, "yiyeceklerle": false, "yiyecekseniz": false, + "yiyeceksin": false, "yiyeceksiniz": false, "yiyelim": false, "yiyemezsin": false, + "yiyemiyordu": false, + "yiyenlerin": false, + "yiyici": false, "yiyin": false, + "yiyiver": false, "yiyordu": false, "yiyorsa": false, "yiyorsun": false, @@ -6929,6 +7768,7 @@ "yoksulum": false, "yoksun": false, "yoksundu": false, + "yoksunluk": false, "yoktu": false, "yoktur": false, "yolcu": false, @@ -6947,6 +7787,7 @@ "yoluma": false, "yolumla": false, "yolumu": false, + "yolumuz": false, "yolumuza": false, "yolumuzu": false, "yolun": false, @@ -6961,7 +7802,9 @@ "yorgunluk": false, "yorgunlukla": false, "yorgunum": false, + "yormamak": false, "yorucu": false, + "yorucuydu": false, "yorulana": false, "yoruldu": false, "yoruldum": false, @@ -6977,21 +7820,25 @@ "yosun": false, "yudum": false, "yudumluyordu": false, + "yumdu": false, "yummaz": false, "yumru": false, "yumruk": false, "yumrukla": false, "yumruklarsa": false, "yumruklasa": false, + "yumruyu": false, "yumurtlama": false, "yumurtluyorum": false, "yumuyordu": false, "yunanca": false, "yurdu": false, + "yutmak": false, "yuttu": false, "yutuyordu": false, "yuvalama": false, "yuvarlak": false, + "yuvarlanana": false, "zafer": false, "zaferi": false, "zaferin": false, @@ -7018,24 +7865,32 @@ "zedelenir": false, "zehir": false, "zehiri": false, + "zehirin": false, "zehiriyle": false, "zehirle": false, + "zehirleme": false, + "zehirlemek": false, "zehirlere": false, "zehirlerle": false, "zehirleyebilir": false, "zehirli": false, + "zehirsiz": false, "zehre": false, "zehri": false, "zehrin": false, "zekice": false, + "zekisin": false, "zemin": false, "zengin": false, + "zengindi": false, "zenginlere": false, "zenginlerin": false, "zenginlik": false, "zerafetle": false, "zevke": false, "zevki": false, + "zevkiniz": false, + "zevkinize": false, "zevkle": false, "zevklere": false, "zevklerimiz": false, @@ -7087,9 +7942,10 @@ "zorlukla": false, "zorluklara": false, "zorluyordu": false, + "zorundaysa": false, "zorunlu": false, "zorunluluk": false, "zorunluluktur": false, "zufalle": false, "zulmetmezlerdi": false -} +} \ No newline at end of file diff --git a/input/.originals/knh-12.epub b/input/.originals/knh-12.epub new file mode 100644 index 00000000..fb671a93 Binary files /dev/null and b/input/.originals/knh-12.epub differ diff --git a/known_proper_nouns.json b/known_proper_nouns.json new file mode 100644 index 00000000..46295f58 --- /dev/null +++ b/known_proper_nouns.json @@ -0,0 +1,9 @@ +{ + "_meta": { + "amaç": "Kitap/seri BAĞIMSIZ, gerçek dünyaya ait özel isimler — çevirmenin dipnot/açıklama gibi yerlerde gerçek bir kitap, kişi, eser vb. adına atıf yaptığı ve İngilizce bırakılması GEREKEN kelimeler. series.py'deki characters/terms ile KARIŞTIRILMAMALI: o dosya TEK BİR kitaba özel (Maomao, Jinshi gibi), bu dosya ise hiçbir kitaba özel olmayan, tekrar tekrar farklı kitaplarda çıkabilecek gerçek dünya referansları içindir (örn. bir çevirmen notunda anılan ünlü bir roman başlığı).", + "kullanım": "scripts/lib/review_fix.py _build_whitelist() bunu okuyup normal whitelist'e ekler. Yeni bir gerçek isim false-positive'i çıkarsa (pr_check.py'nin 'whitelist dışı İngilizce kalıntı' uyarısı ama aslında doğru bir çeviri kararıysa), buraya ELLE eklenir — otomatik yazma yok, common_pitfalls.json ile aynı felsefe." + }, + "entries": [ + "Margaret" + ] +} diff --git a/output/knh-12/.qa_progress.json b/output/knh-12/.qa_progress.json new file mode 100644 index 00000000..f0480f0f --- /dev/null +++ b/output/knh-12/.qa_progress.json @@ -0,0 +1,181 @@ +{ + "completed": { + "1": [ + { + "type": "ANLAM_KAYMASI", + "source_quote": "After a stint in the rear palace and then the imperial court, she now finds herself as an assistant to the physicians in the western capital.", + "translation_quote": "Arka sarayda ve ardından imparatorluk mahkemesinde kısa bir süre görev yaptıktan sonra, şimdi kendini batı başkentindeki hekimlerin yardımcısı olarak buluyor.", + "description": "\"imperial court\" (imparatorluk sarayı/saray çevresi) ifadesi, hukuki bir terim olan \"imparatorluk mahkemesi\" şeklinde yanlış çevrilmiştir." + }, + { + "type": "ANLAM_KAYMASI", + "source_quote": "Rikuson in particular foists a lot of work on him, and Jinshi is eager to get back at him someday.", + "translation_quote": "Özellikle Rikuson ona çok fazla iş yükleniyor ve Jinshi bir gün ona misilleme yapmayı sabırsızlıkla bekliyor.", + "description": "\"foists a lot of work on him\" (ona çok fazla iş yıkıyor/yüklüyor) ifadesi \"ona çok fazla iş yükleniyor\" şeklinde çevrilmiştir. \"Yüklenmek\" fiili dönüşlü/edilgen anlam taşıdığı için işi Rikuson'un üstlendiği veya Rikuson'a iş yüklendiği anlamı oluşarak kaynağın tersi bir durum yaratmıştır." + }, + { + "type": "ANLAM_KAYMASI", + "source_quote": "Completing his life’s work seems to have helped him relax, and he now spends his time tormenting the Emperor’s younger brother.", + "translation_quote": "Hayatının işini tamamlamış gibi görünmesi onu rahatlatmışa benziyor ve şimdi zamanını İmparator’un küçük kardeşini ezmekle geçiriyor.", + "description": "\"tormenting\" (uğraşmak, canını sıkmak, eziyet etmek) kelimesi \"ezmekle\" şeklinde çevrilerek bağlama uymayan, aşırı sert ve yanlış bir anlam kazanmıştır." + } + ], + "2": [ + { + "type": "ATLANMIŞ", + "source_quote": "Prologue", + "translation_quote": "", + "description": "Metnin başındaki 'Prologue' (Prolog/Giriş) başlığı Türkçe çeviride atlanmıştır." + } + ], + "3": [ + { + "type": "ANLAM_KAYMASI", + "source_quote": "Here I thought he’d learned to step back just a little bit.", + "translation_quote": "Keşke biraz geri çekilmeyi öğrense, diye geçirdi aklından.", + "description": "'Here I thought...' kalıbı 'Ben de ... sanmıştım' anlamına gelirken, çeviride 'Keşke ... öğrense' şeklinde bir temenni olarak yanlış aktarılmıştır." + }, + { + "type": "TUTARSIZ_TERİM", + "source_quote": "“All right, young lady. I leave the rest in your hands!” The quack doctor departed and Maomao, basically trading off with him, went into Jinshi’s bedroom.", + "translation_quote": "“Tamam, genç hanım. Geri kalanını senin ellerine bırakıyorum!” Doktor Kralı ayrıldı ve Maomao, temelde onunla nöbet değişimi yaparcasına Jinshi’nin yatak odasına girdi.", + "description": "Kaynak metindeki 'quack doctor' ifadesi bir önceki cümlede 'Şarlatan doktor' olarak çevrilmişken, burada 'Doktor Kralı' şeklinde farklı ve tutarsız bir şekilde çevrilmiştir." + } + ], + "4": [ + { + "type": "ŞAHIS_UYUŞMAZLIĞI", + "source_quote": "Maybe if we tear up that other cucumber plot too.", + "translation_quote": "Belki o diğer salatalık tarlasını da sökerseniz.", + "description": "Kaynak metinde birinci çoğul şahıs (\"we\") kullanılırken, çeviride ikinci çoğul şahıs (\"sökerseniz\") kullanılarak şahıs uyuşmazlığı yapılmıştır." + } + ], + "5": [ + { + "type": "ANLAM_KAYMASI", + "source_quote": "Who the heck is this guy?", + "translation_quote": "Bu adam kimin oğlu acaba?", + "description": "\"Who the heck is this guy?\" sorusu \"Bu adam da kim?\" anlamına gelir, karakterin kimin oğlu olduğunu sormamaktadır." + }, + { + "type": "TUTARSIZ_TERİM", + "source_quote": "quack doctor", + "translation_quote": "Doktor Kralı", + "description": "Metnin başında \"şarlatan hekim\" olarak çevrilen \"quack doctor\" terimi, metnin devamında tutarsız bir şekilde \"Doktor Kralı\" olarak çevrilmiştir." + }, + { + "type": "ANLAM_KAYMASI", + "source_quote": "He was sipping tea with the quack doctor—a eunuch—and didn’t hesitate to act polite to Maomao.", + "translation_quote": "Doktor Kralı ile—bir hadım olan—çay içiyor ve Maomao’ya kibar davranmaktan çekinmiyordu.", + "description": "\"quack doctor\" (şarlatan hekim) ifadesi yanlış bir şekilde \"Doktor Kralı\" olarak çevrilmiştir." + } + ], + "6": [ + { + "type": "ATLANMIŞ", + "source_quote": "Chapter 4: The Sheltered Wife", + "translation_quote": "", + "description": "Bölüm başlığı Türkçe çeviride tamamen atlanmıştır." + }, + { + "type": "TUTARSIZ_TERİM", + "source_quote": "In the same vein, she dubbed Hulan’s older sister “Hu’s Sis.”", + "translation_quote": "Aynı mantıkla, Hulan’ın büyük ablasına da “Hu’nun Ablası” adını taktı.", + "description": "Metnin başında 'Hu's Sis' ifadesi 'Hu'nun Ablası' olarak çevrilmişken, sonraki kısımlarda 'Hu'nun Kız Kardeşi' şeklinde çevrilerek tutarsızlık yaratılmıştır." + }, + { + "type": "ANLAM_KAYMASI", + "source_quote": "“Thank you so much,” Hu’s Sis said, bowing deeply.", + "translation_quote": "“Çok teşekkür ederim,” dedi Hu’nun Ablası, derin bir eğilimle.", + "description": "Fiziksel bir eylem olan 'bowing' (eğilerek selam verme) ifadesi, soyut anlamdaki 'eğilim' (tendency/inclination) sözcüğüyle karıştırılarak 'derin bir eğilimle' şeklinde hatalı çevrilmiştir." + }, + { + "type": "ANLAM_KAYMASI", + "source_quote": "“Hulan isn’t back yet, anyway. Why don’t we take it easy?”", + "translation_quote": "“Neyse ki Hulan henüz dönmedi. Neden biraz rahatlamayalım?”", + "description": "'anyway' (zaten, nasıl olsa) kelimesi 'Neyse ki' (iyi ki, şans eseri) şeklinde çevrilerek anlam kaymasına yol açmıştır." + } + ], + "7": [ + { + "type": "ATLANMIŞ", + "source_quote": "Chapter 5: Third Son, Second Son, Eldest Son", + "translation_quote": "", + "description": "Bölüm başlığı Türkçe çeviride tamamen atlanmıştır." + }, + { + "type": "ANLAM_KAYMASI", + "source_quote": "Hulan was practically snorting with certainty, and his eyes were truly shining; if this was an act, he was doing a very good job.", + "translation_quote": "Hulan, neredeyse kesinlikle burnundan solumaktaydı ve gözleri gerçekten parlıyordu; eğer bu bir oyunduysa, çok iyi oynuyordu.", + "description": "İngilizce metindeki 'snorting with certainty' (emin bir şekilde burnundan ses çıkarmak/hınçla onaylamak) ifadesi, Türkçe'ye öfkeden deliye dönmek anlamına gelen 'burnundan solumaktaydı' şeklinde yanlış çevrilmiştir." + } + ], + "8": [ + { + "type": "ANLAM_KAYMASI", + "source_quote": "“Sure. Right. Off I go,” Maomao said, then she stuffed some tools into a bag and left the office.", + "translation_quote": "“Eminim. Tamam. Gidiyorum,” dedi Maomao, ardından bazı aletleri bir çantaya doldurdu ve ofisten ayrıldı.", + "description": "Maomao'nun kabullenme/onay belirten 'Sure. Right.' (Peki, tamam) ifadesi 'Eminim' şeklinde yanlış çevrilmiştir." + }, + { + "type": "ANLAM_KAYMASI", + "source_quote": "“Your aunt? Meaning...”\n\n“My father’s younger sister,” Hulan explained.", + "translation_quote": "“Teyzen? Yani...”\n\n“Babamın küçük kız kardeşi,” açıkladı Hulan.", + "description": "Karakterin babasının kız kardeşi (halası) olduğu açıkça belirtilen kişi için Türkçe çeviride 'teyze' kelimesi kullanılmıştır." + } + ], + "9": [ + { + "type": "ANLAM_KAYMASI", + "source_quote": "“So, getting back to the mushrooms, the question is why a winery would even have mushrooms that make you super drunk, right?”", + "translation_quote": "“Peki, mantarlara dönersek, soru şu: Bir şarap evinin neden bir şarap imalathanesinin mantarları bile olabileceği, değil mi?”", + "description": "Çeviride 'mushrooms that make you super drunk' (insanı aşırı sarhoş eden mantarlar) kısmı tamamen atlanmış ve 'winery' kelimesi aynı cümle içinde hem 'şarap evi' hem 'şarap imalathanesi' olarak mükerrer çevrilerek anlam tamamen bozulmuştur." + } + ], + "10": [ + { + "type": "ANLAM_KAYMASI", + "source_quote": "“Even...root-y ones like these?”", + "translation_quote": "“Bile... bunlar gibi kökleri olanlar mı?”", + "description": "'root-y' (kök gibi, cılız) ifadesi 'kökleri olanlar' şeklinde yanlış çevrilmiştir. Ayrıca 'Even' kelimesinin 'Bile' olarak cümlenin başında doğrudan çevrilmesi Türkçe dil bilgisine aykırıdır." + }, + { + "type": "ANLAM_KAYMASI", + "source_quote": "“Oh, but if anyone else here already has my name, please, by all means, forget it’s mine.", + "translation_quote": "“Ah, ama eğer burada benim adımı taşıyan başka biri varsa, lütfen, istediğiniz gibi unutun.", + "description": "'forget it’s mine' (benim adım olduğunu unutun) ifadesi 'istediğiniz gibi unutun' şeklinde yanlış çevrilerek anlam kaymasına yol açmıştır." + } + ], + "12": [ + { + "type": "ATLANMIŞ", + "source_quote": "That was as conciliatory as Maomao could be.", + "translation_quote": "", + "description": "Bu cümle Türkçe çeviride tamamen atlanmıştır." + }, + { + "type": "ANLAM_KAYMASI", + "source_quote": "“Please help him. Uncle Shikyou, he’s dying.” Xiaohong was struggling not to cry. She was too meek for this to be an act; she seemed to be in earnest.\n\nMaomao wondered what to do. This didn’t strike her as a childish prank. If Shikyou, Gyoku-ou’s eldest son, was indeed on death’s doorstep, Maomao couldn’t possibly just ignore him. But then, someone as important as Shikyou would obviously have a doctor already attending him.\n\n“Tell me something. Why did you come to me? There are plenty of other doctors, right?”\n\nThe confusion of the days immediately after the swarm was long since settled. Reprehensible though his behavior might be, there was no way a physician would refuse to see the son of the late governor. And Maomao couldn’t imagine any reason a female attendant would be required in this instance.\n\nMost of all, though, she wondered why it was Xiaohong who had come to call her.\n\n“Uncle... Uncle says that if a doctor sees him...he’ll be killed.”\n\n“Killed?”\n\nNow, that got her attention.", + "translation_quote": "“Bana bir şey söyleyin. Neden bana geldiniz? Başka doktorlar var, değil mi?”\nÖldürüldü mü?\nŞimdi, bu dikkatini çekti.\n“Lütfen ona yardım edin. Amca Shikyou, ölüyor.” Xiaohong ağlamamak için kendini zorluyordu. Bu kadar utangaç bir kız için bu bir oyundu olamazdı; samimi görünüyordu.\nMaomao ne yapacağını düşünüyordu. Bu, çocukça bir şaka gibi gelmiyordu ona. Eğer Shikyou, yani Gyoku-ou’nun en büyük oğlu gerçekten ölümün eşiğindeyse, Maomao onu görmezden gelemeyecekti. Ama Shikyou gibi önemli birinin yanında zaten bir doktor olmalıydı.\nSürü olayının hemen ardından yaşanan kargaşa çoktan yatışmıştı. Davranışı ne kadar kınanmaya değer olursa olsun, merhum valinin oğluna bakmayı reddeden bir hekim çıkamazdı. Üstelik Maomao, bu durumda bir kadın hizmetçinin neden gerekeceğini hayal bile edemiyordu.\nAma en çok merak ettiği şey, onu çağırmaya gelenin neden Xiaohong olmasıydı.\n“Amca... Amca, bir doktor onu görürse... öldürüleceğini söylüyor.”", + "description": "Paragrafların ve diyalogların sırası tamamen karışmış, bu yüzden Maomao henüz 'öldürülmekten' bahsedilmeden 'Öldürüldü mü?' diye tepki vermekte ve konuşma mantıksız bir hal almaktadır." + } + ], + "13": [ + { + "type": "ANLAM_KAYMASI", + "source_quote": "“I take it from the look on your face that you’d like me to explain how I know where we are.”\n\n“If you’d be so kind.” Shikyou had barely been conscious when they were brought here; he should be even less sure of their location than Maomao was. How could he be so certain she was right? “Did you and Miss Chue agree ahead of time that this was where you would come?”\n\n“Chue and I want the same thing.”", + "translation_quote": "“Yüzündeki ifadeye bakılırsa açıklamamı istediğinizi anlıyorum”\n\n\"Chue ile aynı şeyi istiyoruz.\"", + "description": "Kaynak metindeki diyalog sırası ve paragraflar tamamen karıştırılmış; Maomao'nun cevabı ve düşüncelerini içeren paragraf aradan çıkarılarak Shikyou'nun sözleri doğrudan birbirine bağlanmış ve anlam bütünlüğü bozulmuştur." + }, + { + "type": "ANLAM_KAYMASI", + "source_quote": "“Why did you drag me", + "translation_quote": "\"Neden beni de sürüklediniz?\"\n\n\"Gyokujun'un annesi ne olacak?\"\n\n\"He he!\"\n\n\"Buyur, rica ederim.\" Shikyou, buraya getirildiğinde neredeyse bilincini yitirmişti; Maomao'dan bile daha az emin olmalıydı konumları hakkında. Nasıl bu kadar kesin bir şekilde haklı olduğunu biliyordu? \"Sen ve Bayan Chue, buraya geleceğinizi önceden mi kararlaştırdınız?\"\n\nMaomao, bir şeyler sakladığından emindi — ama bunun Shikyou ile bir bağlantı olduğunu asla tahmin etmemişti. En azından, onu kendisine bakması için neden istediğini açıklıyordu bu.\n\n*Yalan kokusu alıyorum*, diye düşündü Maomao — her ne kadar bu, Chue'nin sesinde bir şaka tonu taşıyarak söyleyebileceği türden bir şey olsa da.\n\n\"Bu eyaleti yönetmekten bu kadar kaçınan birinden gelen ilginç bir arzu.\"\n\n\"Herkesin en iyi olduğu bir işi olduğunu duymadın mı? Doğru kişiyi doğru yere koy; işlerin düzgün yürümesini sağlayan şey budur.\"\n\nBu, Shikyou'nun I-sei Eyaleti'ni yönetecek kapasiteye sahip olmadığını düşündüğünü söyleme biçimiydi.\n\nNeden böyle düşündüğünü anlamamak için bir sebep yoktu.\nMaomao'nun *anlayamadığı* şey ise...\n\n\"Eh. Bana ait bir konu değil. Bunu Chue'ye kendin sormalısın.\" Shikyou bir yudum daha su içti, ardından kepçeyi bir kenara bıraktı. Yatakta yatan Gyokujun'un ve Xiaohong'un başını okşadı. \"Bu çocuklara kötü bir şey yaptım,\" dedi. \"Yinxing şimdiye kadar çıldırmış olmalı.\"\n\nYinxing. Adını anış şeklinden, Maomao onun Xiaohong'un annesi olduğunu tahmin etti — bu da onu Shikyou'nun küçük kız kardeşi yapardı.\n\n\"Şaşıraca", + "description": "Kaynak metin yarım bir cümleyle biterken, çeviride bu ifadeden sonra kaynakta hiç bulunmayan diyaloglar, paragraflar ve yarım kalmış ifadeler eklenmiş, ayrıca önceki paragraflar buraya taşınarak metin yapısı tamamen bozulmuştur." + } + ] + }, + "failed": [ + 11 + ] +} \ No newline at end of file diff --git a/output/knh-12/001_knh-12.txt b/output/knh-12/001_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..d7a7c5a6 --- /dev/null +++ b/output/knh-12/001_knh-12.txt @@ -0,0 +1,99 @@ +# Character Profiles + +Karakter Profilleri + +Maomao + +Eskiden keyfane mahallesinde bir eczacıydı. Arka sarayda ve ardından imparatorluk sarayında kısa bir süre görev yaptıktan sonra, şimdi kendini batı başkentindeki hekimlerin yardımcısı olarak buluyor. İlaçlara ve zehirlere tam anlamıyla takıntılı, ama mevcut konumunda bunlara pek erişemiyor. Olaylar onu sürüklerken bile kendi konumunu korumaya çalışıyor. Yirmi yaşında. + +Jinshi + +İmparator’un küçük kardeşi. Göksel peri kadar güzel bir genç adam. Gyoku-ou’un ölümüyle birlikte etrafında tehlike birikmeye başladı. Özellikle Rikuson ona çok fazla iş yüklüyor ve Jinshi bir gün ona misilleme yapmayı sabırsızlıkla bekliyor. Kendi hakkında çok yüksek bir görüşe sahip değil, ama barışçıl bir dünyada mükemmel bir siyasetçi olabileceği her şeye sahip. Gerçek adı: Ka Zuigetsu. Yirmi bir yaşında. + +Basen + +Gaoshun’un oğlu ve Jinshi’nin hizmetkârı. Çoğu insandan daha az ağrı hissediyor, bu da ona çoğu insandan çok daha yüksek fiziksel sınırlar veriyor. Batı başkentine geldiğinden beri sık sık babasıyla çalışıyor, ancak ebeveynlerini birlikte çok nadir gördüğü için bu deneyim onu biraz tedirgin edebiliyor. Jofu ördeğinin bekçisi. Yirmi bir yaşında. + +Chue + +Gaoshun’un oğlu Baryou’nun eşi. Bir bulmacanın içine sarılı bir gizem, o bulmacanın içine de bir palyaço sarılmış gibi; çoğunlukla kendi davulunun ritmiyle yürüyor. Jinshi’nin nedimesi, ama görünüşe göre başka bir efendiye hizmet ediyor olabilir. + +Lihaku + +Bir asker. Maomao’ya batı başkentine kadar koruması olarak eşlik ediyor. Dost canlısı bir adam, büyük bir sokak köpeği gibi, ama yapılması gereken bir şey varsa acımasızlıktan kaçınmıyor. + +Lahan’ın Kardeşi + +Lakan’ın evlat edindiği oğul Lahan’ın büyük abisi. Aslında çok yetkin bir insan, ama bunu fark edemediği için her zaman en kötü payı alıyor. Gerçek adını öğrenmek üzere olduğumuz hissi veriyor. + +Sahte Doktor + +Bir hadım. Eskiden arka sarayda hizmet ediyordu, ama özellikle becerikli değil ve büyük ölçüde şansına dayandı. İyi olduğu tek şey, etrafındakileri yumuşatmak. La klanına karşı nihai silah. + +Gaoshun + +Basen’in babası, iri yapılı bir asker ve Jinshi’nin eski bekçisi. Eşi Taomei ile birlikte Jinshi’ye batı başkentine kadar koruması olarak eşlik ediyor, bu yüzden sık sık birlikte oluyorlar—bu da iki oğullarını rahatsız ediyor gibi görünüyor. + +Lakan + +Maomao’nun biyolojik babası ve Luomen’in yeğeni. Bu tek gözlük takan tuhaf yaratık Maomao’yu delicesine seviyor, ama her şey onun aleyhine dönüyor. Her an ya sıfır ya da kahraman, ama onu kullanıp işi berbat edersen, ne yapabileceği belli değil. + +Rikuson + +Eskiden Lakan’ın yardımcısıydı, şimdi batı başkentinde görev yapıyor. İnsanların yüzlerini fotoğraflık hafızayla hatırlıyor. Gerçekte, yok edilen Yi klanının bir hayatta kalanı ve ailesi için gizlice intikamını aldı. Hayatının işini tamamlamış gibi görünmesi onu rahatlatmışa benziyor ve şimdi zamanını İmparator’un küçük kardeşine eziyet etmekle geçiriyor. + +Gyokuen + +İmparatoriçe Gyokuyou’nun babası. Resmi olarak batı başkentinin lideri, ama kızı tahta çıktığında kraliyet başkentine taşındı. Batı başkentinin vekil valisi olarak Gyoku-ou’u bıraktı, ama yardımcısı olarak Rikuson’u gönderdi. + +Gyoku-ou + +Gyokuen’in en büyük oğlu ve İmparatoriçe Gyokuyou’nun üvey kardeşi. Babası yokken batı başkentinin başında kaldı. Orada muazzam bir desteğe sahipti, ama Jinshi’yi neredeyse tamamen görmezden geldi. Yabancı düşmanlığını siyasetiyle karıştırma eğilimi, suikastına yol açtı. + +Suiren + +Jinshi’nin nedimesi ve eski süt annesi. Jinshi’nin hayrına, yaşına rağmen batı başkentine gidiyor. + +Baryou + +Gaoshun’un oğlu ve Basen’in büyük abisi. Başka bir insanla karşılaştığında hemen mide rahatsızlığı geliştiriyor. Ördek ile iyi anlaşıyor. + +Lu Bakan Yardımcısı + +Törenler Dairesi’nin ikinci adamı. Jinshi’ye batı başkentine kadar eşlik ediyor. Maomao’nun meslektaşı Yao’nun amcası. + +Jofu + +Gaga kısmında koyu bir lekesi olan sıradan beyaz bir ördek. Hayatına Lishu’nun kuluçkaya yatırdığı bir yumurta olarak başladı, ama Basen’i gördüğü andan itibaren ayrılmaz oldular—o kadar ayrılmaz ki, batı başkentine bile onunla geldi. Jofu dünyada nasıl idare edeceğini biliyor ve bulunduğu her yerde yiyecek bulabiliyor. + +İmparatoriçe Gyokuyou + +İmparator’un yasal eşi ve kırmızı saçlı, yeşil gözlü egzotik bir güzellik. Kendisi de batı başkentinden, ama üvey kardeşi hakkında karmaşık duygulara sahip. Yirmi iki yaşında. + +Dahai + +Gyokuen’in üçüncü oğlu. Batı başkentinde deniz taşımacılığından sorumlu. + +Shikyou + +Gyoku-ou’un en büyük oğlu. Yirmi beş yaşında. + +Yinxing + +Gyoku-ou’un en büyük kızı. Yirmi dört yaşında. + +Feilong + +Gyoku-ou’un ikinci oğlu. Biraz doğuştan bürokrat. Yirmi üç yaşında. + +Hulan + +Gyoku-ou’un üçüncü oğlu. Çok mütevazı. On sekiz yaşında. + +Xiaohong + +Yinxing’in kızı; Gyoku-ou’un torunu. Kendi saçını yeme alışkanlığı bağırsak tıkanıklığına yol açtı, bunu Maomao ve Tianyu cerrahi müdahaleyle çözdü. + +Gyokujun + +Shikyou’nun oğlu ve Gyoku-ou’un torunu. Gerçek bir şımarık. diff --git a/output/knh-12/002_knh-12.txt b/output/knh-12/002_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..aa15f09c --- /dev/null +++ b/output/knh-12/002_knh-12.txt @@ -0,0 +1,27 @@ +# Prologue + +Önsöz + +Ne kadar da bir değeri olmasını istiyordu. + +Babasına, o ve annesi nasıl paha biçilmez ve yerinin dolmaz birer parça olmuşlarsa, birine de öyle olmayı ne kadar da arzuluyordu. + +Annesi kaybolmuştu. Çocuk olduğu için sevgiyle kuşatıldığını sanmıştı—ama bu bir yanılsama, yalnızca kısa bir huzur anı satın almak için kullanılan bir hileden ibaretti. + +O ve babası, annelerini ailenin paha biçilmez bir üyesi olarak yüceltmişlerdi—oysa annesi için onlar yalnızca araçlardı; değiştirilebilir, yerleri doldurulabilir. + +Babası, annesine duyduğu aşırı güven yüzünden ortadan kaybolmuştu. Muhtemelen, bir daha asla bulunamayacağı bir yerde ölmüştü. + +Onu avucundaki bir inci gibi saklayan babasından yoksun kaldığında, gerçekten de değersizdi. + +Ne yapmalıydı? + +Değersizse, o halde faydasızdı da. Ne yapması gerektiğini bilmiyordu. + +Böylece annesini aramaya koyuldu. + +Faydalı olabilirdi. Faydalı olacaktı. + +Bu düşünce, ararken onu ele geçirmişti... + +Bu düşünce ve bir dilek. Kendisi gibi değersiz birine de bir yer olabileceğine dair umut. diff --git a/output/knh-12/003_knh-12.txt b/output/knh-12/003_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..21a6e6c4 --- /dev/null +++ b/output/knh-12/003_knh-12.txt @@ -0,0 +1,467 @@ +# Chapter 1: The Princeling of the Main House + +Bölüm 1: Ana Konak Prensi + +Gyoku-ou’nun ölümünden bu yana on gün olmuştu. Vefatı, büyükleri oldukça meşgul etmişti. Maomao’nun işi ise pek değişmemişti. Hâlâ ilaç hazırlıyor, hastaları ve yaralıları muayene edip onlara o ilaçları veriyordu. + +Uzmanlaşmak bazı şeyleri kolaylaştırıyordu, diye düşündü. Sadece tek bir tür iş yapmak zorundasın. + +Yapılacak iş biraz daha fazlaydı, ama hepsi tanıdık bir türdü. + +Bir liderlik pozisyonuna geldiğinizde ise durum böyle değildi. Kendinizin bile tam olarak anlayamayacağı astlarınızın işlerini gözetmeniz gerekiyordu. Sorunlar çıktığında hızlı kararlar bekleniyordu — ama basit cevaplar da veremiyordunuz. Dikkatli memurların hem fiziksel hem de zihinsel olarak çöküşe uğraması şaşırtıcı değildi. + +Bütün bunlar şunu gösteriyordu: Jinshi, her zamanki gibi bitkin ve zayıftı, ama işlerini hallediyordu. + +Burada biraz geri çekilmeyi öğrendiğini sanmıştım. + +Düzenli muayeneler sırasında bile (Şarlatan Doktor’nın yanında olan) Maomao, memurların Jinshi’nin odasına daha fazla evrak taşırken gördü. Bu durum onu iyice yormaya başlamıştı. + +“Bence bugün bu kadarı yeter,” dedi Gaoshun, elinde daha fazla kâğıtla gelen bir bürokrata geri çevirerek. O da yorgun görünüyordu. Maomao’nun gözlerinin içine baktı ve ifadesiz bir şekilde başını eğdi. Bu hareket onu çok hüzünlü gösteriyordu — ama yanında duran ve yiyecek umuduyla cübbesinin eteğini çekiştiren ördek Jofu, bu izlenimi bozuyordu. + +Arka sarayda bir kediye yem verdiğini hatırlıyorum. + +Görünüşe göre şimdi ördeğe de aynı hizmeti veriyordu. + +“Ay Prensi gerçekten iyi mi?” diye sordu Şarlatan Doktor, evraklarıyla odadan ayrılan bürokratı izlerken. Gaoshun’un yanında o kadar gergin görünmüyordu, belki de arka saraydan beri birbirlerini tanıyorlardı. + +“Evet, çok yorgun, ama enerjisini yakında geri kazanacağına dair umudum var.” Gaoshun, onu odaya alırken doğrudan Maomao’ya baktı. + +Her şey normal gidiyorsa, Şarlatan doktor formalite gereği yapılacak muayeneden sonra gönderilecek ve geriye sadece Maomao kalacaktı. + +“Tamam, genç hanım. Geri kalanını senin ellerine bırakıyorum!” Şarlatan doktor ayrıldı ve Maomao, temelde onunla nöbet değişimi yaparcasına Jinshi’nin yatak odasına girdi. + +Ay... + +Jinshi yatağa dört bir yana yayılmış halde yatıyordu. Görünüşe göre sosyal nezaketini Doktor Kralı ile olan etkileşiminde tamamen tüketmişti. Bugün başka bir şey yapacak hali yoktu — ama etrafında belirgin bir öfke havası asılı duruyordu. + +“Rikuson,” diye mırıldanıyordu. “Rikuson’u asla affetmeyeceğim...” + +O rahat tavırlı adam, muhtemelen Jinshi’nin üzerine bir yığın daha iş yığmıştı. + +“Çok yorgun görünüyorsunuz, efendim.” + +“Gerçekten yorgunum.” + +“O zaman bunu hızlıca halledelim. Yaranı göster.” + +Jinshi bir şey demedi, ama dudağı bükmüş bir çocuk gibi oturdu. Cübbesinin üst kısmını üzerinden attı ve sargıları çözdü. + +Artık bunlara gerçekten gerek yok. + +Sargılar artık yaranın iyileşmesine yardımcı olmaktan çok, yarayı gizlemeye yönelikti. Yanmış, kararmış eski derinin üzerinde yeni bir deri büyüyordu ve parlak kırmızı bir çiçek oluşturuyordu. İnsan etine kazınmamış olsaydı güzel olurdu — özellikle çok önemli olması gereken birinin böğrüne değil. + +Ayrıca, eğer bir gün yanından bıçaklanırsa organlarının yerinde kalmasına da yardımcı olacak. + +Maomao, merheme de gerçekten ihtiyacı olmadığını düşünüyordu, ama yine de kurumasını önlemek için sürdü. Sonra bölgeye taze sargılar sardı. Kendisinin yapması gerektiğini defalarca söylemişti, ama o her zaman bunu Maomao’nun yapmasını istiyordu. + +“Bitti. Her şey tamam.” + +“Bu sargı biraz buruşuk değil mi?” + +“Hayır efendim, değil.” + +“Evet. Bence çıkarmalı ve yeniden sarmalısın.” + +Yani sargı sarma tekniğini eleştirecekti, öyle mi? Böyle şeyler yaptığında, genellikle konuşmak istediği başka bir şeyin olduğunu gösteriyordu. + +Maomao, bir sorun yaklaştığını seziyordu. Dönmek ve odadan çıkmak istedi, ama Gaoshun ona o kadar hüzünlü baktı ki geri döndü. + +“Ne oldu?” diye sordu. + +“Sormanız ilginç,” diye yanıtladı Jinshi. Bu hikâyenin uzun olacağı hissediliyordu. Maomao, biraz dinlenmenin sağlığı için daha iyi olacağını düşünüyordu, ama belki şu an zihinsel durumu bedensel durumundan daha kötüydü. + +Jinshi’yi ziyaret eden çok farklı insanlar vardı; evrak yığınlarını işlerken hepsiyle başa çıkması gerekiyordu. Son zamanlarda, Kraliyet Başkenti’nden gelen üst düzey bir yetkili ve Gyoku-ou’nun üvey kardeşlerinden özellikle sık ziyaretler olmuştu. + +O üst düzey yetkili, Lu Veziri hakkında Maomao’nun bildiği şeyler çok azdı; örneğin Törenler Dairesi’nde çalıştığını biliyordu — ve şaşkınlığına, onun meslektaşı Yao’nun amcası olduğunu. Chue bir keresinde bunu ona geçerken söylemişti. + +Yani meşhur amca bu. + +Bu amcanın, Yao’yu evlendirmek için kararlı olduğu söyleniyordu. Maomao, Lu Veziri’nin bir keresinde yanlarından geçerken kendisine garip baktığını düşünüyordu — belki de Yao’nun meslektaşı olmasından hoşlanmıyordu. + +“Lu Veziri gerçekten kendini baş belası yapıyor, değil mi?” dedi Maomao. Bir yere oturmuş ve üzüm şarabından yudumluyordu — Jinshi’nin muayenesi bitmişti ve şimdi sadece onun şikâyetlerini dinleyecekti. Muhtemelen bu küçük ücreti almasından kimse onu suçlamazdı. + +“Yapıyor! Durmadan başkente hemen dönmeliyiz diyor.” + +“Evet, öyle yapalım. Hemen,” dedi Maomao samimiyetle. Aslında, burada kalmaları için hiçbir neden yoktu. + +“Bunu bu kadar çabuk yapabileceğimizi mi düşünüyorsun?” + +Batı başkentinde kararlılıkla takılıp kalmak Jinshi’nin tercihiydi. Her şey hâlâ dağınıkken evine gidemezdi. İşleri sonuna kadar götürmesi gerektiğini hisseden bir türdü, bazen kendi aleyhine. Muhtemelen bu yüzden Rikuson ona bu kadar çok iş yığabiliyordu. + +Güçlü bir sorumluluk duygusu taşıyan insanlar, yakında içten içe hastalanır. + +Maomao biliyordu: iyi bir insan olmak, iyi şeylerin başına geleceği anlamına gelmiyordu. + +“Batı başkentinde Gyoku-ou’nun yerini doldurabilecek yeterince insan olduğunu düşünürsünüz. Ve Gyokuen hâlâ yaşıyor. Gyoku-ou onun oğluydu — size bir şey söylemedi mi?” + +Dürüst olmak gerekirse, Maomao, oğlunun yokluğunda öldüğünü öğrendiğinde adamın yıkılmasını beklerdi. Ama Gyokuen, yaşının batı başkentine dönmesine imkân vermediğini dile getiriyormuş gibi görünüyordu. + +Neyse, geri dönmesinin durumu daha da kötüleştirmeyeceğinden emin değilim. + +Eğer Gyokuen batı başkentine dönerse, Sıradaki zor durumda kalan İmparatorluk Başkenti olurdu. İmparatoriçe Gyokuyou artık Majestelerinin resmi eşi olsa da, kanını küçümseyen çok kişi vardı. Yeni Veliaht Prens, annesinin kızıl saçlarını ve yeşil gözlerini miras almıştı. Maomao, onu küçükken, pigmenti hâlâ açıkken tanımıştı ve yaşadıkça renklerin daha da koyulaşacağını biliyordu. Çinli olmayan saç ve gözleri yüzünden sorunlar yaşamasını hayal etmek zor değildi. + +Sonra da I-sei Eyaleti’ni kırsal bir geri kalmış bölge olarak hor görenler vardı. Lihua Konsortsu’nun da bir oğlu vardı, Veliaht Prens’ten sadece birkaç ay sonra doğmuştu ve herhangi bir şey olursa, birini diğerinin yerine koymaya razı olacak çok kişi vardı. + +Evet, evet. Siyaset baş belası. + +Maomao, şarabına eşlik etmek için bir sachima yedi. Buğday bazlı, hafifliğiyle öne çıkan bir atıştırmalık, Jinshi’nin atıştırmalığı olarak biraz kaba sayılabilirdi, ama gıda arzısı hâlâ istikrarsızken lüksün ötesindeydi. + +“Sayın Gyokuen, Sayın Gyoku-ou’nun soyunun burada hüküm sürmeye devam etmesini istiyor. Mektubunda bunu söyledi. Ama bana bir isim vermesini tercih ederdim.” + +Bu, Gyoku-ou’nun üvey kardeşlerinden hiçbirisinin bu rolü üstlenmek istememesini açıklıyordu. Muhtemelen Jinshi’yi sürekli ziyaret etmelerine neden olan da aynı meseleydi. + +“Sayın Dahai, benden bir isteği olduğu için burada.” + +“Rahatsız edici bir şey mi?” + +“Ahem. Sayın Gyokuen’in ikinci ve üçüncü oğulları burada çok sık görülüyor, öyle değil mi? İşleri onlara bırakamaz mıydık? Birlikte konuştuğunuz şeyin bu olduğunu varsaymıştım.” + +Maomao, ikinci oğlun adını hâlâ duymamıştı, ama üçüncü oğlun adı Dahai’ydi. Otuzlu yaşlarının ortasında, iri yapılı bir adamdı ve I-sei Eyaleti’nin limanlarından sorumluydu. Gerçekten de, o gün ek binaya gelen ziyaretçilerden biriydi. + +Jinshi’nin huysuz ifadesine bakılırsa, durum pek de iyi görünmüyordu. + +“Operasyon merkezinizi taşımayı düşünüp düşünmeyeceğimi sordu.” + +“Operasyon merkeziniz mi, efendim?” Maomao, ne demek istediğini anlayamayıp kafasını eğdi. + +“Ah, önemli bir şey değil. Sadece ek binadan ana binaya taşınmamı önerdi.” + +“Anlıyorum, efendim.” + +“Önemli bir şey değil, öyle mi?” + +“Az önce siz öyle söylediniz, Sayın Jinshi.” + +Ek binadan ana binaya yürüyerek, boyunca boyunca bir melodi mırıldanarak bir anda varılabilirdi. + +“Ana bina, idari ofisin hemen yanı başında. Bu da onlara iş yükünüzü artırmayı kolaylaştırır—durum bu mu?” + +“Sanırım öyle.” + +“Ve doğrudan idari ofise gitmeye zorlamaya kalksalar, bu gerçekten bazı alarm zillerini çaldırırdı; bu yüzden aşamalı olarak hareket ediyorlar, sizi fikre alıştırmaya çalışıyorlar.” + +“Ben de neyim, benim evcilleştirildiğim yabanıl bir kedi mi?” Jinshi bitkin görünüyordu. Belki de yorgunluk, tüm süslerini atmasına neden olmuştu. “Eğer taşınmaya çok istekli görünürsem, eve dönüş şansımın daha da uzaklaşacağını düşünüyorum.” Kendisinin ayrılmayı reddeden kişi olması, bu sözün tuhaf bir detayıydı. + +Bu bir ikilemdi: bir yandan Jinshi’nin merkez bölgeye dönmesini istiyorlardı; diğer yandan ise batı başkentinde kalmasını. + +“‘Merkezinizi’ taşımayı reddedemez misiniz, efendim?” + +“İnanın, istiyorum. Ama günümüzde batı başkentinde İmparator’un küçük kardeşi hakkında ne söylendiğini biliyor musunuz?” + +Maomao yumuşak davranmadı. “Güzelliğiniz için bağırıp çağırıp bayılıp tutuluyorlar, ama aynı zamanda bazı komplo teorisyenleri, Sayın Gyoku-ou’nun suikastının arkasındaki kilit figür olduğunuzu iddia ediyor.” + +“Mm.” + +“Öyle mi?” + +“Hayır!” + +Öyle olacağını tahmin etmişti. + +Jinshi’nin suikast gibi kalleş planlarda pek ustaymış gibi görünmüyordu. Evet, arka sarayda bir hadım kılığına büründüğü dönemde, istediğini elde etmek için hilelerine başvurmakta hiç çekinmemişti, ama son zamanlarda çok daha tutumlu davranıyordu. Maomao, neredeyse gerilediğini düşünüyordu. + +“Bu da, batı başkentine sadece burayı ele geçirmek için geldiğimi iddia edenleri bırakıyor.” + +“Kraliyet Başkenti’nde iş çevirerek çok daha fazla kâr elde edebileceğiniz bir dönemde, bu kurak yere neden gelirsiniz? Tahıl alıp yüksek fiyata satabilir, onlardan parayı sıyıra bilirdiniz.” + +“Oldukça acımasız konuşuyorsunuz.” + +“Bu, Chue Hanım’ın fikriydi.” Chue biraz geyik çeken biriydi ve işten kaçmak için Maomao’yu bahane etmeyi severdi. “Her neyse, ana binaya giderseniz, fetih peşinde olduğunuz izlenimini daha da güçlendirmiş olmaz mısınız?” + +“Sayın Gyoku-ou’nun kardeşleri ve çocukları ana binada. Öneri şu: muhafızları ana bina ile ek bina arasında bölüştürmek yerine, herkesi tek bir yerde toplamak güvenliği daha iyi sağlar.” + +“Kardeşi ya da babası için intikam almak üzere size bıçak saplamaya çalışan biri olmasından korkmuyor musunuz?” + +“Böyle bir şeyin olmayacağını düşünmeyi tercih ediyorum,” dedi Jinshi bir an duraksadıktan sonra. “Gerçekten, eğer biri bu kadar duygusal olsaydı, en azından bir suikastçıyı çoktan görmüş olurdum.” + +İdari ofise gidip gelmek, ana binadan kesinlikle çok daha kolay olurdu. Maomao, Jinshi’nin diğer eşliğindeki kişilerin kendisiyle birlikte gideceğini mi yoksa kalacağını mı merak ediyordu. + +Aslında pek de istemezdim. + +Etrafta dolaşan tuhaf bir ihtiyarın görüntüsünü zihninde canlandırabiliyordu ve bu onu endişelendiriyordu. O tuhaf stratejistin orada kaldığından neredeyse emindi. Dolayısıyla, Maomao mevcut durumu korumaya istekliydi. + +İşte orada. + +Onlara karşı kesin bir duruş sergilemeliydi! + +"Jinshi Bey, bu hamlenin sizin için pek somut bir fayda sağlamayacağı kanısına kapılamaktan kendimi alamıyorum. Onu reddetmek bir sorun mu olur? Ne yapacağınız konusunda tuhaf bir kararsızlık taşıdığınızı hissediyorum." + +"Söylediklerinizi anlıyorum, ama ortada buluşmamız gerektiğini düşünüyorum; yoksa hiçbir yere varamayız." + +Jinshi çok doğrudan, çok dürüsttü ve bazen bu özelliği ona pahalıya patlıyordu. Maomao, karakterinin bu yönüne karşı belirli bir saygı duyuyordu, ancak bu durum bazen sinir bozucu olabiliyordu. + +Bunu söylemek üzereyken Jinshi ekledi: "Ah, ve ana binada o şey de var." + +"Ne şeyi?" Başını yana eğdi. Bu "şey"in ne olduğunu hiçbir fikri yoktu. + +"Seracılık. Geçen sefer geldiğimizde görmemiş miydiniz?" + +"B-bir sera?!" Maomao gözlerindeki parıltıyı bastıramadı. Geçen yıl geldiklerinde —o sırada ana binada kalmışlardı— arazinin etrafına dikilmiş kaktüsleri görmüştü, ama bir seradan hiç haberdar olmamıştı. + +"Ana binaya taşınırsam, otları yetiştirmek için serayı kullanabileceğimi söylediler." Jinshi Maomao'ya bir göz attı, ardından açıkça sırıttı. "Ama sanırım sen de ek binada kalmaktan aynı kadar memnun olursun, Maomao?" + +"N-ne demek istiyorsunuz, Jinshi Bey? Endişelenmeyin! Kesinlikle ana binaya sizi takip ederim!" + +Vurgu için göğsüne yumruk attı, o kadar sert ki öksürük nöbetine girdi. + +Ana binaya taşınma süreci hızla ilerledi. Doktor Kralı da onlarla gelecekti, bu pek bir şeyi değiştirmese de. + +Ancak, en azından bir kişi geride kalmaya karar vermişti. Lahan'ın Kardeşi onları şaşırttı. "Sera benim uzmanlık alanımın dışında. Çok da uzakta olmayacaksınız. Sanırım burada kalacağım," dedi. Başında bir ördek, yanında ise bir keçi vardı. + +"Ah. Sizin gibi profesyonel bir çiftçinin yetiştirme fırsatını kaçırmayacağını sanıyordum, Lahan'ın Kardeşi," dedi Maomao. + +"Profesyonel mi?! Bak, yapamayacağım anlamına gelmiyor. Sadece sorumluluklarımın kapsamına giren konulara odaklanmam gerekiyor. Aslında öğrendiğim şeyleri taklit etmekten başka bir şey yapmıyorum." + +Maomao, ne yapabildiğini ve ne yapamadığını bilmek —ve bunu net bir şekilde ortaya koymak— son derece profesyonel bir tutum olduğunu düşünüyordu, ama bunu kendi kendine sakladı. Elbette, sahip olmadığı bilgileri varmış gibi yapan birinden daha iyiydi. + +"Uzmanlık alanım tahıllar," dedi Lahan'ın Kardeşi. "Otlar hakkında benden çok daha fazla şey bildiğinizi biliyorum." + +"Sanırım öyle." + +Uzmanlık alanı demişti! Maomao gözlemledi, ama duymamış gibi yaptı. Ne kadar nazikti. + +"Neyse, dediğim gibi, yine de yakında olacağım. Herhangi bir şey olursa beni çağırın." + +"Teşekkür ederim, çağırırım." Maomao Lahan'ın Kardeşi'ne eğildi. Onun teşvik etip etmemesinden bağımsız olarak, ona sık sık başvuracağını tahmin ediyordu. + +Ana bina ek binadan çok daha büyüktü ve Maomao ile diğerlerine tanıtılan tıbbi ofis de daha genişti. + +Bu, Dr. Li'nin emanet edildiği yer olmalıydı. + +Başkentten gönderilen tüm tıbbi personelden Dr. Li, en ciddi ve en korkutucu olanıydı. Ve son karşılaşmalarından bu yana, Maomao bu listeye en kötümser ifadesini de eklemişti. + +Görünüşe göre hâlâ şehirdeki klinikte. + +Buradaki raflar düzenli bir şekilde organize edilmişti, kullanımı kolaydı; ne var ki ilaçların çoğu kliniğe götürülmüştü. Ayrıca düzenli bir şekilde dizilmiş yataklar ve sandalyeler de vardı. Maomao'nun grubu kendi başlarına pek fazla ekipman getirmemişti, bu yüzden işin uzun sürmayacağı anlaşılıyordu. + +"Odaınızı düzenlememde size yardımcı olayım mı, hanımefendi?" diye sordu Doktor Kralı ve nedense gözleri parlıyordu. Elinde işlemeli bir perde tutuyordu. + +"Hayır, kendim hallederim. Lütfen kendi odanızı temizleyin." + +Bir daha o çirkin, fırfırlı odada bir gece geçirmeye niyeti yoktu. Hatta bir dahaki sefere sargı bezi azalırsa, o perdenin malzemesi için yırtıp kullanabileceğini bile düşünüyordu. + +İyi yapılmış bir asker yavaşça yanaştı. "Ey, genç hanım?" + +"Ne oldu, Lihaku Bey?" + +"Tuvalet kullanmam gerekiyor. Burada bırakmamı sorun etmezsiniz, değil mi?" + +"Sanırım sorun olmaz." + +Lihaku, göründüğünden çok daha dikkatli biriydi. Yeni muayenehanenin dışında hâlâ bir nöbetçi bekliyordu, bu yüzden Maomao her şeyin yolunda olacağına kanaat getirdi. + +"Özür dilerim. Mola sırasında kendimi boşaltma fırsatım olmadı." + +"Hayır, sorun değil." + +Askerlerin molaları vardı, evet, ama uzun nöbetlerde bazen yarım gün boyunca ayakta kalabiliyorlardı. Bürokratlar, bu kadar boş zamanlarının olması ne güzel olmalı diye zaman zaman alaycı bir tonda konuşurlardı, ama işin kendisi de kendi içinde epey yorucuydu. + +Lihaku diğer nöbetçiye birkaç kelime etti, ardından tuvaleti aramaya gitti. Buranın yolunu henüz öğrenmemişlerdi ve birkaç dakika alabileceği anlaşılıyordu. Maomao, ekipmanları içeri taşıyarak ve yüklerin son kalanını boşaltarak kendini meşgul etti. + +"İşte! Bitti." + +Tam büyük bir esneme yaparken, dışarıdan bir çığlık duydu. "Aman!" Bu Doktor Kralı'nın sesiydi. + +Maomao, ne olduğunu merak ederek dışarı çıktı ve Doktor Kralı'nın ofisin dışında oturmuş, baldırını ovuştururken buldu. Yanında ahşap bir eğitim kılıcı tutan bir çocuk da vardı. Nöbetçi, görünüşe göre Doktor Kralı'nı tamamen gözden kaçırmış, sadece Maomao'yu izlemeye odaklanmıştı. + +"Ben! Sizi yargıladım! Siz istilacı böcekler!" + +Çocuk sekiz ya da dokuz yaşlarında olmalıydı. Üstünde pahalı giysiler vardı ve saçı özenle toplanmıştı. Bu detaylar, iyi bir ailenin çocuğu olduğunu gösteriyor gibi görünse de, şu an bunun pek önemi yoktu. + +Maomao Doktor Kralı'nın yanına çömeldi ve baldırına baktı. Ahşap bir eğitim kılıcıyla bile küçük bir çocuk ciddi bir morluk bırakabilirdi. Çocuğa öfkeyle baktı. "Ne yaptığını sanıyorsun?!" + +Çocuk, yükselen sesine rağmen en ufak bir kıpırtı bile göstermedi; aksine, güç gösterisi yaparcasına bir adım öne çıktı. "Ben! Ceza verdim! Suçluya!" + +Kim suçlu? + +Maomao, çocuğa doğru yürüyüp kafasına sağlam bir yumruk atmak üzereyken, panik içinde bir hizmetçi koşarak geldi ve onu yakaladı. "Efendi, yapamazsın!" Maomao'ya doğru hızla eğilmeye başladı. "Özür dilerim! Çok özür dilerim!" + +Maomao yumruğunu sıktı ve o yaramaz çocuğa delici bakışlar fırlattı. + +"Hey, beni bırak! Hepsini kesip biçeceğim!" diye bağırdı çocuk. + +"Hayır, efendi, burada bunu yapamazsın! Bunu yapamazsın. Çok özür dilerim." Başını hâlâ eğik tutan hizmetçi, çocuğu oradan sürükleyerek götürdü. + +Maomao, yumruğunu gevşetmek zorunda kaldı. Hizmetçinin hızlıca oradan ayrılması onu mutlu etmişti. Çocuk ya da olmasa, gerçekten de ona bir tokat atmak üzereydi. İnsanlara kılıçla vuran çocuklara acıma duygusu yoktu. + +"Özür dilerim!" dedi nöbetçi, yüzü bembeyaz kesilmişti. Lihaku'nun bu görevi ona emanet etmesinin ardından Doktor Kralı'nın yaralanmasına izin verdiği için suçlu bulunacaktı. + +"Artık özür istemiyorum. Bana doktoru içeri taşımamda yardım et." + +Maomao Doktor Kralı'nın baldırına dokundu. "Ayyy! Acıyor!" diye inledi, gerçekten de abartılı bir şekilde. Kemik kırılmamıştı, ama muhtemelen birkaç gün boyunca pek yürüyemeyecekti. + +O kıyafete ve onu gözetleyen hizmetçiye bakılırsa... + +Çocuğun Gyokuen'in bir yakını olduğunu varsaymak güvenli görünüyordu. + +Buraya yeni gelmişlerdi ve Maomao'nun aklına, başlarına dertten başka bir şey gelmeyeceği hissi çökmüştü. + +Maomao, ıslak bir bez parçasını Doktor Kralı'nın bacağına bastırdı. Ne yazık ki, ertesi güne kadar dövülmüş baldır ciddi şekilde şişmişti. + +"İki ya da üç gün içinde daha iyi olmalı," dedi Maomao ona. Onun fikrine göre, Doktor Kralı o süreyi odasında dinlenerek geçirebilirdi. Ama çalışmaya ısrar etti ve onu kendi muayenehanesinden kovması mümkün değildi. + +Gerçekten de burada olmasa büyük bir sorun olmayacağını düşünüyorum, diye geçirdi içinden, ama bunu yüksek sesle söyleyebilecek kadar acımasız değildi. + +"Urrgh, acıyor..." + +"Ah, Chue Hanım, ne kadar naziksiniz." + +"Maomao Hanım! Dün Doktor Kralı'na saldıran o haylazın kim olduğunu bilmek ister misiniz?" + +Hmm? + +"Özür dilerim, hanımefendi," dedi Lihaku, başını eğerek. Çocuk, Lihaku'nun orada olmadığı kısa bir anı yakalamıştı. Muhafızın dikkatinin tek bir, anlık dağılması. Belki bu durumun bir kısmı, müdahalecinin sadece bir çocuk olmasından kaynaklanıyordu — ama sonuç olarak bu çocuk, muhafızın gözetimini atlatmayı ve Doktor Kralı'na zarar vermeyi başarmıştı. + +Aslında beni koruyorlar, değil mi? diye düşündü Maomao. Dışarıdan bakıldığında, askerler hekimlere tahsis edilmişti ve bu yüzden prensipte Doktor Kralı'nı korumaları gerekiyordu. Ama kalan asker aslında Maomao'yu izliyordu. + +Askerler Maomao'ya özel bir muamele göstermiyordu — bu büyük ihtimalle Jinshi'nin küçük bir düşünceliğiydi. Ama aslında kim olduğu konusunda sessiz bir anlaşma vardı. + +O canavarın kızı olarak görülmemi ne kadar çok istemiyorsam, o kadar. Bu yüzden, muhafızlar konuyu açmadığı sürece, Maomao sıradan bir hekim yardımcısı rolünü oynamaktan memnundu. O, sadece buydu ve fazlası değil. + +Yine de, Doktor Kralı'nın bu yüzden tehlikeye atılmasını istemiyordu. Dünkü muhafızın, önemli kişileri korumaya henüz alışık olmadığı anlaşılıyordu. Bu, Lihaku'nun tuvalete gitmek zorunda kaldığı için neden o kadar özür diler göründüğünün nedenlerinden biriydi. O, muayenehaneye kalıcı olarak atanmıştı, diğer muhafızlar ise sırayla geliyordu — ve son günlerde çok fazla yeni yüz vardı. + +"Tık tık! Geliyorum!" diye bağırdı Chue, muayenehane kapısına vurmayı taklit ederek içeri girdi. "Yoksul Doktor Kralı! Hastane yatağında ziyaretine geldim!" Elinde, batı başkentinde yaygın olan bir meyve olan üzüm tutuyordu. + +Vay canına, bekle, bir saniye. +Gerçekten de ona "Doktor Kralı" demesine aldırmıyor muydu? + +"Kim? Eğer bu konaktan biriyse, İmparator Gyokuen'in torunlarından ya da torunlarının torunlarından biri olması gerektiğini varsayıyorum." + +"Tam isabet! İmparator Gyoku-ou'nun en büyük oğlunun oğluydu." + +Bunu tahmin edebilirdim. + +Maomao, Gyoku-ou'nun neredeyse İmparatoriçe Gyokuyou'nun babası yaşında olduğunu duymuştu, bu yüzden Doktor Kralı'na saldıran çocuk yaşında bir torunu olması şaşırtıcı değildi. + +"Adı Gyokujun'muş!" Chue parmağıyla havaya bir karakter çizdi. Aile, çocuklarına kuş isimleri verme konusunda takıntılı görünüyordu: Gyoku-ou'daki -ou "bülbül" anlamına geldiği gibi, jun da "şahin" demekti. Chue devam etti, "Ayrıca, küçük Gyokujun özür dilemek istiyor ve şu an annesiyle birlikte muayenehane dışında bekliyor. Ne yapmak istersiniz?" + +"Bunu baştan söyleyebilirdiniz." + +Maomao, Doktor Kralı'na baktı. Gerçekten evet demektense, gülümsedi. "Sonuçta hâlâ bir çocuk. Hatasının farkında ve özür dilemek istiyorsa, bu suya düşen bir şeydir!" + +Aman tanrım. Ne iyi bir adam... + +Maomao bundan emin değildi, ama Doktor Kralı burada mağdurdur, bu yüzden onun dediğini yapacaklardı. + +"İçeri gelin," dedi Maomao, ofis kapısını açarken, pek de mutlu görünmüyordu. + +Gyokujun orada duruyordu, Maomao'dan daha az memnun görünüyordu. Yanında, yüzünde ürkek bir ifade olan bir kadın duruyordu. "Oğlumun yaptığı için ne kadar özür dilersem az," dedi, derin bir şekilde eğilerek. + +Kafasının arkasına bastırarak onu da eğmeye çalıştı, ama çocuk, "Y-Yeter! Özür dilemeyeceğim!" dedi. + +"Hemen özür dile!" + +"İstemez! Kesinlikle!" Gyokujun inledi. + +Şimdi annesi öfkeliydi. Elini havaya kaldırdı ve neredeyse aynı anda şaplak sesi duyulduğunda, Gyokujun yere yığıldı. + +Açık elden gelen bir şaplak kalıcı bir iz bırakmazdı, ama kesinlikle dramatik bir ses çıkarmıştı. Maomao, çocuğun gerçekten yaralandığından şüpheleniyordu, ama hâlâ fiziksel olarak yeterince küçüktü ki vücudu darbenin şokunu ememeyecek kadar zayıftı. + +"Özür dile dedim!" Annesi ağlamaya başlayacakmış gibi görünüyordu. Belki çocuk yetiştirmenin stresi yüzeye çıkmıştı. + +"Yeter artık lütfen, gerçekten sorun değil. Lütfen bana eğilme." + +Öğrenilen dersin işaretleri: Sıfır, diye gözlemledi Maomao. + +"Evet, hepsini duydum," dedi Maomao. + +Bunların çoğunu şikayet eden Jinshi'den duymuştu. + +Gyokujun, ağlamamaya çalışır gibi burnunu çekti ve dudaklarını birbirine bastırdı. "Çok... çok özür dilerim," dedi, ancak bunu kastettiğine dair en ufak bir belirti bile yoktu. Fırsat bulsa aynı şeyi tekrarlayacağı her halinden belliydi; ne var ki Doktor Kralı, endişeyle annesini izliyordu. + +Gyokujun’un annesi ise sadece tekrar eğilip, "Çok, çok üzgünüm!" diye ısrar etti. Gyokujun ise selamını yarıda kesip Doktor Kralı’na asık suratla bakıyordu. + +Anne ve oğul ayrılınca, Maomao’yu derin bir yorgunluk dalgası sardı. + +"Sanırsın ki iyidir, değil mi? Annesi ona ne kadar sert bir şaplak atmıştı," dedi Doktor Kralı, pişmanlık göstermeyen bir çocuğun hali için oldukça endişeli bir tonda. + +"Ah, her ebeveyn zaman zaman çocuğuna iyice bir tokat atar, dostum. Çoğu erkek, bağırdığından bayılana kadar kılıç antrenmanı yaptığını hatırlayabilir," dedi Lihaku. + +"Tam da öyle. Büyük bir şey değildi. Sadece annesi kapalı yumruk kullanmadığı için şanslı," diye ekledi Chue. + +"Açık el o kadar da büyük bir mesele değil. Ama görünmeyen bir yerde yaralanma varsa iş değişir. Güneş siniri iyi bir orta yol olur—acıtır ama izi kalmaz," diye öneride bulundu Maomao. + +"Bu üçünüz hangi tür evlerde büyüdünüz ki?" diye sordu Doktor Kralı, biraz geri çekilerek. O bir hadımdı, ama aslen iyi bir aileden geliyordu ve muhtemelen hayatı boyunca ebeveynlerinin "demir yumruk cezası"na hiç maruz kalmamıştı. + +Yine de, Maomao Doktor Kralı’nın endişesini anlamıyordu demek değildi. "Çocuğun annesi biraz telaşlı görünüyordu. İmparator’un küçük kardeşinin kişisel hekimine zarar vermek, insanı çok dertli bir duruma sokabilir." + +Ne kadar dertli bir duruma soksa da, anne daha başka bir şeyden endişeli görünüyordu. + +"Chue Hanımefendi bunu açıklasın mı?" dedi Chue, parmağını tavana doğru uzatarak bir poz alarak. + +"Biliyor musunuz? Bir sebebi var mıydı?" diye sordu Doktor Kralı, anında merakla. Lihaku da bilmek istiyormuş gibi görünüyordu. Maomao itiraf etmeliydi ki o da meraklıydı, ama ilgi göstermezmiş gibi yapıp, herkesin bilmek istemesi halinde sadece dinleyecekmiş gibi davrandı. + +"Gyoku-ou Hanımefendi vefat etti ve batı başkenti, buranın bir sonraki liderinin kim olacağı konusunda çılgınlar gibi. Gyokuen Hanımefendi’nin diğer oğullarından Kraliyet Başkenti’ndeki Rikuson’a, hatta Ay Prens’inin kendisine kadar aklınıza gelebilecek her isim önerildi!" + +"Taç yarışına girecek tek bir kişi yok ve bu kişi, ilk sırada olması beklenen tek kişi—bunu biliyor muydunuz?" + +Lihaku yavaşça konuştu: "Normalde, Gyoku-ou Hanımefendi’nin oğlunun onun yerine geçmesini beklersiniz. İmparatorluk ailesinde bile işler böyle yürür, değil mi?" + +Gerçekten de haklıydı. + +"Tam olarak. Ama! Oğul, hayatı boyunca siyasetten tamamen uzak tutuldu; gerekçe olarak da daha sonra dahil olması gerektiği savunuldu. Cehaleti gerekçe gösterilerek elendi, hikaye öyle anlatılıyor. Ama bu garip değil mi?" + +"Evet, öyle görünüyor. Biraz daha eğitim almış olmasını beklerdim," dedi Doktor Kralı. + +"Şimdiye kadar söylediklerimle, en azından Maomao Hanımefendi’nin bunun nereye gittiğini görebileceğini tahmin ederdim. Gerçekte ise Gyoku-ou Hanımefendi’nin büyük oğlu—da-da-da-daaaah!—tembel, savurgan, işe yaramaz bir ayyaşt!" Chue coşkuyla ellerini salladı ve havaya konfeti yağdırdı. "Beklenen bir veliaht için gereken eğitimi aldı, ama sonra hepsini çöpe attı." + +"'Hepsini çöpe attı' nasıl yani?" + +"Geç bir isyan dönemi yaşadığını söyleyelim. O zamana kadar, ebeveynlerinin kendisi için seçtiği kadınla evlenmiş ve hatta bir çocuğu bile olmuştu. Ama bir at çalıp kaçtı! Küçük bir çocuk gibi davranıyordu!" + +Maomao, annenin daha önce ne kadar huzursuz göründüğünü düşündü. + +"Yani kendi akrabaları bile onu veliaht olarak görmüyor ve kan bağı olmayan kişiler bile bir sonraki lider olarak öneriliyor. Oldukça kötü olmalı," dedi Lihaku, kollarını kavuşturarak. + +Bu, annenin o sert tavrını açıklayabilir, diye kabul etti Maomao. Şüphesiz akrabaları, "kocasına yeterince yakından bakmadığı" için onu suçluyordu. + +"Ah, çok kötü! Bu büyük oğlan elli beşinde. Birkaç yıl önce evini terk etti, karısını ve çocuğunu geride bırakıp... iyi, ne diyeyim, pek çok işe karışmış." + +“Mesela ne gibi?” diye sordu Maomao. + +"Usta Gyokuen'in sondan bir önceki, yedinci oğlu da yirmi beşinde ve ikisi hiç geçinemiyor. Sürekli kavga ediyorlar. Bir keresinde gerçek kesici silahlarla düello yapmaya karar verdiklerinde büyük bir olay çıktı. İkisi de o kadar yetenekli ki kimse onları durduramadı. Ah, korkunçtu!" + +Hmm, hmm! + +"Sonra kendi rakısını yapmaya başladı, yakındaki bir rakıhaneden şişeleri 'ödünç alıp' içine kendi damıtmasını doldurdu ve sattı. Bu, rakıhanenin itibarını yerle bir etti. Not etmekte fayda var ki, o mekânı Gyokuen'in üçüncü kızı işletiyordu." + +"Ayrıca, Hanım Maomao, o çiftlik köyüne gittiğimizde çetelerce saldırıya uğradığımızı hatırlıyorsunuzdur. Görünüşe göre bu olayla da bağlantısı varmış." + +Hmmmm?! + +Maomao, Chue'ye durması için elini kaldırdı. + +"Ne oldu, Hanım Maomao?" + +"Usta Gyoku-ou'nun onu soydan çıkarmadığına hayret ediyorum." + +"Büyük oğul olması, onu biraz korumuş olabilir. Ayrıca Usta Gyoku-ou'nun bazı tuhaf takıntıları var; ikinci ve üçüncü oğullarına siyaset eğitimi hiç vermedi. Neyse, büyük oğul uçuruma yuvarlanana kadar iyi huylu ve yetenekli bir gençti, belki de Usta Gyoku-ou bir gün toparlanacağını düşünmüştür. Oğul güçlü bir adam ve bir lider — I-sei Eyaleti'nin her yerinde tanınan bir çete reisi tarafından saldırıya uğradığında, o adamı bizzat kendisinin peşine düştüğünü duydum." + +Chue, bir yerden aldığı kızarmış hamur çubuğunu kemiriyordu. Bunları Doktor Kralı ve Lihaku'ya da dağıtmıştı, onlar da yiyorlardı. + +Bir çeteye intikam almak, ha? +Usta Gyoku-ou'nun bu kadar değer verdiği o "kahraman" imajının tam da kendisi. + +"Usta Gyoku-ou'nun küçük kardeşlerine gelince, hepsi işleriyle o kadar meşgul ki batı başkentini yönetecek halleri yok. Ama bu işi kesinlikle büyük oğula bırakamayız. Bay Rikuson ve Ay Prens'i muhtemelen zaman kazanmak için öne sürdüler. Usta Gyoku-ou'nun ikinci ve üçüncü oğulları akıllı adamlar. Siyaseti öğrenmeleri için yeterli zamanı kazanabiliriz. Büyük oğlun soydan çıkarılması için o zamana kadar planlar yapıldığını sanıyorum. Usta Gyoku-ou gittikten sonra, korumasını da kaybetti." + +"Çok şey biliyorsunuz, Bayan Chue," dedi Doktor Kralı hayranlıkla — bunların, bilmesi gereken şeyler olmadığı açıktı. + +Bunlar Gyokuen'in çocuklarıydı: sertlik ve inatçılık garantiliydi. Kendilerine zaman kazanmak için İmparator'un küçük kardeşini kullanıyorlardı. + +"Bu, o çocuğun annesinin neden o kadar endişeli göründüğünü açıklıyor," dedi Maomao. Bir ailenin büyük oğluyla evlenmek, o oğul aile soyundan çıkarılırsa pek bir anlam taşımıyordu. Üstelik kendi oğlu, İmparator'un küçük kardeşinin hekimine zarar verirse, bu, kanın donmasına yetecek kadar kötü olurdu. + +"Tüm bunlar göz önüne alındığında, ikinci veya üçüncü oğlun bir süre Ay Prens'in yanında görevlendirilmesi, diğerinin ise Bay Rikuson'a atanması olası. Eğer biri özellikle hızlı öğrenen biri çıkarsa, merkeze daha erken dönebiliriz. Ve dönmekten bahsetmişken, Bayan Chue'nin işine geri dönmesi daha iyi olur." + +Konuşmanın bittiğini işaret eder gibi ayağa kalktı; zaten atıştırmalığı bitmişti. + +Maomao elini kaldırdı. "Bayan Chue? Bir sorum var." + +"Evet, Hanım Maomao? Ne oldu?" + +Maomao, şu anda ana evde görevli olduklarını hatırladı. "Bu değersiz tembel oğul ana eve hiç geliyor mu?" + +"Çok sık değil, ama ara sıra aileyi görmeye uğradığı söyleniyor. Onunla karşılaşmanız kesinlikle mümkün." Chue geniş bir göz kırpışı yaptı. + +Lütfen... Bu uğursuzluğu başlatma. + +Maomao, geleceğinde pek çok sıkıntı öngörüyordu. Yapabileceği en iyi şeyi yaptı: kafasını salladı ve unutmaya çalıştı. diff --git a/output/knh-12/004_knh-12.txt b/output/knh-12/004_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..0fcb9ecd --- /dev/null +++ b/output/knh-12/004_knh-12.txt @@ -0,0 +1,139 @@ +# Chapter 2: The Greenhouse and the Chapel + +Bölüm 2: Sera ve Şapel + +Maomao yeni odasını düzenleyip bitirdikten sonra, dedikodulara konu olan serayı görmeye gitti. + +“Vay canına! Aman Tanrım!” diye haykırdı, tesisin etrafına bakarken gözleri parlayarak. Tuğla ve ahşaptan yapılmış bir binaydı; tavanın ve duvarların bazı bölümleri, güneş ışığının içeri sızabilmesi için şeffaf camdan yapılmıştı. İçeride egzotik sukulentler ve hatta salatalıklar yetiştiriliyordu. Salatalık, yazın tarlalardan koparılabilen, su ihtiyacını karşılamak için kolay bir yol olan bir sebzedi; ancak batı başkentinde nadir ve değerli mallar olarak kabul ediliyordu. + +“Salatalık yetiştirmek batıda zor olduğu için, bunlar zenginliğin bir göstergesi sayılıyor. Bu yüzden, daha batıdan gelen misafirlerimiz olduğunda taze salatalık ikram etmeyi tercih ediyoruz. Üstelik Gyokuen’in de favorisi; bunları ince dilimlenmiş ekmek arasına koyarak yemeyi seviyor.” + +Bu açıklamayı, seranın başındaki bahçıvan yapıyordu. Üstelik tadımlık olarak ekmek ve tereyağı bile hazırlamıştı ve orada hemen denemeleri için küçük bir şeyler hazırlamaya hazırdı. + +Ancak... + +“Maomao Hanım, dans etmeye başladınız!” + +“Evet, hanımefendi, sakin olun. İnsanlar izliyor!” + +Chue ve Lihaku, hafifçe endişeli bir şekilde ona baktı. + +“Hey, biliyorum!” dedi Maomao, elbisesinin katları arasından bir makas çıkarırken. “Salatalıklar!” diye şarkı söyledi. “Salatalık yaprakları! Salatalık sapları!” + +Ancak sebzelerden birini sapından tuttuğu an, bahçıvanın eli omzunda sağlam bir şekilde duruyordu. “Affedersiniz, ama ne yaptığınızı düşünüyorsunuz, acaba?” Alnında bir damar atıyordu. + +“Sadece şunu düşündüm, salatalık sezonu neredeyse bitti. Bunlara çok daha uzun süre ihtiyacınız olmayacak.” + +Hava sadece daha da soğuyacaktı. Sera olsun ya da olmasın, Maomao’nun şüphesi, salatalık yetiştirmenin yakında imkânsız hale geleceğiydi. + +“Hâlâ hasat edilebilirler.” Bahçıvanın kavrayışı daha da sıkılaştı. + +“Yapraklar ve saplar, tabii ki meyvesinin kendisi de, hepsi potansiyel tıbbi malzemelerdir, ama önce solarsa işe yaramazlar. Şimdi almazsam, ne zaman fırsatım olacak?” dedi Maomao, bahçıvanın bakışlarına karşılık verirken geri adım atmaktan kaçınarak. Kendilerini bir bakışma yarışında buldular. + +“Bunlar yiyecek için,” dedi bahçıvan, gözleri dışarı çıkacakmış gibi. + +“Batı başkenti eşi görülmemiş bir krizle karşı karşıya. İlaçlar son derece az. Yardım etmeniz gerektiğini düşünmüyor musunuz?” + +Bu arada, birçok ilaç için ikame maddeler kullanıyorlardı. Birinin mutfak eğilimlerini tatmin etmek için sebze yetiştirmenin zamanı değildi. + +“Sera kullanma izni aldığınızı anlıyorum. Ancak, burada zaten bulunan bitkilerle istediğinizi yapabileceğinizi de söylediklerini merak ediyorum.” + +“Bu salatalıklar ömrünün sonuna yaklaşıyor ve zaten pek besin değeri kalmayacak. Onları tıbbi malzeme olarak kullanmanın açıkça doğru olacağını düşünmüyor musunuz?” + +Maomao ve bahçıvan karşı karşıya gelmeye devam etti. + +Kısa bir tıkanıklıktan sonra, Chue bahçıvanın amiriyle geldi. Amir, bahçıvana durumu özetledi, ama adam teslim olmaktan kaçındı. + +“Buradaki durumun, Ay Prens’e söyledikleri gibi olduğunu sanmıyorum,” diye gözlemledi Chue. + +“Bu amirin, dışarıdan gelen ileri gelenlere iyi bir yüz göstermek için insanlarına kötü haberleri söylemekten kaçındığını düşünüyorum,” diye cevap verdi, durumu yetkin bir şekilde okuyan, şaşırtıcı derecede sezgisel Lihaku. + +Tam olarak haklıydı ve bahçıvan, talihsiz kurbandı. Sevdiği seranın ürünlerini denemeleri için ekmek bile yaptıran bir adamdı. Maomao, ona biraz acıdığını kabul etmeliydi, ama bu, kendilerine söylenen şey değildi. + +Neden ana evde geldiğimi düşünüyor? + +Sonunda, Maomao’nun seranın sadece üçte birini kullanmasına karar verildi. Ancak mevsim dışı kalmak üzere olan salatalıklar ona gidecekti. Bahçıvan, gözleri yaşarırken, sukulentlerine girmesini engellemek için “Yetkisiz Kişiler Giriş Yapamaz” yazılı bir tabela yapmaya koyuldu; Maomao’ya birçok öfkeli bakış attı. + +“Bunlarla ne tür ilaçlar yapabilirsiniz?” diye sordu Lihaku, Maomao’ya salatalıkları toplamalarına ve yapraklarını ve saplarını hasat etmelerine yardım ederken. + +“Antipiretiklerde çok yaygın. Gıda zehirlenmesine karşı da etkilidirler ve idrarı teşvik ederler. Kusmayı tetiklemek için de kullanılabilirler.” + +“Bekle, ne zaman kusmayı tetiklemeniz gerekir?” + +“Örneğin, gerekli miktardan fazla zehir aldığınızda.” + +“Bu, insanların normalde yapmadığı bir şey!” Lihaku, keskin lafını söylerken bile iyi huylu bir şekilde gülümsedi. Öfkesi çabuk alevlenmemesi, onun erdemlerinden biriydi; ama Maomao’nun isteyeceği bir şey olsaydı, Lahan’ın Kardeşi’nin sahip olduğu o özel zekâ çabukluğunu ona dilerdi. + +O ve diğerleri sebzeleri, yaprakları, sapları ve hatta sarmaşıkları topladılar. Sonra çıplak salatalık bitkilerini köklerinden söktüler, arkalarında sadece boş toprak bıraktılar. Bahçıvan, Maomao’ya sanki ebeveynlerini öldürmüş gibi baktı, ama o ona aldırmadı. + +Bir noktada, her yerde görebileceğiniz sıradan bir ördek gelip taze çevrilen topraktan çıkan böcekleri gagalamaya başladı. + +"Şimdi elinde işlenecek bir tarla varken ne ekmeyi düşünüyorsun?" diye sordu Lihaku. + +"İyi soru. Elimdeki her türlü tohumu ekmekle başlayabilirim diye düşünüyordum. Sera neyin yetişebileceğini bilmiyorum, belki de neyin tuttuğunu görerek başlayabilirim." + +"Her türlü tohum mu? Bunun için yer var mı?" + +Maomao duraksadı. "Belki o diğer salatalık tarlasını da sökersek." + +Onunla bahçıvan arasında bir kez daha kıvılcımlar uçuşacak gibiydi. Birer adım bile geri atmayı reddeden iki insan, huzur yolundan her zaman uzaktır. + +"Maomao Hanım, Maomao Hanım!" + +"Ne oldu, Chue Hanım?" + +Chue bir şey görmüş gibiydi. Cam duvara yapışmış, dışarıya dikkatle bakıyordu. + +"Orada bir şapel var! Bir bakayım mı?" + +"Şapel mi?" + +Chue parmağıyla gösterdi ve Maomao, karakteristik batı tarzında bir bina gördü. Batı başkentinde benzerlerinden bolca vardı; çoğunun dini işlevleri vardı. + +Ama daha önce içinde olduğumuz şapel gibi değil. + +Geçen yılki ziyaretlerinde şapeli andıran bir bina vardı, ama bu farklıydı. Merakla Maomao, Chue'nin peşinden gitti. + +Şapellerin türbe benzeri yerler olduğunu duymuştu. İçlerine girdiklerinde, kesinlikle aynı hüzünlü atmosferi taşıyordu, diye düşündü. Basit, altıgen tek bir odaydı. Ancak pencerelerden ışık akıyordu; renkli camdan yapılmış resimlerle süslenmiş pencereler, sade zeminde güzel renklerle lekeler oluşturuyordu. Maomao'yu gerçekten tarif edilemez bir hayranlık duygusuyla doldurdu. + +Chue, odanın tam ortasına oturdu ve mırıldanmaya başladı. Maomao onun yanına oturdu. Ne olduğunu tam olarak bilmiyordu, ama Chue konuşmayı bitirene kadar sessiz kaldı. Lihaku dışarıda bekliyordu; üçünün de içinde olduğu şapel biraz kalabalık olurdu. + +"Puh..." Bir süre sonra Chue yukarı baktı. Onun ağzından çıkınca, bu biraz garipti. + +"Chue Hanım, orada ne yapıyordunuz?" diye sordu Maomao. + +"Başka bir ülkeden eski bir dil kullanarak, 'Ey Tanrım, bizi görüyor musun?' diye sordum." + +"Anlamıyorum. Bu ne demek?" + +"Yabancı bir dinin kutsal metninden bir ayet. Bilirsiniz, batı başkentinde çok sayıda son derece dindar inançlı insan var. Sohbet ederken ara sıra bir ayet satırı kullanmak, işinize harikalar katabilir!" + +Chue, cübbesinin katlarından bazı yazı aletleri çıkardı ve bir şeyler karaladı. "Alın, Maomao Hanım. Görünüşe göre yakın gelecekte burada yaşayacaksınız, o halde öğrenmeniz iyi olur." Kâğıtta, Maomao'nun okuyabilmesi için fonetik olarak yazılmış, az önce söylediği kelimeler vardı. + +"Gerçekten buna ihtiyacım olmadığını düşünüyorum." Maomao bu konuyla ilgilenmiyordu ve bu kelimeleri öğrenmeye hevesli değildi. + +"Hayır, hayır. Bence öğrenmelisiniz!" Chue geri adım atmadı; Maomao'nun omuzlarını kavradı ve ona düzgünce baktı. Eczacıya pek fazla seçim hakkı bırakmıyordu. "Hadi bakalım! Bir! İki! Ey Tanrım, orada mısın, Tanrım?" + +"Ey T— Tanrım, orada mıssın, Tanrım?" + +"Hmm. Bebek gibi geveziyorsun." Maomao, Chue'nin yazdığı şekilde söylediğini düşünmüştü, ama görünüşe göre telaffuzunda bir sorun vardı. "Tekrar deneyelim!" + +"Denemeyelim ve yaptık diyelim." + +"Hadi! Bu mükemmel bir fırsat." Chue alışılmadık derecede inatçı çıkıyordu. + +Cümleyi birkaç kez tekrar ettiklerinde ve Maomao'nun diksiyonu iyileşmeye başladığında, Chue sonunda onu bıraktı. Bu arada, Maomao'nun ne kadar işine yarayacağından şüphe ettiği, doğru dua jestini de öğretti. + +Şapelden çıktıklarında, Lihaku'nun esneyerek beklediğini gördüler. Muhtemelen sıkılmıştı. + +"Gelecek sefer buraya geldiğimizde bunu size sürpriz soru olarak soracağım," diye uyardı Chue Maomao'yu. + +"Evet, tamam," dedi Maomao. Ona göre bir sonraki sefer olmayacaktı. "Şimdilik geri dönelim ve bir şeyler yiyelim, Chue Hanım." Açlık sınırındaki hizmetçinin dikkatini yiyecek konusunun dağıtacağından emindi. Chue, kayınvalidesinden kaçınmak için yemeklerini Maomao ile birlikte yemeyi severdi ve Maomao, hızlı bir onay bekliyordu. + +"İyi fikir. Doktor Kralı da muhtemelen açtır. Bir de, tuvalet ihtiyacını nasıl karşılıyor?" Chue, soru sormaktan utanmıyordu. + +"Orada olduğumda onu tuvalete götürüyorum," dedi, ördeği kollarında taşıyabilen Lihaku. + +"İyidir. Onu bir yatak tuvaletiyle bıraktım. Kadınlar için, ama bence ona da işe yarar," diye cevap verdi Maomao, Chue kadar kayıtsız. Ördek bir hadımdı, bu yüzden çoğu erkeğin ayırt edici özelliği yoktu. + +"Vay, aniden yaşlı adama acıdım. Geri dönelim, öyle mi?" dedi Lihaku, hızını artırarak. Gerçekten de alışılmadık derecede endişeli görünüyordu. diff --git a/output/knh-12/005_knh-12.txt b/output/knh-12/005_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..e944f2fd --- /dev/null +++ b/output/knh-12/005_knh-12.txt @@ -0,0 +1,132 @@ +# Chapter 3: Gyoku-ou’s Children + +Bölüm 3: Gyoku-ou’nun Çocukları + +Maomao ve diğerleri muayenehaneye döndüklerinde, içeriden konuşma sesleri geldiğini duydular. + +Burada hasta var mı acaba? diye düşündü Maomao. Eğer şarlatan hekim onları muayene ediyorsa, hemen içeri girip onunla nöbeti devralması gerekiyordu. Kapıyı açtı. + +“Merhaba, geri döndük,” dedi. + +“Ay, hoş geldiniz, genç hanım! Herkese merhaba, tekrar hoş geldiniz.” + +Doktor, Maomao’nun tanımadığı genç bir adamla sohbet ediyordu. + +Bu kim acaba? + +Maomao’dan daha genç görünüyordu, iri yarı değil, nazik bakışlı, ufak tefek bir adamdı. Yüzü çekici sayılabilecek cinstendi, ama her köşesinde kaslı adamların dolaştığı batı başkentinde pek de dikkat çekici sayılmazdı. + +“Bu bir hasta mı?” diye sordu Maomao. + +“Hayır, hayır. O bir ziyaretçi. Sadece selamlaşmak için geldi,” diye yanıtladı şarlatan, yaralı bacağını bir sandalyeye uzatmış halde. + +“Bu müdahaleyi affedersiniz,” dedi ufak tefek genç adam, ona kaygısız bir gülümsemeyle bakarak. “Ve kendimi daha önce tanıtmadığım için de özür dilerim. Adım You Hulan, Ay Prens’e hizmet edeceğim.” + +“Ah, anlıyorum. Ben Maomao.” Maomao, onun kibar eğilimine kendi derin eğilimiyle karşılık verdi. + +“You” mu? +Son zamanlarda sık sık duyduğu bir isim gibi geliyordu bu. + +“Bu genç adam, bakın, Ay Prens’e hizmet etmesi gerekiyor,” diye açıkladı Şarlatan. “Efendi Gyoku-ou’nun oğlu.” + +“Evet, öyle. Henüz çok gençim; Lütfen beni hoşgörünüz.” + +Gyoku-ou’nun oğlu mu? Maomao şaşkınlıkla başını yana eğdi. Babasının tam zıttı gibi görünüyordu. Benzerlik neredeydi? + +Chue, oğlana sadece kısa bir baş selamı verdi. Belki onu zaten tanıyordu. “Efendi Gyoku-ou’nun onurlu oğlu, öyle mi?” dedi. + +“Evet, hanımefendi, üçüncü ve en küçük oğlu. Ay Prens’e hizmet etme onuruna nail olacağımı asla hayal etmezdim.” Hulan parlıyordu. + +Maomao, Jinshi ve Rikuson’a Gyoku-ou’nun oğullarından birer tane atanılacağını duymuştu—biri ikinci oğlanı, diğeri üçüncüyü alacaktı. Ancak bu genç adam, beklediğinden biraz farklıydı ve hafifçe şaşırmıştı. + +Sadece daha... kendini beğenmiş biri olacağını sanmıştım. + +Jinshi’yi bir piyon gibi kullanmaya çalışan adamın oğlu bu muydu? İlk bakışta, son derece alçakgönüllü görünüyordu. şarlatan hekim ile—bir hadım olan—çay içiyor ve Maomao’ya kibar davranmaktan çekinmiyordu. Hayal ettiği kişiye hiç benzemiyordu. Hulan adı “kaplan ve kurt” anlamına geldiği için, bu isim belki de fırtınalı bir adamı çağrıştırabilirdi, ama o kesinlikle öyle değildi. + +“Bir üst kardeşim Efendi Rikuson’a hizmet ediyor. Umarım her ikimize de şefkatle bakarsınız.” + +Eğer ikinci oğlan Rikuson’a, üçüncüsü ise Jinshi’ye atanmışsa, belki bu yaşlarına saygıdan kaynaklanıyordu. + +İkinci oğlanın Jinshi’den büyük olması beni şaşırtmaz. Ve birine emir verirken, karşı tarafın senden küçük olması işleri kolaylaştırırdı. + +“Bugün sadece selamlaşmak için gelmedim. Aynı zamanda özürlerimi sunmak için de buradayım,” dedi Hulan. + +“Nedeni ne?” + +“Yeğenim başhekimimize zarar verdi ve bunun için derinden üzgünüm. Henüz genç, babamın ilk torunu olduğu için biraz şımartılmış. Onun adına herhangi bir cezayı kabul edebilirim, lütfen yeğenime karşı cömert davranın.” + +Bu adam da kim? + +Gyoku-ou’nun çocuğu gibi görünmüyordu. Üstleriyle astları arasında tampon görevi görmüş, onlarca yılı bu şekilde geçirmiş birinin o alçakgönüllü tavrı vardı. + +“Hulan, atıştırmalık ve şarap getirecek kadar nazikti. Ve bu günlerde atıştırmalık bulmak çok zor! Ona ne kadar teşekkür etsem az,” dedi şarlatan hekim. Bir sepet buğulama böreği kaldırdı. Yanında iki şişe şarap duruyordu. + +Vay canına! + +“Bu, batı başkentinden özel bir üzüm şarabı, ancak zevkinize hitap edip etmeyeceğinden emin değilim. Beğeneceğiniz bir şey bulma umuduyla iki çeşit getirdim—biri daha alkollü, diğeri daha az.” + +Ne harika bir hediye seçimi. Maomao, şarap şişelerine yapışma isteği duydu, ama kendini tuttu. + +“Şimdi, lütfen beni affedin, işime dönmeliyim,” dedi Hulan. + +“Ah, lütfen, biraz daha kal, Hulan. Hâlâ gençsin ve gençlik rahatlamak için zaman almalı,” dedi Doktor Kralı, bu arada genç adamla tamamen samimi bir hava yakalamıştı. + +“Maalesef yapamam. Amcalarım ve teyzelerim, Ay Prens’in himayesinde gayretle çalışmamı söylediler. Herkesin seviyesine yetişmek için elimden geleni yapacağım ve bu arada, umarım bana karşı olumlu bakarsınız.” + +Hulan bir kez daha gösterişli bir şekilde eğildi ve ofisten ayrıldı. + +“İçinde kurt izi göremiyorum, itiraf etmeliyim,” diye mırıldandı Maomao. Hulan adındaki kaplan ve kurt, açgözlü ve şiddet eğilimli birini çağrıştırıyordu; güçlü bir isimdi evet, ama pek de iyi bir isim sayılmazdı. + +“Evet. Daha çok sadık bir köpek gibi görünüyor,” diye ekledi Lihaku ve Maomao onunla tamamen hemfikirdi. + +Hulan ayrıldıktan sonra, Doktor Kralı onlara Gyoku-ou’nun çocuklarından bahsetti. + +“Gyoku-ou Bey’in dört çocuğu olduğu söyleniyor. Küçük Hulan, onların en küçüğü.” + +Maomao ve diğerleri, Hulan’ın hediyesi olan buharla pişirilmiş mantıları atıştırmalık olarak tüketmek için vakit kaybetmedi. + +İçlerinde bir şey olup olmadığını kontrol etmeliyim, diye düşündü Maomao; yiyecekleri zehir açısından denetleme alışkanlığı yeniden baş göstermişti. Mantılar etle doluydu ve onları öğle yemeği olarak yemeye bayılıyordu. Onlarla birlikte şarap içemediği için üzgündü, ama sonuçta görevdeydi. + +“En büyüğü yirmi beş yaşında, ardından diğer çocuklar art arda doğdu—Hulan hariç; o biraz daha küçük. Yaklaşık on sekiz. Öyle değil mi, Hanım Chue?” diye sordu Doktor Kralı, çay bardaklarına çay doldururken. + +“Evet, çok doğru. Gyoku-ou Bey’in çocukları şöyle: en büyük oğul, en büyük kız, ikinci oğul ve ardından on sekiz yaşında olan üçüncü oğul kuyruğu kapatıyor.” + +Chue, ısıttığı çorbayı masaya koyuyordu. Maomao bir kase alıp, Doktor Kralı’ndan biraz uzakta duran Lihaku’ya uzattı. Doktor Kralı yerinden kalkmadan çayı hazırlarken, Lihaku her zamanki gibi tetikteydi. Birbirlerinin yanında altı aydan fazla vakit geçirdikten sonra, her biri rolünü biliyordu. + +“Bu garip bir topluluk. Farklı anneleri var mı acaba?” diye sordu Maomao, bir sandalyeye oturup bir mantıyı ikiye bölerken. İçinden et, mantar ve bambu filizleri döküldü. + +“Hiç de değil. Babasının aksine, Gyoku-ou Bey’in sadece bir eşi vardı.” + +“Hah! Bu, Gyokuen Bey’den oldukça farklı,” dedi Doktor Kralı, şaşkınlıkla. Li’de erkeklerin birden fazla eşi olması olağandışı değildi, ama on bir eş, Gyokuen’in dedikodunun konusu olmasına yeterdi. İmparator’un bile bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar eşi vardı. Evet, arka sarayda iki bin cariye ve hanımefendi vardı, ancak aile geçmişi ve kaynaklar göz önüne alındığında, Majesteleri’nin hepsini kolayca yatağına alabileceği anlamına gelmiyordu. + +Lihaku söz aldı. “Biliyor musunuz, bir söylenti duydum. Gyoku-ou Bey’in eşi hakkında.” Kulakları ve ağzı sohbete katılırken, gözleri tıp ofisinin dışındaki alanı taramaya devam ediyordu. + +“Ne tür bir söylenti?” Maomao, mantıyı dikkatlice inceledikten sonra ağzına attı. Baharatlar merkez bölgeye özgüydü ve biraz hüzünlenmesine neden olduğunu fark edince şaşırdı. + +“İş sezgısının her zaman iyi olduğunu, gerçek bir girişimci olduğunu duydum. İkinci oğulları doğduktan sonra, bir iş girişimi için yabancı bir ticaret gemisine bindi, ama bir gemi kazasına karıştı. Onun için talihsiz olan, vardığı ülkede durumun pek iyi olmaması ve orada birkaç yıl kalması gerektiğiydi.” + +“Bu oldukça ilginç bir hikâye. Böyle birini daha sık görmeyi beklerdim,” dedi Maomao. Şu ana kadar Gyoku-ou’nun eşini hiç görmemişti. Sadece erdemli, çekingen bir kadın olduğunu, zamanını kocasını destekleyerek geçirdiğini varsaymıştı, ama Gyoku-ou’nun ölümünden beri yüzünü bile görmediği garip geliyordu. + +Chue hikâyeyi devraldı. “Yıllar sonra geri döndü, ama söylentiye göre aynı kadın değildi. Artık kimsenin onu göremeyeceği gölgelerden kocasını destekleyen biri olmuştu. O uzak tarlalarda ona çok şey olmuş olmalı.” Maomao dikkatle baktığında, Chue’nin tabağında ve kendi tabağında birer ekstra mantı olduğunu gördü. Ona dikkat etmesi gerekecekti. + +“Bu, Gyoku-ou Bey’in yabancıları neden bu kadar çok nefret ettiğine etki ettiğini düşünüyor musunuz?” diye sordu Maomao. + +“Kim bilir? Artık kesin olarak bilemeyeceğiz.” Chue pek ilgilendiği izlenimini vermiyordu, bunun yerine mutlu bir şekilde buharla pişirilmiş bir mantıyı çiğniyordu. + +Lihaku da yiyeğine dönmüştü, görünüşe göre eşi hakkında bildiği her şeyi paylaşmıştı. Maomao’nun da takibe yönelik soruları yoktu denebilirdi. + +“Biliyor musunuz, muayene ettiğiniz o kız, Gyoku-ou Bey’in torunu değil miydi?” diye sordu Doktor Kralı. + +“Evet. En büyük kızının kızı.” + +Kız, kendi saçını yeme alışkanlığı nedeniyle bağırsak tıkanıklığı geliştirmişti. Tianyu ameliyatı yapmış, ama sonrasında bakımını Maomao üstlenmişti. Dikişler zaten temiz bir şekilde alınmıştı. + +“Midesi açıldığı için çok acı çekmiş olmalı. Yaralı nasıl? Şimdi iyileşti mi?” diye sordu Doktor Kralı, kaşları gerçek bir endişeyle çatılmıştı. + +Neredeyse orada olup olmadığı belli bile değil, diye düşündü Maomao. İtiraf etmekten nefret ediyordu, ama Tianyu mükemmel bir cerrahtı. Belki bu kadar iyi olmak için biraz deli olmak gerekiyordu; gök, derler ki, iki armağanı bir kişiye vermez. + +“Evet, çok daha iyi,” dedi Maomao. “Yaranın iyileşme sürecini kontrol etmek için periyodik olarak ziyarete giderim, ama hepsi bu. Aslında, yarın gideceğim.” + +Tedavi iyi gidiyordu. Belirli bir karnını yakan soylunun bu kadar iyi bir hasta olmasını isterdi. + +“Ah? Bu iyi, bu iyi. Duymak beni sevindirdi.” Doktor Kralı rahatlamış görünüyordu; Maomao ise, kendi bacağı hakkında daha fazla endişelenmesi gerektiğini düşünüyordu. diff --git a/output/knh-12/006_knh-12.txt b/output/knh-12/006_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..c93c6be1 --- /dev/null +++ b/output/knh-12/006_knh-12.txt @@ -0,0 +1,294 @@ +# Chapter 4: The Sheltered Wife + +Bölüm 4: Korunaklı Eş + +Ertesi gün Maomao, şarlatan doktora söylediği gibi Gyoku-ou’nun torununu görmeye gitti. + +Adı neydi acaba? + +Maomao’nun insan isimlerini hatırlama konusunda pek başarılı olmadığını daha önce belirtmiştik. Ama idare ediyordu, yani sorun yoktu—değil mi? + +Olduğu gibi, Lihaku ve Chue de yanındaydı. Ve bir kişi daha... + +“Ah, lütfen beni umursamayın.” + +Bir şekilde Gyoku-ou’nun üçüncü oğlu Hulan da oradaydı. + +“Sadece bir süreliğine size eşlik etmeyi düşündüm. Büyük ablamı ve yeğenimi ara sıra görmek hoşuma gider.” + +Vay canına, sanıyordum ki siz Ay Prens’e hizmet ediyorsunuz. + +“Gerçekten işiniz yok mu?” diye sordu, yüzüne şüpheci ifadesini yansıtmamaya özen göstererek. + +“Endişelenmenize gerek yok—bu zaten iş sayılır. Babamın yaptığı işle ilgili bazı detayları sormak için iyi bir fırsat olduğunu düşündüm.” + +“Ablanızla mı sohbet edeceksiniz?” Maomao’ya bu iş gibi gelmiyordu. Ona şaşkın bir bakış attı. + +“Hayır, annem. Ablamla yaşıyor; ana evde onun için fazla gürültü olduğunu söylüyor.” + +Ah, çokça konuşulan anne. + +Demek ki “ana sahne”den emekli olmuş ama hâlâ arka planda Gyoku-ou’yu destekliyordu. O halde işleri hakkında ondan bilgi almak mantıklı olurdu. + +Evin girişinde, genç hasta, annesi ve kırkını biraz geçmiş bir kadın tarafından karşılandılar. + +Bu Hulan’ın annesi mi? diye düşündü Maomao. Bu eve birkaç kez gelmişti ama kadını ilk kez görüyordu. Belki Maomao ve ekibi için değil, Hulan için orada bekliyordu. Şimdilik ona “Hu’nun Annesi” diyeceğim. + +Hulan’ın onları tanıştırıp tanıştıracağından emin değildi ama eğer tanıştırırsa, bu kadınla karşılaşma olasılığının ne kadar düşük olduğunu bildiği için Maomao’nun adını hatırlama isteği pek yoktu. Aynı mantıkla, Hulan’ın büyük ablasına da “Hu’nun Ablası” adını taktı. Gerçekten de, bir anne-kız için beklenildiği gibi Hu’nun Annesi’ne benziyordu ama Hu’nun Annesi’nde insanı sahiplenme isteği uyandıracak türden bir güzellik vardı. Şüphesiz gençlik yıllarında popüler bir kadındı. + +“Anne, Abla,” dedi Hulan, her birine derin bir şekilde eğilerek. “Çok uzun zaman oldu.” + +“Evet. Gerçekten çok uzun,” dedi Hu’nun Annesi, ardından Maomao ve diğerlerine bakarak yavaşça başını eğdi. + +Çehresi Hu’nun Ablası’na benziyordu ama içine dönük bir yapısı ve gözlerinde bir sakinlik vardı. Fiziksel olarak gözleri kızınınkinden daha aşağıya düşüktü ama kendine özgü bir çekicilik yansıtıyordu. + +“Hulan, misafirlerimiz varken bu kadar selamlaşmak yeter bence.” Maomao ve grubuna döndü. “Oğlumun düşünce eksikliği için özürlerimi kabul etmenizi rica ederim.” + +Anlaşılan Hulan’ın alçakgönüllülüğü buradan geliyordu. Sesi, görünüşü kadar çekingen ve mesafeliydi. + +“Hiçbir sorun değil,” dedi Maomao, ardından toruna göz ucuyla baktı. “İzin verirseniz, belki hastanın izini şimdi muayene edebilirim?” + +“Evet, lütfen Xiaohong’a iyi bakın.” + +Kız en iyi selamını verdi. Xiaohong, “küçük kırmızı” muhtemelen bir sevgi adıydı ama Maomao asıl adını hiç duymamıştı. + +Şimdi, eskisinden oldukça farklı görünüyordu; bir zamanlar koyu olan saçları artık büyük ölçüde açık renkteydi ve eşit kesilmişti. Kökleri altın rengine yaklaşan açık kahverengiydi, uçları ise hâlâ siyahtı; mürekkebe batırılmış bir fırça izlenimi veriyordu. + +“Tamam, sonra görüşürüz,” dedi Hulan. Maomao muayenesini yaparken o ve annesi kendi aralarında bir toplantı yapacaklardı. + +Maomao ve diğerleri, her zaman muayenesini yaptığı odaya girdi. Eh, belki “muayene” kelimesi ağır kalıyordu. Çoğunlukla sadece izi inceliyor, sonra uzun vadede çok belirgin olmaması umuduyla biraz merhem sürüyordu. + +Evde hizmetkârlar yoktu. Karnındaki iz çok belirgin olmayabilirdi ama aile, kızın ameliyat geçirdiğinin kamuoyuna yansımasını istemiyordu. Büyüdüğünde iz neredeyse tamamen kaybolursa, bu en iyi senaryo olacaktı. + +“Bugünlük bitti. Daha fazla merheme ihtiyacınız olursa, lütfen tereddüt etmeden sağlık merkezine gelin, size hazırlayayım. Ama pazardan alınacak sıradan bir şey de olur.” + +“Çok teşekkür ederim,” dedi Hu’nun Ablası, derin bir şekilde eğilerek. + +Ziyaretin o türden bir şey olmamasına rağmen, bir masaya çay ve atıştırmalıklar koymuştu. Chue’nin gözleri, “Eve gitmeden önce bir ısırık atalım.” der gibi parlıyordu. + +“Nasıl olsa Hulan henüz dönmedi. Neden biraz rahatlamayalım?” + +“Sanırım Hulan’ın gitmesini beklememiz için özel bir gerekçe yok,” dedi Maomao. Onlar neydi, her şeyi grup halinde yapmak zorunda olan ergen kızlar mı? Yanlarında Lihaku vardı; sorun olmazdı. + +“Miss Maomao, açlıktan ölmek üzere olan Miss Chue’ye bu güzel ve lezzetli görünen ikramların önünden geçip onları yememesini mi söylüyorsunuz?” + +“Buyurun, yiyin Miss Chue.” + +“Vay canına! Sizin iyi kalpli biri olduğunuzu biliyordum, Maomao Hanım. Öpebilirim sizi!” Chue, dudaklarını büzerek Maomao’ya doğru hamle yaptı, ancak Maomao onu iterek uzaklaştırdı. + +“Ah, böyle olma!” diye sızlandı Chue. + +“Evet evet,” dedi Maomao ve Chue’nün önüne bir bardak süt çayı koydu. Chue derhal içine biraz bal ekledi ve bir tane pişmiş atıştırmalığı ağzına tıkıştırdı. Kuru üzüm ve ceviz karıştırılmış bir kurabiyeydi; tereyağı kokusu ağır basıyordu. Belki içinde buğday embriyosu vardı, çünkü rengi soluktu; ama son derece besleyici olmalıydı. Bu kadar zor bulunabilen malzemelerle hazırlanmış, lüks bir şımarıklık sayılmaya fazlasıyla yeterdi. + +Maomao da kurabiyelerden birini ısırarak yemeye başladı. Lihaku’ya gelince, nöbet görevlerini düşünmek zorundaydı; gözlerini o görkemli görünümlü ikramların üzerinde dikkatle gezdiriyordu. Evet, görevini yapıyordu, ama Maomao yine de onun için biraz üzülüyordu. + +“Hımm, pardon?” diye seslendi Maomao, Hu’nun Kız Kardeşine. + +“Evet? Ne oldu?” + +“Bu kurabiyelerden birkaçını bizimle geriye götürmemiz mümkün mü?” + +Şarlatan doktor için bir hatıra. + +Maomao, belki de sınırları aştığını düşünüyordu, ama Hu’nun Kız Kardeşi hafifçe gülümsedi ve başını salladı. İlk tanıştıklarındaki gibi gergin görünmüyordu; aksine, son derece toparlanmış görünüyordu. “Çok iyi,” dedi. “Hemen size birkaç tane ayarlayayım.” + +Odayı terk etmeye hazırlanırken, Xiaohong kolundan çekti. “Ben alayım.” Xiaohong mutlu bir ifadeyle dışarı çıktı; annesi gibi, daha önce olduğundan çok daha iyi hissettiği anlaşılıyordu. + +Chue, atıştırmalığını çiğnerken anne ve çocuğa gülümseyerek baktı. Belki de sessizce, kendileri için bol bol lezzetli şeyler getirmelerini diliyordu. + +“Ev sahibesinin sizinle kaldığını anlıyorum,” dedi Maomao. Konuşacak bir şey olmasaydı sessiz kalırdı, ama gündeme getirebileceği bir konu olduğu için bunu yaptı. Hu’nun Kız Kardeşi onlara bu ikramları vererek yeterince nazik davranmıştı; Maomao, ona en azından biraz sosyal davranarak borcunu ödemek istiyordu. + +“Evet, öyle. Ana evde çok fazla gürültü ve hareket olduğunu hissediyor, bu yüzden burada yaşıyor. Ayrıca Xiaohong için de endişeleniyor.” + +Söz konusu olan Hu’nun Kız Kardeşinin kendi annesiydi, ama bir şekilde tamamen mutlu görünmüyordu. + +Belki de aralarında iyi bir uyum yok? diye düşündü Maomao—ve tam o anda dışarıdan gelen “Ay!” çığlığı duyuldu. + +Hu’nun Kız Kardeşi ayağa fırladı ve odadan fırladı; Maomao ve diğerleri de hemen peşinden koştular. + +Çığlık, konak bahçesinde saçını çeken biriyle birlikte olan Xiaohong’dan gelmişti. Yani... + +O can sıkıcı çocuk mu?! + +O küçük canavar, Gyoku-bilmem-ne, Xiaohong’un saçını çekiyordu. Yanında bekçi kadını vardı, ama sadece tedirgin bir şekilde izliyordu ve onu durdurmaya çalışacak hiçbir işaret göstermiyordu. + +“Gyokujun! Ne yapıyorsun böyle?!” Hu’nun Kız Kardeşi, Xiaohong ile küçük canavarı—yani Gyokujun’u—ayırmak için koştu. Kızının önüne koruyucu bir şekilde geçti ve yeğenine öfkeyle baktı. + +Gyokujun ise, parmaklarına dolanmış olan Xiaohong’un saç tellerinden birkaçını savurarak attı. “Ne yapıyordum? Sadece o pis saçlardan kurtulmasına yardımcı olmaya çalışıyordum.” En ufak bir suçluluk hissettiğine dair bir iz yoktu. Sol elinde, Xiaohong’un saçına fırlatmaya hazırlandığı bir çamur topu tutuyordu. + +“Pis değil!” diye hıçkırdı Xiaohong. + +Hu’nun Kız Kardeşi, kendi kızını savunmasına rağmen biraz rahatsız görünüyordu. “Xiaohong pis değil,” dedi. “O senin kuzen.” + +“Kuzen? Ama saçları, bir yabancıya ait saçlar gibi görünüyor!” + +“Sadece böyle görünüyor. Batı başkentinde açık saçlı birçok insan var—bunu biliyorsun.” Hu’nun Kız Kardeşi, henüz on yaşına bile gelmemiş yeğeniyle son derece sakin davranıyordu, ama kendini zor tuttuğu açıktı. + +“Ama Teyze, sen yabancıları gördüğünde onlara taş atardın! Babam bana öyle söyledi.” Gyokujun asık suratlıydı. + +Xiaohong annesinin ifadesini inceledi; Hu’nun Kız Kardeşi daha öncekinden de daha rahatsız görünüyordu. + +Ah. Maomao anladı. Gyokujun, Hu’nun Kız Kardeşinin bir zamanlar kendisinin yaptığı şeyleri yapıyordu. + +Geçmişi değiştiremezsin, bu yüzden sadece suçluluk hissi daha da artar. + +“Hayır, yapma!” + +Gyokujun, çamur kekini fırlatmak için tam o anı seçmişti. + +Ama elinden hiç çıkmadı. “Tamam, yeter bu şakalar.” Chue, onun küçük yumruğunu anında durdurmuştu. + +Ne zaman... + +Chue, göz açıp kapayıncaya kadar Gyokujun’un arkasına geçmişti. + +“Hey! Ne yaptığını sanıyorsun?!” + +“Şimdi, şimdi. Burada su kıymetli bir kaynaktır. Birinin böyle bir şeyle tümüyle pislenmesi halinde yıkamanın ne kadar zor olacağını hayal et.” Chue, Gyokujun’un elini, çamur topuyla birlikte ezerek gülümseyerek baktı. Acı vermiş olmalıydı, çünkü sonunda onu bıraktığında yüzü buruştu ve elini ovuşturdu. + +“Ne yaptığını sanıyorsun? Ben kimim biliyor musun?!” diye bağırdı Gyokujun, gözlerinde yaşlar belirmeye hazırdı. + +“Eh, eğer tüm bunları biliyorsan, o zaman—” + +“Doğru!” Gyokujun göğsünü şişirdi. + +“Kesinlikle biliyorum. Sen Gyokuen Hoca’nın torununun torunusun, Gyoku-ou Hoca’nın torunusun, Shikyou Hoca’nın en büyük oğlusun, saygın Gyokujun Hoca.” + +“Fakat!” diye devam etti Chue. “Denir ki bir kadının saçı, hayatının ta kendisidir. Bunun tam olarak doğru olup olmadığını bilmiyorum, ama şunu garanti edebilirim ki bu şekilde davranman, hanımlar nezdinde bir saniye bile popüler olmanı sağlamaz!” + +Chue, saçları çekilen kurban olan Xiaohong’a baktı. Kız, annesinin arkasına saklanmış, gözleri yaşararak ve hıçkırarak ağlıyordu. + +Lihaku saygılı bir mesafede duruyordu; bir koruma olarak Maomao ve diğerlerinden çok uzaklaşamazdı, ancak müdahale etme belirtisi de göstermiyordu. Bu olayı, iki çocuk arasında sıradan bir kavgadan ibaret sayıyordu. Maomao da aynı taktiği izledi; Chue durumu ele alıyordu ve o, bir çocuğa karşı topluca saldırmayı düşünmüyordu. Bununla birlikte, Gyokujun hâlâ bu anından bir şeyler öğrenmiş gibi görünmüyordu ve Maomao’nun ona dair “küçük bir canavar” izlenimi daha da pekişiyordu. + +“Hı, tamam. Aptal saçları umurumda değil. Ama biliyor muydunuz, bu saçları sürekli boyuyorlarmış? Bu da onun bir yabancı olduğunu kanıtlıyor. Ailemize zarar vermek için buraya gelmiş yabancı bir değişim çocuğu.” + +“Değişim çocuğu?” Maomao kafasını yana eğdi. Konuşmaya karışmayı kastetmemişti, ama o kadar alışılmadık bir kelimeydi ki, ağzını kapatabilmeden önce açmıştı. + +“Değişim çocuğu, perilerin veya benzeri varlıkların doğurup insan bir çocukla yer değiştirdiği çocuktur,” diye açıkladı Chue, yardımsever bir edayla. + +“Ona bak! Anlayabiliyorsun,” dedi Gyokujun. “Her iki ebeveyninin de siyah saçları var. Ama onunki... öyle! Herkesin görebileceği kadar açıkça bir şeyler ters gidiyor. Benim kuzenim olduğu söyleniyor, ama bu bir yalan!” + +Yani bir değişim çocuğu, bir “şeytan çocuğu” gibi mi? Terim, ebeveynlerine benzemeyen bir çocuğu ifade ediyordu; ifadenin ima ettiği gibi, bu durum kötü bir uğursuzluk olarak kabul ediliyordu. + +Her neyse, Maomao’nun düzeltmekle yükümlü hissettiği bir şey vardı. “Siyah saçlı iki ebeveynin, farklı bir saç rengine sahip bir çocuğu olabileceğini biliyorsun. Tıpkı aynı yavruluktan gelen kedilerden bazılarının siyah-beyaz, bazılarının ise çizgili olması gibi.” + +Maomao, bunu bir çocuğun anlayabileceği bir şekilde ifade ettiğini düşünüyordu, ama Gyokujun denilen o küçük canavar, uzaktan yakından dinlemiyordu. Maomao, onu gözetmesi gereken nedimeye öfkeyle baktı ve bir şeyler yapmasını istedi, ama kadın sadece gözlerini kaçırdı. + +Doktor Kralı’na zarar verdiğinden beri hiçbir şey öğrenmemiş. + +Ders vermek için en hızlı yolun iyi bir tokat olduğunu düşündü, ama tekrar arkaya baktığında, Chue’nin oğlanla konuştuğunu gördü. + +“Gyokujun Hoca,” dedi Chue. “Çok önemli misin?” Alışılmadık tembel gülümsemesini takınmış ve ellerindeki çamuru silkelemek için birkaç kez alkışlamıştı. + +“Kesinlikle öyleyim! Çünkü ben Gyokujun’um!” + +“Evet, biliyorum. Peki, +neden +önemlisin?” + +“Çünkü bu evin en büyük oğlunun en büyük oğluyum. Bir gün batı başkentini yöneteceğim.” + +“Yani Shikyou Hoca’nın çocuğu olduğun için mi önemlisin?” + +Babanın otoritesini ödünç almak gibi bir şey yok. + +Bu, Hu’nun ablasının Gyokujun’a karşı daha sert bir tutum sergileyememesinin başlıca nedenlerinden biriydi. Maomao, annesine yapışan Xiaohong’un başına baktı. Kadın, Maomao’nun kızın saçını boyamayı durdurması uyarısını dinlemiş olmalıydı, çünkü orada şimdi iyi bir uzunlukta açık renk bir kısım vardı. Ama köklerde kan lekeleri vardı; bu, oldukça sert bir çekme olmalıydı. Maomao, Gyokujun’a karşı hissedebileceği olası tüm sempatiyi soldurup öldürdü. + +“Tamam, bir sonraki soru,” dedi Maomao, Chue’den devralarak. “Shikyou Hoca neden önemli?” Chue geri çekildi ve ona konuşmayı yönlendirmesine izin verdi. + +“Çünkü o, Büyükbabanın oğlu...” + +“Aa, anlıyorum, anlıyorum.” Maomao’nun dudakları buruştu. “Gyoku-ou Hoca artık yokken bile mi?” Bu noktada açıkça sırıtmaya başlamıştı. + +Bir çocuğa bu konuyu bu şekilde sunmak pek nazik bir yol değildi. Kelimeleri, onu içi boşaltmak için bir bıçak gibi kullanıyordu. + +Gyokujun’un yüzü boşaldı. Merkez hükümet Gyoku-ou hakkında ne düşünür ya da düşünmezse, batı başkentinde onu seven ve hayranlık duyan çok insan vardı ve burada ölümünden bahsetmek, belki de en akıllıca hamle değildi. + +Maomao, bunun küçük ve acımasız olduğunu biliyordu, ama pişmanlık duymamaya kararlıydı. Xiaohong’un annesi bir şey söyleyemiyordu, bu yüzden +o +söyleyecekti. + +“Sanırım Shikyou Hoca hâlâ etrafta. Ama duyduklarıma göre oldukça rahat bir hayat yaşıyor. Hâlâ sonunda batı başkentini yöneteceğine inanıyor musun? Yoksa bu yeri yönetmek için uygun araç olduğun mu diyorsun?” Yine, henüz on yaşına bile gelmemiş bir çocuğa sert bir dille hitap ediyordu—ama bunu kafasına sokmasını istiyordu. “Kendin önemli misin?” diye sordu. + +Eğer hayatı boyunca böyle bir huysuz yavruya kimse disiplin uygulamazsa, asla düzgün bir siyasetçi olmayacaktı. Kan hattının onu babasıyla aynı konuma getireceği varsayımıyla hiçbir şey öğrenmeden yoluna devam ederse, sonunda acı bir hayal kırıklığına uğrayacaktı. + +“B-Babam asla ölmez!” diye haykırdı Gyokujun. + +“Dediler ki... Dediler ki babam ölecek!” diye inledi Gyokujun. + +“Elbette öyle!” + +Gyokujun’un yüzü gözlerinin önünde soldu. Belki de kendi çocukça anlayışıyla durumu kavramaya başlıyordu. Batı başkentindeki tartışmasız en güçlü adamın oğlu ve torunu soyundan gelse de, en güçlü koruyucular bile her an ölebilirdi — ve koruyucusuz bir çocuk, en iyi ihtimalle bir kukla, en kötü ihtimalle ise sürgün edilmiş biri olarak kalacaktı. + +“Öleceğin zamanı kimse bilemez; insan olmak tam olarak budur. Şimdi, Xiaohong Hanım’ın başını tedavi etmeme izin vermemde bir sakınca yok, değil mi?” + +Maomao, Xiaohong’un elinden tutarak onu odaya geri götürmek istedi, ancak net ve emir veren bir ses duyuldu: “Bir dakika!” Maomao döndüğünde, orada orta yaşlı bir kadın duruyordu — Hu’nun Annesi. + +“Dede!” diye haykırdı Gyokujun ve büyükannesine sarılıp ona yapıştı. Hulan da hemen arkasında duruyordu. “Bu insanlar! En kötü şeyleri söylediler!” dedi Gyokujun, çamurlu elleriyle büyükannesini sıkıca kavrayarak. Az önceki o kibirli tavırdan eser kalmamıştı; şimdi tamamen tatlı bir torun olmuştu. + +Hulan, yeğeninin bu gösterisine buruk bir gülümsemeyle baktı, ardından Maomao ve diğerlerine özür dileyici bir jest olarak ellerini birleştirdi. + +Hu’nun Annesi ise önce Gyokujun’a, sonra Maomao’ya baktı, bakışları Hu’nun Kız Kardeşi ve Xiaohong’un üzerinden süzülüp sonunda Chue’de durdu. “Dışarıda epey bir gürültü kopmuş. Ne oluyor?” diye sordu; sesi, torununu yatıştırmak için yumuşaktı. + +Aptal çocuk. Söylediklerini büküp olayın suçunun kendisine ait görünmemesini sağlıyordu. + +Hu’nun Annesi’nin yüzü karardı ve Hulan’a bakarak onun yüz ifadesini okumaya çalıştı. Hulan tek kelime etmedi, ancak ifadesinden, yeğeninin yanında saf tutmaya niyeti olmadığı açıkça belli oluyordu. + +“Gyokujun. Bu doğru mu?” diye sordu Hu’nun Annesi. + +“Gerçekten mi?” + +“E-Evet...” + +“Ben her şeyi baştan sona izledim, biliyorsun.” + +Büyükannesinin bu çıkışı üzerine Gyokujun’un ifadesi bir kez daha değişti. Amcası Hulan’a döndü, ancak genç adam ona yardım etme niyetiyle en ufak bir hareket bile yapmadı. + +Çocuk, bu hızlı değişimlerde ustalaşmış, değil mi? +Delikanlı, amcasının o güçlü kişilik yapısını henüz geliştirememişti. + +“Xiaohong’a ne yaptın? Ellerin neden çamur içinde?” + +“Eh, bu tamamen bir... bir yanlış anlama...” Gyokujun, bir bahane uydurmaya çalışırken takılıp kaldı, ancak her şeyi görmüşlerse, bunun bir anlamı yoktu. Aynı anda, Maomao da terlemeye başladı. + +Birkaç saniye sonra, Hu’nun Annesi çaresiz bir iç çekti. “Gyokujun, odana git. Lütfen onu götür,” dedi nedimeye. Hizmetçi onu götürdü, ancak giderken omzunun üzerinden dilini çıkarmayı da ihmal etmedi. + +“Misafirlerimizin önünde bu kabalığı affetmeniz gerekir,” dedi Hu’nun Annesi, sırayla Maomao ve Lihaku’ya eğilerek. Torununun biraz dağınık ve kaba bir çocuk olduğunu anladığı belliydi. Maomao, Gyoku-ou’nun ölümünü gündeme getirdiği için kadından fırça yiyeceğinden endişe etmişti, ancak Hu’nun Annesi bu konuda hiçbir şey söylemedi. + +Bunun yerine Hu’nun Kız Kardeşi ve Xiaohong’a döndü. “Xiaohong, bir an için buraya gelir misin?” + +Xiaohong, Hu’nun Kız Kardeşi’nin arkasındaki sığınak yerinden ayrılıp büyükannesine gitti. Hu’nun Annesi, Xiaohong’un saçlarını tarayarak taramaya başladı. “Çok da kötü görünmüyor. Gyokujun’a sonra ciddi bir söz söyleyeceğim.” + +“Anne!” diye çıkıştı Hu’nun Kız Kardeşi, öfkeyle. + +“Evet?” + +“Bu kadar mı? Gyokujun’un Xiaohong’a ne kadar acımasız olabildiğini biliyorsun — peki neden onu buraya getirdin?” + +Onu o mu getirmişti? + +Normalde Gyokujun ana evde olurdu. Maomao, Hu’nun Kız Kardeşi’nin neden annesinin yeğenini bilerek buraya getirmesini istemediğini anlayabiliyordu; ikisi de kızlarının başına ne geleceğini biliyordu. + +“Gyokujun için ana evde işler kolay değil, biliyorsun. Umarım bunu anlarsın.” + +“Anlarsın!” + +“Annesi tek başına onu koruyamaz. Biz ne yapalım?” + +Annesi mi? Onu koruyamıyor mu? + +Annesi, muhtemelen, Gyokujun’un şarlatan hekime zarar vermesinden dolayı özür dilemeye gelen kadındı. Gyokujun’un kafasını zorla eğmeye çalışıp bütün bu süre boyunca ağlayan kişi. Gyoku-ou’nun işe yaramaz en büyük oğlu hakkında çok konuşulurdu, ancak gelini hakkında neredeyse hiç bir şey duyulmazdı. + +“Şu an bunun zamanı değil. Hâlâ misafirlerimiz var,” dedi Hu’nun Annesi. + +Zamanı değil mi? Maomao ne demek istediğini anlıyordu, ama bunu söyleme biçimini pek sevmiyordu. Hu’nun Kız Kardeşi dudağını ısırdı ve Hu’nun Annesi’ne öfkeyle baktı. + +Hu’nun Annesi, hiçbir şey olmamış gibi sadece yürüyüp gitti. Hulan, giderken onlara eğilerek onu takip etti. Hu’nun Kız Kardeşi’nin yüzünde tedirgin bir gülümseme vardı; olan bitene rağmen, Maomao ve arkadaşları için cesur bir yüz ifadesi takınmak istiyordu. + +“Bunu görmek zorunda kaldığınız için üzgünüm. Geri dönelim mi?” diye sordu. Ne kadar çaba harcadığı açıktı. + +“E-Eh...” Xiaohong hıçkırdı ve Maomao’nun eteğini çekti. “Lütfen Dede hakkında kötü konuşmayın.” + +Gyoku-ou sadece Gyokujun’un büyükbabası değildi — Xiaohong’un da büyükbabasıydı. + +Bir saniye sonra Maomao, “Haklısın. Özür dilerim” dedi. Bu sefer haksız davrandığını kabul etmeliydi ve özür dilemek doğru olan şeydi. diff --git a/output/knh-12/007_knh-12.txt b/output/knh-12/007_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..6d974c0a --- /dev/null +++ b/output/knh-12/007_knh-12.txt @@ -0,0 +1,256 @@ +# Chapter 5: Third Son, Second Son, Eldest Son + +Bölüm 5: Üçüncü Oğul, İkinci Oğul, Büyük Oğul + +Hulan’ın işleri, onu sık sık Maomao ve arkadaşlarının yörüngesine sokuyordu. + +“Çok özür dilerim, ama acaba bana bir arabacık ayarlayabilir misiniz?” diye sordu, ana konak koridorlarından birinde bir hizmetkâra. Hizmetkârlar, Hulan’ın alçakgönüllü tavrına alışmış gibiydi; görünüşe göre bu, sadece Jinshi için takındığı bir rol değildi. + +“Sence gerçekten Gyoku-ou’nun oğlu mu?” diye sordu Lihaku, Hulan’ın koridorda ilerleyişini gözlerini kısarak izlerken. Dev gibi asker, elinde bir çapa tutuyor ve tarlada çalışıyordu. Artık sadece ek bina değil, ana konağın bahçesini de tarlaya dönüştürmek için izin almışlardı ve Lahan’ın Kardeşi, ekime hemen başlamıştı. Lihaku da yardım ediyordu; gerekçesi, sadece nöbetçi gibi durmanın onu yumuşatacağı ve bu işin aynı zamanda egzersiz sayıldığıydı. + +Sonra, gözleri yaşlı, tarlanın nasıl şekillendiğini izleyen ana konağın bahçıvanı vardı. Sera bahçıvanı ona omzuna şefkat dolu bir dokunuş yapıyordu. Maomao artık bahçıvanların tek düşmanı değildi. + +“Çok fazla çocuk, ebeveynlerine hiç benzemez,” dedi Maomao. Güneşte salatalık dilimlerini kurutuyordu. Sera bahçıvanı ona özellikle sert bakıyordu, ama Maomao bunu fark etmemiş gibi davranmayı başardı. + +Gyoku-ou gittikten sonra, batı başkentinin siyasi yüzü önemli ölçüde değişmişti. Jinshi artık daha kamusal bir rol üstlendiği için, askeri genişlemeye doğru atılan adımlar çok daha yavaşlamış ve dikkatlerin ana odağı, gıda tedarikini istikrara kavuşturmak olmuştu. + +Nefret edilen çekirgeler, batı başkentini istila etmişti defalarca vurmuştu. Ancak insanlar neredeyse her şeye alışabilirdi ve olaylar sürdükçe, böceklerle yaşamayı öğrendiler. + +Uyuşup kalmışlar, diye düşündü Maomao. Yine de bir çekirge gördüğünde onu öldürmeye çalışıyordu ve insanların, çekirgelerin yumurta bırakma ihtimali olan alanları sürmeye çalıştığına dair söylentiler duyuyordu. Larvalar henüz gençken ve uçamazken ovaların ateşe verilmesi yönünde bir öneri bile vardı, ancak Kraliyet Başkenti’nde olduğu gibi burada yağmur çok azdı ve ateşin ne kadar yayılabileceğini bilmek imkânsızdı. Bu, çok tehlikeli bulundu. + +Bunun yerine, basit bir yıpratma savaşı sürdü. “Sonbahar sürümü” dahil olmak üzere tarla ekimi devam etti. Geçtiğimiz aylarda birçok tüccar iflas etmişti ve onlara iş bulma konusunda öncelik tanındı. + +Kış gelmeden ne kadar hasat yapabiliriz ki, diye merak etti. + +Maomao’nun şüphesi, asıl sorunun bu olacağıydı. Her bir salatalık dilimine dokunarak kuru olanları topluyordu. Tam o sırada, konak koridorundan birinin koşarak geçtiğini gördü. + +“Hanım Maomao!” Hulan’dı. Maomao, bu denli yüksek bir saygınlıkla hitap edilmek her zaman garip geliyordu. “Ve Usta Lihaku. Beni affedin.” + +“Ah, siz Usta Hulan olmalısınız? Bana saygınlık unvanı kullanmanıza gerek yok; ben sadece bir korumayım. Aslında, bu durumu biraz garip kılıyor.” + +Ah Lihaku, her zaman Maomao’nun söylemek istediğini tam olarak söyleyen adam. + +“Hiç de değil. Ben hâlâ süslü bir haberci olmaktan öteye geçemiyorum ve siyaset hakkında çok az şey biliyorum. Aslında, her şey hakkında çok az şey biliyorum. Oysa duyduguma göre, bir kadın olan Hanım Maomao, yıllardır tıbbi asistan olarak hizmet vermiş. Ve siz, Usta Lihaku, Ay Prens’in kişisel isteğiyle burada olduğunuzu anlıyorum. Her ikiniz de kesinlikle saygıya layıksınız ve size kaba davranmak asla doğru olmaz. Üstelik, ben kendim sadece bir uşağım, kendi başıma bir memur bile değilim. Size nezaket göstermekten başka bir şey yapamam; lütfen anlayış gösterin.” + +Hulan, neredeyse kesinlikle burnundan onay sesi çıkarıyordu ve gözleri gerçekten parlıyordu; eğer bu bir oyunduysa, çok iyi oynuyordu. + +Onu bundan vazgeçirmek için çok fazla emek harcamak gerekecek, diye düşündü Maomao, bu yüzden buna katlanmaya karar verdi. + +“Tamam, Usta Hulan. Bizden bir şey mi istediniz?” diye sordu. + +“Evet, efendim. Ay Prens’ten bir evrak getirdim. Aynı evrakı Dr. You ve Dr. Li’ye de vereceğim. Burada tıbbi tedavi yapanların görüşünü istiyor. Bunu inceleyebilir misiniz?” + +Maomao’ya bir parşömin sayfası uzattı, o da açıp inceledi. Metin kalemle yazılmıştı — batının fırça karşılığı — ama Jinshi’nin el yazısı değildi. Açıkça kalemi kullanmaya alışkın biri tarafından yazılmıştı, muhtemelen batıdan biri. Belki Hulan kendisi yazmıştı. + +Belirtiler listesi gibiydi. + +Şişlik, kanama, anemi, ishal, kusma... + +“Bunlar, doktor veya eczane olmayan bölgelerde gözlemlenen belirtiler. Ay Prens, bunları uzaktan tedavi edemeyeceğinizi anlıyor, ancak bunları önlemenin veya başa çıkmanın yolları varsa, bunları mümkün olduğunca ayrıntılı olarak yazmanızı rica ediyor.” + +Ülkenin uzak köşelerinde doktor veya eczane olmaması hiç de olağan dışı değildi. O bölgelerdeki insanlar hastalandığında, sorunlarını halk ilaçlarıyla tedavi ederdi ve özellikle ciddi vakalarda, hasta bir halk şifacısına gidip dua ettirirdi, ama insanların yapabildiği şeylerin sınırı buydu. Uygun tıbbi tedavi mevcut değildi. + +“Talimatlarınızı olabildiğince spesifik yapmalısınız. Ayrıca kaynaklar sınırlı, bu yüzden Ay Prens, olası ikame maddeler önerirseniz minnettar olacaktır. Günümüzde I-sei Eyaleti’nde aranan her şeyin, stokların tükenmiş olacağı varsayılabilir.” + +Bu, Maomao’nun da katıldığı bir gerçikti. Ama onlardan, burada hemen not alıp geri verebileceğinden fazlasını istiyorlardı. “Usta hekimin bunu görmesini sağlayacağım. Üzerinde çalışmak için biraz zaman alabilir miyiz? Bence bu akşama kadar bitirmiş olur.” Şarlatan doktorun evrakı dolduracağı bahanesini sürdürdü. “Bunu sadece Ay Prens’e vermemiz yeterli, öyle değil mi?” + +“Hayır, bu akşam tekrar gelip alacağım.” + +“Gerçekten bunun için endişelenmenize gerek yok...” Chue’nin kaçınılmaz olarak oradan geçerken ona verebileceğini önerdi. + +“Hayır, kendim görmek istiyorum,” dedi Hulan kararlı bir şekilde. “Dürüst olmak gerekirse, bu benim önerimdi, bu yüzden emin olmak istiyorum.” + +“Anlıyorum.” + +Pratik zeka. Maomao etkilenmişti. Kendi yetenekleriyle ünlü bir eşin, birinin yardımcısı olmaya uygun bir oğul yetiştirebileceğini biliyordu. Ama bir yardımcıdan fazlası değil. + +“Ayrıca, sorabilir miyim, resmi tıbbi personelin olmadığı bölgelerde dikkat edilmesi gereken bir şey var mı?” diye sordu Hulan. + +“Bu büyük bir soru,” diye yanıtladı Maomao, kollarını kavuşturup düşünerek. “Doktor olmayan yerler, batıl inançların hüküm sürdüğü yerler olma eğilimindedir. Bazen, halk şifacıları tıbbi personeli bir rahatsızlık olarak görür ve onları gerçekten uzaklaştırırlar.” + +Maomao, bunu bizzat yaşamış birini hayal etti: Yarısı bandajlı yüzü olan adam, Kokuyou. + +“Ayrıca, beden zayıfladığında, bulaşıcı hastalık salgınları olabilir. O bölgelere yakın personelin sağlığını kontrol edin, bilmeden bir hastalık taşıyıp taşımadıklarından emin olun.” + +“Anlaşıldı,” dedi Hulan. + +Maomao’nun aklında birkaç fikir daha vardı, ama bunları daha sonra ayrıntılı olarak yazabilirdi. + +“Tamam. Vaktinizi ayırdığınız için teşekkür ederim,” dedi Hulan ve bir selam daha verip ayrıldı. + +“Vay canına, birbirlerine gerçekten hiç benzemiyorlar,” dedi Lihaku. + +“Hiç de,” diye onayladı Maomao. + +Yani Gyoku-ou’nun üçüncü oğlu Hulan, babasına benzemiyordu. Peki ya ikinci oğul? O da, kendi tarzında farklıydı. + +Titiz kıyafetiyle, ikinci oğul Feilong, tepeden tırnağa bir bürokrata benziyordu. Hulan’ın aksine, varlığı biraz heybetli olabilirdi. Aslında, bu açıdan en çok Gyoku-ou’nun en büyük kızına benziyordu. + +Ana konak ve idari ofis yan yana oturuyordu; ikisini birbirine bağlayan bir koridor bile vardı. Bu yüzden Feilong çoğu zaman idari binada olsa da, Maomao onu ara sıra görüyordu. + +Feilong resmen Rikuson’a atanmıştı, ama sık sık Jinshi’ye evrak getirmek için gelirdi. Belki bu, Rikuson’un bir iyiliğiydi, Feilong’a İmparatorluk ailesinin bir üyesini görme ve görülme şansı veriyordu. Ya da belki sadece o kadar işi Jinshi’nin üstüne yıkmak istiyordu. Maomao bilmiyordu. + +“Bazı evraklar getirdim, efendim,” dedi Feilong, muayenelerinden birinin ortasında belirirken. + +Maomao, Doktor Kralı’nı çekip geriye aldı, yolunu kesmesin diye. Jinshi’ye kibarca selam verirken, Feilong evrakları Jinshi’nin yardımcısı Basen’e verdi. Yığın, ayraçlarla üç bölüme ayrılmıştı. + +“Kırmızı ayraç yeni işleri, mavi olan yeniden değerlendirilmesi gereken maddeleri ve sarı, düzeltilmiş olarak yeniden sunulan eski reddedilmiş önerileri gösteriyor.” + +Hımm, fena değil. + +Feilong, kendi başına oldukça yetenekli bir adamdı. Kibar ve düzgün olmasına rağmen, onda bir sıcaklık yoktu. Bu da onu babasından ayırıyordu. Belki Gyoku-ou, diğer ikisi ağaçtan daha da uzak düştüğü için, en büyük oğluyla daha çok ilgilendi. + +Bu hızla, burada yıllarca kalacak gibi görünüyorlardı. + +Gyoku-ou’nun oğullarından bahsetmişken, en büyüğü şaşırtıcı bir hızda ortaya çıktı. + +Maomao, penceresinin dışında Gyokujun’un sevinçli çığlığını duydu. “Baba! Baba, Baba!” + +Vay, birbirlerine tıpatıpa benziyorlar. + +“Gerçekten mi?” + +Birbirlerine yeterince benziyorlardı, ama mesele tavırlarıydı. Feilong ve Hulan, ikisi de son derece yetenekli adamlardı, ancak bürokratların o belirgin havası vardı üzerlerinde. Şu an yardımcı olarak yetiştirildikleri için bu gayet iyiydi; ama ikisinden birinin nihayetinde batı başkentinin lideri olarak orada dikileceğini hayal etmek... insanın başını iki yana sallamasına neden oluyordu. Jinshi, siyasi eğitimleri biter bitmez mümkün olan en kısa sürede eve dönmeyi planlıyormuş gibi görünüyordu, ama kim bilir. + +Pencereden dışarı bakarak bahçede baba-oğulu gördü — ya da belki eski bahçeyi demeli, çünkü yarısı tarlaya çevrilmişti. + +Yani bu, o küçük canavarın — pardon, Gyokujun’un — bu denli bağlandığı adamdı. Saçları bir aslanı bile gururlandıracak kadar dağınıktı, bronzlaşmış ve yorgun görünen uzuvları vardı. Belinde, muhtemelen kendi avladığı bir geyiğin postu asılıydı. + +Yeni gelen, Gyoku-ou’nun saat geriye sarılıp gençlik günlerine döndürülmüş hali gibiydi. Gyokujun’un yanındaki nedime adeta endişeden kavrulmuştu. Çocuğun annesi ise ortalarda görünmüyordu. Maomao’ya bunun siyasi bir evlilik olduğu anlatılmıştı; belki koca ile karı o kadar da iyi geçinemiyordu. + +Yapabileceğim en iyi şey, bu işin içine girmemektir, diye düşündü — ama en azından merakı, pencereden dışarı fısıltıyla bir bakış atmasına yetti. Doktor Kralı ve Lihaku da aynı hissi paylaşıyordu; ona katıldılar. + +“İşte benim oğlum! İyi misin? Elbette iyisin. Sana bir hediye getirdim!” Adam, Gyokujun’a şişkin bir torba uzattı. Heyecanla torbanın içine bakan çocuk, bunu yaptığı an gözyaşlarına boğuldu. + +İçinde ne var acaba? diye merak etti Maomao. + +Çok geçmeden öğrendi, çünkü torbadan bir geyik kafası yuvarlanıp düştü. Evet, belki bu, bir çocuğa verilecek hediyeler arasında biraz fazla uyarıcıydı. + +“Ha ha ha!” En büyük oğlu güldü. “Bu akşamki yemeğe selam söyle!” + +“B-Bunu mu yiyeceğiz?!” Gyokujun, gözyaşları ve sümükleri arasından haykırdı. Sanki kendini toparlamış gibi görünür görünmez, tekrar ağlamaya başladı. + +“Özür dilerim! Özür dilerim. Gel, ağlama. Hey, sanırım yokluğumda çok şey olmuş. Ne oluyor?” + +Gyokujun, babasının kulağına fısıldadı ve tıp ofisine doğru parmağıyla işaret etti. Yanındaki hizmetkârın yüzü solgunlaştı. + +Bu işte bir gariplik var, diye düşündü. + +Ve haklıydı: En büyük oğlu kısa süre sonra tıp ofisinin kapısında belirdi. + +“Size nasıl yardımcı olabiliriz?” diye sordu Lihaku, adamın önüne dikilerek. Genellikle o kadar canayakın biriydi ki, ama şu an en sert asker bakışını takınmıştı. + +“Oğlum bana sizi anlatıp durdu. Merkez bölgeden gelen misafirlerin gerçekten elini kolunu sallayarak dolaştığını söyledi. Kendim gelip size merhaba demeye karar verdim.” + +Gyokujun, babasının gölgesine saklanarak onlara dil çıkardı. + +O küçük şerefsiz! + +Maomao ona öfkeyle baktı; eğer bu çocuğun dersini almış olabileceğine dair en ufak bir umudu varsa, şimdi kesinlikle yoktu. Doktor Kralı, ofisin bir köşesine sığınmış, açıkça korkudan titriyordu. + +“Eğer kendimizi elini kolunu sallayarak dolaşanlar gibi göstermişsek, içtenlikle özür dilerim,” diye başladı Lihaku. “Ancak, o böcek sürüsü batı başkentini perişan etti ve durumu biraz olsun düzeltmek için elimizden geleni, her şeyi arıyoruz. Yoksa misafirlerin hiçbir şey yapmadan, sadece kenarda durup yiyeceğinizi yiyip izlemesini mi tercih edersiniz?” + +Lihaku tam olarak 190 santimetre boyundaydı, belki biraz daha fazla. Gyoku-ou’nun oğlundan yaklaşık altı santimetre uzundu, ne var ki diğer adam da oldukça iri yapılıydı. Doktor Kralı gibi cılız bir hadımın korkması şaşırtıcı değildi. + +Maomao ise etrafına bakınıp düşünüyor, o küçük şerefsizin aklına biraz mantık üfleyebilecek bir fırsat arıyordu. + +Eğer burada fiziksel bir kavgaya dönüşürse, elimizdeki az miktardaki ilaç ve malzemeyi heba ederiz. + +Lihaku’ya bakarak, eğer yumruklaşacaklarsa bunun dışarıda yapılması gerektiğini yalvarır gibi ifade etti. + +“Hah! Siz devlet büyükleri gerçekten başka bir şey, biliyor musunuz? Gerçek soyluların yanında ağzıma dikkat etmem gerektiğini bile ben biliyorum — ama şimdi onların uşakları bile beni itip kakabiliyor mu? Ben nasıl başı dik dolaşayım? Hm?” + +“Böyle bir şeyi asla iddia etmem, efendim. Ben de sadece bir askirim — dediğiniz gibi, bir alt kademe. Yaptığım tek şey emirleri uygulamaktır. Şimdi, burası doktorun ofisi. Eğer hâlâ konuşmak isterseniz, belki bunu dışarıda yapabiliriz?” + +Mükemmel! İyi iş, diye düşündü Maomao. En çok istediği şey, tıp ofisinin harabe haline gelmesinin önüne geçmekti. Lihaku bunu anlıyor ve karşılaşmayı dışarıya taşımaya çalışıyordu. Eğer oğul onunla dövüşmeye karar verirse, Lihaku en azından bir süre kendi kendine yetebilirdi. Maomao’nun koşup birini çağırması için yeterince süre. + +“İşte.” + +İdeal sonucun kavga etmemeleri olduğunu tahmin ediyordu, ama durum her an patlamaya hazır gibiydi. Lihaku konumunun farkındaydı. O bir korumaydı ve en büyük oğul şiddete başvurursa, Maomao ve Doktor Kralı'nı korumak için karşılık vermeye hazırdı. Ancak ilk yumruğu atamayacağını da anlıyordu. + +Peki ya bu kavganın sebebi olan o küçük serseri... + +Titriyordu! + +Gyokujun, nedimesine yapışmıştı. Onun için talihsiz olan, artık Doktor Kralı'nın peşine düşememesiydi—Lihaku'nun dışında orada iki muhafız daha duruyordu. + +Eğer bir şeyler başlatırsa, o muhafızlar onu yumruk torbasına çevirirdi. + +Bu düşünce henüz zihninden geçmişti ki, biri koşarak yanlarına geldi. + +“Shikyou! Kardeşim!” + +Hulan'dı. En büyük oğlun adı olan Shikyou, aslında “baykuş”ın başka bir sözcüğüydü ve tıpkı Hulan'ın kendi adı gibi, çağrışımları pek olumlu değildi. + +Maomao'nun aklına birden başka bir şey geldi: +Adında Gyoku yok mu? + +“Kardeşim, ne yapıyorsun?” diye sordu Hulan. + +“Ne yaptığım belli değil mi? Ziyaretçilerimizin kibirli davrandığını duydum! Bizim ev halkını hizmetkârları gibi kullandıklarını!” + +Hizmetkâr mı? + +Gerçekten de Gyoku-ou'nun ikinci ve üçüncü oğulları yardımcı olmuşlardı ve belirli bir açıdan bakıldığında, küçümsenmiş işlere koşuldukları izlenimi veriyorlardı. Belki de sadece Gyokujun değil, evin gerçek hizmetkârlarının da Kraliyet Başkenti'nden gelenlerle ilgili şikâyetleri vardı. + +“Lütfen, Kardeşim, aceleci davranmadan önce tüm tarafları dinlemeye özen göster. Sadece Gyokujun'un söylediklerini olduğu gibi yutuyor olabilirsin, emin misin?” + +“Neden, ben sadece gerçeği öğrenmeye çalışıyordum ki, beni dışarı çıkarmamı istediler!” + +Vay canına, hayır, kesinlikle! + +Oğul, konuşma başladığı andan itibaren açıkça bir kavgaya hazırlanıyordu. Lihaku bile nasıl karşılık vereceğinden emin görünmüyordu. + +“Kardeş Feilong ile ben, kendi isteğimizle Ay Prens'ten öğreniyoruz,” dedi Hulan. + +“Üstelik, ziyaretçilerimize saygısızlık eden Jun'du.” + +“Hoh...” Aniden Shikyou'nun bakışları oğluna yöneldi. Gyokujun kendini daha da küçültmeye çalıştı ve bir kez daha gözleri yaşardı. + +Maomao fırsatı yakaladı ve öne çıktı. “Buradaki saygın hekimi yaraladı. Adamcağız birkaç gün boyunca yürüyemeyecek hale geldi.” + +“Bu doğru mu, Gyokujun?” Shikyou, çocuğa gerçekten sert bir bakış atıyordu. + +“Ben... sadece...” + +“Bahanelere ilgim yok,” dedi Shikyou, sesi bir canavarın alçak kükremesi gibi. Oda köşesinde, Doktor Kralı titremeye başladı. + +Gyokujun sadece başını salladı. + +Shikyou, sinir bozucu bir şekilde ensesini kaşıdı ve ardından oğlu için getirdiği hediyeyi alıp yanlarına getirdi. + +Geyik kafalı çuval, Lihaku'nun ayaklarının dibine devrildi ve içeriği döküldü. Geyiğin cam gibi gözleri boşluğa, gökyüzüne bakıyordu. + +“Oğlumun saygısızlığı için üzgünüm. Eğer lütfederseniz, bunu tazminat olarak kabul edin.” + +Bunu söyleyip Shikyou ayrıldı. + +Onunla ilgili o hikâyelerde bir haklılık payı olduğunu tahmin ediyordu, diye düşündü Maomao. Aklına gelen kelime, serseriydi. + +“Üzgünüm. Görünüşe göre kardeşim büyük bir dert çıkardı,” dedi Hulan. + +“Özür dileme. Boynumuzu kurtardın,” dedi Maomao minnettar bir şekilde. + +Doktor Kralı, her şeyin yolunda olup olmadığını kontrol eder gibi etrafına bakınarak köşesinden tereddütle çıktı. + +“Kendi babasının bile arkasında durmadığını fark ettiğinde, Gyokujun'un biraz daha iyi davranmaya başlayacağını umuyorum,” dedi Hulan. + +“Umarım öyle olur,” diye yanıt verdi Maomao. Ona göre çocuk, son yaşadıklarından hiçbir şey öğrenmiş görünmüyordu. Kesinlikle bir şeyler denemeye çalışacağından şüpheleniyordu. Ardından kokuşmuş çuvala bakıp sordu: “Ayrıca, bu şeyi nasıl yemek gerekiyor?” Ona sahip olduğu için memnundu, ama bir malzeme olarak ne yapacağını bilmiyordu. + +“Hmm. Bazen insanlar onları haşlayıp çorba suyu yapar, ya da beyinlerini haşlayıp yer. Bazıları da zevkleri varsa, deriyi dikkatlice çıkarıp bir süs eşyası yapar.” + +Onlar için talihsiz olan, geyik kafasını sergileyebilecekleri bir yerlerinin olmamasıydı. + +“Beyinler mi? İtiraf etmeliyim, merak ettim.” + +Bilinmeyen bir malzeme mi? Denemek zorundaydı! + +“Beyinlerini mi yiyeceksin?!” diye hayretle baktı Doktor Kralı. + +“Yapabiliriz. Bu kafanın artık bize ait.” + +“Beyin... istediğimden emin değilim...” Doktor Kralı geri çekildi. + +“Sadece küçük bir tat için,” dedi Lihaku, pek de istekli görünmeden. + +Maomao, cam gibi gözleri olan kafaya baktı ve Shikyou'nun en azından geyik boynuzlarını da vermelerini diledi. Kadife boynuz, mükemmel bir enerji toniğine dönüştürülebilirdi. diff --git a/output/knh-12/008_knh-12.txt b/output/knh-12/008_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..c16c7468 --- /dev/null +++ b/output/knh-12/008_knh-12.txt @@ -0,0 +1,301 @@ +# Chapter 6: The Winery + +Bölüm 6: Şarap Evi + +Ana konağa taşınmalarının üzerinden on gün geçmişti. Chue, muayenehanede Maomao’yu ziyaret etti. + +“Maomao Hanım, Maomao Hanım!” + +“Chue Hanım, Chue Hanım, ne oldu? Bugün her zamankinden bile daha neşeli görünüyorsun.” + +Maomao, büyük bir kumaşı kesmek için makas kullanıyordu; yakında yeni sargılar olacak eski bir çarşafı. + +“Evet, öyleyim! Aslında bize dışarı çıkma izni verildi!” + +“Ne kadar şanslıyız.” + +“Evet, ve işte bir bulmaca: Birine dışarı çıkma izni verilmesinin ardındaki neden ne olabilir, sence?” + +Maomao makasını bıraktı, düşünürken yırtılmış çarşafı rulo yaptı. “Tıbbi bir şey mi? Belki şehirdeki klinikte personel sıkıntısı var ve yardıma ihtiyaçları var? Ya da belki dağıttıkları yiyeceklerin besin değerini artırmaları ya da daha iyi içme suyu bulmaları gerekiyor?” + +Chue bunu Maomao’ya sormuşsa, büyük olasılıkla sağlıkla ilgili bir şeydi. + +“Ah, çok yaklaştın! Chue Hanım kendisi tam olarak anlamıyor, ama Ay Prens bunu ‘bir süredir ilk vaka’ olarak nitelendiriyor.” + +“Ah. Evet, tamam.” + +Bu Jinshi’den geliyorsa—yani Ay Prens’ten—yani bir süredir böyle bir şey olmamıştı. Arka sarayda onun için bitmek bilmeyen bu tür işler olmuştu. Aman Tanrım, bu onu geriye götürdü. + +“Tam olarak ne istiyor? Ay Prens’in odasına mı gideyim?” + +“Sanırım kısa süre içinde yardımcı olacak bir rehber gelecek.” Chue, Hulan aceleyle yaklaştığında dışarıya baktı. + +“Maomao Hanım,” dedi. “Girişimi affedin.” + +“Evet, evet,” dedi Chue, kapıda durarak Maomao’nun yerine cevap verdi. “Ne oldu, sevgili Hulan?” + +“Ay Prens adına iş için geldim. Chue Hanım’ın size mesajı getirdiğini görüyorum.” + +“Evet, gerçekten getirdim ve işimi çalmamanızı rica ediyorum!” + +Belki de boşta kalma fırsatını çalmamasını kastediyor, diye düşündü Maomao, Chue’nun sözlerini duydukları anda otomatik olarak çevirerek. + +“Asla yapmam. Hiçbir niyetim yok. Size ne kadar anlattı?” + +“Durumun asıl özüne varamadık,” dedi Chue gönüllü olarak. + +“Anlıyorum. Mesele acil, belki yolda açıklayabilirim? Araba zaten bekliyor.” + +Bu iyi bir işaret değildi, özellikle de yola çıktıklarında, istemese bile yapmaktan kaçınamayacağı bir şey çıktığında Maomao’nun mahsur kalacağı düşünülünce. + +“Chue Hanım’ın işini çalmamanızı rica ediyorum, sevgili Hulan,” dedi Maomao. + +Yine de... Bu görev doğrudan Jinshi’den geliyorsa, sonunda onu yapacaktı. Pes etmesi daha iyi olurdu. + +“Tamam, tamam,” dedi. Lihaku onları duymuş olmalıydı, çünkü zaten ayrılmaya hazırlanıyordu. + +“Tıbbi ekipmanını al ve benimle gel,” dedi Hulan. + +“İyi yolculuklar! Dikkatli olun!” dedi şarlatan. Onlarla gelmeyeceği belliydi, bu yüzden diğer iki koruma muayenehanede kaldı. Bu, onu güvende tutmak için yeterli olmalıydı. + +“Peki, tamam. Gidiyorum,” dedi Maomao, ardından bazı aletleri bir çantaya doldurdu ve ofisten ayrıldı. + +Araba onları batı başkentinin kuzeydoğusundaki bir binaya götürdü. Yolculuk sırasında, orada bazı hastaların olduğu ve onları muayene etmesinin memnuniyetle karşılanacağı söylendi, ama vardıklarında... + +“Bunun ne olduğunu biliyorum,” dedi Maomao nefes nefese. + +“Az önce o kadar ilgisiz görünüyordun,” dedi Hulan, hayretle. + +“Kızımız içkiyi seviyor,” dedi Lihaku, sevgi dolu bir hayıflanmayla. + +“Hi hi hi! Ne düşünüyorsun? Fena bir yer değil, değil mi?” dedi Chue, sanki bunun bir şekilde sorumlusuymuş gibi göğsünü şişirerek. + +Binaya yaklaştıklarında, alkol ve üzüm şarabı kokusu zaten burunlarını dolduruyordu. Eğer bu bir rüya diyarı değilse, neydi? + +Bir şarap evindeydiler! Maomao, batı başkentinin en iyi şarabını birkaç kez tatmıştı. Belki Hulan’ın geçen gün getirdiği şey buradanmış. + +“Hanım? Sen, uh, ağız suyunu akıtyorsun,” dedi Lihaku, dirseğiyle Maomao’ya dokunarak. Hızlıca ağzını sildi. + +“Maomao Hanım, eve dönmeden önce birkaç şişe hatıra alalım!” + +“Bana uyar, Chue Hanım.” + +“Fikri beğendim, ama siz ikiniz bir kere başlayınca sizi kim durdurabilir?” diye inledi Lihaku. Lahan’ın Kardeşi yokken alaycı sözleriyle yerini dolduran gerçekten gerekli bir alternatifti. + +“Birkaç şişe, sanırım hallederiz. Teyzem bu yeri işletiyor, görüyorsunuz,” dedi Hulan. Mutlu haber! + +“Teyzen? Yani...” + +“Babamın küçük kız kardeşi,” açıkladı Hulan. + +“Bu, Gyokuen Efendi’nin üçüncü kızı demektir,” diye ekledi Chue. + +“Eh... Gyoku-ou Efendi’nin en büyük oğlunun çok dert çıkardığı kişi mi?” diye sordu Maomao, ona anlatılanları hatırlayarak—Shikyou’un, yani sıçanın, bu şarap evinin adını kullanarak sahte şarap sattığını ve itibarını zedelediğini. + +“Evet, maalesef öyle. Ama endişelenme. Teyzem büyük abim Shikyou’a sert davranabilir, ama benimle nispeten tatlıdır.” Hulan mahcup bir şekilde gülümsedi. “Ah, işte o.” + +Maomao, Hulan’ın bakışını takip etti ve güzel olmasına rağmen ona bir yırtıcıyı hatırlatan bir kadın gördü. Yayınladığı aura Taomei’ye benziyordu, ama bu kadın daha fazla makyaj yapıyordu ve kıyafeti daha az muhafazakardı. Genç görünüyordu, belki yirmili yaşlarının sonlarındaydı, ama Maomao, Gyokuen’in üçüncü kızının bundan biraz daha yaşlı olmasını beklerdi. + +“Teyzemin genç göründüğünü biliyorum, ama otuzlu yaşlarının sonlarında, lütfen ne söylediğinize ve yaptığınıza dikkat edin,” diye onları uyardı Hulan. + +“Tamam, teşekkürler,” dedi Maomao, tam da merak ettiği şeyi açıkladığı için minnettar. + +“Sizin ayarladığınız eczacı bu mu?” diye sordu üçüncü kız, Maomao’yu değerlendiren bir bakışla. + +“Benim. Adım Maomao, hanımefendi.” + +“Başhekimin bir yaralanma nedeniyle gelemediğini ve onun yerine burada olduğunuzu duydum. Merak ediyorum, yeterli olacak mısınız?” + +Şu anda, hâlâ Şarlatan doktor’nın yaralanmış bacağından iyileşmekte olduğunu söylüyorlardı. Gerçekte, büyük ölçüde iyileşmişti, ama bu bahane onlara bir süre daha işe yarayacak gibi görünüyordu. Şarlatanın kendisi zaten dışarı çıkmak için hevesli değildi. + +“Tabii ki başhekim değilim, ama elimden geleni yapacağım. Burada birkaç hastanın olduğu söyleniyor. Onları muayene edebilir miyim?” diye sordu Maomao. + +“Evet, tamam. Bu taraftan gelin.” Başka bir şey söylemeden, üçüncü kız yola koyuldu ve Maomao, onunla aynı sessizlikle onu takip etti. + +Üçüncü kız, Maomao’yu bir tür dinlenme alanına getirdi. Birkaç yatak vardı—yer, aynı zamanda bir şekerleme odası gibi kullanılıyordu. Beş kişi orada yatıyordu, hepsi solgun ve zayıftı. Her biri, ara sıra kusacakları bir kovayı tutuyordu. + +“Sabah her şey normal görünüyordu, ama öğleye kadar böyle oldular. Bulaşıcı olabileceğinden endişe ederek onları izole ettim.” + +“Haklı bir karar, hanımefendi.” Maomao bir önlük giydi ve ağzını bir mendille kapattı. + +“Benden ne istiyorsun?” Chue, yavaşça ve yayarak konuştu. + +“Bana içme suyu, tuz ve şeker getirebilir misin? Bu insanlara bir bakacağım ve hidrasyona ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum. Bunların hepsini bulamazsan, ince bir çorba da olur.” + +“Anladım!” dedi Chue ve koşarak gitti. + +“Chue Hanım’a yardım edeceğim,” dedi Hulan, onu takip ederek. + +“Ben de burada kapıda nöbet tutacağım,” dedi Lihaku. + +“Teşekkürler, Lihaku Bey. İhtiyacım olursa sizi çağırırım.” + +Eğer bu ne olursa olsun bulaşıcı çıktıysa, hepsinin odaya yığılması iyi olmazdı. Lihaku bunu anlıyor gibi görünüyordu. + +“Üzgünüm, ama ben de burada bekleyeceğim,” dedi üçüncü kız, güvenli bir mesafeden gözlemleyerek. + +Soğuk görünebilir, ama akıllıca bir hamle, diye düşündü Maomao. Kadın, görünüşe göre Gyoku-ou’nun küçük kız kardeşiydi, ama onun gibi davranmıyordu. You ailesinde bolca bulunan tek şey, belirgin kişiliklerdi. + +Maomao odaya girdi ve en kötü durumda görünen hastayla muayenelere başladı. Beş kişiden, en çok acı çeken gibi görünen, yaşlı, beyaz saçlı biriydi. + +Belirtiler: kusma ve tüm vücut sıcak görünüyor. Baş ağrısı var gibi... + +“Belirtilerinizi bana anlatabilir misiniz?” + +“Mide bulantısı? Karın ağrısı veya ishal var mı?” + +“H...Hayır. Hayır, yok. Sadece mide bulantısı hissediyorum.” + +Bu şu anlama gelebilir... + +“Şarap?” + +Gözlerini, dilini ve nabzını kontrol etti. Hasta halsizdi ve pek tutarlı konuşamıyordu; bu yüzden Maomao, durumları nispeten daha iyi görünen hastalardan biriyle konuşmayı denedi. + +"Evet... Kendimi çok kötü hissediyorum. Kafam zonkluyor, ayağa kalkmaya çalıştığım her an başım dönüyor ve mide bulantısı bir türlü geçmiyor." + +Maomao odaya göz gezdirdi. Herkesin yaklaşık aynı belirtileri gösterdiği ortadaydı: Bazıları ara ara kovalarına kusuyordu, ama kimse tuvalete koşmuyordu. + +"Bir soru daha," dedi Maomao. Ardından diğer hastalara da aynı şeyi sordu. Verdikleri ifadelere dayanarak sorunun kaynağını çıkarabildi. + +İşte böyle, işte böyle... + +Maomao derin bir nefes alıp odayı terk etti. + +"Nasıl gitti? Bir şey öğrenebildin mi?" diye sordu üçüncü kız, bulaşma korkusuyla aralarına mesafe koyarak. + +"Hastalığın yayılmasından endişe etmenize gerek yok," diye cevap verdi Maomao. + +"Yok mu? Peki bu halin sebebi ne?" + +"Oradaki beş kişi de şarap tadımcısıydı. En yaşlı olanın, diğerlerinden daha fazla içtiği anlaşılıyor." + +"Anlatma bana... Şarabım zehirlenmemiş, değil mi?!" + +Maomao başını salladı. "Hayır. Sadece bir koma. Ya da... belki buna öyle demek için henüz erken. Belki de buna 'şiddetli bir sarhoşluk hali' demeliyiz." + +Maomao boynundaki atkıyı ve önlüğünü çıkardı. + +"Sarhoşluk mu? Olamaz! Şarap evi işçileri, küçük bir tadım için bu kadar sarhoş olmazdı! Etkisini hissetmeleri için damıtılmış içki yuvarlamaları gerekir!" + +"Damıtılmış içki üretiyor musunuz?" diye sordu Maomao, gözleri parlayarak. + +"Üretiyorlar, ama şu an fermantasyon sürecindeler. Öyle değil mi, Teyze?" Hulan araya girdi. Elinde büyük bir tencere taşıyordu. + +"Maomao Hanım! Dün kalan çorbadan ve biraz meyve suyu getirdik." Chue ise elinde meyve suyu dolu seramik bir kap taşıyordu. + +"Teşekkürler." Maomao Hulan'ın tenceresinin kapağını açtı, kepçeyi aldı ve içindekileri karıştırdı. + +"Bakalım..." Tuz ve su dengesi neredeyse mükemmeldi, çorbanın malzemeleri arasında ise sebzeler, mantarlar ve et vardı. "Bu dünden kalma mı? Tüm hastalar bunu yedi mi?" + +"Evet, öyle olduğunu sanıyorum. Ama onu yiyen başka birçok kişi de vardı, bu yüzden sorunun çorba olduğunu sanmıyorum. Ben de yedim ve gayet iyiyim." + +Yine de Maomao çorbaya dikkatlice baktı. Kepçeyle birkaç malzeme çıkardı, çubuklarla tutup inceledi. "Ve dün kimse hasta hissetmedi, değil mi?" diye sordu. + +"Sanmıyorum." + +"Öyleyse, bu çorbayı dün yiyen birini çağırabilir misiniz?" + +"Tamam. Bir an verin." Üçüncü kız bir hizmetkârı çağırdı; adam kısa süre sonra Maomao'nun önüne birkaç kişiyi getirdi. + +"Sizinle birkaç soru sormak istiyorum. Öncelikle, son birkaç gündür ne yiyip içtiğinizi detaylıca anlatabilir misiniz?" + +Ona getirilen şarap evi personeli bu istekle biraz şaşkına dönmüşlerdi, ama anlattılar. İçlerinden biri biraz solgundu, bu yüzden Maomao onu daha yakından sorguladı. + +Üçüncü kız, çalışanlarından birinin hastalığını gizlediğini fark edince pek de memnun görünmedi. "Neden bir şey söylemedin?" diye sordu. + +Adam sadece "Özür dilerim..." diyebildi. Görünüşe göre işten ayrılırsa daha az ücret alacağını düşünmüştü. + +"Lütfen bu tür şeyleri benden saklamayın! Bir sorunu gizlemenin durumu sadece daha da kötüleştirdiğini biliyorsunuz!" + +Üçüncü kız çalışanını azarlarken, Maomao yemek listesini tekrar gözden geçirdi. + +"Biliyordum," dedi. + +"Ne biliyordun?" Üçüncü kız, şaşkınlıkla ona baktı. + +"Bu bir hastalık değil ve zehir de değil. Herkes gerçekten de sadece komada." + +"Bu kadar emin olmanı ne sağlıyor?" + +"Bu çorba burada, yerinde mi hazırlandı?" + +"Kesinlikle öyle!" diye cıvıldı Chue. + +"Ve bu durumdan mustarip olan herkesin bu çorbayı yediği doğru, değil mi?" + +"Evet, sanırım size söyledim. Şarap üretimi sürekli dikkat gerektirdiği için insanlar burada nöbetleşe uyuyor. O çorba dünkü akşam yemeğiydi. Ama açıkça görüldüğü üzere herkesi yatağa düşürmedi. Ben kendim yedim!" + +Maomao malzemeleri tekrar kepçeyle çıkardı. "Bu kurutulmuş mantarı görüyor musunuz? Bunlar muhtemelen suyunu çıkarmak için konuldu." + +"Mantarlar mı? Burada pek görmüyoruz onları." Üçüncü kız bu sefer gerçekten de şaşkına dönmüştü. I-sei Eyaleti'nde su çıkarmak için genellikle et veya kemik, kıyı bölgelerinde ise balık kullanılırdı. + +"Tabii ki, her tür mantar hakkında her şeyi bilmiyorum. Ama kusmanın sebebi olduğundan şiddetli şekilde şüpheleniyorum," dedi Maomao. + +"Ama neden? O çorbayı ben de yedim ve kendimi gayet iyi hissediyorum." + +"Bence bu mantar, vücuttaki alkolü işleme yeteneğini etkisiz kılan bir bileşen içeriyor." Maomao daha önce bu tür vakalardan bir kez değil, birçok kez haberdar olmuştu. + +"Mantar bunu yapabilir mi? Gerçekten mi?" Hulan şaşkınlıkla sordu. + +"Evet, yapabilir. Vücudun alkolü parçalama yeteneğine müdahale eder." + +Mantarlar gerçekten de birçok sürpriz barındırıyordu. Çeşitleri çok fazlaydı ve bunların büyük bir kısmı çiğ yenildiğinde zehirliydi. Üstelik birçok durumda zehirli etki gecikmeli olurdu; belirtiler tüketimden birkaç saat ila birkaç gün sonra başlar, bu yüzden insanlar yavaş etkili zehirler aldıklarının farkına varmadan mantar yerlerdi. + +"Bu mantarı yedikten sonraki birkaç gün içinde alkol alan herkes, en dayanıklı içiciler bile, çok ama çok sarhoş olacak, diye duydum." Sonuçta bu sadece duyumdaydı, bu yüzden sözlerini yumuşatmak zorundaydı. Kesin olarak bilmediği bir şeyi kesinlikle söylemek kadar sorumsuz davranmak istemiyordu. "İtiraf etmeliyim ki, bu mantarı kendim hiç tüketmedim. Sadece duyum üzerinden konuşuyorum ve iddia edileni gerçekten yapıp yapmadığını kişisel olarak bilmiyorum. Bu nedenle emin olmak istiyorum." + +Bunu söyleyip kepçeyi çorbaya daldırdı, birkaç mantar çıkardı ve onları ağzına attı. + +"Şarabınız var mı?" diye sordu. + +"Evet. Mümkünse kuru bir şey, lütfen." + +Üçüncü kızın ona özellikle sert baktığını hissetti, ama bunu görmezden gelmeye karar verdi. Diğer kadın bir hizmetkâra içecek getirmesini söyledi ve adam kısa süre sonra bir kavanoz şarapla ortaya çıktı. + +"Tamam, başlıyorum. Aaah ve yudum." Maomao dilini çıkardı. "Çok yuvarlak bir tadı var. Sadece hafif bir meyve tatlılığı kalıntısı var, ama hoş bir vurgu vermek için yeterli..." + +İçeceğine eşlik etmek için bir mantar daha yedi. Ardından bir kupa daha şarap içti. Ve bir kupa daha. + +"Eh... O şimdi sadece içiyor, değil mi?" Hulan, Lihaku'ya sordu. + +"Şarabı sever. Ama zehri de aynı oranda sever. O kız balık gibi içer. Sanırım onu içkide geçemem bile." + +Hulan'ın sorusuna aslında cevap vermemişti. + +Seni duyuyorum, biliyorsun. + +Ona bırak. Şarap o kadar iyiydi ki içmeyi bırakamıyordu. Bedeninin ısındığını, ruh halinin aydınlandığını hissediyordu. + +Aman, dikkat et. + +Ellerine baktı ve parlak kırmızı olduklarını gördü. Bedenine yayılan sıcaklık rahatsız edici bir ısıya dönüştü ve ardından dengesizce yere yığıldı. O hoş, yüzen his şiddetlendi ve başı dönmeye başladı. + +"Vay! Hey, hanımefendi!" Lihaku onu tuttu. Sesi çok uzaklardan geliyordu. + +"Merhaba, Maomao Hanım! Özür dilerim!" Maomao, Chue'nin parmaklarını oynattığını ve ardından onları Maomao'nun ağzına soktuğunu fark etti. + +"Bluuurgghhh!" + +Topluluk hayret ve üzüntüyle toplu bir ah çekti. + +Chue, Maomao'nun ağzındaki ekşi tadı hafifletmesi için ona biraz meyve suyu uzattı. Yavaş yavaş bedenin toprağa geri döndüğünü hissetmeye başladı. Başını sersemlemiş bir halde kaldırdı. "Genellikle oldukça dayanıklı bir içiciyim, ama... Neyse, görüyorsunuz." + +Üçüncü kız ve Hulan, kusmukla kaplı Maomao'ya şaşkınlıkla baktılar. + +"Çalışanlarınız komadan kurtulmaya yakında başlayacaklar." Maomao, hâlâ dengesiz hissederek dudaklarındaki kusmuğu sildi. + +"E-Evet, tamam. Ama size bir şey sorabilir miyim?" Üçüncü kız, Maomao'ya karşı daha kibar bir tona bürünmeye başlamıştı. Bu, saygıdan çok, sözlü olarak aralarına mesafe koyma çabası gibi görünüyordu. + +"Evet?" + +"Kendi tezini kanıtlamak için çorbayı kendiniz yemenizin bir sebebi var mıydı?" + +"Evet, tabii ki," dedi Maomao. + +"Bu sebep ne olabilir ki?" + +"Oh, biliyorsunuz." + +Şarap içmek için mükemme bir bahane, açıkçası! + +Maomao bile bunun sesli olarak söylenemeyeceğini biliyordu. Memnun edici bir gülümsemeyle yetindi. diff --git a/output/knh-12/009_knh-12.txt b/output/knh-12/009_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..5005ca5a --- /dev/null +++ b/output/knh-12/009_knh-12.txt @@ -0,0 +1,287 @@ +# Chapter 7: The Inheritance + +Bölüm 7: Miras + +Maomao’nun başı zonkluyordu. + +Bu... İşte bu! + +Efsanevi o şeyi, yani sarhoşluk sonrası baş ağrısını yaşıyordu. Tam bir gün geçmediği için buna sarhoşluk sonrası denilip denilemeyeceğinden emin değildi, ama sarhoşluktan kurtulduktan sonra baş ağrısı çekmek, başlıca belirtilerden biri değil miydi? + +Arabanın sarsıntısı onu daha da kötü hissettiriyordu. Hoş bir durum değildi, ama... + +“Ahh! Bu bambaşka bir şey!” + +Maomao, daha önce hiç tatmadığı bir şeyi deneyimlediği için neredeyse duygulanıyordu. Biraz da zehirli bir yılan tarafından ısırılmış gibi hissediyordu. Bir de bir kere yediği ve kendisine tam da böyle bir mide bulantısı veren zehirli bir ot vardı—tam olarak hangisiydi, bir daha? Hafızasında onu aramaktan keyif alıyordu. + +“Maomao Hanım, çok da iyi görünmüyorsunuz. Sarhoşken eğlenceye düşkün birisiniz, öyle mi?” diye sordu Chue. + +“İçimde hâlâ kusmadığım küçük bir miktar kalmış. Sarhoşken eğlenceye düşkün mü? Ha ha ha! Ah, eğer o mantarlardan biraz daha varsa bana verin. Bunu biraz daha uzun süre yaşamak isterim.” + +“Chue Hanım bile bundan sıkılacak,” dedi. “Neyse, o mantarları bulmaya gideyim.” + +Maomao, “sarhoş mantarlarının” gerçekten ne kadar güçlü olduğundan kesin olarak emin değildi, ama onları yedikten sonra bile bir tam gün sonra bile alkolün üzerinizde aşırı bir etki bırakabildiğini duymuştu. Bir daha asla içemeyeceğiniz anlamına gelmiyordu, ama bir süre uzak durmak en iyisiydi. + +Aslında, hatıra olarak biraz şarap almış olmaları gerçek bir kayıptı. + +“Hmm, Chue Hanım’ın sizi tekrar kusturmak zorunda kalması onu rahatsız eder. Mide suyundan başka bir şey gelip gelmeyeceğini merak ediyorum.” + +“Sorun değil. Çok daha iyi hissediyorum. Lütfen parmaklarınızı oynatmayı ve ağzıma sokmaya çalışmayı bırakın. Bir de, yazı yazmak için hiçbir şeyiniz yok, değil mi?” + +Chue ona parşömen ve bir kalem uzattı. Chue'nin fırçası yoktu, sadece bir kalemi vardı, bu yüzden kullanması zordu. Maomao bu sakar aletle yazmaya çalışırken mürekkep her yere sıçrıyordu. Sarsılan arabada, el yazısı midesi kadar dengesiz görünüyordu. + +“Bu ne?” diye sordu Chue, omzunun üzerinden bakarak. + +“İşte. O çorbanın içinde olduğunu düşündüğüm mantarı ve alkol miktarını not aldım. Bunu, yedikten sonra çeşitli zaman aralıklarında gözlemlediğim etki türü olarak kaydediyorum. Her otuz dakikada bir yeni girişler yapmayı düşünüyorum. Lütfen bana kalan mantarları verin.” + +Önemli şeyleri tekrarlamak gerekiyordu. + +“Maomao Hanım, bu kadar soluk birine rağmen çok eğleniyormuşsunuz gibi görünüyorsunuz.” + +“Evet, Lahan Bey'i neredeyse hatırlatıyorsun bana,” dedi Lihaku. Ne garip birini düşünmek. Maomao’nun solgun yüzünü karanlık bir ifade kapladı ve biraz daha az sarhoş hissetti. + +“Lütfen bu tür uygunsuz isimleri anmayın. Bir saniye... Lihaku Bey, onu tanıyor musunuz?” + +Maomao konuyu düşündü. Lihaku ve Lahan birbirlerini tanıyor olsalar bile, kişisel olarak ilgisini çekmeyen şeyleri hatırlamama yolları vardı. + +“Evet, ben—yani, doğrudan değil, ama biliyorsunuz—teknik olarak o yaşlı herife hizmet ediyorum. Bazen ofisine gitmem gerekiyor ve zaman zaman karşılaşıyoruz. Üstelik, o çok... ayırt edici. Onu unutmak imkânsız.” + +“Hm.” Maomao, derinden ilgisiz bir şekilde, yazı aletlerini toplamaya başladı. + +“Ayrıca, batı başkentine yola çıkmadan önce, ‘Küçük kız kardeşime benim için bak,’ dedi ve bana bazı atıştırmalıklar verdi.” + +“O tamamen yabancı biri.” + +“Ah. Haklısınız. Neredeyse unutuyordum.” + +Lihaku belki çok laf kalabalığı yapan biri değildi, ama onunla çalışmak kolaydı. + +“Peki, mantarlara dönersek, soru şu: Bir şarap imalathanesinde insanı aşırı sarhoş eden mantarların ne işi var, değil mi?” + +“Evet, ama mantarlar tek malzeme değildi. O çorbanın içinde birçok şey vardı.” Maomao başını yana eğdi. “Batı başkentinde mantarlar hiç mi yetişmiyor?” Sıcak ve nemli ortamları tercih ederlerdi. Batı bölgesinin kuru havası onlara çok da elverişli görünmüyordu. + +“Bence yetiştirebilirsiniz, ama muhtemelen çok fazla değil,” dedi Chue. + +Maomao katıldı. Çorbanın içindeki mantarları gözünde canlandırdı. Maomao’nun aşina olduğu sarhoşluk veren mantarlar genellikle çam ormanlarında bulunurdu—onların I-sei Eyaleti’nin otlak düzlüklerinde bulunabileceğini şüpheli görüyordu. + +“Bu, merkez bölgeden gelen sevkiyatla birlikte geldikleri anlamına geliyor olabilir mi?” dedi Chue. + +“Hmm... Sanırım mantıklı olan bu?” Maomao düşünceli bir ses çıkardı. Tesadüf için çok düzenliydi. Biri, şarap evinde bir sarhoşluk salgınına neden olmak için o mantarları bilinçli olarak dahil etmiş gibiydi. Ama motivasyon ne olabilirdi? + +Bilemeyeceğim şeyler hakkında düşünmenin bir anlamı yok. + +Önce başka bir şeyle meşgul olması gerekiyordu. Bu, bir saniye düşünmeden konuyu değiştirme yeteneği, Maomao’nun erdemlerinden biriydi. + +Araba ana konağa geri döndüğünde, Maomao çok daha ayık hissediyordu. + +Sanırım Jinshi’ye rapor vermeliyim. + +Her zaman yaptığı gibi, tam olarak ne olduğunu ona söylemeyi planlıyordu. Suçlunun kim olduğunu düşünce görüşünü soracağını varsaymıştı, ama bu, basitçe bilmediği bir şeydi. + +Maomao ve diğerleri, her zamanki gibi Jinshi’nin ofisine yöneldiler, ama vardıklarında orada sadece Suiren vardı. + +“Jinshi Bey burada değil mi?” diye sordu Maomao. Odada sadece o, Suiren, Chue ve Lihaku vardı ve “Jinshi” adını gerçekten düşünmeden kullanmıştı. + +“Her an geri döneceğini tahmin ediyorum. Gyoku-ou Bey’in mirası meselesiyle ilgilenmek üzere çağrıldı.” + +“Ama bu, Jinshi Bey’i hiç ilgilendirmiyor, değil mi?” + +“Üçüncü bir tarafın hazır bulunmasını istediler. Lakan Bey’in çağrılmasını planladıklarını duyduğunda, gönüllü olmasının daha iyi olacağını anladı.” Suiren iç çekti. + +“Neden onca insan arasından onu seçtiler? Rikuson Bey bu görev için daha uygun olurdu.” Maomao açıkça sinirlenmişti. + +“Kesin olarak söyleyemem, ama batı başkentinde uzun bir geçmişe sahip olan birinin araya girmesini istemedikleri gibi görünüyor.” Tam o anda, koridordan ayak sesleri duyuldu. “Ah, sanırım geri döndü.” + +Jinshi odaya girdi ve onları bir bakışta taradı. “Maomao, sen buradasın?” diye sordu. Gaoshun ve Basen, baba ve oğul, onun arkasından içeri girdiler. + +“Şarap evi hakkında size rapor vermek için geldim, efendim,” dedi Maomao, eğilerek. + +“İyi. Hemen başlayabiliriz.” Jinshi yakasını gevşetti ve kanepeye oturdu. Suiren çay demlemeye başladı. + +Maomao, bu arada, gezisi sırasında olanları Jinshi’ye anlattı. + +“Yani, biri bilinçli olarak zehirli mantarları çorbaya mı koydu?” diye sordu Jinshi. + +“Bence çok olası. Mantarın, alkolle birlikte içilmediği sürece zehirli olmadığını hatırlamak önemli. Ve batı başkentinde son birkaç aydır düzgün bir içki bulabileceğiniz yerler neredeyse yoktu, bu yüzden mantarların şarap evinde ortaya çıkması bana planlı görünüyor.” + +“Planlı mı? Bilinçli bir cinayet girişimi mi olduğunu düşünüyorsunuz?” + +“Ne yazık ki, efendim, o tür bir zehir değil. Sizi çok sarhoş edebilir, ama öldürmez.” + +Jinshi çayından yudumladı. Maomao’ya da teklif edilmişti, ama bir şekilde oturmanın zamanı gibi görünmüyordu ve ayakta kalmıştı. Chue ve Lihaku da ayakta duruyordu, bu yüzden Jinshi ona oturmasını emretmedikçe oturmazdı. Dürüst olmak gerekirse, oturmak istiyordu—hâlâ biraz sersem hissediyordu. + +“Peki, neydi o? Birinin şakası mı?” diye sordu Jinshi. + +“Eğer öyleyse, bu tür bir şaka, yabani bir tilki ruhunun yapacağı türden bir şey olurdu. Bunlardan birinin etrafta dolaşmasını istemeyiz.” + +“Haklısınız. Önce yardım malzemelerini kimin dağıttığını görmekle başlayacağım.” + +“Teşekkürler, efendim.” + +Jinshi, tesadüfen ona otur işareti de vermişti, bu yüzden sonunda Maomao oturabildi. Raporunu vermişti, ama şimdi başka bir şey istiyormuş gibi görünüyordu. Normalde bu, onun yarasını muayene etmesi için olurdu, ama bugün aklında farklı bir şey vardı. + +Maomao etrafına tekrar baktı ve Lihaku’nun bitişik odaya yerleştiğini fark etti, muhtemelen biraz daha konuşacaklarını varsayarak. Chue de orada değildi; belki Suiren ona küçük bir iş yüklemişti. + +“Gyoku-ou Bey’i ilgilendiren bir meseleyle ilgilenmek üzere çağrıldım,” dedi Jinshi. + +“Uzun sürmüş gibi görünüyor, efendim.” + +“Gerçekten de. Gyoku-ou Bey’in çocukları, torunlarını gözlemleyerek anlayabileceğiniz gibi, belirgin şekilde farklı şekillerde yetiştirildi.” + +Örneğin, o küçük serseri Gyokujun ve Xiaohong arasındaki ilişkiden açıkça belliydi. + +“İkinci ve üçüncü oğullar, mirastaki paylarının artırılmasını mı istiyor?” diye sordu Maomao. + +“İlginç bir şekilde, hayır. Benden en büyük oğlun kendi payını kabul etmesi için ikna etmemi istediler; o da bunu reddediyor.” + +Maomao bu sefer gerçekten kafasını yana eğdi. Hareket biraz sert olmuştu—muhtemelen vücudunda hâlâ biraz alkol vardı. “Efendim? Kusura bakmayın, takibi edemiyorum. En büyük oğul, mirası istemediğini mi söylüyor?” + +Aklına Shikyou’nun kesik bir geyik kafasını çuvalda sürükleyip getirdiği anı geldi. Üstelik geyiğin beyinlerini haşlayıp sirkeye batırmıştı. Tadı fena sayılmazdı. + +“Hepsinden vazgeçtiğini söylüyor.” + +“Gyokuen hâlâ hayatta olsa bile, Gyoku-ou’nun mirasının hayli yüklü bir meblağ olduğunu düşünmek zorundayım.” + +“İşte tam da bu yüzden istemediğini söylüyor. Biraz inatçı biri olduğunu duymuştum, ama bu...” + +İnatçı—her gün duyulacak bir kelime değildi. Maomao, bunun biraz aptal ya da kaba saba olmak gibi bir şey olduğunu düşündü. + +“Kendisine düşeni almalı,” dedi. + +“Bir insanın kabul etmeyi istemeyeceği bazı şeyler vardır.” Jinshi’nin sesi, adamın durumuna karşı tuhaf bir... anlayış taşıyordu. + +Ah... + +Maomao, şu an kendine özgü düşünce biçimine sahip başka biriyle konuştuğunu hatırladı. O da kendi içine düştüğü bazı çetrefilli durumların içinden sıyrılma peşindeydi. + +“Yani en büyük oğul mirası istemiyor. En büyük kız istiyor ama mirasla birlikte gelen işi yapacak durumda değil. İkinci oğul, Sir Gyoku-ou hayattayken belirlediği üzere mirasın en büyüğe geçmesini istiyor; üçüncü oğul ise her şeyin en kolay yolunun ikinci oğlun mirası devralması olduğunu düşünüyor.” + +Bu, olası tüm görüşlerin neredeyse tam yelpazesini kapsıyordu. Anlaşmaya varamamaları şaşırtıcı değildi. + +“Mirasla birlikte gelen iş—bu, mirasçının batı başkentinin yönetimini devralması gerektiği anlamına mı geliyor?” + +“Evet, aynen öyle. Ailenin en büyük oğula pek de iyi gözle bakmaması işi zorlaştırıyor. Dahai araya girmeye çalıştı ama görüşmeler hiçbir yere varmadı.” + +Dahai—Maomao, bunun Gyokuen’in üçüncü oğlu olduğunu hatırlıyordu. + +“Çok karmaşık görünüyor, efendim.” Jinshi’yi rahatlatmaya çalışıyordu, ama kişisel olarak bu işin içine karışmak istemiyordu. Miras konusunda kibarca dinleyecek, birkaç belirsiz yorumda bulunacak ve doğru an geldiğinde zarifçe oradan ayrılacaktı. + +“Bekle... Sadece bu konuyu konuşmaktan kurtulmak için belirsiz yorumlar yapıyorsun, değil mi?” + +“Böyle bir düşünce aklıma bile gelmez, efendim.” + +Jinshi, Maomao’nun ifadesindeki incelikleri okumakta iyice ustalaşıyordu. + +“Yüzünüzün solukluğu bugün de alışılmadık derecede iyi görünüyor.” + +“Öyle mi düşünüyorsunuz?” + +Alkolün çoğunu kusmuştu ama hâlâ hoş bir sersemlik hâlindeydi ve bu durum ondan kaçamamıştı. + +Maomao, Jinshi’nin yine “deneyler” yaptığını fark etmesi durumunda başka bir azar işiteceğini biliyordu, bu yüzden konuyu değiştirmeye karar verdi. “Efendim, Gyoku-ou’nun eşinin onun kişisel yardımcısı olduğunu duydum. Bu görüşmelerde onun da yer alması gerekmez mi?” + +Kadınların pek çok hakkı olmayabilirdi, ama elbette bir adamın eşinin söz hakkı olmalıydı? + +“Sir Gyoku-ou’nun eşi her türlü ilgiyi sevmez. Bütün süre boyunca orada oturdu, en ufak bir görüş bildirmeden.” + +Tahmin edebilirdim. + +Bu, Maomao’nun Chue’den duyduklarıyla örtüşüyordu. Linese erkekler sakin, alçakgönüllü kadınları severdi, ama bu durumda meseleyi eline alacak kimse kalmıyordu. + +“Görünüşe göre, gözlerden uzak kalmayı tercih etmesinin özel bir nedeni var,” dedi Jinshi. + +“Evet, Chue Hanım bunu bana anlattı.” Bu, yıllarca yabancı bir ülkede bulunma hikâyesi olacaktı. + +“Anlıyorum. Onun için, kendi ailesi tarafından görülmesi bile fazla geliyor ve miras meselesi hakkında hiçbir şey söylemeye kararlı olduğunu bildirdiler.” + +“Kendi ailesine bile mi?” + +Maomao, o kadar insanlardan nefret eden birine hiç benzememişti. + +“Yani, bu kadının merkez bölgedeki varlıklı bir tüccar ailesinin kızı olduğunu ve batı başkentine evlenmek için geldiğinde işlere yardım etmeye başladığını duydunuz.” + +“Eee... Yaklaşık olarak.” Bu, Maomao’nun kadının doğum yeri hakkında ilk kez duyduğu şeydi, ama bu, yüz hatlarının merkez bölge insanlarına ait olmasını açıklıyordu. + +“Gemi batmıştı, akıbeti bilinmiyordu, ta ki yıllar sonra mucizevi bir şekilde batı başkentine dönene kadar. Durum elbette onun kontrolünde değildi, ama bu, yıllarca evini terk eden kadın hakkında çirkin söylentiler yayan bazı insanları durdurmadı.” + +“Ah, evet, anlıyorum.” + +Yabancı bir toprakta, tek başına bir kadın mı? Üstelik güzel bir kadın? Hayatta kalışının nasıl gerçekleştiğine dair kaba saba spekülasyonların çıkması çok doğaldı. + +Karının bugüne kadarki hayatı, kolayca bir kitabı doldurabilirdi. + +“Eminim çok şey çekti. Bu deneyimlerin ardından kameralar önünde görünmekten kaçınmaya başladı. Bence Sayın Gyoku-ou’nun yabancılar nefreti, karısına olanlara da bir şekilde bağlı olabilir.” + +Maomao içtenlikle başını salladı, ama gizlice yakında bir mola verebileceğini umuyordu. Midesi, alkolle birlikte içindeki her şeyden arınmıştı ve içine biraz yiyecek koymak istiyordu. + +“Tamam, bence artık gitme vaktim geldi,” dedi. Ayağa kalkıp odayı terk etmeye çalıştı, ama hemen tökezledi. + +“Hey.” Jinshi, bileğine sıkıca tutunarak onu ayakta tutuyordu. “Sana ne oldu? Çok da dengede durmuyorsun gibi.” + +“Ah, öyle mi?” Maomao biraz sarhoş gibi konuşmaya başlamıştı. + +“Buradayken yaramı muayene etmeni isteyebilirdim, ama bence bir şeyler ters gidiyor.” Şüpheyle ona baktı. + +“Ah, efendim. Hayal gücünüzün kurbanı oldunuz! Ve o yara, artık beni muayene etmemi gerektirmiyor.” + +“Sorumluluğunun sonuna kadar görmeni istiyorum. Peki ya yara iltihaplanırsa?” + +“Öyle bir şey olmayacak! O küçük kızın karnındaki yarığı bile artık muayene etmiyorum, oysa sizden çok daha genç ve küçük, Efendi Jinshi!” + +“O, o; ben de benim.” + +Maomao, kastetmeden Jinshi’ye hafifçe asabiyetle baktı. Onun yüzü, sanki “Evet, işte bu!” der gibi aydınlandı. + +“Lütfen beni affedin, efendim,” dedi Maomao — ama kararlı bir şekilde çıkış yapma girişimi, midesinden gelen özellikle utanç verici bir sesle engellendi. Midesi, alkolle birlikte tüm eski sakinlerini kaybetmiş ve şimdi tamamen bomboştu. + +Sanki özellikle Maomao’yu ve açlığını çeken midesini işkence etmek için tasarlanmış gibi, harika bir koku odaya süzüldü. + +“Akşam yemeği hakkında meraklı mısın?” Jinshi, yüzündeki ifadeyi görünce sırıtarak sordu. + +“Meraklı değilim diyemem.” + +“Öyle mi? Ah, Suiren, bugün ne ikram ediliyor?” Jinshi, yan odaya seslendi. + +Jinshi’nin sosyal konumu gereği, normalde neredeyse bir insanın yiyemeyeceği kadar fazla yiyecek ikram edilirdi. Ne ikram edildiğini sorabilmesi bile, bu günlerde İmparator’un küçük kardeşine bile ancak bitirebileceği kadar akşam yemeği verildiğini gösteriyordu. + +Tasarruf yapıyor. + +Suiren, tepsiyle gülümseyerek belirdi. “Bu gece soğuk sebzelerle buharda pişmiş tavuk ve Dongpo domuz eti var,” dedi. + +Tamam, tam olarak tasarruf değilmiş. + +Maomao, tükürüğünü yutmaya çalışarak kendisini akmaktan alıkoymaya çalıştı. + +“Bir parça ister misiniz?” diye sordu Jinshi. + +Cevap vermesi sadece bir saniye sürdü: “Teklif ediyorsanız, efendim!” Muayenehanedeki şarlatan doktor için çok üzgündü, ama et her zaman onu yenerdi. Taomei’nin ya da başka birinin, Jinshi ile yemek yemesine şaşkınlıkla bakmasından biraz endişeleniyordu — sosyal statüleri çok fazla farklıydı — ama işte böyleydi. Suiren, Dongpo domuz etini birkaç dilim ekmek arasına sıkıştırıp getirdi. Maomao ne yapabilirdi ki? + +En azından sordu: “Ay Prens ile aynı yiyeceği yememin uygun olduğundan emin misiniz?” + +“Neden olmasın ki. Endişeleniyorsanız, zehir kontrolü yaptığınızı söyleyebiliriz.” + +Böylece Suiren’in izni vardı. Maomao’nun yiyebilmesi için bir sandalye bile konmuştu. + +“Tamam!” Maomao yumruğunu sıktı — ama yemeğin normalden farklı bir şey olduğunu fark etmeden edemedi. “Affedersiniz?” diye dikkatle sordu Suiren’e. + +“Evet? Her şey yolunda mı?” + +“Ay Prens genellikle yemeklerden önce biraz şarap ikram edilmez mi?” + +Bu, içeceğinin nerede olduğunu sormak için dolambaçlı bir yoldu. + +“Ah, Bayan Maomao, asla yapmamalısınız! Kimin birkaç dakika önce midesini boşalttığını hatırlatayım mı?” dedi Chue. Ne kadar gereksiz bir davranış. + +“Bekle, ne konuşuyorsun?” diye sordu Jinshi. + +“Ah, sadece Bayan Maomao’nun kötü alışkanlığı.” + +Sonra Chue, Maomao’nun çok fazla spesifik olmamaya çalıştığı şeyi, Jinshi’ye detaylı olarak anlattı. + +“Ve hikaye bu!” diye sonuçlandırdı. + +“Hmm, gerçekten,” dedi, tüm dikkatini vererek dinleyen Jinshi. Sonra Maomao’ya ezici bir bakış attı. + +Lanet olsun, Bayan Chue! + +Söylemeye bile gerek yok, şarap gelmedi. diff --git a/output/knh-12/010_knh-12.txt b/output/knh-12/010_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..280fdb4c --- /dev/null +++ b/output/knh-12/010_knh-12.txt @@ -0,0 +1,167 @@ +# Chapter 8: Junjie + +Bölüm 8: Junjie + +Batı başkentinde altı aydan fazla bir süre geçtikten sonra, Maomao ve diğerlerine bağlı oldukça istikrarlı bir hizmetçi grubu oluşmuştu. + +“Hanımefendi Maomao, istediğiniz malzemeleri getirdim.” Henüz ergenlik töreni için yaşça yeterince büyük olmayan bir erkek çocuk, muayenehanenin kapısında belirdi. Onu bir çocuk olarak düşünmek için çok yaşlı, bir erkek olarak görmek içinse çok gençti. Maomao onun on üç yaşında olduğunu duymuştu, ancak hâlâ ondan iyi bir yumruk kadar kısaydı. Boyu ne olursa olsun, kibar ve özverili biriydi. Maomao ve muayenehanedeki diğer sakinler için çoğunlukla basit işleri görüyordu. Kibarlığı ve iyi dinlemesi sayesinde çok değerli görülüyordu. + +“Teşekkür ederim,” dedi. Onun getirdiği malzemeleri ayırmaya başladı ve bahşiş yerine ona biraz kuru meyve uzatmak üzereyken, o şöyle dedi: + +“Teşekkür ederim ama bunu kabul edemem. Maaş alıyorum.” + +Aman Tanrım, ne olgun! Genç adama duyduğu hayranlıkla, Maomao başkentteki verdigris evindeki o küçük salak çocuğu düşünmeden edemedi. Chou-u bu çocukla neredeyse aynı yaşta olmasına rağmen, bu çocuğun tutumundan bir-iki şey öğrenebilirdi. Ne yazık ki, bir kişiliği değiştirmek o kadar da kolay değildi. + +Uzun zaman oldu. Belki ona bir mektup yazmalıyım. + +Maomao bunu düşünmeye pek vakti bulamadı, çünkü muayenehanenin dışından biri bağırdı: “Hey! Kimse var mı?” + +“Var,” diye cevap verdi Maomao. Kimin geldiğini merak ederek dışarı baktığında, Lahan’ın Kardeşi’ni gördü. Taşıdığı sepeti yere bıraktı. “Ah, merhaba. Eve hoş geldin.” Maomao ona doğru yürüdü. + +Lahan’ın Kardeşi çok meşguldü. Batı başkentinin çevresindeki alanlara gidip gelerek tarlalar kuruyor ve tekrar geri dönüyordu. Reddetse bile, toprağı sürmek için en çok çabayı ve inisiyatif gösteren kişi Lahan’ın Kardeşi’ydi. + +Maomao sepetin içine baktığında, pek de iyi görünmeyen birkaç tatlı patates gördü. + +“Bunlar neredeyse patates sayılmaz. Sadece kökler.” Lahan’ın Kardeşi perişan bir hâldeydi. + +“Endişelenme, yiyebiliriz... mecbur kalırsak,” dedi Maomao. Kabukları üstünde buharda pişirip yiyebilirlerdi. O kadar küçüktüler ki, çabucak pişerlerdi. + +“En azından bunlardan fena sayılmayacak bir miktar hasat edebildik.” Lahan’ın Kardeşi ona beyaz bir patates fırlattı. + +“Belki beyaz patatesler bu iklimde daha iyi yetişiyor.” + +“Muhtemelen. Çayır çekirgeleri olmasaydı hasat daha iyi olurdu, ama neyse, işte buradayız.” + +Yumurtalar civciv olana kadar saymamak en iyisiydi. Lahan’ın Kardeşi’nin alnında derin bir çizgi vardı; belki de durumun acı gerçekliğini düşünüyor olmalıydı. + +“Çok mutlu görünmüyorsun,” diye gözlemledi Maomao. Lahan’ın Kardeşi patateslerden birini havaya kaldırıp karamsar bir ifadeyle inceliyordu. + +“Bak. Çok küçük. Büyürken yeterince sürgün temizliği veya gübreleme yapmadığımızı düşünüyorum.” + +Maomao daha önce sürgün temizliği diye bir şey duymamıştı, ama tahminen budama gibi bir şey olmalıydı. + +“Bu kadar küçükken bir sürü patates hasat etmenin bir anlamı yok,” diye inledi Lahan’ın Kardeşi. + +“Ah. Endişelendiğin şey bu mu?” Maomao, Lahan’ın Kardeşi’nin ne demek istediğini anlamıştı. + +“Ama patatesler küçükse neden bu kadar büyük bir sorun?” diye sordu hizmetçi çocuk. “Yeterince çoklarsa, ne kadar büyük oldukları önemli olmamalı, değil mi?” Yani sadece özverili değil, meraklı da biriydi. + +Lahan’ın Kardeşi, elindeki patatesi çocuğa gösterdi. “Bu patatesin biraz yeşil göründüğünü görüyor musun?” + +“Böyle söyleyince, evet, biraz yeşilimsi.” + +“O yeşil kısım zehirli.” + +“Zehirli mi?!” Çocuk gözlerini kırpıştırdı. “A-ama patateslerin yenmesi gerektiğini düşünmüştüm, değil mi? Onları bunun için yetiştiriyoruz.” + +“Evet, yenilebilir. Sadece kabuğunu soy, hiçbir sorun olmaz. Ama bu sürgünler de zehirli, bu yüzden pişirirken kesinlikle kesmeniz gerekiyor. Bu kadar küçük bir patates çok olgunlaşmamış demektir ve kabuğunda çok fazla yeşil leke vardır.” + +“Yeşil kısmı yanlışlıkla yerseniz, çok acı olduğunu ve size karıncalanma hissi verdiğini fark edersiniz,” diye gönüllü olarak ekledi Maomao. Lahan’ın Kardeşi bir kelime etmeden elini Maomao’nun alnına vurdu. Mesaj belliydi: Ne yiyorsun sen? Patates yemekleriyle uğraşırken gıda zehirlenmesine özellikle dikkat etmesi gerektiği söylenmişti. + +“Doğru şekilde hazırlanırsa, bir şey olmaz. Mide ağrısı bile olmaz. Yani endişelenme. Ama patates yerken garip bir his hissedersen, hemen dur, anlaştık mı?” + +“Evet, efendim.” + +Lahan’ın Kardeşi genç hizmetçiye patates güvenliği hakkında talimat verirken, Maomao tatlı patateslere daha yakından baktı. + +“Dereyi görmeden paçaları sıvamayalım, tatlı patatesleri şimdi buharda pişirebilir miyim?” diye sordu. Şarlatan doktor yakında atıştırmalık isteyecekti. + +“Hmm... Onları bekletelim. Hasattan hemen sonra en iyi hallerinde değiller. Birkaç hafta bekletirseniz daha tatlı olurlar.” + +“Bunlar gibi kök gibi olanlar bile mi?” + +“Mümkün olan en iyi tadı istiyorsun, değil mi? Az da olsa.” + +Maomao ona hak vermek zorundaydı. + +“E-efendim,” dedi çocuk, tereddütle öne çıkarak. + +“Evet? Ne oldu?” + +“Efendim ve hanımefendi... biraz geç kaldığımı biliyorum ama, belki kendimi tanıtabilir miyim?” Onlara düzgünce selam vermek isteyen yeterince alçakgönüllü bir gençti. + +“Kendini tanıt? Evet, iyi fikir. Bu çok güzel bir tutum!” Lahan’ın Kardeşi’nin gözleri parlıyordu, sanki ömür boyu bir kez görülen bir fırsatı keşfetmiş gibi. Belki de sonunda adını sunma şansı bulmuştu? + +“Teşekkürler, efendim. Adım Junjie. Çok sıradan bir isim olduğunu söylüyorlar, umarım hatırlamanız kolay olur.” + +Maomao daha önce duymuştu, ama her zaman unutuyordu—bugün hatırlamaya karar verdi. + +“J...Junjie mi diyorsun?” Lahan’ın Kardeşi kaşlarını çattı. Bir şekilde, gencin adı onu rahatsız ediyordu. + +“Ve soyadınız neydi, tekrar?” diye sordu Maomao gence—ahem, +Junjie +—sanki +Adını tabii ki hatırladım +diyecekmiş gibi. + +“Hanımefendi. Kan. Bu da oldukça yaygın bir isim—gerçekten, burada ikamet eden saygın stratejist ile aynı soyadını taşıdığımı düşünüyorum.” Genç adam—ahem, Junjie—biraz isteksiz görünüyordu. + +Bu arada Lahan’ın Kardeşi, sanki yıldırım çarpmış bir adam gibi titriyordu. + +“Kan? Evet, stratejistimizle aynı isim ve oldukça yaygın. Bunu söylemeye hakkım yok!” Lihaku bir noktada içeri girmiş ve şimdi sohbete katılmıştı. Lahan’ın Kardeşi’ne yardım etmiş olmalıydı, çünkü elinde beyaz patates dolu bir sepet tutuyordu. + +“Evet, gerçekten çok tipik bir isim. Bence kendim üç farklı Kan’ı tanıyorum,” dedi şarlatan doktor; sepeti fark etmiş ve bunun bir tür atıştırmalığa dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğini düşünüyor gibiydi. + +“Evet, efendiler,” dedi genç adam—Junjie!—. “Tek endişem, burada benim adımı paylaşan saygın bir figürün olması. Son çalıştığım yerde başka biriyle aynı adı taşıyordum ve o, bundan hoşlanmadığını karar kıldı. Dürüst olmak gerekirse, biraz endişeliyim.” + +Lahan’ın Kardeşi yine kasıldı. Sanki bir hayalet görmüş gibi solgundu. + +“Hı! Bazı adamlar bu tür şeylerde gerçekten inatçı, değil mi? Peki ne yaptın?” diye sordu Lihaku, patates sepetini yere bırakırken. + +“En büyük oğul olduğum için, insanlara bana Haku’un demelerini istedim.” Yani +haku +, “en büyük oğul” ve +un +, “bulut” anlamına geliyordu. + +“Takma adlar arasında bu masum görünüyor.” + +“Evet, evet! Junjie sadece çok yaygın bir isim ve bunun bir sorun olacağını fark ettiğimde...” + +Lahan’ın Kardeşi’nin yüzündeki ifade, kelimelere dökmesi zor kadar ölümüne karamsardı. Solgun ve bolca terliyordu; Maomao onun hasta olup olmadığını merak etti. + +“Ah, ama eğer burada benim adımı taşıyan başka biri varsa, lütfen, istediğiniz gibi benim olduğumu unutun. Sadece istediğiniz gibi çağırmanıza itiraz etmem.” Junjie onlara gülümsedi, ama çok şey yaşadığı belliydi. + +Lahan’ın Kardeşi yüzünü buruşturmuş, söylemek istediği bir şey varmış gibi duruyordu. Bir süredir sessizdi, sadece fiziksel olarak tepki veriyordu. + +“Burada çalışmama izin verilmesi bile beni çok sevindiriyor. Herkes çok nazik ve bu zorlu dönemde düzenli maaş alabileceğiniz çok az yer var. Burada kalmak için yapmam gereken tek şey adımı değiştirmekse, bu hiç sorun değil. Lütfen, istediğiniz gibi çağırın.” + +Junjie göğsüne yumruk attı. En büyük oğul olarak—çok yaşlı sayılmazdı ama yine de—ailesini desteklemek için her şeyi yapardı. + +“Tanrım, hayat sana çok acımasız olmuş, değil mi? Neyse, endişelenme. Burada adını değiştirmeni söyleyecek kötü insanlar yok. Hadi, atıştırmalık ne dersin?” + +Doktor Kralı ona bol artemisia (sarı kantaron) dolgulu bir artemisia mochi uzattı. + +“Ah, hayır, efendim, kabul edemem...” + +“Lütfen, ısrar ediyorum! Büyüyeceksen ve güçlü olacaksan yemelisin!” + +Junjie kibarca reddetmeye çalıştı, ama Doktor Kralı reddedilmesi zor bir adam çıktı. Önce teslim olan Junjie oldu. + +“Çok teşekkür ederim, efendim. A-ahem, şu an çok aç değilim, belki bunu evime küçük kardeşlerime götürebilirim?” + +“Ah! Kardeşler! O zaman bolca almalısın!” + +Doktor Kralı! Gıda stokumuz sınırsız değil, biliyorsun! diye düşündü Maomao. Yine de, onu durdurmak isteyen başka kimse görünmüyordu, bu yüzden büyük bir olay çıkarmadı. + +Çeşitli ifadelerin geniş bir karışımından geçtikten sonra, Lahan’ın Kardeşi artık sadece yere bakıyordu. + +“Ne oldu, Lahan’ın Kardeşi? Soğuk mu kaptın?” diye sordu Maomao. Batı başkentine geldiklerinden beri en çok çalışanlardan biri olduğu tartışılmazdı. Çökmesi kimseye fayda sağlamazdı. + +“Ah, efendim! Lütfen beni bağışlayın. Adınızı sormadan kendimi tanıtmak ne kadar kaba,” dedi Junjie. “Adınız +ne +, efendim?” + +İşte oradaydı—Lahan’ın Kardeşi’nin altı aydır duymak için beklediği sözler. + +Herkes ona merakla döndü. Sonunda! + +Uzun bir an sonra, konuştu. Ve dedi ki... + +“Lahan’ın Kardeşi.” + +“Eh... Her şey yolunda mı?” + +Sloganının “Beni Lahan’ın Kardeşi diye çağırma!” olması gerekmez miydi? + +“Adım... Lahan’ın Kardeşi!” dedi Lahan’ın Kardeşi, sonra topuklarında döndü ve uzaklaştı. diff --git a/output/knh-12/011_knh-12.txt b/output/knh-12/011_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..1494f807 --- /dev/null +++ b/output/knh-12/011_knh-12.txt @@ -0,0 +1,408 @@ +# Chapter 9: The Foreign Girl + +Bölüm 9: Yabancı Kız + +Sonuçta Gyoku-ou’nun mirası üzerindeki anlaşmazlık çıkmaza girmişti. Maomao ise kendi payına, her zamanki gibi işine devam ediyordu. Tanımadığı bir sürü insanın kişisel kavgasına burnunu sokacak hiçbir sebebi yoktu. + +Hulan yine muayenehaneye gelmişti. Bu sefer, “Bir hastamız var; kadın bir hekim tarafından muayene edilmek istiyor, eğer buna bir itirazınız yoksa,” dedi. + +Arka Saray Jinshi’ye benziyor. + +Hulan’ın başkalarının adına çok fazla mesaj taşıdığı görülüyordu, ama bundan rahatsızlık duyduğu izlenimi vermiyordu. + +“Hasta kadın mı?” diye sordu Maomao. + +“Evet, iyi bir ailenin kızı. Bizi affedin; kadın hekimler ya da hekimlik niteliğine en ufak bir şekilde sahip olan kadınlar, batı başkentinde son derece nadirdir.” + +Xiaohong’la yaşanan o durumdan pek de farklı değil. + +Maomao, nispeten yüksek bir soyağacına sahip olmasına rağmen bu denli alçakgönüllü olan genç adama baktı. Haklıydı; kadınlar tıbbın içine dahil olsa bile, nadiren eczacı ya da belki de doğum ebesi gibi rollerin ötesine geçebiliyorlardı. Maomao, Kraliyet Başkenti’nde bile gerçek bir kadın hekim görmemişti. + +“Belirtileri neler?” diye sordu. + +“Geçmeyen bir baş ağrısı. Normal tedavileri denedi ama hiçbir işe yaramadı. Bu yüzden, onu düzgün bir doktora götürme konusu gündeme geldi.” + +“Yani ev ziyareti yapmamı mı istiyorsunuz?” + +Hulan, sorusunu sormayacağını düşünmüş gibi gülümsedi. “Bu çok işimize yarardı. Ay Prens’e haber vereceğim.” + +“Bu onun emriyle mi değil?” Maomao şaşırmıştı. Bunun doğrudan Jinshi’den geldiğinden emindi. + +“Hayır, bu benden gelen kişisel bir rica. Bir tanıdığım, kadın tıbbi personel tanıyıp tanımadığımı sordu.” + +“Tamam. Benim açımdan, Ay Prens onaylarsa giderim. Ama onaylamazsa, size yardımcı olamam.” + +“Kesinlikle anlıyorum.” + +Hulan muayenehaneden ayrıldı. Maomao onu gözleriyle takip etti. + +“Ne oluyor, hanımefendi?” diye sordu Lihaku, o da izlerken. + +“Hiçbir şey. Bana söyle, Gyoku-ou’nun üçüncü oğlu hakkında ne düşünüyorsun?” + +“Hımm... Sanırım ne demek istediğinize bağlı.” + +“Onun hakkında bir şey var, sadece... içimi kemiriyor.” + +Adını koyamıyordu; sadece onu rahatsız ediyordu. Onun hakkında bir şeyler ters gidiyordu. + +“Haklısınız. Belki de size çok benzediği için, hanımefendi. Benzerler birbirini iter ve hepsi.” + +“O-o kadar mı ona benziyorum? Benim hangi yönüm ona benziyor?” diye sordu Maomao. Hulan’ı aktif olarak sevmiyordu. Sadece davranışlarını biraz tuhaf buluyordu. + +“Hadi ama. İnsanları sürekli ölçüp biçme şeklin ne olmasın?” + +Lihaku büyük bir köpek gibi görünse de, herkesin her dediğine kuyruğunu sallayıp uymuyordu. Bürokrat değildi, ama zekiydi. + +“Ben... insanları ölçüp biçiyor muyum?” + +“Şu an bana bir shar-pei gibi bakıyorsunuz.” + +Maomao bir şey söylemedi. Shar-pei büyük bir dövüş köpeğiydi. Lihaku’nun gözlem yeteneğindeki keskinlik onu adeta nutku tutulmuş hale getirmişti. + +“Yaptığı şey, tam olarak Lahan gibi,” dedi Lahan’ın Kardeşi. Neden buradaydı? Şarlatan doktorla çay içiyordu. Koku, balık otu çayı olduğunu gösteriyordu. Hızlı büyüyen, tıbbi kullanım alanı olan bir bitkiydi, ancak kurak iklimde yetiştirmek zordu ve Lahan’ın Kardeşi bu çabayı bırakmıştı. + +“Lahan’ın Kardeşi, bazı şeyleri birine söylemezsin,” diye homurdandı Maomao. Bu arada tıbbi aletlerini toplamaya başladı. Jinshi’nin Hulan’ın isteğine boyun eğdiğini tahmin ediyordu. “Benim Lahan’a benzer şekilde davrandığımı mı ima ediyorsunuz?” + +“Kesinlikle.” + +“Her küçük tikinde.” + +Bir şekilde Lihaku ve Lahan’ın Kardeşi ikisi de olumlu yanıt verdi. Sadece şarlatan belirsiz görünüyordu. “Ben, emin değilim.” Normalde hiç işe yaramazdı, ama bu an hoş bir tonik görevi gördü. + +“İşte yine orada. Buradaki yaşlı doktora değerlendirmenizi yapıyordunuz, değil mi?” + +“Gökler, hayır.” Maomao aptal gibi davranmaya çalıştı, ama Lihaku’nun yorumu kalbinde tuhaf bir ağırlıkla asılı kaldı. + +Gerçekten onu yargılıyor muydum? + +Hulan ona “Maomao Hanımefendi” dese de, asıl konuşması asla sadece kibarlığın ötesine geçmiyordu. Bu, Maomao’nun Jinshi’ye karşı yüzeysel kibar bir dil kullanmasına pek de benzemiyordu. + +Ancak Hulan’ın niyeti, onu gizlice aşağılamaksa, bunu yapma şekli son derece koordinasyonsuzdu. Maomao onun o kadar aptal olduğunu düşünmüyordu. + +Aslında, belki de kim olduğumu öğrendiği için insanlığımı test ediyordu. + +Maomao bunu kabul etmek istemese de, tuhaf stratejist ile bir fahişenin soyundan geliyordu. Hulan bu gerçeği keşfetmişse, ona karşı tutumu açıklanırdı. Ülkesinin en önemli insanlarından birinin kızı olan Maomao, onun kabalığı için onu cezalandıracak mıydı? Yoksa bir sivil gibi davranma maskesini koruyup bırakacak mıydı? + +Ya da belki test, bundan bile daha temel bir doğaya sahipti: Onun arkasından küçümsediğini fark edip etmeyeceği, ya da umursayıp umursamayacağı. + +Maomao aletlerinin sonuncusunu çantasına soktu. Aptal gibi davranmaya zorlanmayı hoş karşılamıyordu. + +Sanki sıraya girmiş gibi, Chue biraz sonra belirdi. “Ay Prens izin verdi!” diye tısladı. Eşyalarını yanında getirmişti, dışarı çıkmak için sabırsızlandığı belliydi. “Dışarıda bir at arabası bekliyor—hadi bakalım! Gidelim!” + +“Teşekkür ederim,” dedi Hulan. Görünüşe göre o da geliyordu, çünkü tozdan korunmak için bir pelerin giymişti. + +“Tam olarak nereye gidiyoruz?” diye sordu Maomao. + +“Yol biraz uzun. Limana yakın posta kasabasından bahsetsem, ne demek istediğimi anlar mısınız?” + +Yani ona tam olarak söylemeyecekti—sanki onu test ediyordu. + +Ne olduğunu anlıyorum. + +Maomao, Jinshi’nin böcekler yüzünden evlerine dönemeyen ve bir yerde toplanan tüm yabancılar hakkında söylediği bir şeyi hatırladı. Gyokuen’in üçüncü oğlu Dahai, hepsini o posta kasabasına getirmek için bir düzen kurmuştu. + +Evine dönemeyen bir yabancı ve iyi bir evin kızı. + +Maomao bunun hakkında çok kötü bir hisse kapılıyordu, ama her zamanki gibi her şeyin yolunda olduğunu göstermeye çalıştı. + +Zaten bu bana pek işe yaramadı. + +Yine de, hiçbir şey fark etmemiş gibi davranarak at arabasına bindi. + +At arabasında iyi bir çift saat boyunca zıpladılar. Aslında, gittikleri tarım köyüne çok daha yakındı. Şimdi, kuru toprak ve ot kokularının yanı sıra, rüzgar onlara gelgitin nemli aromasını taşıyordu. + +“Bu ne?” diye sordu Maomao. + +Hayır, bekle... + +“Aa, aman...” + +“Ve bu?” + +Chue oradaydı ve her zamanki gibi Lihaku, koruma olarak yanında gelmişti. Her şey yolundaydı, ama at arabasında üçüncü bir yolcu daha vardı: gizemli, aşırı büyük bir sepet. Chue’nin onu sırtında dikkatlice taşıyabilmesi için özel bir düzenekle donatılmıştı. + +“Bu benim kocam,” dedi Chue, ama cevabı tuhaf bir şekilde ölçülü ve hazırlıklıydı. Üstelik pek de mantıklı değildi. + +“E... Kocanız mı, Hanımefendi Chue? Baryou Bey’i mi kastediyorsunuz?” + +“Evet! Bu yolculukta işimize yarayacağını düşündüm.” + +Maomao, Chue’nin “yarar” kavramını hangi ölçüye göre tanımladığından emin değildi, ama umarım ne yaptığını biliyordu. Dahası, sepetin yetişkin bir erkek için yeterince büyük olduğuna da ikna olamamıştı. İçindeyse, muhtemelen bir topa sarılmış olmalıydı. İçindekine göz ucuyla bakma isteği duydu, ama Baryou’yu yanlışlıkla aşırı uyarıp bayılmasına neden olmak istemediği için merakını bastırdı. + +At arabası, batı başkentinden güneye, ilk geldiklerinde kullandıkları aynı yoldan ilerledi. Arabalar bu yolu sık sık kullandığı için, asfaltlanmış bir yoldu. Muhtemelen çukurların oluşmasını önlemek için yapılmıştı; zira yağmurun az olduğu bu bölgede bile çıplak toprakta zamanla çukurlar oluşacaktı. + +“İşte, orada görüyorsun,” dedi Hulan, şoför koltuğundan onlara göz ucuyla bakarak. + +“Epey etkileyici,” dedi Maomao ve bunu gerçekten kastetti. Küçük bir kasaba yığını bekliyordu, ama orada kolayca birkaç bin bina vardı. O kadar canlı ve parlak bir yerdi ki, sadece geçip gitmek zorunda olduğu için üzüldü. + +Yerel halkın, özellikle de eğlendirdiği denizciler sayesinde, bu yerin geceleri daha da canlı olduğunu hissetmek mümkündü. Burası sadece alışveriş ve yemek yeme yeri değildi; bir keyfane mahallesinin kokusunu da taşıyordu. Maomao’nun bildiği keyfane mahallesine tam olarak benzemese de, tanınması güç bir tanıdıklık vardı ve onu biraz hüzünlendirdi. “Büyük abla”larının nasıl olduğunu merak etti. Eski madam hakkında merak etmesine gerek yoktu; o kesinlikle hayattaydı ve iyi durumdaydı. + +Maomao için ne yazık ki, o bölgeden gerçekten sadece geçiyorlardı. Normal zamanlarda, sokaklar hediyelik eşya ve hatıra eşya satan tezgâhlarla dolu olabilirdi, ama şu an, yolda sadece mütevazı gıda maddeleri ve günlük ihtiyaçlar satan birkaç yer vardı; sanki ağzında dişleri dökülmüş bir ağız gibi. Arada sırada takı veya lüks mallar satan açık bir dükkân görüyordu, ama bunlar kaçınılmaz olarak bomboştu. + +Ayrıca, pencerelerden tembelce sarkan fahişeleri de gördü; at arabası geçtikçe gözleri parladı, içinde potansiyel müşteriler olup olmadığını anlamaya çalışıyorlardı. Süt çayı kaplarını başlarının üstünde dengeleyip bir damlasını bile dökmemeye çalışan, dans eden kızların provasını da izledi. + +At arabası, şehrin en seçkin hanının önünde durdu. Han, en iyi arazi parçasında konumlanmıştı. Bina taştan yapılmış, çatısı kiremit kaplı, kapısı canlı bir kızıl renge boyanmıştı; tümüyle merkez bölgeyi andırıyordu. + +“İşte buradayız, sevgili kocam! Artık çıkabilirsin.” + +Baryou, sepetten sürünerek çıktı. Maomao bunun nasıl başardığını bilmiyordu, ama gerçekten de oradaydı. Çıktığında gördüklerinden şüphelenmesini bekliyordu, ama şaşırtıcı bir şekilde sakin görünüyordu. + +“Gözleri mi kapalı?” diye sordu Maomao. + +“Evet! Görsel girdiyi ortadan kaldırmak stresi azaltmaya yardımcı olur.” + +Maomao’nun düşünceleri farkında olmadan ağzından dökülmüştü, ama Chue ve Baryou bu duruma alışık gibiydiler. Yürürken onu ustalıkla yönlendirdi. + +İçeride, hanın zemini, dışarıda giyilen ayakkabılarla basmanın yanlış olacağı kadar lüks bir halıyla kaplıydı. + +“Buyurun, bu taraftan,” dedi han personeli. Daima tasarruflu yaşamak zorunda kalmış birinin özeniyle, Maomao halıya basmadan önce ayakkabılarındaki tozu silkeledi. + +Tüm hizmetçiler başlarını eğdi. Birçoğu belirgin şekilde yabancıydı. + +Üst kata, üçüncü kattaki en büyük odaya yönlendirildiler. Kapının önünde, altın sarısı saçlı, kırk yaşlarında bir adam duruyordu. Teni ve saç rengi, derin oyulmuş yüz hatlarıyla birlikte, onun da başka bir topraktan geldiğini tahmin etmeyi kolaylaştırıyordu. Belki Shaoh, diye düşündü Maomao, ama ten rengi onu biraz daha kuzeyden gelmiş gibi gösteriyordu. + +“Özür dilerim.” Yine yabancı görünümlü bir kadın yaklaştı ve Maomao’yu baştan aşağı yoklamaya başladı, tehlikeli bir şey taşıyıp taşımadığını kontrol ediyordu. “Bu ne?” diye sordu. + +“Bitkisel ilaç, Hanımefendi. Mide ağrılarını tedavi eder.” + +“Merhem, Hanımefendi. Yanıkları tedavi eder.” + +“Peki bu?” + +“Sargı bezi, Hanımefendi. Yaraların tedavisi için.” + +Bu böyle bir süre daha devam etti. Maomao, iğnelerini veya makasını giysisine saklamamaya karar verdiği için şanslıydı. Onlar çantasındaydı. + +Sıradaki Chue’ydi. Maomao, kendisi için olduğundan daha uzun süreceğini merak etti, ama anında bitti. Chue’nin ona verdiği zafer dolu gülümseme, Maomao’yu tuhaf bir şekilde sinirlendiriyordu. + +Lihaku’nun birinin onu aramasından çekinmesi beklenemezdi, ama Maomao Baryou için aynı şeyden emin değildi. Ne var ki, şaşırtıcı bir şekilde kıpırdamadı. Hayır, bekle. Ayakta bayılmıştı. + +Gerçekten de burada olması gerekiyor mu? Maomao giderek daha endişeli hale geliyordu, ama sonunda odaya girmelerine izin verildi. + +Devasa oda, egzotik görünümlü mobilyalarla doluydu, üstelik devasa bir kanopili yatak vardı. Yatağın yanında, yabancı tarzda bir etek giyen orta yaşlı bir kadın duruyordu. İnce yapılı, siyah saçlıydı ve gözlerinde hafif bir yeşil ton vardı. + +Sadece Maomao ona yaklaştı; Chue yaklaşık beş adım geride kaldı, Lihaku ve Baryou ise kapıya yakın duvarın yanında yerlerini aldılar. + +“Geldiğiniz için teşekkürler. Genç hanımefendi, o...” kadın başladı ve kibarca eğilmenin ardından, hastanın durumunu açıklamaya doğrudan daldı. Tanışma gibi gereksizliklerden önce muayenenin yapılmasını istiyormuş gibi görünüyordu. + +“Eğer izniniz varsa.” Maomao yatak perdesini çekti ve köşeli yüzlü, yanakları benekli genç bir kadın buldu. Maomao buna alışılmadık bir sevgi hissetti. Genç kadın platin sarısı saçlı ve mavi gözlüydü; on iki veya on üç yaşında görünüyordu, ama yabancılar genellikle Linese’lerden çok daha yaşlı görünürdü. Belki de göründüğünden biraz daha küçük olduğunu varsaymak güvenliydi. + +Bu durumda on yaşında mı olurdu? Belki de ondan bile küçük? + +Maomao’ya baş ağrısı çektiği söylenmişti, ama belirgin şekilde meraklı görünüyordu. + +“Durumunuzu kontrol etmek istiyorum. Size dokunabilir miyim?” diye sordu Maomao. + +“Hayır-olamazsınız” dedi kız, hepsini tek nefeste. + +“Eğer-gerçekten-büyük-bir-doktor-olsaydınız-yapabilirdiniz,” diye ekledi kız. + +Hı? + +“İştahı nasıl?” + +“Doğru.” + +Maomao, orta yaşlı kadına şüpheci bir bakış fırlattı. + +“Kızınızın muayenesini fiziksel temas kurmadan yapmanız gerektiğini söylüyor,” dedi kadın. Genç hanımefendisinin aksine, Linese’yi akıcı bir şekilde konuşuyordu. + +Tamam, bekle. Ben bunun için imza atmamıştım. + +Peki, o zaman neden buradaydı? Kız onu alay ediyor gibi hissediyordu. Maomao, genç hastaya bakarak, ona dokunmadan tüm tıbbi muayeneyi nasıl gerçekleştireceğini, bu apaçık mantıksız talebi nasıl karşılayacağını merak ediyordu. + +“O halde, ne kadar yakınlık kabul edilebilir?” diye sordu. + +Kız kafasını yana eğdi; Maomao’nun ne demek istediğini anlamadığı belliydi. Hizmetçisi kulağına bir şeyler fısıldadı. + +“Genç hanımefendi, sizi altmış santimetre mesafeden muayene etmenize izin verecektir.” + +Altmış santimetre mi?! +O mesafeden ne gibi bir muayene yapabilirdi ki! + +“Tamam,” dedi Maomao. “Genç hanımefendi ne kadar kıyafet çıkarmaya razı?” Cevabın +tek bir parça bile +olmayacağını tahmin ediyordu, ama sormaya değerdi. + +“İç çamaşırını giyebilir ve erkekler odadan çıkarsa, bu kabul edilebilir olur.” + +Bunların hepsine razı mıydı? + +Bunların üstüne bir de, dilini pek konuşamadığı bir hastayı muayene etmek kendi başına sorunlar yaratıyordu. Başının içindeki ağrı zonkluyor mu, sızlıyor mu yoksa batıyor mu? Maomao sorabilirdi, ama kesinlikle bir cevap alamayacağına emindi. + +Adaletli olmak gerekirse, Linese’den birkaç kelime bile konuşabilmek saygıdeğer bir başarıydı—sadece kendini gerçekten anlaşılır kılmak için yeterli değildi. + +“O halde, lütfen belirtileri hakkında soru sormama izin verin.” + +Chue, elinde kalemle Maomao’nun yanına geçti ve yazmaya hazır bir şekilde, işleri halledebilen bir kadının özgüvenini adeta dışarıya yansıtıyordu. Notlar almaya hazırdı. + +“Ağrıyı ilk ne zaman hissetti?” + +“Yaklaşık on gün önce başladı. Ondan önce de pek iyi görünmüyordu, ama son birkaç aydır alışılmadık bir yaşam tarzı sürdüğü için öyle olduğunu varsaydık. Gerçek bir hastalık olasılığını gözden kaçırdığımızı kabul etmek beni utandırıyor,” diye açıkladı hizmetçi. + +“Ağrının türü ne?” + +“Sızlayan bir ağrı diyor. Ancak bazen o kadar şiddetli oluyor ki dizlerinin üzerine yığılıyor.” + +Dizlerine yığılmasına neden olacak kadar kötüysen, bu ciddi bir sorun gibi görünüyordu. Ama Maomao’nun aklını kurcalayan bir şey vardı. + +“Son birkaç ayda yeterli egzersiz yapıyor mu?” + +“Evet, öyle söyleyebilirim. Hatta biraz fazla egzersiz yaptığını bile söyleyebilirim.” Kadın kıza baktı ve biraz sinirli görünüyordu. Çocuk şu an yatakta sakin bir şekilde yatarak duruyordu, ama görünüşe göre oldukça patlayıcı bir mizaca sahipti. + +“İştah? Aslında, iki ay önce yemeye başladığı miktarı azalttı, ama onu da tanımadığı ortama bağladık. Son birkaç gündür ise neredeyse hiçbir şey yemiyor ve yalnızca sıvı gıdalar alabiliyor.” + +“Yani belirtiler arasında baş ağrısı ve şiddetli iştahsızlık var, öyle mi?” + +Ah. Bu işin mantığı yavaş yavaş oturuyordu. + +Dokunulmasını ya da yakın mesafeden muayene edilmesini istemiyordu, ama kıyafetlerini çıkarmaya razıydı. Maomao, tüm bunları açıklayabilecek şeyin ne olduğunu biliyordu—ama kesin olarak söylemek için hâlâ yeterince kanıtı yoktu. + +“Chue Hanım.” + +“Buyurun, Maomao Hanım? Size nasıl yardımcı olabilirim?” + +“Bunları benim için alabilir misiniz?” Maomao, ihtiyacı olan maddelerin listesini not kâğıdına hızla karaladı. + +“Yoldayım!” Chue başını eğdi ve odayı aceleyle terk etti. + +“Bazı ilaçlar hazırlayacağız. Lütfen sabırlı olun,” dedi Maomao. + +“Gerçekten... Bunu sadece o kadarından mı anladınız?” diye sordu hizmetçi, Maomao’ya şüpheyle bakarak. Haklıydı da: genç kadın kıyafetlerini çıkarmamış ya da Maomao’ya onu dokunmasına bile izin vermemişti. Maomao’nun boş laf ettiğini düşünmek kolaydı. + +“Eğer bu iksir işe yararsa, teşhisimi doğrulayacaktır. Yoksa ilacı da vermememe izin verilmeyecek mi?” + +“Elbette verebilirsiniz.” + +“Genç hanımefendinin sindiremediği herhangi bir gıda var mı?” + +“Sanırım özellikle bir şey yok. İlaç dayanılmaz derecede acı olmadığı sürece, sorun olmaz.” + +En azından bu, rahatlatıcıydı. + +Chue odaya koşarak geri döndü. “Beklediğiniz için teşekkürler!” Elinde bir bardak tutuyordu. Narenciye ve balın tatlı kokusu yayıyordu ve bardağın dışı terlemişti. + +Maomao içeceği başka bir kaseye aktardı ve bir yudum aldı. “Bu sadece zehirli olmadığını kanıtlamak için,” dedi. + +“Ben de tadabilir miyim?” diye sordu hizmetçi. Maomao ona verdi. Bir yudum aldı ve “Bu ilaç mı? Tadına bakınca... güzel. Çok serin ve ferahlatıcı,” dedi. + +“Evet, Hanımefendi. Eğer lütfen genç hanımefendiden bunu içmesini rica ederseniz.” + +“Tamam.” + +Hizmetçi bardağı genç hanımefendiye götürdü. Kız gözlerini kırpıştırdı ama tereddütle bir yudum aldı. Dudaklarını büzdü ve yavaş yavaş, azar azar içti. Sonunda tamamen içmeyi bıraktı, yüzü buruşmuştu. + +“Ne oldu? Lütfen, bitir iç,” dedi Maomao. + +Hizmetçi kıza bir şeyler fısıldadı, ama Maomao ne dediğini anlayamadı. Yine de buna ihtiyacı yoktu; ihtiyacı olan kanıta sahipti. + +“Yani ona dokunamıyorum ya da yaklaşamıyorum, ama siz yapabilirsiniz, öyle mi?” diye sordu hizmetçiye. “Sanırım sorun genç hanımefendinin ağzında. Arka bir diş, sanırım. Eğer lütfen benim için kontrol ederseniz?” + +“Ar—Arka diş mi?” Hizmetçi bakmaya çalıştı, ama kız ağzını hızla kapattı. + +“Belki yanağına dokunabilirsiniz,” diye önerdi Maomao. + +Hizmetçi denedi. Maomao o anı neredeyse komik buldu; onu başkentteyken Yao ve En’en’i hatırlatıyordu. + +Hizmetçi kızın sol yanağına bastırdığında, kız görünür şekilde irkildi. + +Biliyordum. + +“Baş ağrısının kaynağı çürük bir diş,” diye açıkladı Maomao. + +Birkaç ay önce başlayan hafif bir rahatsızlık, son on gün içinde hızla kötüleşiyordu. Muhtemelen, hafifçe enfekte olmuş bir diş, delik çok büyüyene kadar tedavi edilmemişti. Başlangıçta sadece batıyordu, bu da kızın biraz daha az iştahla yemesine neden oluyordu. Kötü dişi kaçırmak için ağzının sağ tarafıyla çiğnemeye başlayacaktı. Bu da omzuna ve boynuna baskı yaparak baş ağrılarına yol açacaktı. + +Kız, çürük dişi gizlemek istemişti, ama kendini ne kadar kötü hissettiğini gizleyememişti. Bu yüzden yalnızca baş ağrısından bahsederek durumu örtbas etmişti; arada, imkânsız koşulları muhtemelen çürük dişi tedavi etmek zorunda kalmaktan kaçınmak içindi. + +“Tedavi edebilir misiniz?” diye sordu hizmetçi. + +Hizmetçi, genç hanıma sanki ona söylemek istediği birkaç keskin söz varmış gibi bakıyordu—belki de anadillerinde. Ama Maomao ve diğerleri orada olduğu için kendini tutmuştu. + +Ancak o dişle ilgili bir şeyler yapmak gerekiyordu ve hizmetçi de bu yüzden onurunu bir kenara bırakıp pratikliğe öncelik verdi. Kızla, ses tonundan da anlaşıldığı üzere, sonuna kadar direnen bir ateş topuyla adeta güreşmeye başladı. + +“Genç hanımın bedenine dokunup ağzının içini muayene edebilir miyim?” diye sordu Maomao. + +“E-evet, lütfen buyurun,” dedi hizmetçi; kızın saçlarına yapışmış olmasına rağmen “genç hanımı” sıkıca kavramıştı. Hizmetçi, ilk izleniminden tamamen farklı görünüyordu. + +Güçsüz bırakılan genç kadın, çaresizce ağzını açmak zorunda kaldı. + +“Vay canına! Tamamen siyahlaşmış. Bu muhakkak çok acı veriyor,” dedi Maomao. Soğuk su içtiğinde duyulan hafif karıncalanmanın çok ötesinde bir durumdu. Dişi ilaçlı otlarla doldurmak bu tür bir sorunu tedavi etmenin bir yoluydu, ama bu kadar ileri gitmiş bir diş için işe yaraması pek mümkün görünmüyordu. + +“Çekmek daha hızlı olur,” diye bildirdi Maomao. “Bu bir süt dişi; çıkarmasında herhangi bir sorun olmaz.” Kızın ne kadar anlayabildiğini bilmiyordu, ama kız ağzı hâlâ açıkken donup kalmıştı. + +“Tamam. Lütfen öyle yapın.” + +Kız, başlangıçta konuştuğu o az miktardaki Linese dilinden daha fazlasını bilmiyordu, bu yüzden konuşmanın gidişatını tam olarak takip edemiyordu. Ancak kendisinin acil bir tehlike altında olduğunu anladı ve öyle şiddetle çırpınmaya başladı ki, dışarıdaki muhafızın içeri çağrılıp onu tutmaya yardım etmesi gerekti. + +Birazcık bile hanım hanımcık davranabilseydi! + +Durum o kadar kötüleşti ki Maomao, yardım için Lihaku’yu da çağırmayı düşünmeye başladı. + +Maomao, kızın ağzının açık tutulduğundan ve parmaklarından birinin ısırılıp koparılmayacağından emin olduktan sonra parmaklarını ağzına soktu. + +“Ah, gevşemiş. Bu hemen çıkacak.” + +“Uyuşturucu olarak ne kullanmamı istersiniz?” diye sordu Chue. “Maomao Hanım?” + +“Uyuşturucu pek fark yaratmaz. Çok uzun sürmeyecek. Sadece sabırla katlanması gerekecek.” Kız, onu bastırmak için iki yetişkin erkeğe ihtiyaç duyacak kadar sağlıklıydı; iyi olacaktı. + +Maomao bile diş çekmek için pense hazırlamamıştı, bu yüzden bir tane getirilmesini istedi. + +“Tamam. Bu hoş olmayacak, ama bir saniyede bitecek.” + +Genç hanıma karşı gösterilen tüm saygı ve itaat havası buharlaşmıştı. Özellikle hizmetçi, kızın diş ağrısını ondan gizlediği için öfkeden deliye dönmüş gibiydi ve sorunu çözmek için canla başla çalışıyordu. + +Kız kolları bacakları bağlanmış, ağzı açık tutulmuştu; istese bile bağıramazdı. + +*Gerçekten çok üzgünüm,* diye içinden söyledi Maomao kıza—ve hemen ardından çürük dişi penseyle kavrayıp çekti. Kız neredeyse aynı güçle geriye doğru çekti, ama dişin kendiliğinden fırlayıp çıktığını görünce şaşırdı. + +“İşte oldu. Oraya biraz ilaç süreceğim.” Maomao kanamayı durdurmak için bir şeyler sürdü, ardından kıza ısırması için buruşturulmuş bir sargı bezi verdi. “Kanama durduğunda bezi at,” dedi. “Durmazsa, başka bir beze ısırıp durana kadar beklesin. Genç hanımın şiddetli hareketlerden kaçınması gerekir. Ayrıca şarap konusunda da dikkatli olmasını öneririm—ama sanırım o yaşta şarap içmek için biraz genç.” + +Ağrı kesiciler de verdi, ama bunların gerekli olacağını sanmıyordu. + +Hizmetçi ve muhafız perişan bir hâldeyken, genç kadın süt dişindeki kocaman boşluğa bakıyordu. + +*Yetişkin dişlerinin sayısına bakılırsa, yaklaşık on yaşında olduğunu tahmin ederim.* + +Maomao, ilacı ve yazılı talimatları onlara verip eve dönmek için hazırlanmaya başladı. + +“İnanılmaz! Sizi sormakla ne kadar haklı olduğumu kanıtladım,” dedi Hulan. Maomao, onun ellerini itaatkâr bir şekilde ovuşturduğunu neredeyse görebiliyordu. “Bana kadın bir hekim bulmam gerektiğini ilk söylediklerinde ne yapacağımı bilemedim!” + +“Evet, batı başkentinde zor olmalı,” diye yanıtladı Maomao. Öğrendiklerinin ışığında, kadın hekimin bu genç kadın tarafından istendiğini şüpheleniyordu—burada bulamayacaklarını varsaydıkları bir şey. Çürük dişini gizlemek için bir strateji daha. + +*Bu çocuklar. Bitmek bilmeyen dert.* + +İş başarıyla tamamlandıktan sonra Maomao muayenehaneye geri dönmüştü. + +“Harika! Bize düşen bitti,” dedi Chue, sırtındaki Baryou sepetiyle tıngır mıngır uzaklaşarak. + +“Biliyor musun, o adam orada ne işi vardı?” diye düşündü Lihaku. + +“Ben de bilmiyorum,” diye yanıtladı Maomao; sepetin oldukça sıkışık göründüğü endişesi hâlâ aklındaydı. Neyse ki, geriye kalan tek şey işe dönmekti. + +○●○ + +“Yaş—on iki, on üç. Belki biraz daha küçük. Platin rengi saçlar, mavi gözler.” + +“Ne düşünüyorsun? Zil çaldı mı?” diye sordu Chue, sepetindeki kocasına. + +“Bir tane. Sadece bir tane. Ama...” + +“Ama ne?” + +“O kişi bir erkek.” + +“Hoh, hoh!” Chue, çürük dişli kızı hayal etti. Evet, o yaşta bir çocuğun cinsiyeti hâlâ gizlenebilirdi. “Eğer erkekse, kim olabilir?” + +“Hokuaren’e bağlı bir ülke var, Ri halkının krallığı. Sanırım kraliyet ailesinin dördüncü oğlu o yaşa ve açıklamaya uyuyor. ‘Genç hanım’ı tutarken kullandığı birkaç kelimeyi tanıdım—onlar Ri dilinde yeminlerdi.” + +Li’de, kuzeydeki Hokuaren’deki her ülkeyi tek bir varlık gibi görüp bir araya toplama eğilimi vardı, ama aslında bu, farklı ülkelerin bir arada bulunduğu bir topluluğun adıydı. + +Ayrıca, insanların Chue’nün kocasını sadece zayıf biri olarak görmesi eğilimi de vardı, ama o kesinlikle yeteneksiz değildi. + +Baryou’nun işi, Ay Prens’e gelen her kâğıt parçasına bakmak ve Prens’in bile kaçırabildiği şeyleri anlamaktı. + +“Peki, bu kadar önemli biri neden ülkesine dönüp evine gitmek yerine batı başkentinde kalıyor? Ah, küçük bir gizem gibi!” + +“Gerçekten o olmadığını umuyorum. Mideyim ağrıyor.” Bundan sonra sepette daha fazla ses gelmedi, sanki *Lütfen, bir daha konuşma* der gibi. Chue sessizce odalarına döndü. Akşam yemeği için mideye iyi gelecek, hafif bir şeyler hazırlaması gerekecekti. diff --git a/output/knh-12/012_knh-12.txt b/output/knh-12/012_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..af281667 --- /dev/null +++ b/output/knh-12/012_knh-12.txt @@ -0,0 +1,341 @@ +# Chapter 10: Emergency Patient, Emergency Situation + +Bölüm 10: Acil Hasta, Acil Durum + +Sonbahar uzadıkça, hasat kışın eşiğinde yapıldı. Birçok bitki tohumlarını kıştan hemen önce bırakır; başkentte bile bu dönem pirinç hasadı mevsimi sayılırdı. + +Bu, çiftçiler için son derece yoğun bir dönem demekti — ama yalnızca onlar için değil. + +“Maomao Hanım, Maomao Hanım, bu konuda bize biraz yardım eder misiniz?” + +Chue, Maomao’nun odasına belirip masasına bir kağıt yığını fırlattı; kağıtlar masaya vızıldayarak düştü. Bunların hasat verim kayıtları olduğu anlaşıldı. + +“Chue Hanım, Chue Hanım, bunları neden bana getiriyorsunuz?” + +“Güzel soru! Ay Prens’in emriyle. ‘Sayılarla arası iyi olan kimse yok mu? Bunların üstesinden gelmek imkânsız,’ demişti, ben de bir kısmını aldım. Lahan’ın Kardeşi’nin kardeşi burada olsaydı çok işimize yarardı, ama o yok, o yüzden size düşüyor.” + +Lahan’ın Kardeşi’nin kardeşi. Bu, Lahan demek oluyordu. + +Böyle ince alayları dile getirmek fazla yorucu görünüyordu, Maomao da konuyu geçiştirdi. “Yani bana mı geldiniz?” dedi. “Başka işlerim olduğunu biliyorsunuz, değil mi?” + +“Yani bitkilerinizi mi yetiştiriyorsunuz? Yoksa ilaçları karıştırıp küçük toplar halinde mi presliyorsunuz? Bunu yapabilecek milyonlarca insan var, Maomao Hanım. Sizin yapmanız gereken bir şey yoksa —yaraları dikmek, kökeni belirsiz hastalıkları tedavi etmek, belki ameliyat—, bu kadar çok çalışmanıza gerek olmadığını düşünüyorum.” + +“Bürokratların işini üzerime yığmanızı haklı kılan bir şey bu değil.” + +“Bunu yapabilecek başka kimse yok. Bir el atmak zorundasınız!” Chue uzatarak kısaltarak konuştu. “Aritmetik işlerde, işi emanet ettiğiniz kişiye belirli bir güven duymak gerekir, değil mi?” + +“Peki siz? Yani benim bunu yapacağıma güveniyor musunuz?” + +“Evet, evet. Bunlar, sizin için gayet uygun olacağını düşündüğüm, makul ölçüde gerekli belgeler.” + +“Lütfen gerekliliğe ‘makul ölçüde’ demeyin.” + +“E, neden olmasın?” Chue kafasını eğdi, şaşkın bir ifadeyle. Ama sonra dedi ki, “Geçen yılın hasat rakamlarıyla karşılaştırmak oldukça ilginç olabilir.” Vıng. Başka bir kağıt yığını daha bıraktı. + +“Yani bu yılın rakamlarını geçen yılınkilerle karşılaştırmamı ve hasatta ne kadar açık olduğunu bulmamı istiyorsunuz.” + +“Maomao Hanım, her zaman ne kadar çabuk anladığınıza bayılıyorum!” Chue şakacı bir şekilde dilini çıkardı. “Dışarıdaki herkese talimatları vereyim.” + +“Sanki normalden daha meşgulsünüz, Chue Hanım.” Normal koşullarda, şarlatan hekime çay ve tatlılar çıkarması için baskı yapardı. + +“Ah, Chue Hanım her zaman meşguldür! Bugün sadece normalden daha meşgulüm, çünkü önemli misafirlerimiz var. Tamam, bay bay!” + +Böylece, odadan koşarak çıktı; Maomao, koridorda uzaklaşan karakteristik ayak seslerini duyabiliyordu. + +“Önemli misafirler mi, öyle mi?” + +Maomao düşündüğünde, her şey normalden biraz daha canlı görünüyordu. Jinshi, Lihaku’yu bile yanına çağırmıştı, bu yüzden bugün sadece nöbetçi bekçileri vardı. Şarlatan hekim için ikinci bir muhafız eklenmişti ve iddiaya göre endişelenecek bir şey yoktu. O çocuk, Gyokujun ya da neyse, zaman zaman muayenehaneye göz ucuyla bakıyordu, ama bir şey başlatmaya niyetli görünmüyordu. + +İdari işlere karşı değilim, ama onları sevmiyorum, diye düşündü Maomao. Her neyse, bu önemli misafirler onun derdi değildi. Verilen işi yapacaktı. + +Kağıt yığınlarına baktı ve başını ellerinin arasına aldı. Maomao sadece tıbbi bitkilerle uğraşmak istiyordu — neden personel eksikliği yaşamak zorunda kalıyorlardı? + +En bariz şey, buğday hasadındaki felaket düzeyindeki açlıktı. Lahan’ın Kardeşi’nin patatesleri, o özel okyanusta sadece bir damla gibiydi; acil depolardaki ve kendilerine gönderilebilecek gıda maddeleriyle idare etmenin bir yolunu bulmaları gerekecekti. + +“Bunun yaklaşık yüzde seksenini dağıtabilir miyiz? Hm... Anlamıyorum,” diye mırıldandı Maomao kendi kendine. + +Bir atasözü, insanın doymak için yemesi, tokluk için değil, derdi. Ama tokluğa alışmış olanlardan midelerini kısmen boş bırakmalarını istemek, hoşnutsuzluğu davet etmek olurdu. Öte yandan, gıda maddeleri güvenilir olmadığında, bazı insanlar tokluklarına kadar yerken, farkı kapatmak için diğerleri normalden daha aç kalmak zorunda kalırdı. Yoksullar ve benzerleri, midelerini ancak yarıya kadar doldurabilirdi; yiyecek herkese yetmediğinde ilk aç kalanlar onlar olurdu. + +On binlerce zihin tek bir düşünceye getirilebilseydi, normal miktarın yüzde sekseniyle neredeyse kesinlikle idare edilebilirdi. Ama bu mümkün değildi; bu, insan doğasıydı. + +Hayır, hayır, dur. + +Sayılarla empati kurmaya başlayamazdı. Bu konuda kendini depresyona bırakmak kimseye fayda sağlamazdı; sadece işini yapma verimliliğini düşürürdü. + +Yaklaşık bir saattir, tüm bu süre boyunca kendi kendine düşünceli bir şekilde mırıldanırken, odasına bakan birini fark etti. + +“Size nasıl yardımcı olabilirim?” diye sordu. Döndüğünde, genç bir kadın gördü — Gyoku-ou’nun torunu, Xiaohong. + +Maomao ona sert bir bakış attı. Çocuklarla o şarlatan hekimin ne kadar yumuşak biri olduğunu biliyordu.; muhtemelen onu doğrudan ofise sokmuştu. + +Xiaohong küçük bir sıçrama yapıp geri çekildi. İyi ki, Maomao’nun ondan korkmasını istemiyordu. Gülümsemeye çalıştı, ama pek iyi gitmemiş olmalıydı, çünkü kız daha da geri çekildi. + +“Öhöm,” dedi Maomao. “Sanırım gerçek bir işleri yoksa insanların muayenehaneye uğramasına izin veremeyiz. Üstelik bu benim kişisel odam...” + +Bu, Maomao’nun yapabileceği en uzlaşmacı haliydi. + +“Bir... hasta var,” dedi çocuk. “Bakabilir misiniz?” Maomao onu duymak için kendini zorlamak zorunda kaldı. + +“Bir hasta? Bu kişi nerede?” + +“Orada... Şurada.” Xiaohong sadece parmağıyla gösterdi. + +“Sadece işaret etmekle yetinemezsiniz.” + +“Bana bir şey söyleyin. Neden bana geldiniz? Başka doktorlar var, değil mi?” + +Öldürüldü mü? + +Şimdi, bu dikkatini çekti. + +“Lütfen ona yardım edin. Amca Shikyou, ölüyor.” Xiaohong ağlamamak için kendini zorluyordu. Bu kadar utangaç bir kız için bu bir oyundu olamazdı; samimi görünüyordu. + +Maomao ne yapacağını düşünüyordu. Bu, çocukça bir şaka gibi gelmiyordu ona. Eğer Shikyou, yani Gyoku-ou’nun en büyük oğlu gerçekten ölümün eşiğindeyse, Maomao onu görmezden gelemeyecekti. Ama Shikyou gibi önemli birinin yanında zaten bir doktor olmalıydı. + +Sürü olayının hemen ardından yaşanan kargaşa çoktan yatışmıştı. Davranışı ne kadar kınanmaya değer olursa olsun, merhum valinin oğluna bakmayı reddeden bir hekim çıkamazdı. Üstelik Maomao, bu durumda bir kadın hizmetçinin neden gerekeceğini hayal bile edemiyordu. + +Ama en çok merak ettiği şey, onu çağırmaya gelenin neden Xiaohong olmasıydı. + +“Amca... Amca, bir doktor onu görürse... öldürüleceğini söylüyor.” + +Maomao odasından çıktı. Şarlatan çay içiyordu; yalnız içmekten sıkıldığı için muhafıza da biraz vermiş ve onu oturmaya ikna etmişti. Diğer muhafız, muayenehanenin kapısının dışında dimdik ayakta duruyordu; Lihaku ise tabii ki orada değildi. + +Doğu tarafındaki pencere açık asılı duruyor, Maomao gözlemledi. Bu, muhafızın kör noktasındaydı ve şarlatan, tam olarak oraya bakmıyorsa bunu fark etmezdi. Kız, Maomao’nun odasına gizlice yaklaşmışa benziyordu. Tek gerçek engel, şarlatanla çay içen muhafız olabilirdi; ama ondan geçebilirse işi bitmişti. + +Maomao, masasındaki kâğıtlara bir göz attı. Bir çocuğun bunlardan bir şey anlayacağını sanmıyorum, diye düşündü, ama her ihtimale karşı hepsini toplayıp çekmeceye yerleştirdiği bir mektup kutusuna koydu. + +“Tamam,” dedi, Xiaohong’a dönerek. “Öldürüleceğini söyledin. Ne demek istiyorsun?” + +Kız bir şey söylemedi, ama Maomao’nun gözlerine bakmaktan açıkça kaçınıyordu. Başka güvenebilecekleri doktor olmadığı için eczaneye gelmişti, ama kendi çocukça biçimiyle ne kadarını söyleyebileceğinin güvenli olduğunu tartıyordu. + +Dürüst olmak gerekirse, Maomao bunun sadece bir şaka olmasını umaya başlamıştı. Çünkü gerçekse... + +Maomao aslında Shikyou hakkında çok az şey biliyordu. Siyasi açıdan, tam statüsünün ne olduğunu ya da merkez hükümetine dost mu düşman mı olduğunu bile anlamıyordu. Chue’nin söylediklerine bakılırsa, onunla fazla işi olmaması en iyisi gibi görünüyordu. + +Kısacası, Maomao’nun o an yapabileceği en akıllıca şey... + +Çocuğun gevelemesini görmezden gelip işime bakmaktı. + +Ya da öyle sanılabilirdi. + +Ama aynı zamanda, Shikyou Gyoku-ou’dan bu kadar kısa bir süre sonra ölecek olursa, batı başkentindeki durumu hayal etmekten korkuyordu. + +Üstüne bir de başka bir sorun vardı. Yani, bir adamı yardım etmeye bile çalışmadan ölüme terk ettiğini bilse, Maomao geceleri uyuyamazdı. O işe yaramaz, muhtemelen inleyip ağlayıp tedavi ücretini ödemekten kurtulmak için onu ikna etmeye çalışacaktı. O zaman Maomao sadece yürüyüp gidebilirdi. + +Peki, ne yapayım? Maomao endişeyle ve merakla düşündü. + +Üç ana olasılık vardı. + +Bir: Xiaohong’un anlattığı şey ya doğru değildi ya da bir hataydı ve Maomao’yu başka bir sebeple çağırıyordu. + +İki: Xiaohong’un anlattığı şey doğrudu; Shikyou’nun hayatına bir suikast girişimi olmuştu ve başka kimsenin başvurulacak bir yeri olmadığı için, Maomao, Xiaohong’un tutunduğu son çareydi. + +Üç: Xiaohong’un anlattığı şey doğrudu; Shikyou’nun hayatına bir suikast girişimi olmuştu ve başka kimsenin başvurulacak bir yeri yoktu. Ancak... + +Her zaman, onu öldürmek isteyenlerin merkez hükümeti olma ihtimali vardı. + +Normalde bu tür bir şeyi Jinshi’ye rapor ederdi, ama bu durumda o tür bir lüksü yoktu. + +“Hrmm...” + +Xiaohong, gözleri yaşlarla dolu bir şekilde Maomao’yu izliyordu. Neden bu kızı elçi olarak kullanıyordu? Eğer Gyokujun aynı istekle gelmiş olsaydı, Maomao onu güldürerek muayenehaneden kovardı. + +Lanet olsun! + +Tüm endişeleri ve düşüncelerinin ardından Maomao derin bir nefes aldı. + +“Tamam,” dedi. “Onun nerede olduğunu göster.” + +Maomao, Xiaohong’un isteğine boyun eğdi, ama giderken masasında bir şey bıraktı: Chue’nin boş bir zamanda oymuş olduğu, maskeli bir baykuş figürü. + +Lütfen üçüncü olasılık olma, diye düşündü. + +Gerekli en az tıbbi aletleri bir çantaya koydu ve merdivenlerden aşağı indi. Xiaohong, pencereden gizlice dışarı çıkacaktı. + +“Ah, burada seni görmek ne güzel. Bugün odanda kapalı kalmayı planlıyordun sanıyordum,” dedi şarlatan doktor. Onunla çay içen muhafız da ona baktı. + +“Sadece havalandırmaya ihtiyacım var. Sera bitkilerini kontrol etmeye gidiyorum,” dedi. + +“Güzel olur.” Şarlatan, neredeyse hiç şüphe duymadan daha fazla çay demlemeye devam etti. Bu sohbet, Xiaohong’un dışarı çıkması için bolca zaman sağlayacaktı. + +“Efendi Lihaku henüz dönmüş değil mi?” diye sordu Maomao. + +“Hayır, Ay Prens’e emanet. Onu korumak için iyi ve güçlü birine ihtiyaçları vardı. Arkadaşımız zaten daha önemli insanlara bakmalıydı.” Şarlatan, Lihaku’yu öncelikle kendi (çay) içme arkadaşı olarak görüyordu. + +Maomao, kapıdaki muhafıza kibarca eğildi. “Seraya gidiyorum. Dışarıdayken efendi hekime iyi bakın.” Olabildiğince kayıtsız görünüp muayenehaneden ayrıldı ve gerçekten bitkileri kontrol ediyormuş gibi bir sepete uzandı. + +Peki, eğer Shikyou’yu ortadan kaldırmaya çalışanlar gerçekten merkez hükümeti olsaydı ne olurdu? + +Xiaohong, bir ağacın arkasından dışarı baktı. “Bu taraftan.” + +Bu kalbim için kötü. + +“Bu taraftan!” + +Ağaçların arasında neredeyse gizlenmiş, sarmaşıklarla o kadar kaplıydı ki ilk bakışta fark edilmeyen küçük bir kapı vardı. + +“Xiaohong...” + +Her ihtimal vardı—ama en azından, bunun Jinshi’nin fikri olmadığını varsaydı. Bir an bile onun arkasında olduğunu düşünseydi, masasının üzerinde baykuş gibi bu kadar bariz bir ipucu bırakmazdı. Jinshi, Gyoku-ou’nun durmaksızın alaylarına rağmen suskunluğunu korumuştu. Shikyou, onun için muhtemelen sevimli bir küçük haylazdan ibaretti. + +Maomao, Xiaohong’un yanına katıldı ve kıza önderlik etmesine izin verdi. Konak etrafındaki memurlar ve hizmetkârlar, yanlarından geçerken onlara göz ucuyla baktı, ama kimse fazla ilgi göstermiyordu. Çok gizemli görünmemeye dikkat etmeleri gerekiyordu; oraya aitmiş gibi davranırlarsa, gerçekten de oraya aitmiş gibi görünürlerdi. + +Xiaohong, ana binadan idari ofise giden kapıya doğru ilerledi. Maomao, kapıyı açıp doğrudan içeri gireceğini sandı, ama sonra kıza doğru bir sapma yaptı. “Bu taraftan,” dedi tekrar. + +İdari ofisi ve ana binayı çevreleyen çiti takip ettiler, ta ki ağaçlık bir alana gelene kadar. Batı başkentindeki ağaçlar için alışılmadık derecede büyüktüler, ama gösteriş için değil, rüzgârı kesmek için dikilmiş gibiydiler. Maomao türü tanıyordu, ama adını hatırlamıyordu—bu da zehirli olmadığını ya da tıbbi bir özelliği olmadığını gösteriyordu. + +Gizli bir geçit mi? + +Maomao, olup biten ne olursa olsun, Xiaohong’un bunu uydurmadığı hissine kapılmaya başlamıştı. Kapının akıllıca bir kilit mekanizması vardı ve kız, açması için anahtarı bir an uğraştı. + +Bu şeyi nereden biliyor? + +Maomao, böyle bir gizli geçidin, ailenin doğrudan kan hattından başka kimseye—hatta akrabalarına bile—sır tutulduğunu varsaymıştı. Evet, Xiaohong Gyoku-ou’nun torunuydu, ama tali aile hatları daha az önemli görülüyordu. + +Maomao, kapıdan sıkışarak geçti ve kendini uzun, dar bir koridorda buldu. Yanlarında çitler, üstlerinde ise ağaç dallarından oluşan bir tavan vardı. + +Orada bir adam vardı, yüzü kanı çekilmiş, solgun—Shikyou. Yanında başka bir çocuk daha vardı—yaramaz, gözyaşları içinde bir halde olan Gyokujun. + +Maomao doğrudan Shikyou’un yanına gitti. Karını kanla kaplıydı. + +“Ki... Kim bu?” Shikyou zorla çıkardığı sesle sordu. + +“Doktor,” dedi Xiaohong. + +Shikyou, Maomao’ya hem değerlendiren hem de arayan bir bakış attı. + +“Bir doktor! Eğer doktor isen, babama yardım et! Onu iyileştir!” Gyokujun, gürültülü bir şekilde sızlanarak talep etti. + +“Sesini alçalt. Bağırmayın,” dedi Shikyou, durumuna rağmen oğluna karşı kararlı bir tonda. + +Gyokujun ona gözleri kocaman açılmış halde baktı ve küçük bir sesle “Evet efendim” diye cevap verdi. + +Gyokujun, değerini korusa da, doğrudan aile hattındaydı ve muhtemelen gizli geçit hakkında bilgilendirilmişti. Kendi konumunu pek de kavrayamamış olan bu çocuk, muhtemelen onu sadece oynamak için gizli bir üs olarak görüyordu ve Xiaohong’u etkilemek için ona göstermiş olmalıydı. + +“Yaranıza bakabilir miyim?” diye sordu Maomao. + +“Sen mi? Senin gibi biri beni muayene edecek mi?” dedi Shikyou, tüm kanına rağmen kontrol altında görünüyordu. Belki yara o kadar da kötü değildi—ya da belki cesur bir yüz ifadesi takınıyordu. Bir şey kesin: gömleğindeki kan istikrarlı bir şekilde yayılıyordu. + +“Sizi muayene edip etmemem konusunda pek de kaygılı değilim, ama kanamayı durdurmazsak, kan kaybından öleceğinizi düşünüyorum.” + +Shikyou, düşünceli bir duraklama yaptı. Xiaohong’u başka bir doktor bulmaya göndermek için çok geç olmuştu. Oğlunun ya da yeğeninin yetişkinlerden birini bulup onları kendileriyle gelmeye ikna edip edemeyeceği belirsizdi. Özellikle Gyokujun, muhtemelen sadece şarlatanı getirebilirdi. + +Eğer yara gerçekten o kadar da kötü değilse, Shikyou Maomao’yu uzaklaştırabilir—ama görünenden daha ciddi ise, onun tek tedavi umudu Maomao’du. + +Yara kötü değilse ne yapacağım? + +Onu susturmak için orada öldürmeye çalışabileceğini fark etti. Eğer bu olursa—Xiaohong’a özür dilerim—küçük kızı rehin olarak kullanmak zorunda kalacaktı. Shikyou bir serseri gibi görünse de, Maomao umuyordu ki, ona yardım eden yeğenine zarar vermekte tereddüt ederdi. Hmm, ya da belki oğlu Gyokujun daha iyi bir kalkan olurdu... + +Uzun bir an sonra, Shikyou “Tamam” dedi ve kanla ıslanmış karınını ona gösterdi. + +Buna bak! + +Maomao’nun gördüğü en net delici yara buydu. Yanındaki et yırtılmıştı. Şaşılacak bir şey değildi, bu kadar çok kanıyordu. + +“Uğh...” Gyokujun mırıldandı ve Shikyou, başka bir ses çıkarmadan önce elini çocuğun ağzına kapattı. Bunun yerine, Gyokujun tamamen bayıldı. + +Xiaohong ağzını kapattı ve bakışlarını çevirdi, ama en azından bağıramayacağını anlıyordu. + +Açıktı ki, bu Shikyou adamlı, cesur bir yüz ifadesi takınmakta çok iyiydi. + +“Zehirli bir ok mu?” diye sordu Maomao bir süre sonra. + +Shikyou burnundan ses çıkardı. “Anladın, öyle mi?” + +“Hızlı düşündüğün anlaşılıyor. Çıkarmadan önce ne kadar zaman geçti?” + +Shikyou, zehirli bir okla vurulmuş ve onu kendisi çıkarmıştı. Bunu sadece hayal etmek bile Maomao’yu biraz baş dönmesine uğratıyordu. + +“On saniyeden bile az.” + +“Acı hissettin mi? Karıncalanma ya da uyuşma?” + +“Uyuşmayı hissetmeyi beklersen, zaten çok geç!” + +Demek ki zehirler hakkında bir şeyler biliyor. + +Eğer uyuşma olmuş olsaydı, bu, bir dakikadan kısa sürede ölüme neden olabilen güçlü bir zehir olan acı otun (wolfsbane) olma ihtimalini güçlü biçimde gösterirdi. + +“Nerede saldırıya uğradın?” diye sordu Maomao. + +“Bunu bilmen gerekiyor mu?” + +Eğer idari ofisin gizli geçidinde vurulmuşsa, atıcı muhtemelen idari binanın kendisinden ya da ana binadan ateş etmiş olmalıydı. Peki neden, yakındaki birinden yardım istemek yerine Xiaohong’u Maomao’yu çağırmaya göndermişti? Belki de bir doktor çağırmak için gönderilen bir yetişkinin ne yapacağını bilmiyordu. Bu kadar küçük bir kızı göndermek bile gerçek bir kumar olmuştu. + +“Ne söyletti bunu?” + +Bunu aile içi bir kavga olarak mı yorumlamalıyım? + +Eğer öyleyse, Shikyou’nun hayatına kast eden merkez hükümet değil, kardeşlerinden biriydi. En büyük oğlun devre dışı kalmasıyla taht ve miras konusunda kazançlı çıkacak pek çok insan vardı. Xiaohong, Shikyou’ya büyük bir sevgi besliyor olabilirdi, ama kızın kendi annesi bile bu olayda potansiyel bir şüpheli sayılırdı. + +Maomao, Shikyou’yu yanına çekti ve elbisesinden bir mendil çıkardı. Gyokujun hâlâ baygındı, bu yüzden onu olduğu yerde bıraktı. + +“Buna göre bu bir ok değil, bir mızrak değil mi?” diye sordu Maomao, kumaşı Shikyou’nun karnına bastırıp kanamanın durmasını beklerken. + +“Acı ya da uyuşma hissetmeden önce onu çıkardın; bu da zehirli olabileceğine dair anında bir şüphe duyduğunu gösteriyor. Silahın bir yay ve ok değil, bir mızrak olması da tesadüf değil, çünkü malikânenin arazisinde yay ve ok kullanmak zor, değil mi?” + +Yara sonunda kanamayı durdurduğunda, Maomao iğnesini ve ipliklerini çıkardı. Yırtılan sadece kas ve et dokusuydu; iç organlara bir şey olmamıştı. Dikişler biraz kaba da olsa, hemen kapatmak en iyisiydi. + +“Mızrak nerede?” + +Shikyou, Maomao’ya bir bezle sarılı bir şey uzattı. Kararan et parçalarını ve bir iğne ucunu gördü. Zehrin ne tür olduğunu sonradan inceleyebilirdi. + +“Bu acıyacak. Sadece benimle kal. Hazırsan başlıyorum,” dedi ve dikiş atmaya koyuldu. Gerçekten de Shikyou’nun yüzü buruştu, ama bir inilti bile çıkarmadı. Xiaohong ise sahneye kararlılıkla sırtını dönmüş, bakıyordu. + +“Bitti. Şimdilik bu kadar.” + +Dikişleri bitirdiğinde, Maomao baştan ayağa kana bulanmıştı. Gizlice gelmişti, ama bu hâliyle geri dönerse, birinin tedavisini üstlendiğini herkes anlayacaktı. + +Bütün bu olayı görmezden gelmeliydim, diye düşündü Maomao, sinirleri gerilmeye başlarken. Shikyou’nun karnına bir bez kuşak bağladı. Adam yüksek sesle inledi, ama buna katlanmak zorundaydı. + +Acil müdahale kısmı bitti. Ama hâlâ bir sorun vardı: Shikyou şimdi gizli geçidin sınırlarını aşarsa, kimin dost kimin düşman olduğunu bilmek imkânsızlaşacaktı. + +Gyokujun hâlâ baygındı, Shikyou ise kan kaybından başı dönüyordu. Maomao, o an için mızrağa bir göz atmayı kararlaştırdı: uzun, ince, koni biçiminde bir iğne. + +Zehrin ne tür olduğunu anlayamıyordum. Tabii ki sadece bakarak bunu bilemezdim. Parmaklarından birini batırıp ne olacağını görebilirdim—bu bana çok şey söylerdi—ama insan deneyleri yapacak bir zaman değildi. Belki de yoldan geçen bir fare yakalayıp ona hızlıca bir saplama atabilirdim. + +Asıl sorun, aceleci müdahalesinin yetmemesiydi; Shikyou’yu orada yatarak bırakamazdı. + +Sorun şu ki, onu görünmeden nasıl taşıyacaktık? + +Bunu kesinlikle söylememeliyim. + +Maomao bu soruyla hâlâ kafasını kurcalarken, çalılıklardan bir hışırtı yükseldi. Sese doğru irkilerek döndü. + +Ağaçların arasından bir yüz belirdi. "Orada ne yapıyorsun?" diye homurdandı sahibi. "Ay aman! Bu gerçekten çok ilginç görünüyor." + +Maomao, böyle konuşan tek bir kişiyi tanıyordu. Chue çiti aşarak yukarı tırmandı ve ona baktı. "Ho ho! Demek oraya gittin." + +"Bu yeri... nasıl buldun?" Maomao etrafına baktı. O kadar yüksek sesle konuştuğunu sanmıyordu, ama belki sesi geçidin ötesine taşmıştı. + +"Lütfen. Sen, Maomao Hanım? Biraz hava almak için işini bırakmak mı? Bunu bir saniye bile inanmadım. Özellikle de bu kadar nispeten önemli evrakları geride bırakacağını hiç düşünmedim." Chue parmakları arasında baykuş figürünü ovuşturuyordu. "Sevgili Kardeş Shikyou'nun ana konağa geldiğini duydum, ama son iki saattir kimseyi göremedim, ne izi ne de gölgesi var. Hem konakta hem de ofiste havada bir şeyler var. Garip bir şey." + +Ürkütücü derecede keskindi. Chue nasıl bu kadar yetenekli olabiliyordu? Üstelik Shikyou'nun tam orada, kan kaybından başı dönük ya da değilken "Sevgili Kardeş Shikyou" diye hitap etmesi cesaret isterdi. + +"Maomao Hanım, korkunç görünüyorsun! Sana bir banyo yaptırmamız gerekecek." + +"Hastaya ve bu çocuklara bakman daha iyi olur." Maomao, Xiaohong'u ve baygın haldeki Gyokujun'u işaret etti. + +"Evet, evet." Chue çitten atlayıp indi. Aynı anda gizli kapı açıldı ve birkaç adam içeri girdi. Shikyou'yu ve çocukları kaldırmaya başladılar. + +"Buyurun Maomao Hanım, bu taraftan. İşte giyebileceğin bir üstlük." Chue kendi şalını Maomao'nun omuzlarına attı. ("O kadar kan, çok fazla dikkat çekerdi!") Alışılmadık, kayıtsız hâlinde gibiydi, ama... + +Burada bir şeyler oluyordu. Maomao'yu rahatsız eden bir şey vardı. Büyük bir şey değil—sadece Chue'nun normalden biraz daha hızlı hareket ettiğine dair bir his. Maomao'yu korumakla meşgul görünüyordu, ama şu an gerçekten dikkate ihtiyaç duyan kimdi? Yaralı Shikyou değil miydi? + +"Ne oldu?" diye sordu Chue. "Neden durdun?" + +"Chue Hanım," dedi Maomao ve arkasına baktı. İki adam Shikyou'yu omuzlarında taşımak üzereydi. Kafasında bir alarm çanı çalıyordu. + +Ayağa kalkıp gitmeli, banyosunu yapmalı ve bunların hiçbirini görmediğini iddia etmeliydi. Akıllıca olan buydu. + +Ama hâlâ onu öldürmeye çalışanların merkez hükümeti olma ihtimali vardı. Ve Jinshi'nin arkasında olduğunu sanmıyordu. + +Maomao yavaşça ağzını açtı. "Chue Hanım," dedi tekrar. + +"Evet Maomao Hanım? Ne oldu?" Chue her zamanki gibi gülümsüyordu. + +"Shikyou Beyi nereye götürüyorlar?" + +Bir anlık sessizlik oldu. Sonra Chue, "He he! Maomao Hanım," dedi. Maomao'nun omzuna bir el koydu. "Biliyorsun, sen çok baş belası birisin. Bazen kendi aleyhine kadar akıllısın." + +Chue'nün gözleri normalden biraz daha açıktı ve gülümsemiyordu. diff --git a/output/knh-12/013_knh-12.txt b/output/knh-12/013_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..4e189b75 --- /dev/null +++ b/output/knh-12/013_knh-12.txt @@ -0,0 +1,213 @@ +# Chapter 11: The Southern Inn Town + +Bölüm 11: Güneydeki Han Kasabası + +Neredeyim acaba, diye düşündü Maomao. Chue'nin yaklaşık yarım gün önce kendisini bıraktığı, iki odalı bir süitin içinde mumun alevine dalmış oturuyordu. Xiaohong, yanında duran yatağıda uyuyordu; Shikyou ve Gyokujun ise bitişik odadaydı. + +Ana ev ile idari ofis arasındaki gizli geçidin sadece bir giriş kapısı yoktu; bir çıkış kapısı da vardı. Maomao, Chue'nün kendisine söylediklerini aynen uygulayarak tünelin dışına çıkmıştı. Ardından Chue, Maomao'nun gözlerini bağlamış, onu aceleyle bir arabaya bindirmiş ve buraya—nerede olursa olsun—getirmişti. + +"İyi davran ve başıma dert açma," diye rica etmişti Chue; ardından bir yere gitmiş ve henüz geri dönmemişti. Ancak varış noktalarında, Maomao için hazırlandığını gördüğü bir takım elbise ve yiyecek ikram edilmişti. Muameleleri, genel olarak bakıldığında, oldukça kibar sayılırdı. + +Keşke bu ilk kez olsaydı, diye içinden geçirdi. + +Başka bir kaçırılma olayını hatırlarken, su yerine kendilerine ikram edilen son derece asitli bir üzüm şarabından yudumladı. Chue, zevklerini çok iyi biliyordu. İçeceğin yanına kurutulmuş et ve balık bile konulmuştu. + +Yanında sargı bezi, ağrı kesici, antiseptik ve daha fazlası bulunan bir kovada vardı. Shikyou bir sonraki odada olduğu için, bu durum ona onu tedavi etmesi gerektiğine dair örtülü bir emir gibi geliyordu. Chue, zehirli oku ele geçirmişti, bu yüzden Maomao şu an onu inceleyemiyordu. + +Kaçmayı deneyecek hali bile yoktu. Yaralı bir kişiyi geride bırakıp asla gitmeyeceğini mi sanıyorlardı? Chue, her ihtimale karşı önlem almış, hatta Maomao'nun ne düşündüğünü bile tam olarak biliyor gibiydi; bu yüzden kaçmayı denese bile sonuçsuz kalacağı açıktı. + +Bizden ne istiyorlar? diye merak etti Maomao, Xiaohong'a bakarken. Kız, tereddütle de olsa onlara katılmıştı. Sessiz ve sakin görünüyordu, ama gözleri kızarık ve şişti. Muhtemelen ağlamıştı, ama olabildiğince sessizce. + +Gyokujun da ağlamıştı, ama sessizce değil. Bilincine geldiği an, hıçkırarak ve inleyerek korkunç bir gürültü koparmıştı. Ardından uykuya dalmıştı, ama Maomao'nun kulakları hâlâ o ulumalardan ağrıyordu. + +Aslında yapması gereken tek şey, ciddi ciddi içmeye başlamak olurdu; ama bir an durup bildiklerini düzenlemeye çalışmak için kendini zorladı. + +Öncelikle, Chue'nin motivasyonunu bir kenara bırakacaktı. İmkânlar çok fazlaydı; sadece kafasını karıştırırdı. Birinin hikâyesini öğrenmeye çalışacaksa, bir sonraki odadaki Shikyou'dan başlamalıydı—maalesef ki, yarasından ateşlenmiş ve şu an bilinci kapalıydı. Kendini daha iyi hissedene kadar beklemesi gerekecekti. + +Basit bir soruyla başlayalım: Neredeyim? + +Çocuklar uyuyup ortam biraz sakinleşince, Maomao gözlerini kapatma fırsatını yakaladı. Oda kapalıydı, ama dışarıdan gelen sesleri hâlâ duyabiliyordu. Konuşan seslerin bir karmaşası. + +Bir kasabada olmalıyız. Yani, ıssız bir ormanın ortasında terk edilmiş bir kulübede olmadığımızı söyleyebiliriz. + +O arabada ne kadar kalmıştı? Çok uzun bir süre değil, diye düşündü, ama kısa bir yolculuk da değildi. Batı başkentinden iyice uzaklaşmaya yetecek kadar uzun bir mesafe. Sadece onu yanıltmak için dolambaçlı bir rota izlememişlerdi varsayarsak (ki bu, kaçıranların başka dertlerle meşgul göründüğü için iki kat daha olası değildi), komşu kasabalardan birine gittikleri sonucuna varmak güvenliydi. + +Hedefleri muhtemelen Shikyou'yu kaçırmaktı. +Onu öldürmek isteselerdi, sanırım sargı bezlerini ve ilaçlarını bırakmazlardı. Aksine, bu durum Shikyou'yu koruma isteğini gösteriyordu. + +Peki, Bayan Chue ve Shikyou birbirlerini tanıyorlar mı? Onlar... ortaklar mı? Ya da en azından, aynı şeyi isteyen iki kişi mi? + +Ve neden Maomao'yu da sürüklediler? Onların iş birliği içinde olduğunu fark etmesini önemsemediler mi? + +Tamam, başka bir şey var mı? Başka bir ipucu? + +Tıbbi malzemeler ve yiyeceklerin yanı sıra, eski bir kitap vardı. Üzerinde, sadece belirsizce tanıdığı bir desen bulunuyordu. + +Ama bunu daha önce bir yerde görmüştüm. Nerede? Düşünceli bir ses çıkarıp kitabı açtı. Li dilinde yazılmış bir ders kitabı gibi görünüyordu. Ahlaki öğretiler ve büyük insanların sözleri içeriyordu. + +Bu bir tür kutsal metin mi? + +Kitap dini öğretiler içeriyordu—ve bu keşif, Maomao'nun kapaktaki deseni nerede gördüğünü fark etmesine yol açtı. Chue'nin ona garip, yabancı bir dilde dua öğrettiği Şapeldekine çok benziyordu. Bu kitap Chue'ye mi aitti? + +Belki de değil. Bayan Chue, aklıma gelebilecek en az dindar kişi gibi görünüyor. + +Daha muhtemel olan, sunaktaki yiyecek adaklarını olduğu gibi yemesi olurdu. + +Maomao kitabı karıştırdı. İlginç bir şekilde, birkaç dilde yazılmıştı. İlk olarak Li dili vardı, ama daha arkasında batı bölgelerinden bir dil ve hatta tanımadığı diğer karakterler gördü. + +"Rabbim, bizi görüyor musun, Rabbim?" + +Maomao, Chue'nin ezberlettiği sözleri tekrarladı. Chue bu sözleri bu kitaptan mı öğrenmişti? + +Şu an pek de alakalı gelmiyor. + +Maomao kitabı bir kenara koyup bunun yerine biraz kurutulmuş balık aldı. Mumun üzerinde kavurdu, sonra büyük bir ısırık attı. + +Mum biraz lüks sayılır. Elbette, balık yağı feneri olsaydı, muhtemelen koku yüzünden boğulurdum... Hm? + +Maomao durup dışarıdaki sesleri dinledi. Konuşma gürültüsüne odaklandı, tek bir konuşma konusunu, herhangi bir şeyi ayırt etmeye çalıştı, ama başaramadı. Bu da mantıklıydı. + +Çünkü... bu Li dili değil? + +Dışarıda yabancılar vardı. + +Maomao derin bir nefes aldı. Kesin olamıyordu, ama tuz kokusu aldığını düşündü. + +Batı başkentine yakın, yabancıların olduğu ve havada tuz kokusu bulunan bir kasaba... + +"Bu, güneydeki han kasabası olmalı," dedi. + +"Tam olarak öyle," dedi Maomao'nun arkasından gelen bir ses, onu ürküttü. Döndüğünde, Shikyou'nun orada ayakta durduğunu, elini yanına bastırdığını gördü. Demek uyanıktı. Tüm gövdesi terden sırılsıklamdı. + +Güneydeki han kasabası—bu, Maomao'nun çürük dişli genç kadını tedavi etmeye geldiği yerdi. Henüz evlerine dönememiş pek çok yabancıyla doluydu. + +Shikyou'nun rengi çok daha iyileşmişti. O iri yarı adam yanına gelip Maomao'nun önünde dikildi, sonra şarap şişesini kaptı. + +"Ondan içme," diye uyardı. + +"Çok susadım." + +"Kanaman nihayet durdu. Tekrar başlamasını mı istiyorsun?" + +Alkol kan dolaşımını hızlandırırdı. + +Shikyou şişeyi sinirle bıraktı ve bunun yerine odanın köşesindeki çömlekten su içti. Yutkunarak içti, ağzından dökülen birkaç damlayı sildi, sonra Maomao'ya baktı. "Yüzündeki ifadeye bakılırsa açıklamamı istediğinizi anlıyorum" + +"Chue ile aynı şeyi istiyoruz." + +"Yani ortak komplo ortağı mısınız?" + +Lanet olsun, Bayan Chue! + +"Peki, ikisinin de istediği bu şey ne?" + +"I-sei Eyaleti için barış." + +"Neden beni de sürüklediniz?" + +"Gyokujun'un annesi ne olacak?" + +"He he!" + +"Buyur, rica ederim." Shikyou, buraya getirildiğinde neredeyse bilincini yitirmişti; Maomao'dan bile daha az emin olmalıydı konumları hakkında. Nasıl bu kadar kesin bir şekilde haklı olduğunu biliyordu? "Sen ve Bayan Chue, buraya geleceğinizi önceden mi kararlaştırdınız?" + +Maomao, bir şeyler sakladığından emindi — ama bunun Shikyou ile bir bağlantı olduğunu asla tahmin etmemişti. En azından, onu kendisine bakması için neden istediğini açıklıyordu bu. + +*Yalan kokusu alıyorum*, diye düşündü Maomao — her ne kadar bu, Chue'nin sesinde bir şaka tonu taşıyarak söyleyebileceği türden bir şey olsa da. + +"Bu eyaleti yönetmekten bu kadar kaçınan birinden gelen ilginç bir arzu." + +"Herkesin en iyi olduğu bir işi olduğunu duymadın mı? Doğru kişiyi doğru yere koy; işlerin düzgün yürümesini sağlayan şey budur." + +Bu, Shikyou'nun I-sei Eyaleti'ni yönetecek kapasiteye sahip olmadığını düşündüğünü söyleme biçimiydi. + +Neden böyle düşündüğünü anlamamak için bir sebep yoktu. +Maomao'nun *anlayamadığı* şey ise... + +"Eh. Bana ait bir konu değil. Bunu Chue'ye kendin sormalısın." Shikyou bir yudum daha su içti, ardından kepçeyi bir kenara bıraktı. Yatakta yatan Gyokujun'un ve Xiaohong'un başını okşadı. "Bu çocuklara kötü bir şey yaptım," dedi. "Yinxing şimdiye kadar çıldırmış olmalı." + +Yinxing. Adını anış şeklinden, Maomao onun Xiaohong'un annesi olduğunu tahmin etti — bu da onu Shikyou'nun küçük kız kardeşi yapardı. + +"Şaşıracak, ama sahne yapmayacak. Aradıkları türden tam da böyle bir gelin." + +Maomao, Gyokujun'un annesini zihninde canlandırmaya çalıştı, ancak ancak en belirsiz görüntüyü çağırabildi; kadın, silüetinden pek de fazlası gibi görünüyordu. + +Bu kadar çok acı çekmiş bir kadından bahsetmenin bu kadar kolay bir yolu olamazdı. Evlilik siyasi bir anlaşma olabilir, ama Shikyou'nun ondan bu şekilde bahsetmesini duymak Maomao'yu hâlâ biraz üzüyordu. + +Shikyou, oğlu ve yeğeninin güvende olduğundan emin olduktan sonra rafları karıştırmaya başladı. Aç olmalıydı. Biraz ekmek buldu ve ağzına attı. Karnı yarılmış bir adam için oldukça enerjik görünüyordu. Kaybettiği kanı telafi etmeye yönelik derin bir içgüdüyle hareket ediyor olabilir. Adam, adının hakkını veriyordu; vahşi bir hayvan gibiydi. + +"Bence benim kayboluşumun üzerinden de bir gürültü koparacaklar," dedi Maomao. Sera evine hava almak için gideceğini söylediğinden beri yarım günden fazla geçmişti. Chue, Maomao'nun ani kayboluşunun ne tür bir kargaşaya yol açacağını biliyordu, yine de onu getirmişti. Neden? + +"Gerçekten üzücü. Ama bu benim suçum değil." Shikyou tüm sorumluluğu özetle reddetti ve yeri altüst etmeye devam etti. Raflardan peynir ve daha fazla kurutulmuş etle ödüllendirildi. + +Yani Shikyou ve Bayan Chue'nin aralarında bir bağlantı vardı. Bu, Shikyou'ya saldıranın merkezi hükümet değil, başka bir güç olduğu anlamına geliyordu. Saldırı ana evden ya da idari ofisten gelmiş olsaydı, failin içeriden biri olma ihtimali yüksek görünüyordu. + +Ve yine, Chue Maomao'yu onlarla birlikte getirmişti... + +Shikyou ile bağlantısını gizlemek için mi? + +Hayır, hayır. Bu açıklama çok yakın hissettiriyordu, ama yine de çok uzaktı. Başka bir sebep olduğunu seziyordu. Shikyou'nun bunun bir han kasabası olduğunu bildiği gerçeğini de ekleyince... + +Shikyou ve Bayan Chue aslında burada *buluşmak* üzere miydi? + +Chue'nin bu kadar meşgul görünmesinin sebebi buydu belki. Belki Maomao'nun dışarıda dolaşmasını engellemek için tüm o evrakları ona yığmıştı. Ama bu, Chue ve Shikyou'nun buluşması için en kolay yer değildi. Peki neden burada? + +Başka biriyle buluşmayı mı planlıyordu? Ve onlarla buluşamadan mı saldırıya uğradı? Ona saldıran kim olursa olsun, belki de görüşmesi gereken kişiye ulaşmasını engellemeye çalışıyordu. + +Yabancılarla dolu bir kasabada, burada buluşması gereken biri. + +Cevap neredeyse kendi kendine ortaya çıktı. + +Shikyou, Maomao'nun düşünceye dalmış halini izledi. "Görünüşe göre, Büyük Komutan Kan'ın kızı olacağı kadar keskin zekâlısın," dedi. + +"O yaşlı herif benim için tamamen yabancı." + +"Hah hah hah! Sanırım genç kadınlar her ailede babalarına karşı çıkıyor." Shikyou neşeli bir şekilde güldü ve etten bir ısırık aldı. "Dediğim gibi, zeki bir kız gibi görünüyorsun. Buranın bir han kasabası olduğunu anladıysan, muhtemelen buraya ne yapmak için geldiğimi de tahmin edebilirsin." + +"Korkarım hayır. Üstelik, evime yakın zamanda dönebileceğimi düşünüyor musunuz?" Maomao, işler daha da kontrolden çıkmadan ayrılmaya çok istekliydi. Bunun bir "Shi klanı" meselesine dönüşmesini istemiyordu. + +Jinshi'nin zaten elleri doluyordu! + +"Endişelenme; kimse sana zarar vermeyecek. Her halükârda, Chue geri gelene kadar bekle. Çok uzun sürmeyecek." + +Shikyou, Maomao'nun varlığından hiç rahatsız olmadan, hunharca yemeye başladı. + +Sedirde, Xiaohong'un gözleri yarı aralandı. "Am...Amca?" + +"Ah, seni mi uyandırdım? Üzgünüm, tatlım." + +"Yaralandın! İyi misin?" + +"İyiyim. Artık tamamen iyileştim. Senin sayende her şey yolunda. Hah! Ve Gyokujun, bir kasını bile kıpırdatmaktan o kadar korkuyordu ki. Neyse, ona bir ders verdin!" + +Shikyou, Xiaohong'un soluk saçlarını okşadı. "Annene bir süre göremeyebilirsin, ama amcanla olacaksın ve bu iyi olacak, değil mi?" + +Xiaohong bunu bir an düşündü, ardından başını salladı. "Evet!" Shikyou'yu çok sevdiği görünüyor. Aynı zamanda, Maomao, Gyokujun'un Xiaohong'u neden rahatsız ettiğinin başka bir sebebini de gördü. Sevgili, neredeyse hiç evde olmayan babalarının amcalarını kendilerinden daha çok sevmesine kim kıskanmazdı ki? + +Shikyou biraz peyniri hafifçe kavurdu, ekmek üzerine koydu ve Xiaohong'a verdi. Kız önce tereddüt etti, ama sonunda amcası ona vermişti, bu yüzden küçük lokmalar almaya başladı. + +"Tamam, kabul edilebilir," dedi Maomao. "Bayan Chue ne zaman gelmeli?" + +"Birkaç gün içinde. Hayal ettiğin her şeyin bitmesi bundan daha uzun sürmeyecek. Ama o zamana kadar dışarı çıkamazsın." + +"Burada yapacak bir şeyim olmaması üzücü." + +"Seni burada tutmayı planlamıyorduk. Susman gereken yerde konuşmuş olmanı varsayıyoruz." + +Maomao buna hemen cevap vermedi. Evet... Evet, konuşmuştu. Hiçbir şey bilmiyormuş gibi yapmış olsaydı, Chue onu sakin bir şekilde tıp ofisine geri yürütmeye izin verir miydi? + +Aslında emin değilim. + +Ancak bir şey giderek daha da kesin görünüyordu: Chue büyük bir özgürlükle hareket ediyordu. Ah, her zaman özerklik göstermişti, ama Baryou'nun karısıydı, bu yüzden Maomao onun büyük ölçüde Jinshi'nin emirleriyle hareket ettiğini varsaymıştı. Ama ona doğrudan hizmet etseydi, Maomao'yu bu kasabaya kadar getirmiş olmazdı. + +Patronu kim olursa olsun, o değil. + +Ve başka bir şey daha vardı. + +Onların motivasyonlarının Jinshi'ninkilerle aynı olma ihtimali çok düşük. + +Tamam. Eğer Chue ve Shikyou aynı şeyi istiyorsa, bu Chue'nin I-sei tarafında olduğu anlamına mı geliyordu? + +Şimdi neye inanmam gerekiyor? + +Maomao derin bir nefes aldı ve aşınmış kutsal kitabı açtı. Tam da "Ey Rabbim, bizi görüyor musun?" yazan sayfaya denk geldi. diff --git a/output/knh-12/014_knh-12.txt b/output/knh-12/014_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..24c6d5ee --- /dev/null +++ b/output/knh-12/014_knh-12.txt @@ -0,0 +1,267 @@ +# Chapter 12: The Kingdom of the Ri People + +Saatleri biraz geri saralım. + +“Sizinle görüşmek isteyen biri var, Ay Prens.” + +Şerrin kaynağı—hayır, durun, adı Rikuson’dur—Jinshi’nin ofisine belirdi. Yanında Gyoku-ou’nun ikinci oğlu Feilong da vardı. + +“Size selamlarımı sunuyorum, Ay Prens, ve bugün sizi iyi görünce duyduğum sınırsız sevinci ifade etmeye izin verin.” + +Bu, aşırı iltifatın ötesine geçmişti, diye düşündü Jinshi. Niyeti neydi? Eskiden bu adam sinirini bozuyordu; son zamanlarda ise tam anlamıyla tahrik edici hale gelmişti. Üstelik Rikuson’un kendisi, bu durumun farkında gibiydi. Hatta bunu bilerek yapıyor olabilirdi. + +Ancak aynı zamanda mükemmel işler çıkarabilen biriydi, bu yüzden Jinshi onu küçümseyici bir tavırla karşılama niyetinde değildi. Şu an duygularına kapılırsa, uzun vadede kendine daha fazla iş çıkarmış olacaktı. Rikuson’un, Jinshi onu görevinden uzaklaştırsa bile bundan memnun kalabileceği izlenimine kapılmıştı. + +“Ne istiyorsun?” diye sordu Jinshi. “Bu, daha fazla evrakla aktarılamayacak bir şey mi?” + +“Bu konuyu size bizzat sunmanın en iyisi olacağını düşündüm, efendim.” Rikuson, odaya anlamlı bir bakış attı. + +“Bizi bir anlığına yalnız bırakın,” dedi Jinshi, yanındaki muhafızlara ve bürokratlara. Basen de oradaydı; perdenin arkasında Baryou da vardı, ama bu bir sorun olmamalıydı. Gaoshun gece nöbetindeydi ve şu an biraz uyuyordu. “Bu çok uzun sürecek gibi görünüyorsa, lütfen oturun.” + +“Dikkatiniz için minnettarlığım sınırsız.” Rikuson kanepeye kendiliğinden yerleşti; Feilong da oturdu, ama en azından isteksiz görünme nezaketini gösterdi. + +Rikuson bir zamanlar o tuhaf stratejistin hizmetinde bulunmuştu ve Jinshi, onun cüretkârlığında eski patronunun azımsanmayacak bir izini sezdi. Yanındaki Basen hafifçe kaşlarını çattı, ama bir şey söylemedi. Jinshi’nin koruması olarak daha çok gelişmesi gerekiyordu, ama eskisine kıyasla olgunlaşmıştı. Yanındaki ördek hariç; o durumun değişmesi gerekecekti. + +“Yabancı bir topraktan biri sizinle görüşmek istiyor, Ay Prens,” dedi Rikuson. + +“Kim?” diye sordu Jinshi, kaba bir tonda. Normalde bu tür bir meseleyi Rikuson’dan önce duymayı beklerdi. Bir yabancıya bu ülkeye girmenin sınırlı sayıda yolu vardı. Eğer deniz yoluyla gelmişlerse ya da posta kasabasında takılıp kalmışlarsa, Dahai bunu ona iletmiş olurdu. + +“Ri krallığından biri.” + +“Ri krallığı mı?” + +Jinshi zihnindeki haritayı açtı. Ri, kuzeydeki ülkelerden biriydi—aslında I-sei Eyaleti’nin hemen kuzeyindeydi. Hokuaren adlı federasyonun bir parçasıydı. + +Hokuaren birkaç ulustan oluşuyordu, ama pratikte, birkaç küçük uydu devletiyle birlikte tek bir büyük ülke gibiydi. + +Ri halkının krallığı Li’ye komşuydu, bu yüzden Hokuaren ile Li arasında kuzey tamponu görevi görüyordu. Li ile kavga etmeye cesaret eden herhangi biri, bunu yapmak için orantısız miktarda ulusal kaynak harcamak zorunda kalırdı. Aynı zamanda, Ri, topraklarını genişletmek isteyen federasyon devletleri tarafından tehdit ediliyordu, bu yüzden Li sürekli olarak birliklerini takviye etmek zorunda kalıyordu. + +Ri halkının kısa çöpü çektiği izlenimi veriyordu ve Jinshi buna sempati duyuyordu, ama aynı zamanda son derece dostça bir ulus da değillerdi. İki ülke kibar ilişkiler sürdürüyordu; hepsi bu. Li bazen Shaoh üzerinden Ri el sanatlarını ithal eder, bazen de Ri diplomasi adına özel bir elçi gönderirdi. + +“Bu konuda aracılık yapmanı kim istedi?” diye sordu Jinshi, açık konuşmaya devam ederek Rikuson’un son zamanlardaki davranışları göz önüne alındığında, lafı dolandırmak yerine doğrudan sormak daha hızlı olacaktı. + +Tam bu noktada Feilong konuştu. “Belki de bu soruyu ben cevaplayabilirim, efendim?” Gyoku-ou’nun oğlu olabilirdi, ama babasının aksine kırılgan görünüyordu. + +“Cevaplayabilirsin.” + +Feilong derin bir eğim yaptı. “Ri krallığından gelen elçi, amcamın—büyükbabam Gyokuen’in ikinci oğlunun—tanıtımıyla bize sunuldu.” + +Feilong, amcalarının sayısının oldukça fazla olduğunu çok iyi biliyordu ve bir isim vermek yerine sadece “ikinci oğul” diye atıfta bulundu. Jinshi adamların adlarını biliyordu, ama itiraf etmeli ki, numaraları takip etmek daha kolaydı. + +“Karayolu taşımacılığından sorumlu olan kişi, öyle mi?” diye sordu Jinshi. + +“Evet, efendim. İkinci oğul karayolu taşımacılığından, üçüncü oğul deniz taşımacılığından sorumludur.” + +Dahai’nin aksine, Jinshi’nin ikinci oğulla pek fazla teması olmamıştı. Feilong aracılığıyla Jinshi'ye ulaşması şaşırtıcı değildi. + +“Peki, Ri krallığından bu elçi benden ne istiyor?” + +“Bu konuda, elçinin bunu size bizzat söylemeyi tercih ettiğini sanıyorum, efendim.” + +Feilong’un özür dileyici tutumunun tam tersine, Rikuson açıkça gülümsüyordu. Jinshi’nin nasıl tepki vereceğini merak etmenin keyfini sürüyordu. Jinshi, onun kabalığından dolayı tutuklamayı neredeyse düşünüyordu. + +“Benim olmam şart mı?” diye sordu Jinshi. + +“Batı başkentindeki en yüksek rütbeli kişiyi dahil etmenin en akıllıca olacağına hükmettik,” dedi Rikuson, akıcı bir dille. Jinshi, onu cezalandırmak için bir bahane bulmayı içinden yemin etti. + +“Neden bunu kendiniz halletmiyorsunuz, Rikuson? Batı başkenti hakkında bilginiz benimkinden çok daha fazla değil mi?” + +Bunu yapmak istemediğini ve onlara bırakacağını söylemenin zarif, dolaylı bir yolu. + +Rikuson’un gülümsemesi asla sarsılmadı. “Böyle bir görev için rütbenin yeterli olup olmadığını sorguluyorum.” Bunu da yapmak istemediğini söylemenin zarif, dolaylı bir yolu. + +“Yeterli değil mi? Bu kadar önemli birinin elçi olarak gönderildiğini mi ima ediyorsunuz?” + +“Sanırım öyle, efendim,” diye cevap verdi Rikuson—hâlâ gülümseyerek. + +İfadesinde en ufak bir gevşeme olmadan Jinshi gözlerini kapattı. Perdenin arkasından birinin masaya vurduğunu duydu. Bu Baryou’nun işaretiydi. Evet için iki, hayır için üç kez vururdu. Şu anki iki vuruşu, Rikuson’un söylediklerinin olası olduğunu düşündüğü anlamına geliyordu. + +“Bunu nereden çıkardınız?” diye sordu Jinshi. + +“Sanırım Ri krallığının son durumundaki birkaç... garip şey var. Ne kastettiğimi biliyorsunuzdur, Ay Prens; konuyu uzatmama gerek yok.” + +Baryou’dan iki vuruş daha. Pekala, bu meseleyi çözdü. Jinshi kendini hazırladı. “Çok iyi. Zaman ayırırım.” + +“Teşekkür ederim.” Derin saygı eğimleriyle Rikuson ve Feilong odayı terk etti. + +Adımlarını artık duyamayınca, Jinshi nihayet bir nefes verdi. + +“Ay Prens, gerçekten de onların isteğine uyacak mısınız?” Basen, bu fikirden rahatsız görünüyordu. + +“Bu ‘uyacak olmak’ meselesi değil. Seçeneğim yok—ve bu durumda, bunu yapmak benim görevim. Ve Baryou?” + +“Evet, Ay Prens,” diye geldi perdenin arkasından bir ses. + +“Ri halkının krallığının mevcut durumu nedir? Bu görüşmede ne arıyor olabilecekleri hakkında bir fikriniz var mı?” + +“İki ihtimal, efendim.” Baryou’nun bazı kâğıtları karıştırdığını duyduklarını. “Birincisi, Shaoh gibi, gıda arıyor olabilirler. Ri halkının krallığı Li’den daha kuzeyde ve sürüden bizden daha şiddetli gıda kıtlığı çekmiş olmalılar.” + +Jinshi bunu kolayca hayal edebiliyordu. Ancak, özellikle dost olmadıkları bir ulustan gıda talep etmeleri garip görünüyordu. “Diğer ihtimal ne?” diye sordu. + +“Taht kavgası. Söylentiye göre Ri halkının kralı son birkaç yıldır hastalıkla boğuşuyor. Dört oğlu var, ama en büyüğü kraliçenin çocuğu değil. En son aldığım bilgiye göre ikinci oğul tahtı devralmaya hazırlanıyordu—ama maalesef, bu bilgi artık o kadar güncel değil ve mevcut durumdan emin değilim.” + +“Taht krizlerine Li’yi dahil etmek mi istiyorlar?” + +“Normal koşullarda, bunun son derece olası olmadığını kabul ederdim. Ancak...” Baryou, ne düşündüğünü söylemek istemiyormuş gibi görünüyordu. + +“Bir şüpheniz mi var?” diye teşvik etti Jinshi. + +“Evet, efendim. Sir Hulan’ın birkaç gün önce bir doktor ödünç istediğini hatırlıyor musunuz?” + +Hatırlıyordu. Maomao’nun gitmek istediğini duyduğunda izin vermişti. + +Tam o anda Hulan orada değildi; bir mesaj taşıyordu. + +“Maomao’yu gönderdik, hatırladığım kadarıyla. Genç bir kadını görmekle ilgili bir şey,” dedi Jinshi. Maomao, Gyoku-ou’nun torunu Xiaohong’u da muayene etmişti. Jinshi bunun daha çok aynı şey olduğunu varsaymıştı. + +“Evet, efendim. Tesadüfen, o genç kadın Ri kralının dördüncü oğluyla çarpıcı bir benzerlik taşıyordu...” + +Jinshi perdeye soğuk bir bakış attı. “Bu, raporunuzda yoktu.” + +“Eşim Chue ile istişare ettim ve bunu belirtmemenin en iyisi olduğuna hükmettik.” + +“Bu, senin karar vereceğin bir şey değildi, Abi!” + +“Basen, sus,” dedi Jinshi, Basen gerçekten bağırmaya başlamadan önce. + +“Senin konumundaki bir adam, Ay Prens, başka bir ülkenin dördüncü prensinin kendi sınırları içinde olduğunu biliyorsa, uzun vadede bundan iyi bir şey çıkmaz.” Başka bir ülkenin prensi neden Li’de saklanıyordu? “Bilmek, bilmemek—ve bilmemezlikten gelmek arasında büyük bir uçurum var.” + +Başka bir ülkeyi ilgilendiren bir şeyler oluyordu, ama bunu sadece Jinshi’nin astları biliyordu. Bu da, herhangi bir şey ters giderse, Jinshi’nin Baryou ve diğerlerini kolayca feda edebileceği anlamına geliyordu. + +Kızgınlığını kontrol ederek Jinshi dedi ki, “Ve şimdi biliyorum. Ne olacak?” + +“Sorularınızın doğrudanlığı göz önüne alındığında, gerçekten karanlıkta kalmak yerine sahte bir cehalet sergilemenin daha iyi olacağına karar verdim.” Baryou bunu gizlemeye bile çalışmıyordu. + +Eğer Ri elçisi dördüncü prensi arıyorsa, Jinshi onu basitçe teslim etmeyi neredeyse düşünüyordu. Bu, Li için neredeyse kesinlikle en güvenli tepki olacaktı—Ri, Li’nin prense siyasi sığınak sağladığına ya da onu Ri krallığının veliahtı olarak kurmak için arkasında durduğu inancına kapılmadığı sürece. Bu gerçekten çok tehlikeli olurdu. Muhtemelen Baryou’nun hiçbir şey söylememeye karar vermesinin nedeni buydu. + +Ancak bu, bir soruyu gündeme getirdi. + +“Eğer o dördüncü prens ise, Ri, Li’de temas kurduğu kişinin aslında onu buraya getirdiğine inanmaz mı?” + +Uzun bir sessizlikten sonra Baryou dedi ki, “Evet, efendim.” + +“Prensi muayene eden tıbbi asistan ne olacak?” + +“Eğer hepsi sadece bir tesadüfsa, olası inkâr imkânı var. Bunu sağlamak için önlemler aldık.” + +“Ne olacak, Basen?” + +Tıbbi asistanın—yani Maomao’nun—zarar görmeyeceğini söylüyordu. + +“Ve inkâr edilebilirlik durumu var mı?” + +“Sanırım var. Onları kasıtlı olarak tahrik etmediğimiz sürece.” + +“Tahrik etmek...” Jinshi mırıldandı. Ne yazık ki diplomasi, tahrik için bolca fırsat sunuyordu. Her şey birbirini tökezletmek, en avantajlı konuma geçmek için çekişmek üzerineydi. Güzel bir manzara değildi ama kendi ülkenin çıkarını kovalarken, karşı tarafın duygularını görmezden gelmek kolaydı. + +Üstelik bir kraliyet ailesi devreye girdiğinde, neredeyse her şey savaşın eşiğine düşebilirdi. + +“Hulan bu kişinin muayene edilmesini neden istedi?” + +“Kızmamak mümkün değil, fikrim yok. Ama bu yolla pek çok bağlantı kurabilirdi.” Baryou’nun sesi, samimi bir bilgisizlik taşıyordu. + +“Ay Prens,” dedi Basen yavaşça. O ana kadar sessiz kalmıştı. + +“Eh... Bir keresinde bir şey duydum...” + +“Ne? Ne duydun?” + +“Birileri, Hulan Bey’in en büyük kardeşiyle iyi ilişkiler içinde olduğunu ve Shikyou Bey’den bazı yabancı bağlantılar kurmasını istediğini söylüyormuş.” + +“Bu tuhaf. Hulan’ın, halefin ikinci oğulları Feilong olması gerektiğinde ısrar ettiğini sanıyordum.” + +“Ama birinci ve üçüncü oğulların birbirleriyle samimi olduğunu ve sık sık birlikte konuştuklarını duyuyorum.” + +Shikyou: Gyoku-ou’nun dört çocuğunun en büyüğü, herkes tarafından burun karıştıran bir kaba saba olarak görülen kişi. Eğer Ri krallığının dördüncü prensini Li’ye getiren oyduysa, nasıl tepki verileceği sorusu çok daha karmaşık hale geliyordu. + +“Ay Prens. Bir süre Shikyou Bey’den uzak durmanızın faydalı olacağını düşünüyorum.” + +“Evet, anlıyorum.” + +İyi ya da kötü, Jinshi’nin Shikyou ile yüz yüze geldiği tek an, Gyoku-ou’nun mirası hakkında görüşülen toplantıydı. + +“Eğer mesele başka birinin işiyse, bu sorunun etrafından dolaşmanın yolları hâlâ var. Ama eğer bu işe karışan siz çıkarsanız, efendim, bu sadece I-sei Eyaleti’nin sorunu olmaz—Li’nin kendisi, Ri krallığıyla kavga çıkarmaya çalışıyormuş gibi algılanır.” + +Bunu kesinlikle önlemek istenirdi. Ve bu amaçla Baryou, kuyruk kuyruğu olmaya hazırdı. + +“Shikyou...” Jinshi bir kez daha derin bir nefes aldı. Bu durum, Ri elçisiyle görüşürken üzerinde ağır bir yük olarak duracaktı. + +Görüşme ne idari ofiste ne de ana evde, batı başkentinin en lüks restoranında yapılacaktı; mekânın tamamı kiralanmıştı. Feilong ve amcası, Gyokuen’in ikinci oğlunun huzurunda gerçekleştirilecekti. + +Ri elçisi ve ekibi Jinshi’ye değerlendiren bakışlar attı. Bunu iyi saklıyor, samimi bir nezaket takınıyorlardı; ama Jinshi, arka sarayda yeterince uzun süre süzülmüş biri olarak bu gösteriye kanmıyordu. + +Li, Ri krallığından kat kat—onlarca kat—daha güçlüydü, ama Ri’nin arkasında devasa bir federasyonun olduğu bilgisi elçiye büyük bir özgüven vermişti. Üstelik Ri halkı, genel olarak Li halkından daha iri yapılı ve daha çok kıllıydı. Jinshi, elçinin gözlerindeki küçümsemeyi görebiliyordu. + +Bu yüzden, koruması olarak özellikle uzun boylu ve heybetli birini seçmeye özen gösterdi. Lihaku iyi bir tercih olabilirdi—ayakları üzerinde düşünebiliyordu ve Jinshi ona biraz güven duyuyordu. Ama o, belki de dördüncü prens olan kişiyi görmeye gittiğinde Maomao’nun yanındaydı; bu yüzden güvenlik açısından Lihaku’nun şimdilik kenarda beklemesine karar verdi. + +Basen son zamanlarda epey uzamıştı ama hâlâ tam boyuna ulaşmamıştı ve o tüysüz bebek yüzüne sahipti. Jinshi ona asker gibi değil, idari memurlardan biri gibi giyinmesini emretti. Basen bundan pek hoşlanmadı ama Jinshi, bunun Ri delegasyonunu yanıltmak için olduğunu söylediğinde itaat etti. Temiz tıraşlı bir bürokratın çıplak elleriyle on adamla başa çıkabileceğini kimse şüphelenmezdi. + +Rikuson, hâlâ halledilmesi gereken işleri olduğunu iddia ederek görüşmeden çekildi. Jinshi, onu bu an için yanında bulundurmanın iyi olacağını düşünmüştü ama en azından sorun çıkarmak gibi bir niyeti yoktu. Adamın son zamanlarda epey daha rahat ve kaygısızlaştığı hissi güçlüydü. + +Hulan, Chue ve hatta Baryou’yu da yanlarında bulundurmamalarını istedi, çünkü hepsi belki-prensi görmeye giden yolculukta bulunmuşlardı. Dillerine olan yetenekleriyle faydalı tercümanlar olabilecekleri için özellikle Baryou ve Chue’ü özleyecekti ama başka çare yoktu. + +Bu kadar az yakın yardımcısıyla, Gaoshun’un yanında olmasından çok memnundu. + +Diplomasinin zorlukları işte böyleydi. Sadece orada dikilip birbirlerini suçlayacaklarsa, dost bile olmayan bir ülkenin duygularını düşünmeye gerek yoktu. + +Yine de Jinshi, bir müzakerede kendi yüzünün işe yarayacağını biliyordu. Odaya götürüldü ve elçiyle ekibi onu gördüğü an donup kaldılar. Sonra sağ yanağındaki yara izine dikkatle baktılar ve hayal kırıklığıyla iç çektiler. + +İnsanlar bazen görünüşüyle dalga geçerdi ama göksel bir perinin gülümsemesinin yabancılar üzerinde de kendi hemşehrileri üzerinde olduğu kadar etkili olduğu anlaşılıyordu. Kadın olsaydı belki de çok daha vahşi bir etki yaratabilirdi ama bu, Jinshi’nin çok iyi bildiği gibi, kendi tehlikelerini getirirdi. İnsanlar sık sık, ülkenin güzellik diz çökmemesi için erkekle doğmasının iyi olduğunu söylerdi. Gök ona bir hediye verecekse, Jinshi sık sık, insanların hafife alacağı sadece hoş bir görünüm yerine, ona gerçek bir yetenek vermesini dilerdi. + +Görünüşü hayatını zorlaştırdığı kadar, aynı sıklıkta ona yardımcı da olmuştu. Şimdi kullanabiliyorsa, kullanacaktı. + +Ri, elçi olarak sıradan bir Li’liye çok benzeyen, sarımsı tenli ve kahverengimsi saçlı bir adam göndermişti. Yalnızca daha kalın vücut kılları, büyük burun ve gözleri yabancı doğuşunu ele veriyordu. + +Ziyaretinin amacını tazeleyici bir doğrudanlıkla dile getirdi. “Ülkemizden bir soylu kayıp. Bunun hakkında bir şey biliyor musunuz?” + +Konu beklenildiği gibiydi. Adamın tonu kaba görünüyordu ama bir tercüman aracılığıyla konuşuyordu, bu yüzden aslında ne kadar saygılı davrandığını anlamak zordu. Elçi, kişinin yaşından bahsetmekten kaçınmış ve kraliyet ailesi üyesi yerine “bir soylu” demişti, ama soru Jinshi’ye söylenenlerle örtüşüyordu. + +“Kaçırılma olasılığı var. Bir şey biliyorsanız, derhal bize bildirmenizi isteriz.” Görünüşe göre elçi, kaşlarının çatığından ellerindeki hafif titremeye kadar kayıp soylu için derinden endişeliydi. Eğer bu bir oyunduysa, çok iyi bir iş çıkarıyordu. + +O tuhaf stratejist burada olsaydı, adam ne kadar iyi bir oyuncu olursa olsun gerçeği anında bilirdi—ama Jinshi, onu bir diplomatik görüşmeye getirmeye cesaret edemezdi. Bu, barut deposunun yanında bir pipo yakmak gibi olurdu. + +Jinshi, tüm olası ihtimalleri değerlendirmek zorundaydı. + +“Eğer abim herhangi bir sorun yaratmışsa, lütfen bu tartışmanın bir parçası olmama izin verin,” dedi Feilong karanlık bir ifadeyle. + +“Torunumun hatası benim de sorumluluğumdur. Kişisel çıkarlarımızı göz ardı ederek adil bir yargı vermenizi rica ediyorum.” Bu sözler, Gyokuen’in ikinci oğlundan geliyordu. + +Kan bağı olanlar olarak cezayı kabul etmeye hazırlardı ama bu durumda “adil”in ne olduğu söylemek zordu. Normalde, daha iyi bilgilere sahip olmadan böyle bir yargı vermek imkânsız olurdu. Ancak öncelikler seçilmek zorundaysa—ne önce gelmeliydi? + +Bir an için, söz konusu soylunun gerçekten dördüncü prens olduğunu varsayalım. Elçinin sözlerini yüzeyde alırsak, prens kaçırılmış ve Li’ye getirilmişti. Shikyou’nun bunun arkasında olduğunu varsaymak en doğal olanı olurdu. + +Yabancı bir kraliyet üyesinin kaçırılmasına karışmışsa, eski valinin oğlu olsa bile onu koruyacak bir şey kalmazdı. Üstelik herkes onun ne kadar bir kara koyun olduğunu biliyordu. Onunla ilgili sorunlardan uzak durmak en iyisi olurdu ama en ufak bir sorun çıkarsa, onu hemen bir kenara atmaya hazır olmak gerekirdi. + +Bu soğuk gelebilir ama diplomasi buydu. Başka bir ülkeyle çekişmeye yol açan ya da savaş tohumları eken bir adamı serbest bırakmak, sadece kendi ölümünden onlarca ya da yüzlerce kat daha fazla can kaybına yol açardı. + +Ancak elçi yalan söylüyorsa, durum farklıydı. + +Net bilgiler olmadan ne yapılacağına karar vermek imkânsız olabilirdi. Jinshi, Shikyou’nun bir süre gözlem altında tutulmasını emretmek zorunda kalacaktı, belki de ana eve ya da idari ofise girişini yasaklayacaktı. + +Restoranda buluşsalar da, görüşmeler neredeyse bir lokma bile yenmeden sona erdi. Elçi ve ekibi bir süreliğine bir han kalacaklarını söylediler. Jinshi bunun tam olarak ne kadar süreceğini bilmiyordu ama tetikte kalmak zorundaydı. + +Ne yazık ki, sorunlar hep bu tür anlarda çıkıyordu. + +Jinshi restorandan ayrılıp arabasına bindi. Neredeyse yemediği yemeği yutmak için su istedi. Basen, idari üniformasının yakasını gevşetmişti; görünüşe göre onu bunaltıcı buluyordu. Neyse ki sonunda ona ihtiyaç duyulmamıştı. + +Arabanın kapısına biri vurdu. + +“Ne oldu?” Basen şüpheyle pencereden dışarı baktı. + +“Bir mesaj, efendim,” dedi dışarıdaki kişi ve basit bir balmumu mührüyle mühürlenmiş bir mektup uzattı. Baryou’dan geliyordu. + +“Ne diyor?” diye sordu Basen, mektubu açıp bakan Jinshi’ye. + +Jinshi alnına bir el bastırdı. “Zamanlama çok kötü.” + +Mektupta, Shikyou’nun ana evde belirdiği ve içeri girmekte ısrar ettiği, hatta bunun bir kavgaya dönüştüğü yazıyordu. + +Sorunlar neden hep bu tür anlarda çıkmak zorundaydı? Jinshi buna inanamıyordu. + +Ve sonra mektubun geri kalanını okudu. + +“Efendi Jinshi, pek iyi görünmüyorsunuz...” + +“O aptal. O mutlak aptal!” + +Baryou ona, Shikyou’nun yaralandığını ve kaçtığını—ve Maomao’nun onu tedavi etmeye gittiğini bildirmişti. diff --git a/output/knh-12/015_knh-12.txt b/output/knh-12/015_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..1cf2d271 --- /dev/null +++ b/output/knh-12/015_knh-12.txt @@ -0,0 +1,159 @@ +# Chapter 13: The Biaoshi + +Bölüm 13: Biaoshi + +Maomao, ertesi günü Shikyou'yu tedavi ederek, Xiaohong'a bakarak ve Gyokujun'a disiplin aşılayarak geçirdi. Dürüst olmak gerekirse, yapacak başka pek bir şey de yoktu. Xiaohong'a bakmak bile büyük ölçüde, kendilerine verilen yiyeceklerin bir kısmını onunla paylaşmak, yemekten sonra dişlerini fırçalamasını sağlamak ve banyo etmesine yardım etmekten ibaretti; üstelik el altında sadece bir yıkama bezi vardı. Kız, yaşına şaşırtıcı derecede olgun ve sakin görünüyordu. + +Gyokujun'dan bu kadar farklı olamazdı—o, gerçek bir baş belasıydı. + +"Ey, sen! Bu ekmeği nasıl yiyeceğim? Taş gibi sert!" + +"O zaman yeme." Maomao, ekmeği tabağından alıp onunun ulaşamayacağı bir rafa koydu. + +"Y-Yakışmaz! Peki ne yiyeceğim ben?" + +"Sen istemediğini söyleyen kişisin." Maomao, sert ekmeğin bir parçasını koparıp çiğnemeye başladı. + +"Baba! Babaa! Bu kadın bana nasıl konuşuyor, duyuyor musun? Asın onu!" + +"Benim sorumluluğumda hiçbir şey yok, dolayısıyla kimseyi asamam—üstelik, sana verileni yememenin sorumluluğu tamamen sende. Bak, Xiaohong kendi yiyeceğini yiyor." + +Ah, bu ters tepecek. + +Gyokujun, babasında bir müttefik bulacağını sanmıştı, ama Shikyou ona Xiaohong gibi olmasını söyledi. Bu öfke, kızın başına daha çok bela açmasına yol açacaktı. Kurtarılmaz bir küçük canavar olabilirdi, ama Maomao, bu durumun yetişme ortamıyla bir ilgisi olduğunu düşünüyordu. + +Gyokujun öfkelenmek için o kadar çok enerji harcadı ki, kısa sürede yorulup uyuyakaldı. Bu sırada Xiaohong, anı değerlendirip amcasının yanına sokuldu. + +"Amca, bu ne diyor?" diye sordu. Eski, yıpranmış kutsal metinleri açmış ve kitabı Shikyou'nun dizlerinin üzerine koymuştu. + +"Mabed diyor," diye cevap verdi. "Her zaman saygılarını sunmak için gittiğin yer, Xiaohong." + +"Peki bu?" + +"Ah, şimdi, bu..." + +Amca ve yeğen arasında gerçek bir uyum vardı. Xiaohong o kadar içine kapanık görünüyordu ki, ama Shikyou ile birlikte samimiydi. Shikyou ise, küçük ve dar odalarının sınırlı alanlarında yeğeninin sıkılmaması için elinden geleni yapıyordu. + +Belki bir oğul yerine bir kız istiyordu? Maomao merak etti. Bu öneriyi yüksek sesle yapacak kadar kaba değildi. Bunun yerine, yatağa yığılmış haldeki Gyokujun'un üstünü örttü. Evet, bazıları erkek çocukları yetiştirmek için belirli bir sertliğin gerekli olduğuna inanıyordu, ama bu sadece babaları yanlarında olduklarında geçerliydi. + +"Harika! Peki şimdi misket oynayalım mı?" + +"Evet!" + +Yere bazı cevizler ve taşlar dizip onları savurdular. Basit bir oyundu, ama Xiaohong bundan keyif alıyordu. Maomao, durumun farkında olmasaydı, onları gerçek bir baba ve kız olarak kabul edebilirdi. Belki Gyokujun'a da böyle davransa, diye düşündü. + +Xiaohong, ailesinden ayrılmaktan mutsuz değil mi? Maomao, kızın göründüğünden daha güçlü olabileceğini düşünerek merak etti. + +Yapacak başka pek bir şey olmadığı için oldukça fazla düşünüyordu. Her zamanki adam onlara yemeklerini getiriyordu; aynı zamanda gardiyanlık da yapıyordu. En azından onlara bol su vermekte o kadar nazikti. + +Gardiyan yemeklerini getirdiğinde, Shikyou'nun Maomao'ya göstermeden okuduğu ve ardından mum alevinde hemen yaktığı mektupları da getiriyordu. Maomao, değerli kâğıdın israfına üzüldü, ama o mektuplarda ne olursa olsun, Shikyou'nun ondan haberdar olmasını istemediği açıktı. + +Kendisinin, Gyokujun'un ve Xiaohong'un kaybolmasının evi bir kaosun içine sürüklediğinden şiddetle şüpheleniyordu, ama bulunduğu yerde pek bir şey değişmiyordu gibi görünüyordu. Herhangi bir kargaşa, han kasabasına kadar ulaşamamıştı. + +O tuhaf stratejist, Maomao'nun ortadan kaybolduğunu öğrenirse, doğrudan buraya yürüyüp her şeyi altüst etmesini beklerdi. Chue, onu izinden çıkarmak için muhtemelen epey iş başında olmalıydı. + +Shikyou, çocuklar yorulup uyuyana kadar onlara erkekçe bir şekilde eşlik edecekti. Gyokujun, babasının seyahat hikâyelerini dinlemeyi severdi ve Shikyou, başkalarının ninni söylemesi gibi, ona macera hikâyeleri anlatırdı. Xiaohong da sessizce dinlerdi. + +Bir gece, çocuklar derin bir uykudayken Shikyou, Maomao'ya döndü. "Zaten parçaların çoğunu bir araya getirdiğini biliyorum. Bana soracağın bir şey var mı?" + +"Sorarsam cevap beklemem, ama cevap verirsen, muhtemelen vermemeni dilerdim." + +Maomao'nun hayatında, bilmediğini dilediği çok fazla şey vardı. Bu sefer, Chue hakkında fazla keskin görüşlü davranarak bunu kendisi başına getirmişti. + +"Tamam. Bir şey söyleyeceğim. Yarın sabah buradan ayrılıyorum ve akşama kadar serbest bırakılacaksın." + +"Çok rahatlatıcı bir haber." + +Sabah Shikyou gidecek ve Maomao akşam serbest kalacaktı. Muhtemelen bu, sorun ne olursa olsun, gün içinde çözüleceği anlamına geliyordu. + +Lütfen bana bir şeye saldırmayı içermediğini söyle. + +Belki bir saldırı planlıyorlardı ve Maomao'yu, Jinshi'ye planlarını bildirememesi için izole etmişlerdi. Bu, belirli bir mantığa sahipti... + +Ama bir şekilde, onların işinin bu olduğuna inanmıyorum. + +Öyle olsaydı, tüm durum daha da şüpheli kokardı. + +"Kendi başıma hareket edebiliyorsam en iyisi olur," dedi Shikyou. "Gyokujun ve Xiaohong'a benim için bakmanı isteseydim... yapar mısın?" + +"Tamam." + +"Reddetme imkânım yoksa, bunu bir rica saymam. Ama ikimiz de açık konuşuyoruz, o halde şunu da belirteyim: Gyokujun'dan pek hoşlanmıyorum." + +"İş senin elinde." + +Maomao, çocuklara her halükârda bakacaktı, ama elbette bir de sızlanma hakkı vardı. + +Shikyou, aklına gelmeden edemiyordu, babası Gyoku-ou'ya hiç benzemiyordu. Evet, görünüşte birbirlerine benziyorlardı ve her ikisi de kendilerini bir tür kahramanlık havasıyla taşıyordu — ama o kahramanlık duruşu Shikyou'da çok daha doğal geliyordu. Gyoku-ou bunu doğuştan taşımamıştı; takınmıştı. Shikyou'da ise o karizma içten geliyordu. Maomao bunu hissedebiliyordu. + +Yine de bu, sıradan insanların ötesinde bir figür olan adam bir şeyler saklıyordu; bir han kasabasında küçük bir odada gizlenmeye razı olduğu bir şey. Maomao bunun ne olabileceğine dair bir fikri vardı, ama kesin olarak öğrenmek son derece tehlikeli olurdu ve bunu biliyordu — bu yüzden sormadı. + +Bunun yerine, "Batı başkentine güvenle geri götürüleceğim sürece, Xiaohong Hanımefendi'yle ana eve döneceğim. Sonra ne yapacağım? Bu konuda beni sorguya çekeceklerinden eminim, ama ne söyleyeceğimi bilmiyorum," dedi. + +"Onlara gerçeği söyle. Yaralandığımı ve senin beni tedavi ettiğini söyle. Sonra da daha fazla bakıma ihtiyacım olduğu için bana eşlik ettiğini belirt. Hepsi bu." + +"Peki Gyokujun ve Xiaohong Hanımefendi?" (O küçük herifi saygı dolu bir unvanla anmak gibi bir niyeti yoktu.) + +"Onlar için ne istersen söyle. Bana çok yakın oldukları için geldiklerini söyle." + +Bu asla işe yaramazdı. Maomao, Xiaohong'un annesinin ona baskı yapacağını biliyordu; bundan daha iyi bir bahane bulması gerekecekti. + +Jinshi'yi ikna edip edemeyeceğimden de pek emin değilim. + +Her geçen an bu durum giderek daha büyük bir baş ağrısına dönüşüyordu. Yine de yarın dönebilirse, bu onun için yeterliydi. Yapacak başka bir şey yoktu; uyumak ve ertesi günün gelmesini beklemek. + +Ertesi sabah, Maomao hışırtı sesleriyle uyandı. Bir kadın ve birkaç adam orada dikiliyordu, hepsi de biaoshi gibi giyinmişti — yani para, hazine ya da çok önemli kişilerin korunması işiyle uğraşan paralı askerler. + +"Uyandın mı?" diye sordu Shikyou. Diğerleri gibi giyinmişti; sıradan bir kaba kuvvetten silahlı bir muhafız haline gelmişti. Görünüşe göre tutumu çok fazla ayarlama gerektirmiyordu. Ancak dimdik duruyordu; Maomao, karnında bir yarık olduğunu asla tahmin edemezdi. + +"Çok dik durursan yaran açılabilir," dedi ona. + +"Üzerinde sıkıca sarılmış bir sargı var. Biraz kanama zarar vermez, değil mi?" + +Maomao, onun tavsiyesine bakmaksızın ciddi bir fiziksel efor sarf edeceği açık varsayımını beğenmedi, ama fikrini söylemişti. Artık sorumluluk üstlenmiyordu. + +Bunun yerine Xiaohong ve Gyokujun'u uyandırdı. Shikyou'nun gittiğini fark edip ağlayıp sızlayarak uyanmalarından baş etmek daha iyisi olurdu. + +"Hı? Baba nereye gidiyor?" diye mırıldandı Gyokujun. + +"Belki işe?" dedi Xiaohong. + +Maomao ellerini sıkıca tutarak hiçbir yere gitmelerini engellerken, başka bir biaoshi, bir adam, içeri girdi ve tek başına duran kadına fısıldadı. + +Kadın Maomao'nun önünde diz çöktü ve alçak, kararlı bir sesle, "Hızlanmalıyız. Görünüşe göre fark edilmişiz," dedi. + +"Fark edilmiş? Bu ne anlama geliyor?" diye sordu Maomao. + +"Çok üzgünüm," diye cevap verdi. "Batı başkentine kadar refakat edemeyeceğiz." + +Oh, şaka yapıyor olmalısın. Maomao kaşlarını çattı, ama şikâyet edecek zaman yoktu. Yapabileceği tek şey, bayan biaoshi'nin talimatlarına uymaktı. + +"Lütfen kıyafetlerinizi alın. Bundan sonra biz birlikte olacağız." + +Bir saniye sonra Maomao başını salladı — başka seçeneği yoktu. "Tamam." + +Bekleyen bir araca bindiler — biaoshi'lerin genellikle kullandığı zırhlı arabalardan biri değil, sıradan bir kapalı araba. Maomao'ya çok ince bir kıyafet takımı ve Xiaohong için bir elbise verildi. Kızın değişmesine yardım etmeden önce kendi yeni kıyafetlerini giydi. + +"Evimize gitmiyoruz mu?" diye cesaret edip sordu Gyokujun. + +"Biraz daha uzun sürecek, düşündüğümüzden. Al, kıyafetler." Maomao yeni elbisesini ona fırlattı. + +"Bana yardım etmen lazım!" + +"Kendin giyemiyor musun? Hadi bakalım!" + +Gyokujun homurdandı, ama öfkeli bir şekilde elbiseyi giydi. + +"Nereye gidiyoruz?" diye sordu Maomao biaoshi'ye. + +"Korkma. Ne olursa olsun, seni hayatta tutacağım." + +Bu, sorusunu cevaplamıyordu. Başka bir şey olmasa bile, arabanın arkasında onlarla birlikte yalnızca bayan biaoshi'nin oturması, Maomao ve çocuklara karşı bir nezaket jesti gibi görünüyordu. + +"Shikyou Bey'den farklı bir yol izleyeceğiz. Başarılı bir şekilde gizlenebilirsek, batı başkentine geri dönebileceğiz." + +Arabanın örtüsünün altından dışarıda neler olduğunu göremiyorlardı. Xiaohong Maomao'ya sıkıca yapışırken, bayan biaoshi bacaklarını kavuşturmuş oturuyor ve elindeki kavisli bıçağı asla bırakmıyordu. + +Maomao, kadının otuzlu yaşlarında olduğunu, kusursuz bir duruşu ve keskin bir bakışı olduğunu tahmin ediyordu. Özellikle dikkat çeken, bronzlaşmış teni ve berrak, alçak sesiydi. Yüzleri hatırlamada genel başarısızlığına rağmen, Maomao bu kadını hatırlayacağını düşünüyordu. + +Görünür gelecekte, hayatını bu yabancıya emanet edecekti. diff --git a/output/knh-12/016_knh-12.txt b/output/knh-12/016_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..96ab6bb2 --- /dev/null +++ b/output/knh-12/016_knh-12.txt @@ -0,0 +1,111 @@ +# Chapter 14: Disguise + +Bölüm 14: Kılık Değiştirme + +Maomao, arabada neredeyse dört saattir olduklarını tahmin ediyordu. Çok hızlı gitmiyorlardı, ama yine de atlar yorulmuş olmalıydı. İki hayvanla çekilen bu araba, sıradan bir yolculukta bile ağır bir yük sayılırdı. Normal şartlarda atların dinlenmesi için kesinlikle zamanın gelmiş olması gerekirdi. Ancak şu an, Maomao dinlenmeye dair en ufak bir işaret bile göremiyordu. + +Bu, peşlerinde biri olduğu anlamına mı geliyordu? + +“Hâlâ varmadık mı? Hâlâ varmadık mı? Çok yoruldum!” diye homurdandı Gyokujun. Arabanın ortasında, kollarını ve bacaklarını dört bir yana açarak uzanmıştı. + +“Evet evet,” dedi Maomao, onu görmezden gelip dışarıya bakarak. + +Tam o sırada araba gürültülü bir şekilde durdu. + +Maomao nefesini tuttu. Biaoshi Hanım, arabacıya sordu: “Neden durdun?” + +“En azından atları biraz dinlendirelim, olmaz mı? Bize öyle bakıyorlar, suya can atıyorlar,” diye cevap verdi arabacı. Maomao dışarıya baktığında, arabayı çeken iki atın gerçekten de onlara sinirli bir şekilde baktığını fark etti. + +“Tamam,” dedi Biaoshi Hanım. Arka tarafa gelerek Maomao’ya bir sonraki köyde mola vereceklerini bildirdi. “Siz üçünüz köye gireceksiniz. Kılığınız, bir anne ve çocukları olacak.” + +“Neden taklitle uğraşmak zorundayız? Beni eve götürün! Emir veriyorum!” diye sinirlendi Gyokujun. Kendi başına giyinmeyi başarmıştı ki bu harika bir şeydi, ama önünü ters katlamıştı ve Maomao’nun çıkartıp doğru şekilde giydirmesi gerekmişti. + +“Batı başkentine bir süre daha dönemeyeceksin. Yani dönebilirsin, ama seni bağlayıp hapse atarlar. Bunu ister misin?” Kadın kibarca konuşuyordu, ama gözleri söylediğinin mutlak bir gerçek olduğunu belli ediyordu. + +“Y-Yapamazlar! Babam asla buna izin vermez!” + +“Bu, Efendi Shikyou’nun emridir.” + +Gyokujun sustu, ama gözleri yaşlarla doldu ve alt dudağını çıkardı. + +Onun bu halini görmek Maomao’yu ne kadar tatmin etse de, kendisi de aynı durumdaydı. “İnsanlar bu ikisinin benim çocuklarım olduğuna inanır mı?” diye sordu, Xiaohong’a ve Gyokujun’a bakarak. Sadece ona hiç benzemiyorlardı, üstelik o yaşta iki çocuğu olabilecek kadar da yaşlı değildi. + +“I-sei Eyaleti’nde kadınlar, merkez bölgedekilere kıyasla daha genç yaşta çocuk sahibi oluyor. Eğer biri size benzemediklerini söylerse, babalarına benzediklerini söyleyin.” + +Hmm. + +Saç renkleri farklı olsa da, Gyokujun ve Xiaohong kuzen oldukları için birbirlerine biraz benziyorlardı. + +Biaoshi Hanım vakit kaybetmeden kozmetik malzemelerini çıkardı. “Buradaki kadınların yaptığı bir şey de makyaj yapmak. Birazcık bile olsa, kalabalığa karışmanıza çok yardımcı olur.” + +Usta bir el işiyle başladı; o bir sanatçıydı ve Maomao’nun yüzü onun tuvaliydi. Kullandığı baz saf beyaz değildi, kırmızımsı bir tonu vardı ve Maomao’nun tenini yerel halka biraz daha benzetiyordu. + +“Bir sorum var,” dedi Maomao. “Batı başkentine doğrudan dönmek gerçekten daha iyi olmaz mıydı? Eve dönmemizin herhangi bir şeyi bu kadar çok etkileyeceğini hayal bile edemiyorum.” Bu insanların günlerce onu hapsetmeyecek kadar çaresizce saklamaya çalıştıkları şeyin ne olduğunu çok merak ediyordu, ama ne olabileceğini tahmin edemiyordu — bu da onu Jinshi’ye bunun ne olduğunu söyleyemeyeceği anlamına geliyordu. Belki Chue onlar için iyi söz söylemişti ve bu yüzden susmak için öldürülmemişlerdi. + +“Şu an sizi eve gönderememizin bir nedeni var, ama bu Efendi Shikyou için değil. Ay Prens için. Bir faydası olur mu bilmem ama, bu olaya karıştığınız için içtenlikle üzgünüm.” + +Jinshi için mi? + +Bu, Maomao’yu daha da kafası karışık hale getirdi, ama yapacak başka bir şey yoktu, durumu kabullenmekten başka çaresi kalmamıştı. + +Yüzü tamamen makyajlanmış olan Maomao, gerçek yaşından birkaç yaş daha büyük görünüyordu; gözlerine ve kaşlarına yapılan özenli işlemler sayesinde “çocuklarına” da hafifçe benziyordu. İtiraf etmeliydi — hayran kalmıştı. + +Kasabaya vardıklarında, sadece atlarını iki yenisiyle değiştirmekle kalmadılar, tamamen yeni bir araba da kullandılar. İkinci bir arabacı da edindiler; muhtemelen aynı zamanda bekçi olarak da görev yapan iri yarı bir adam. Araba ise Biaoshilerin armasını taşıyordu. “Sizi ağırlamaktan onur duyarım, hanımefendi. Genç efendi. Genç hanım.” + +“Tamam,” dedi Biaoshi Hanım. “İhtiyacımız olanları almak için kasabaya gireceğim. Arabada bekleyebilir misiniz?” + +Gyokujun hemen kafasını dışarı uzattı. “Ben de geliyorum!” + +Maomao ensesinden yakaladı. “Kesinlikle burada bekleyeceksin.” + +“Ben de geliyorummm!” + +Küçük şeytan çırpınarak direndi. Maomao onu bağlamayı ciddi ciddi düşünürken, Biaoshi Hanım elini tuttu. “Eğer bu kadar ısrarcıysa, onu ben alırım. Görüş alanımdan çıktığım anda kaçması durumunda çok daha kötü olurduk.” + +Maomao, Gyokujun’a ve Xiaohong’a baktı. Xiaohong’un arabada sabırla bekleyeceğini tahmin ediyordu — ama Gyokujun? + +Evet... Kaçardı. Kesinlikle. + +“Tamam. Teşekkür ederim,” dedi, kadına güvenmeyi seçerek. Gyokujun, onlar ayrılırken ona zaferle baktı. Sonra Biaoshi Hanım’a döndü. “Kasabada bize atıştırmalık al!” + +“Korkarım zamanımız olmayacak.” + +Gyokujun bu kesin reddedilişten şok olmuş gibi baktı, ama bu Maomao’nun sorunu değildi. Yine de itiraf etmeliydi ki, burada arabada oturmak oldukça sıkıcı olacaktı. + +“Xiaohong, tuvalete gitmen gerekiyor mu?” + +“Hayır. İyiyim.” + +“Tamam.” + +Xiaohong, tek başına bilye oynamaya başlamıştı. + +Biliyor musun, aklıma bir şey geldi... + +“Amcanızın yaralandığı yer, gizli bir tünel, değil mi? Gyokujun sana ondan bahsetti mi?” Maomao, saldırının olduğu günden beri merak ediyordu. + +“H-Hayır,” dedi Xiaohong. + +“O zaman aile üyesi mi? Böyle bir geçidi herkese anlatmazsınız.” + +“Amca bana söyledi.” + +“Amcan? Shikyou’yu mu kastediyorsun?” + +Xiaohong başını salladı. “Amca Hulan.” + +“Hulan?” diye tekrarladı Maomao. + +“Evet. Amca Shikyou'nun tehlikede olduğunu ve ona yardım etmem gerektiğini söyledi.” + +“Ne?!” diye çıkıştı Maomao, terler içinde kalırken. + +“Neyse ki Gyokujun oradaydı. Nereye gitmem gerektiğini gösterdi.” + +Bekle... Bu ne anlama geliyor? + +Hulan neden Shikyou’ya kendisi yardım etmemişti? Xiaohong gibi bir çocuk neden Maomao’yu çağırmak için gelmişti? Shikyou’ya kim saldırmıştı? + +O... oğlu... + +Hulan’ın ne dolaplar çevirdiğini bilmiyordu — ama derinlere battığını biliyordu. diff --git a/output/knh-12/017_knh-12.txt b/output/knh-12/017_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..1acad2c6 --- /dev/null +++ b/output/knh-12/017_knh-12.txt @@ -0,0 +1,157 @@ +# Chapter 15: Priorities + +Bölüm 15: Öncelikler + +Başkasının ezgisine göre dans etmekten daha can sıkıcı bir şey yoktu. Maomao, Batı Başkenti'ne döndüğünde yapacağı ilk şeyin Hulan'ı iyice dövmek için izin almak olacağına yemin etti. + +Bu arada yolculukları sürüyordu ve ne yapması gerektiğine hâlâ bir türlü karar verememişti. + +Nereye gidiyoruz acaba? + +Maomao, Gyokujun ve Xiaohong, Biaoshi Hanım'la birlikte kapalı arabada yol alıyorlardı; dinleniyor, hareket ediyor, dinleniyor ve konaklayacakları bir han bulabildikleri herhangi bir kasaba ya da köyde geceyi geçiriyorlardı. + +Merkez bölgenin aksine burada her yer çimenlik düzlüklerdi, bu yüzden Maomao nerede olduklarını hızla kaybetmeye başladı; sanki daireler çiziyorlardı. Ancak ara sıra güneşin konumuna bakarak, genel olarak batıya doğru ilerlediklerini çıkarabiliyordu. + +Yolda, ara sıra tapınaklarda selam duruyor ya da kıyafet almak için duraklıyorlardı. Maomao, kendini saf bir ev kadını olarak kabul ettirebilmesi için belirli miktarda anlamsız meşguliyetin gerekli olduğunu fark etmişti. + +Bu sapmaların başka bir amacı da vardı: Sonsuz meraklı çocukları tatmin etmek. Yoksa asla susmazlardı. Maomao bile etraflarından geçtikleri, et şişleri ve tanımadığı yiyeceklerle dolu sokak tezgâhlarına göz atmak için mutluydu. Tek gerçek hayal kırıklığı, bunların olması gerektiği kadar çok olmamasıydı; böcek sürüsü ağır bir bedel ödettirmişti. + +"Uğ! Artık yürümek istemiyorum! Bana bir sedye getirin!" + +"Açım! Meyve istiyorum!" + +"Beni bu kadar sert ekmekle mi besleyeceksiniz?" + +Kaç kezdir Gyokujun'un şımarık kafasına bir yumruk indirmişti? Erkeklerin kızlardan daha çok baş belası olduğunu hep duymuştu, ama şimdi bunu kemiklerinde hissediyordu. Xiaohong kibar ve sessizdi, Maomao ne derse onu yapıyordu. + +Bir keresinde, araba yavaşça ilerlerken Maomao Biaoshi Hanım'a dönüp sordu: "Şu an nereye gittiğimizi sormam güvenli mi?" + +"Köyün adını söylesem, nerede olduğunu bilir miydiniz?" + +Evet, Maomao'yu köşeye sıkıştırmıştı. + +"Sanırım fark ettiğiniz gibi, batıya doğru yolculuk yapıyoruz. Eviniz I-sei Eyaleti'nin ikinci en büyük şehrinde. Eşiniz bir iş adamı, ancak sürü yüzünden artık işi kalmadı. Dünyadan pek anlamasanız da, 'hanımefendi', bunun böyle devam edemeyeceğini biliyorsunuz; bu yüzden son birikiminizi bir Biaoshi tutmak için harcadınız ve sıkıntılı durumunuzu bildirmek için ailenizin yanına gidiyorsunuz." + +Kurgu, Maomao'nun beklediğinden çok daha derinlemesineydi. + +"Tamam. Anladım," dedi. Başka bir deyişle, varış noktaları eyaletin ikinci en büyük şehri ya da yoldaki bir yerdi. + +"Dünyadan pek anlamamak." Ne güzel. + +Maomao bu tanımlamadan rahatsız olmuş olabilirdi, ama gerçek şuydu ki I-sei Eyaleti'nin batısına hiç gitmemişti. Garip yiyecekleri, içecekleri ve el sanatlarını gördüğünde gözleri parlıyordu. Yenecek pek balık yoktu, ama bunu telafi etmek için bol miktarda yılan satılıyordu. Bir yerde canlı akrepler sunmuştu, ama Maomao bunlardan yemeyi denemeye bile izin verilmemişti; ona, boyunu aşan bir ev kadını yiyeceği bir şey olmadığını söylemişlerdi. Oysa çok, çok denemek istemişti. + +Xiaohong o küçük serseriden çok daha iyi davranıyor. + +"H-Hayır! Ben bunu kastetmedim!" + +"Anlaşıldı." + +"Ah..." + +Başlangıçta Gyokujun ve Xiaohong, Shikyou'dan ayrılmak onları tedirgin etmişti; ancak çocuklarda doğal olarak bulunan merak sayesinde, Maomao ile birlikte tezgâhları gezmekten büyük keyif almaya başladılar. + +Maomao, Xiaohong'un daha çok şikâyet edeceğini ya da istediği şeyleri talep edeceğini düşünmüştü, fakat kız böyle bir şey yapmadı. Maomao çocuklardan hoşlanmazdı. Hatta onlardan aktif olarak nefret ediyordu. Çocuklar kendilerine söylenenleri yapmayı reddettiğinde "demir yumruk cezası"nın uygulanmasından yanaydı—ama Xiaohong söz konusu olduğunda, bu ihtimali aklından geçirmeye hiç gerek duymuyordu. Aksine, karşısında bir yetişkinle muhatap oluyormuş gibi hissediyordu. Maomao, Xiaohong'un nasıl yetiştirildiğini merak etmeden edemiyordu. + +"Sadece ben mi böyle hissediyorum, yoksa burada Xiaohong'a mı her dikkat veriliyor?" diye sordu Gyokujun, asık bir yüzle. + +"Neden seninle uğraşayım ki? Kafana dokunup 'Aman, aman' desem daha mı iyi hissederdin? Gel buraya—saçların dökülene kadar kafana vururum!" + +Maomao, Gyokujun'la uğraşıyordu, evet—ama bu, yanlarını acımasızca gıdıklamak şeklindeydi. + +Biaoshi Hanım haklı çıkmıştı—Maomao, Gyokujun ve Xiaohong'un bir aile olduğu hikâyesini sorgulayan kimse görünmüyordu. Teninin tonunu değiştirmenin yanı sıra, gözlerinin çevresine, benlerini yaparken yaptığı gibi bazı lekeler eklemişlerdi. Xiaohong'un açık saçları, babasının yabancı kanı taşıdığına dair hikâyeye inandırıcılık katıyor ve neden annesine benzemediğini açıklıyordu. Gyokujun'a gelince, Xiaohong'a yeterince benziyordu, bu da onun kızın erkek kardeşi olarak kabul görmesini sağlıyordu. + +"Burada pek de tedirgin göründüğünü söyleyemem," dedi Biaoshi, bir gün yemek yerken. Dört kişilik dokuz masası olan küçük bir lokantadaydılar. İkinci kat bir han olarak kullanılıyordu ve yer, atlarını da bakıma alıyordu. + +"Neden tedirgin olayım ki? İç bölgeleri görme fırsatı her gün eline geçmez," diye cevap verdi Maomao. Kaygılı olsun ya da olmasın, aynı yolu izlemek zorunda kalacaklardı—o halde, sorunlarıyla yüz yüze gelene kadar rahat olmaları daha iyiydi. Maomao, ekmek parçasını kuzu güveçine batırıp bir ısırık aldı. Etli ama pek tuzlu değildi. Sebze olarak bir avuç kök sebze ve sarımsaklı soğan vardı. Su, içmek için genellikle çok kıymetliydi; bunun yerine çeşitli alkollü içecekler bulunuyordu. Ekstra masrafa rağmen, Gyokujun ve Xiaohong için su söylediler. + +"Üzüm suyu istiyorum!" dedi Gyokujun. + +"Yok öyle bir şey." + +"Ama istiyorum!" + +Gyokujun'un biraz huysuzluğu vardı ve istediği gibi gitmeyen durumlarda hemen şikâyet etmeye başlardı. Ancak her seferinde Maomao ona yumruğuyla vurduğunda gözyaşlarına boğuluyordu; Maomao, dersini çabuk almasını diliyordu. + +"Burada oldukça ıssız görünüyor," dedi Maomao, lokantanın etrafına bakınarak. + +"Katılıyorum," diye cevap verdi Biaoshi. + +Bina sessizdi. Maomao, bu bölgenin bir ticaret merkezi olduğu için inşa edilmiş olduğunu varsaymıştı, ama böcek istilası yalnızca gıda tedarikini değil, aynı zamanda bu bölgenin ekonomik kalbi olan ticareti de vurmuştu. Bu durum, oradaki az sayıdaki müşterinin hepsinin kötü ruh hâlinde olmasını da açıklıyor olabilirdi. + +"Belki de daha fazla Biaoshi tutmalıyız," diye önerdi Maomao. + +Bir kitap. Elbette. + +"Ah. Evet..." + +"Birkaç damla, evet." + +Göz ucuyla baktığında, aralarından hiçbirinin kavga çıkarmaya meyilli bir tip gibi durmadığını düşündü; ancak köşede oturup alkolünü yudumlayan bir kişi dikkatini çekti. Bir süredir Maomao'nun grubuna doğru bakıp duruyorlardı. Belki de hedef olarak kimi seçeceklerine karar vermeye çalışıyorlardı? + +Maomao'nun masasında sadece iki kadın ve iki çocuk vardı. Evet, iki aynı zamanda koruma görevi de üstlenen sürücüler, ama bu ikili aynı anda yemek yememeye özen gösteriyordu. Ne yazık ki, kadın ve çocuklardan oluşan küçük bir grup, üzerinde "Bizi soyun" yazan bir tabela taşıyormuş gibi görünüyordu. + +"Sonraki kasabada güvenebileceğim bir başka muhafız olmalı." + +Bu, Biaoshi Hanım'ın rastgele birini işe almak istemediği anlamına geliyordu. Bilinmeyen değişkenler yoktu. Maomao'nun aklına, kadın olmasına rağmen bu Biaoshi'nin hesaba katılması gereken ciddi bir güç olduğu izlenimi güçlü biçimde yerleşti. + +"Belki şoförlerden en az birinin bizimle birlikte yemesi gerekir mi?" Masada bir erkek olması, insanların onlara bakış açısını değiştirebilirdi. + +"I-sei Eyaleti'ndeki birçok kişi, bir kadının ailesi dışındaki bir erkekle aynı masada oturmasını uygun bulmuyor." Yani bu, kılık değiştirme planlarına uymuyordu. "Sonraki kasabaya geçişimiz için hazırlıklar yapmam gerekecek. Muhafızlardan birini sizinle bırakıyorum. Odanızdan çıkma." + +Maomao bu bölgeyi biraz keşfetmek isterdi, ama Biaoshi Hanım'ın dediğini yapacaktı. Merkez bölgeden çok uzaktaydılar ve güvenlik garanti değildi. + +"Bekleyip durmak sıkıcı olacağını biliyorum. Bir kitap oku ya da başka bir şey yap," dedi Biaoshi Hanım. + +Maomao'nun yanında şu anki tek kitap, hapsedildiği yerden getirdiği kutsal metinlerdi. Bu kitap, kapalı arabada bir şekilde ortaya çıkmıştı. Xiaohong'un onu getirdiğinden şüpheleniyordu. + +Maomao'nun kutsal metinlere özel bir ilgisi yoktu, ama yapacak başka hiçbir şeyi olmadığı için kitap okumak zorundaydı. Tabii ki Gyokujun, Xiaohong'u ezmeye koyulmuştu. Sessizce okumak diye bir şey kalmamıştı. + +Biaoshi Hanım birkaç saat sonra geri döndü. Başka ne yaptıysa yaptı, alışveriş de yapmıştı ve yanında büyük bir çanta vardı. Ancak pek mutlu görünmüyordu. + +Maomao okumaktan yorulmuş ve Xiaohong ile oynuyordu. Aklına gelen en iyi oyunlar, kabuk ve taşlarla oynanan misketler ya da ip oyunlarıydı; zaman geçiren ama başka bir işe yaramayan türden oyunlar. Gyokujun ise bir köşeye kıvrılmıştı. Belki de Maomao'nun başına vurmasından dolayı başı ağrıyordu. + +"Yüzünde pek de iyi haber taşımıyor gibi," dedi Maomao. + +"Maalesef öyle. Planımız, sonraki kasabada meslektaşımınla buluşmaktı, ama o şu an ticaret yolunun dışında görünüyor ve hakkında hiçbir bilgi edinemiyorum." Biaoshi Hanım büyük çantayı Maomao'nun önüne koydu. + +"Ticaret yolunun dışında mı?" diye sordu Maomao, konuşurken çantayı açtı. İçinde kurutulmuş et, soğuktan koruyan kürkler ve tıbbi otlar buldu. Bu, gözlerini parlatmaya yetti. + +"Tüccarlar ana yolu kullanmaktan kaçınmaya karar verdiler; yol eşkıyalara dolu. Zaten yeterince çoktular ve sürü olayından sonra sayıları daha da arttı. Ne yiyecek ne para var, üstelik çok insan işsiz. Yol bu kadar tehlikeliyken, onu atlayıp bir sonraki kasabaya gitmek daha iyi." + +Eşkıyalar aç kalıyor olabilirlerdi, ama tüm tüccarlardan tüm yiyeceği çalsalar, yakında çalacak bir şey kalmazdı — ama aralarından bazıları bu kadar uzağı göremiyordu. + +"Ama sonraki kasabada güvenilebilecek bir Biaoshi ajansı olduğunu düşünmüştüm?" Maomao, otları dizerken artık açıkça gülümsüyordu. Tüm dikkati ilaca kaymıştı. + +Diğer kadın başını salladı. "Orada bir muhafız tanıdığımı söyledim, başka bir Biaoshi değil." + +Doğruydu; Biaoshi dememişti. Maomao otları endüstriyel bir özenle kokladı. Xiaohong onu taklit etti, ama hızla elini burnuna bastırıp yüzünü çevirdi — otlar çok keskin kokuyordu. + +"Biliyor musun," dedi Maomao, "başlamaya başladım. Batı başkentine dönmek için güvenli olabilecek kadar uzun zaman geçti mi?" + +"Şu an bundan emin olamam. Görevim, tehlike tamamen geçene kadar sizi eve göndermek. Keyfe keder gönderemem." Biaoshi Hanım çok kararlı bir tonda konuşuyordu. Maomao hâlâ onları neden bu kadar dolaştırdığını tam olarak anlamıyordu, ama en azından bu noktada kadının dürüst olduğunu hissediyordu. "Maalesef, sonraki kasabada arkadaşımınla irtibata geçemezsek ne yapacağımızdan da emin değilim. Bir miktar tehlike içereceğini bilerek oraya gitmeyi düşünüyorum. Ne dersin?" + +Maomao, otların kuru olup olmadığını kontrol ederken inledi. "Çok fazla seçeneğim yok gibi görünüyor. Bir de, I-sei Eyaleti'nin arka yollarında sadece dolaşmaya devam edersek paramız tükenecek." + +"Bunu duymak omuzlarımdan biraz yük alıyor." + +Biaoshi Hanım, giysisinin katlarından küçük bir kavanoz çıkardı: avucundan pek de büyük olmayan, zarifçe sırlanmış bir parça. + +"Bu ne?" diye sordu Maomao. Otları bıraktı ve kavanoza gözlerini kısarak baktı. + +"Sinir zehri. Çok ısıya dayanamaz, bu yüzden lütfen fazla ısıtmayın." + +"Benim haberim olmadan yılan zehri mi topladın? Ben de yardım edebilirdim!" Maomao kavanozu aldı ve nazikçe sarsdı. Hafif bir şıpırtı sesi duydu. Bu kadar çok zehir toplamak için kadının kaç yılan yakalamış olduğunu hayal bile edemiyordu. Yılan zehri, mineral zehirlere göre daha az kararlıydı ve özellikle ısıtıldığında etkisini hızla kaybederdi. Maomao bunu bir kitaptan öğrenmişti — ve kendi deneyimiyle doğrulamıştı. + +"Yılan zehri olduğunu tahmin etmen beni etkiledi. Kasapta ne kadar kolay bulunabildiğine şaşıracaksın." + +Bu iç kesim bölgede balık nadir bulunurdu; yılan ona benzer bir tada sahipti ve değerli besin maddeleri açısından zengindi. + +"İçinde akrep var mı?" diye sordu Maomao. + +Maomao, Biaoshi Hanım'ın ciddi olduğunu fark etti. Bir karışım ne kadar çok çeşit zehir içerirse, panzehir geliştirmek o kadar zorlaşırdı. + +"Bu da al." Biaoshi Hanım ona bezle sarılmış bir iğne uzattı. İğne sabitlenmişti, böylece bez etrafına sarılı olduğu sürece güvenle taşınabilirdi. "Herhangi bir şey olursa, kendi hayatını önceliklendir." + +Yani başka bir deyişle, ne olursa olsun hayatta kal. Bu mu demek istiyor? + +Biaoshi Hanım ona, bunu yapmak için birini öldürmesi gerekse bile bunu söylüyordu. diff --git a/output/knh-12/018_knh-12.txt b/output/knh-12/018_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..e88ce537 --- /dev/null +++ b/output/knh-12/018_knh-12.txt @@ -0,0 +1,255 @@ +# Chapter 16: The Liar + +Bölüm 16: Yalancı + +Maomao’nun Shikyou’yu görmeye gittiğini duyduğundan beri, Jinshi işini yaparken başında bulutlar dolaşıyordu. + +“Efendim, belki kısa bir mola vermenizi önerebilirim?” Gaoshun nazik davranmaya çalışıyordu, ama dinlenmek Jinshi’nin istediği son şeydi. + +“Uyuyabileceğimi mi sanıyorsun?” diye sordu. + +“Bir siyasetçi, koşullar ne olursa olsun uyuyabilen kişidir.” + +Haklıydı, ama Jinshi, duygularının üstesinden gelip aklını kullanacak kadar olgun bir yetişkin değildi. Aslında, işi tamamen bırakmamasını kendince büyük bir başarı sayıyordu. + +“Başta birkaç gün içinde döneceğini söylediler. Ama şimdi ne kadar oldu?” + +“On gün, efendim.” + +“Neden bu kadar sürüyor?!” + +Nedenini gayet iyi biliyordu; sinirini Gaoshun’a boşaltıyordu. + +On gün önce, Jinshi, Ri halkının krallığından gelen elçiyle görüştüğünde, krallığın dördüncü prensun meselesi gündeme gelmişti. Doğrudan doğruya değil, ama neredeyse kesinlikle bundan bahsediyorlardı. + +Tahtın varisleri arasında yer alan biri başka bir ülkede—üstelik özellikle dost olmayan bir ülkede—ise, bu ciddi bir sorundu. Bu durum, Li için de Ri halkı için de pek iç açıcı değildi. Davetsiz elçi gönderen taraf onlardı, ama yaşanacak her şey bir kışkırtma olarak algılanabilirdi. Gyoku-ou, muhtemelen bu meseleyi zorla çözmeye çalışırdı—hatta elçiyle görüşmeye bile lütfetmeyebilirdi. Ama Jinshi farklı davranıyordu. Her şeyin olabildiğince sorunsuz geçmesini istiyordu ve astlarının da aynı şeyi istediğine güveniyordu. + +Ancak şimdi, dördüncü oğlun kaçırılmasından batı başkentindeki en önde gelen isimlerden birinin şüpheli sayılması gerekiyordu. Shikyou’nun ana konağa gelmeyi seçtiği gün, tam da Jinshi’nin Ri elçisiyle bir ziyafette oturduğu gündü. Bu cesurca bir hareketti—hatta görüşmeleri bilinçli olarak sabote etme girişimi olarak bile görülebilirdi. + +Bu yüzden, Jinshi’nin altındaki Baryou ve diğerlerinin, gerekirse Shikyou dahil hepsini koparabilmesi için Jinshi ile Shikyou arasında hiçbir temas olmasını engellemeye çalışmaları anlaşılabilirdi. Acımasız görünse de, Gaoshun’un bahsettiği siyasetçiler tam olarak bunu yapardı. + +Ama kendisi için önemli olan biri işin içine karıştığı anda, paniklemeye başlamıştı. Lanet olsun, Maomao, Shikyou’yla iç içe geçmek için daha kötü bir zamanı seçemezdi. Ana konağa geldiği ve bir tür öfke nöbeti geçirdiği hemen sonrasında olmuştu. Ona tıbbi müdahalede bulunmuştu, bu da onu kolayca ortak suçlu olarak nitelendirmeye yol açabilirdi. Acil durum ilk yardımını göz ardı edebilirlerdi, ama Maomao onu gerçekten iğne ve iplikle dikmişti. O noktada, işi başkasının yaptığını iddia etmek zorlaşıyordu. + +Shikyou’nun kendisine gelince, Jinshi adam hakkında pek fazla şey bilmiyordu. Kaba saba biri olduğu söylentisi vardı, ama Jinshi bu söylentilerin ne kadar doğru olduğundan emin değildi. Zihnindeki soru şuydu: Shikyou’yu feda etmesi gerekirse, Maomao’yu nasıl koruyacaktı? Varıp vardığı sonuç, Shikyou’nun ona tehdit savurduğunu ve onu tedavi etmeye zorladığını iddia etmekti. Onu kendisiyle gelmeye mecbur bırakmıştı. Bu, hafifletici bir neden olarak yeterli olurdu. + +Peki, o zaman ana konaktan ayrılmak neden gerekli olmuştu? + +“Efendi Shikyou suçsuzsa, o zaman suçlu içeriden biriydi,” demişti Baryou. Malikânede biri, Shikyou’yu hedef almıştı—ve tam olarak kim olduğunu bilene kadar, Maomao’nun güvenliği için burada tutulamayacağına karar verilmişti. Chue onu götürmesinin sebebi buydu. + +Chue—son birkaç gün içinde görmedikleri başka biri daha vardı. Jinshi ona Maomao’yu korumasını emretmişti. Umarım bunu yapmak için elindeki tüm imkânları kullanıyordu. + +Jinshi’nin yapabileceği şeylere gelince, öncelik dördüncü oğlun Ri krallığına iade edilmesine verilmişti. Prensin fiziksel özelliklerine uyan birinin han kasabasında görüldüğünü duyunca, Jinshi oraya bizzat gitmişti—ama o kişinin konakladığı han boştu. + +Sonrasında prensi izlemeye çalışmak, Jinshi’nin genç adamın izini süren tek kişi olmadığını hızla ortaya çıkardı. Başka bir güç de onun peşindeydi. Sonuçta, Jinshi sadece prensi elçiye teslim edememişti, üstelik Shikyou’nun onu kaçırdığına dair fısıltılar giderek daha karanlık bir hal almıştı. + +Bu altı gün önce olmuştu. + +Hâlâ ne Shikyou ne de Maomao ana konağa dönmüştü. Jinshi biliyordu ki, güvenlikleri burada sağlanamadığı sürece, başka bir sığınak aramak için yola devam edeceklerdi. Şimdi, diğer tüm işlerinin yanı sıra, Jinshi Ri krallığıyla ilgilenmek ve ana konaktaki haini ortaya çıkarmakla da meşguldü. + +“Belki biraz taze hava alırız,” dedi. + +“Anlaşıldı, efendim,” diye karşılık verdi Gaoshun. Jinshi ofisten çıktı, Gaoshun ve Basen arkasından yürüdü. Basen’in arkasında ördek yürüyordu, ama bu noktada Jinshi, ona söyleyecek akıllıca şeyler bulmaktan yorulmuştu. + +Jinshi, Gyokuen’in batı başkenti malikânesinin bahçelerinin her zaman ne kadar görkemli olduğunu hatırlıyordu, ama şimdi bunların yarısından fazlası tarla haline getirilmişti; gözleri yaşlı bahçıvanlar, çapalarıyla toprağı işliyordu. + +Az sayıdaki kalan bahçe parçasından birinde yer alan açık hava pavilyonunda birini görebiliyordu. Kim olabileceğini merak ederek gözlerini kıstı ve iki yaşlı herifi seçebildi. + +“Aa, Doktor Şarlatan. Lezzetli görünen bir ikram bulmuşsunuz.” + +“Hoo hoo hoo! Keskin bir gözünüz var, sevgili komutanım. Bu yılın hasadından gelen tatlı patatesler, ezilip tereyağı ve bal ile karıştırılmış. Önemli olan, onları tam doğru şekilde kahverengileştirmek.” + +Bir çay partisi sürüyordu; katılımcılar, o garip stratejist—yani Lakan—ve iyi doktordu. İyi doktor, dürüst olmak gerekirse, doktorlukta o kadar da iyi değildi, ama insanlarla arası iyiydi. + +Çapası olan bir adam, sohbete dahil oldu. “Affedersiniz, Doktor Bey! O tatlı patatesleri henüz kullanamayacağımızı söylemedi miydim?” Bu, Lahan’ın Kardeşi’ydi. Pavilyonun yakınında doktorun koruması ve Lakan’ın yardımcısı da vardı. + +“Aa, üzgünüm. Fikir aklıma geldi ve sonra sadece... Peki, ne dersin, sevgili Lahan’ın Kardeşi? Tadına bak!” Doktor, Lahan’ın Kardeşi’nin ağzına biraz patates ikramı tıkıştırdı. + +“Mrrgh... Hmm. Lezzeti fena değil, ama sana söylüyorum, biraz daha olgunlaşsalar, şekere ya da bala ihtiyaç duymazsın. Hrm, damıtılmış içkiyle yediğim o şey daha iyiydi.” + +“Doğru söylüyorsun, ama, iyi, belki endişelenmemize gerek yok. Ne dersin, sevgili stratejist? Değil mi?” + +“Evet, güzel. Ama alkolü içine koyma.” + +“Aa, tabii, içkiyi iyi taşıyamıyorsun, öyle değil mi? Kızının onu ne kadar sevdiğini düşününce!” + +“Şimdi dinle beni, doktor. Bunu Maomao’nun şarabıyla yapmadın, değil mi?” + +“Tanrım, hayır! Mutfaktan birazını paylaşmalarını özellikle rica ettim. Ama genç hanıma söylemedim, çünkü öğrenseydi, hepsini içerdi!” + +“Evet, iyi... Evet. Bunu yapabilir,” diye itiraf etti Lahan’ın Kardeşi. + +“Kesinlikle. Damıtılmış içkinin et ızgaralamak için de mükemmel olduğunu duydum ve denemek isterdim... Ama sana dürüst olmak gerekirse, biraz korkuyorum,” dedi doktor. + +“Neden korkuyorsun?” diye sordu Lahan’ın Kardeşi. + +“Alkol çok güçlü. Ete koyarsam, ateş birdenbire fışkırıp her yere yayılmaz mı?” + +“Elinde biraz su bulundurmaya dikkat et.” + +Lahan’ın Kardeşi ve doktor sohbet ederken, Lakan atıştırmalığı yiyip bitirdi, ta ki bir parça boğazına takılana kadar. Yardımcısı hemen yanına koşup sırtına vurdu. Bu duruma alışkındı—Jinshi, bunun belirli aralıklarla tekrarlandığını tahmin ediyordu. + +“Belki onlara biraz alan tanımalıyız, Ay Prens,” diye önerdi Gaoshun. + +“İyi fikir,” dedi Jinshi. Son birkaç gün içinde Maomao’nun yokluğunu Lakan’dan gizlemeyi başarmıştı. Sürü sırasında bu yeterince basitti—Lakan’ın yapacak işi vardı ve bu onu oyalıyordu. Ama şimdi işler daha zorlaşıyordu. + +Tam o sırada, stratejistin “Maomao’nun eve dönme zamanı gelmedi mi, sizce?” dediğini duydu. + +“Hmm,” diye karşılık verdi doktor. “Duymuş olduğum kadarıyla, Chue Hanım’la birlikte ilacı almak için liman kasabasına gidiyordu. İlaç konusunda nasıl takıntılı olduğunu biliyorsun. O alışveriş hiç bitmeyebilir!” Şarlatan, hikâyeyi sorgulamadı; bu da tam olarak Lakan’da işe yarayan şeydi: doktor hikâyeye tamamen inanıyordu. + +Jinshi biliyordu ki, stratejistle yüz yüze gelmek zorunda kalırsa, yaşlı herif, Jinshi’nin onu aldattığını bir saniyede anlayacaktı. Bu yüzden, mümkün olduğunca ondan kaçınmaya çalışıyordu. + +“Oh! Ay Prens,” dedi başhekim, yanakları pembeleşerek. + +Yalan söylemiyordu—ama gerçeği de söylemiyordu. + +Lakan, hayal gücünün en uç sınırlarına kadar zorlasanız bile, sıradan bir sivil hayata uygun bir adam değildi. Zamanının yarısını uyuyarak geçirir, uyanıkken de genellikle takılırdı. Evraklara bakmaktan bile nefret eder, sosyal ortamlarda nasıl “oyuna uyup” davranacağını ise hiç bilmezdi. Ancak bir konuda Li’de kimse ona rakip olamazdı: karakterleri değerlendirme yeteneği. Astlarının uygunluğunu bir bakışta, tıpkı satranç tahtasındaki taşlara bakıyormuş gibi değerlendirebilirdi. Belki de bu yeteneğin bir uzantısıydı ki, Lakan’a yalan söylemek ya da onu izinden saptırmaya çalışmak imkânsızdı. + +Ofise dönerken, Jinshi’nin kulağına hafifçe gülünç gelen bir “vak!” sesi ulaştı. Basen’in peşinden gelen ördek, bahçede bir kurbağa bulmuştu. + +“Hadi, gidelim!” diye çıkıştı Basen ve kuşu yakalamaya çalıştı, ama bir an için tereddüt etti. Ortalama bir insandan çok daha güçlü olduğu için, kuşu dikkatsizce yakalarsa ezmesinden endişe ediyordu. + +Kurbağa zıplayarak uzaklaştı ve ördek kanatlarını çırpıp peşinden koştu—bu da pavilyondaki insanların dikkatini çekti. + +“Ay Prens...” Lahan’ın Kardeşi, neredeyse sıkıntıyla gözlerini kaçırdı. I-sei Eyaleti’nin etrafında yaptığı o uzun yolculuktan önce, Ay Prens ile düzgün bir görüşme yapmamıştı. + +“Ay Prens mi?” diye sordu Lakan. Sesinde pek de memnun olmadığı belliydi. Yerinden kalkıp Jinshi’nin yanına yürüdü. + +Jinshi, arka sarayda mükemmelleştirdiği o kibar gülümsemesini takındı. Gaoshun da dikkatli bir poker yüzü korurken, Basen bu arada ördeğinin peşinden koşuyordu. + +“Burada karşılaşmak ne güzel,” dedi Lakan. “Günlerdir seni arıyorum. Nerede saklanıyordun?” + +“Ofisimde çalışıyordum, ara sıra da dışarıda kısa yürüyüşler yapıyordum. Beni özlemiş olmalısın.” + +Jinshi ne yapacağını düşünerek terliyordu. Stratejist Maomao hakkında doğrudan soru sorarsa, yalan söylemek mümkün olmazdı. Bu adam, kızına ulaşmak için arka sarayın duvarını dökmeden çekinmezdi. + +Lakan doğrudan can damarına gitti. “Dur, Maomao’yu etrafta görmedin, değil mi?” Jinshi nasıl cevap verirse versin, perde açılacaktı. + +Ne yapacağını kararlaştırmaya çalışırken, ördek aralarına daldı. + +“K-Kötü Jofu! Buraya dön!” + +“Basen...” Gaoshun oğluna kükredi. Basen ani bir fren yaptı, ama ördek kanatlarını çırpıp koşmaya devam etti, ta ki kapalı koridordan inen birine tam ortadan çarpıncaya kadar. + +“Vay canına! Nereden çıktın sen?” + +Bu, kollarında bir yığın evrak taşıyan ve şimdi kıyafetinde bir ördek ayağı izi bulunan Hulan’dı. + +Bu sefer ördek durdu ve Basen sonunda onu kollarına aldı. “Çok özür dilerim. Bu benim kendi ihmalimin sonucu,” dedi ve bunu gerçekten kastediyordu. + +“Ah lütfen, endişelenmeyin,” diye cevap verdi Hulan. + +“Bunlar Rikuson için mi?” diye sordu Jinshi—güzel, güvenli bir soru. Rikuson iş yükünü Jinshi’nin üzerine atmayı severdi, ama iki taraf da bu oyunda usta olabilirdi. Aralarında devasa miktarda evrak gidip gelirdi—ama Jinshi, Hulan’ın elindekiler kadar çok evrakın bugün el değiştirdiğini hatırlamıyordu. + +“Evet efendim,” dedi Hulan, her zamanki gibi kibar. Olağandışı hiçbir şey görünmüyordu. + +Yine de Lakan monoklünü düzeltti ve “Hey, şimdi. Bunu neden yalan söylersin?” dedi. + +“Yalan mı?” diye sordu Jinshi, ona bakarak. + +“Rikuson’a gitmeyecek. Yani nereye gidiyorsun?” + +“Ah, göklerde. Beni her yere, oraya buraya götüren bir dizi küçük iş var.” + +Hulan, her şeyin tam olması için sık sık ağır işleri üstlenirdi. Doğal olarak, bu görevler onu türlü türlü yerlere götürebilirdi. + +Ama Lakan’ın kastettiği yalan bu gibi görünmüyordu. “O zaman size sorayım,” dedi stratejist. “Kızım hakkında bir şeyler biliyor musunuz?” + +Hulan şaşkınlıkla baktı. “Maomao Hanım? Bence liman kasabasına alışverişe gitti.” + +Lakan Hulan’ın yanına yürüdü ve elini büyük bir hareketle savurdu. Hulan’ın tuttuğu evraklar her yere saçıldı. + +“Ef-Lakan Efendi?! Ne oluyor?” diye sordu, her türlü çatışmadan korkan başhekim. + +“Doktor Kralı. Bana o bahsettiğin damıtılmış alkolü getirebilir misin? Şimdi?” + +“E-Evet, tabii ki.” Başhekim tıbbi ofise geri kaçtı. + +“Burada ne yaptığımı biliyor musun, oğlum?” diye sordu Lakan Hulan’a. + +“Bana söyle, Ay Prens. Maomao liman kasabasına alışverişe gitti mi?” + +“Gitmemesi gerekiyordu...” + +"Korkarım öyle değil. Belki de bana söyleyebilirsiniz, efendim?" Hulan son derece şaşkın bir ifadeye bürünmüştü; tek başına değil, Jinshi ve diğerleri de olan bitenin ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. + +Jinshi sesli olarak bir şey söylemedi, ancak başını olumsuz anlamda salladı. Artık inkâr etmenin bir anlamı yoktu. + +"Peki, bu küçük yalancı, Maomao'nun başka bir yerde olduğunu biliyor muydu?" + +Jinshi, Maomao hakkında yalnızca en güvendiği birkaç astına bilgi vermişti. Basen bile, sırrı ifşa etmesinden korktuğu için bundan haberdar değildi. Dolayısıyla, hayır, Hulan'ın Maomao'nun durumundan haberi olmamalıydı. Peki, cevabının yalan olduğunu nereden biliyordu? + +"Hulan..." Jinshi'nin gözleri daraldı ve bakışlarını bu alçakgönüllü genç adamın üzerinde sabitledi. + +Tam o sırada başhekim bir şişeyle geri döndü. "Lakan Efendi, içkiyi getirdim!" + +"Ah, teşekkürler." Lakan şişeyi aldı, tıpasını çıkardı; sarhoş olmamak için yüzünü çevirerek buharından uzak durdu. Ardından şişeyi ters çevirerek içindekileri evrakların üzerine boşalttı. + +"Ah! O zavallı evraklar... Ne yapıyorsunuz böyle?" diye sordu hekim; Lakan'a yüzüne karşı bu kadar doğrudan soru sorabilen belki de tek kişiydi. + +"Şu," diye cevap verdi stratejist. Yardımcısı zaten oradaydı, elinde bir çakmaktaşı tutuyordu. Lakan onu alarak alkolle ıslanmış evrakların yönüne doğru kıvılcım çıkardı. Evraklar anında büyük bir alev topuna dönüştü. + +"Tanrım! Rikuson Efendi'nin evrakları!" diye haykırdı Hulan. + +"O evrakları unut! Bilmemen gereken bir şeyi neden bildiğini söyle bana!" diye emretti Lakan, yüzü ateşin ışığında kızarmıştı. + +"Hiçbir şey bilmiyordum. Sadece garip geldi. Günler süren bir alışveriş gezisi için Maomao Hanım gibi bu kadar değerli birini neden gönderirlerdi?" + +"O zaman farklı bir soru deneyelim. Maomao'yu tuzağa düşürmeye çalıştın mı?" + +Bu sefer Hulan hiçbir şey söylemedi. + +"Onu test etmeye mi çalıştın?" + +Hâlâ sessizdi. + +Jinshi, Lakan'ın sorgusunun bu hızla bir yere varmayacağını gördü. Tek bir şeye, yani Maomao'ya o kadar takıntılıydı ki. Durumun gerektirdiği daha iyi bir soru vardı. + +"Hulan... Shikyou senin yolunu mu kesiyordu?" + +Jinshi'nin sorusu üzerine Hulan son derece hafif bir gülümseme takındı. "Evet. Babamızın halefi olmaya uygun değil." + +"O kadar mı uygun değil ki, onu öldürmeye kalkıştın?" + +"Gelecekteki tüm sorunlardan kaçınmanın, işlerin planlandığı gibi ilerlemesini sağlamanın yolu gibi görünüyordu." + +Şimdi Lakan'ın sessiz kalma sırasıydı. + +"Kardeşim hayatta olsaydı, insanlar onu babamız Gyoku-ou'nun halefi olarak görseydi, bunun ne faydası olurdu?" + +Jinshi, içeride bir hain aramıştı—ama o hainin ne düşündüğünü hâlâ bilmiyordu. + +"Batı başkenti en verimli şekilde yönetilecekse, Shikyou kardeşimiz gereksizdir. Sadece ihtiyacımız olmayan şeyi ortadan kaldırmaya çalıştım." Hulan genişçe gülümsedi, ardından aniden ayakkabılarını çıkardı. "Bedenim yanabilir, ama huzur içinde olacağım." + +Hâlâ gülümseyerek, evrakların alev topunun içine adım attı. + +"Ne yapıyorsun?!" Basen alevlerden çıkarmak için ileri atıldı, ancak Hulan ondan kaçınarak dört ayak üzerine düşüp yere yapıştı. Kıyafetleri, saçları, hatta teni kavrulurken bile gülümsüyordu. + +"Çılgın olmalısın!" Lahan'ın Kardeşi bir gölet suyuyla koşarak geldi ve Hulan'ın üzerine döktü. Gaoshun da harekete geçmişti, muhafızlara ve Lakan'ın yardımcısına emirler yağdırıyordu. + +İyi hekim ise baygındı, ağzının etrafında köpükler birikmişti. + +Lakan, yerde çömelmiş Hulan'a buz gibi bir bakış attı. + +"Seni buna ne itti?" diye sordu Jinshi. Bu akıl almaz yaratığı incelerken, kendisinin ne kadar rasyonel kaldığına şaşırdı. + +"Bez! Bana bir bez ver!" diye bağırdı Basen. Hulan'ı sarıp tıbbi ofise sürükledi. Hekim tedavi yapamayacağı için, kasabadaki kliniğe birini çağırmaları gerekecekti. + +"Gaoshun," dedi Jinshi. + +"Evet, efendim." + +"Shikyou masum. Bu durumda, dördüncü prensi bulmak için onunla işbirliği yapmak avantajlı olabilir." + +"Söylediğiniz gibi, efendim." + +Gaoshun zaten hareket halindeydi. Lakan Jinshi'ye döndü, etkilenmemiş bir ifadeyle. "Hoh. Bu mu oyununuz, Ay Prens? Bu Shikyou'nuzun bir şeyler planlıyor olması her zaman mümkündür." + +"Bana eşlik ederseniz bunu kolayca öğreneceğiz, değil mi, Lakan Efendi? Yoksa kızınızın kurtarılmasını, beni sevmediğiniz için mi geciktirmek istersiniz?" + +"Vay! Kimin omurgası kabarmış, bak." + +"Kabarmak zorundaydım. +Biri +beni ezmeye çalıştı." + +Hainini bulmuştu. Peki, şimdi ne yapacaktı? Jinshi harekete geçti—bu, Maomao'yu geri getirmenin en iyi yoluydu. diff --git a/output/knh-12/019_knh-12.txt b/output/knh-12/019_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..974d418b --- /dev/null +++ b/output/knh-12/019_knh-12.txt @@ -0,0 +1,305 @@ +# Chapter 17: A Town of Faith + +Bölüm 17: İnanç Kasabası + +Maomao ve küçük kafilesi planlandığı üzere bir sonraki kasabaya doğru yola çıktı. Kısa sürede bu bölgede neden bu kadar çok haydut olduğu söylentisinin arkasında yatan nedeni anladı. Batı bölgesinin standartlarına göre bitki örtüsü son derece yoğundu ve ağaçlar bol miktardaydı. Bir çalılık, küçük bir orman ya da ormanlık alan, pusuya yatmak için mükemmel bir yer olabilirdi. + +"I-sei Eyaleti tamamen çimen ve çöllerle kaplı gibi görünebilir, ama ormanlar da var," dedi Biaoshi Hanım, pencereden dışarıyı işaret ederek. Açıklamasının bir kısmı Maomao için olsa da, Maomao'nun şüphesi, çocukların sıkılmaması için de yapılmıştı. On yaşına bile gelmemiş çocuklar için araba yolculuğu kolay değildi. Ancak Biaoshi, sarsıntıları ve titremeleri hafifletmek için dokunmuş saman hasırlar sermişti; bu sayede çocuklar istedikleri zaman uyuyabiliyordu. Maomao da onlardan memnundu; bu hasırlar, arkasını çok daha az yoruyordu. + +"Bu, yüksekliklere yakın olmamızdan mı kaynaklanıyor?" diye sordu Maomao. + +"Öyle. Yüksek yerlerden gelen yağmur ve eriyen kar, taze su olarak buraya akıyor. Bu su ormanları suluyor ve ormanlar da insanları çekiyor." + +"İnsanlar ormanları kesip yok etmiyor mu?" Maomao'yu şaşırtan, bunu yapmamalarıydı; mükemmel kerestelerin bol olduğu Shihoku Eyaleti'nde dağ yamaçları öylesine çıplak kalmıştı ki, kereste kesimi yasaklanmak zorunda kalmıştı. + +"Bu ağaçların çoğu aslında iyi bir yapı malzemesi değil. İnsanlar genellikle onlardan sert kabuklu yemiş topluyor ya da ormanları rüzgâr kesici olarak kullanıyor." + +"Peki, bu sıradan tarım değil mi?" diye sordu Maomao. Xiaohong, başını sallamakla sallamak arasında bir yerdeydi; konuşmayı tam olarak takip edemediği belliydi. Gyokujun ise tamamen ilgisiz görünerek hasırların üzerine yığılmıştı. "Belki bu bölgeyi bir ticaret yoluna dönüştüren benzersiz bir şey olduğunu düşünmüştüm." + +"Öyle bir şey var. Bu," dedi Biaoshi. Maomao'nun önüne bir kitap koydu: yıpranmış eski kutsal metinler. "Bir sonraki kasabada bir kilise var." + +Artık her şey mantıklıydı. Maomao'nun din hakkında pek fazla bilgisi yoktu. Kendisi pratik biriydi ve göremediği şeylere inanmaya meyilli değildi. Tanrıların ve ölümsüzlerin var olamayacağına emindi. Ama başkalarına inanmamalarını söylemeye kadar da gitmezdi. İnsanlara bir sığınak, onları ayakta tutan bir şey gerekiyordu—ve bazen bu, sessiz bir heykelin formunu alıyordu. + +Gerçek şu ki, bazen din keyfane mahallesinde bile işe yarıyordu. Maomao, ölüm eşiğindeki birden fazla fahişenin, öte tarafta onu huzur ve güvenlik dolu bir toprağın beklediği düşüncesiyle teselli bulduğunu görmüştü. Son günlerinin acısına rağmen inançları sayesinde gülümseyerek nasıl gittiklerini hatırlıyordu. + +İnançlılar başkalarına sorun çıkarmadığı sürece, istedikleri tanrıları, süper insanları ya da perileri tapabilirler. + +Maomao açısından sakıncası yoktu. Ama bu karakterleri kötü amaçlarla kullananlar vardı ve bu tür tuzaklara düşenler de az değildi. Tanrılar ilaç gibiydi: yanlış kullanılırsa tehlikeli olabiliyorlardı. + +Maomao'nun teolojik görüşü bu kadardı. Haydutlar tarafından saldırıya uğramamak için yolda tetikte beklediler, ama geçişi güvenle tamamladılar. + +"Yakında orada olacağız," dedi Biaoshi. Ağaçların ötesinde çatılar görünmeye başlamıştı, en az üç katlı bir bina da dahil. + +"Bu kilise mi?" diye sordu Maomao. + +"Evet." Biaoshi arabacıya bir şeyler söyledi ve araba durdu. + +"Um... henüz orada değiliz," dedi Xiaohong, şaşkınlıkla. Kasabayı görebiliyordu, ama kasabaya varmadan çok önce durmuşlardı. + +"Önce ben kasabaya gireceğim ve bir bakacağım. Hepinizin arabada kalmanızı istiyorum," dedi Biaoshi. + +"Bu güvenli mi?" diye sordu Maomao, endişeye kapılmaya başlayarak. + +"İki muhafızı sizinle bırakacağım." + +Aslında kastettiğim bu değildi. + +Biaoshi bir profesyoneldi, belki de Maomao gibi bir amatörün onun güvenliği hakkında endişelenmesi saygısızlık olurdu. + +"Eğer her şey yolunda görünürse, sizi almaya geri döneceğim, o zamana kadar burada bekleyin." + +"Peki... geri dönmezsen?" + +Xiaohong, Maomao'nun sorusuyla gözlerini kocaman açtı ve Biaoshi Hanım'a baktı. + +"Kaçın," dedi kadın, mutlak bir kararlılıkla. "Beni kurtarmak gibi aptalca fikirler aklınıza bile getirmeyin." + +Kaçmak... Onun için söylemesi kolay. + +Maomao kesinlikle yetkin bir sporcu değildi; umabileceği en iyi şey, bir ağacın arkasına saklanıp nefes almamaya çalışmaktı. Yardım için arabacılara başvurmak zorunda kalacaktı. + +Biaoshi olmak harika bir kariyer seçimi gibi görünmüyor, diye düşündü. Evet, iyi para kazanıyorlardı, ama hangi maaş hayatınızdan daha değerli olabilirdi? Ve biaoshiler kendi güvenilirlikleriyle iş yaptıkları için hayatlarını kaybetme riski de vardı. Bir işi kabul ettikleri anda, ölümcül hale gelse bile onu sonuna kadar götürmek zorundaydılar. + +Maomao, sinirlerini yatıştırmak umuduyla satın aldığı şifalı otlardan bir çantayı açtı. Kullanım kolaylığı için küçük bez paketlere ayrılmışlardı; onları her zaman yaptığı gibi giysisinin katları arasına yerleştirdi. Batı başkentinden kalan bir avuç otu da hâlâ vardı, aralarında onu şiddetli şekilde sarhoş eden mantarların kurutulmuş birkaç tanesi de. Şehre döndüklerinde onları bir içkiyle tatmak planı vardı. + +Son birkaç gün içinde Maomao, şifalı otlarıyla çalışırken Xiaohong'un ondan uzak durduğunu fark etmişti. Maomao'ya sinirli bir bakış atıp ardından tek başına çakıl taşlarıyla oynamaya başlardı. Gyokujun hâlâ bazen kuzenine zorluk çıkarıyordu, ama eskisi kadar değil, bu yüzden Maomao onları baş başa bıraktı. Aşırı koruyucu davranma niyeti yoktu. + +İki hızlı vuruş geldi: arabanın kapısına birisi çalıyordu. + +"Efendim? Ne oldu?" diye sordu Maomao, örtünün altından başını çıkararak. + +"Özür dilerim." Muhafızlardan biriydi, sakalsız, kırk yaşlarında bir adam. Her zaman nazik görünürdü; kendi kızı vardı ve Xiaohong'a özellikle şefkatliydi. Diğer arabacı ise daha gençti, pek konuşmazdı ama bazen Gyokujun'la oyun olarak dövüşürdü. + +"Küçük bir şey," dedi nazik adam, "ama bunu beğeneceğinizi düşündüm." Arabaya bir çam kozalağı yuvarladı. + +"Çam kozalağı!" diye haykırdı Xiaohong, gözleri parlayarak. + +"Haisongzi!" diye haykırdı Maomao, gözleri aynı şekilde parlayarak. + +"Kimin umurunda?" dedi Gyokujun, aralarından tamamen ilgisiz davranan tek kişi. + +"Bunu burada mı buldunuz?" diye sordu Maomao. Çocuklardan çok daha sertti, bu da nazik muhafızın geriye bir adım atmasına neden oldu. + +"Eh, e-evet. Tam yakında büyük bir çam ağacı var." + +"Daha fazla toplamaya gidebilir miyim?!" + +"Erm... Yanımdan ayrılmayacağına söz verirsen, o zaman..." + +"Mükemmel!" + +Maomao arabadan atladı, Xiaohong da onu takip etti. + +Bulabildikleri her çam kozalağını topladılar. Yaklaşık yarım saattir bunu yapıyorlardı ve Maomao'nun yanında küçük bir çam kozalağı yığını oluşmuştu. Maomao kozalakların kendisiyle ilgilenmiyordu, ama içlerindeki cevizlerle çok ilgileniyordu. Şifalı otlar biliminde haisongzi veya songzi-ren olarak adlandırılan çam fıstığı, yağlar ve yağlar da dahil olmak üzere çok yüksek besin değerine sahipti. Hafifçe kavrulursa güzel bir tatlılık kazanırlardı. + +Tek dezavantajı, cevizlerin o kadar küçük olması ki çıkarması zor, diye düşündü Maomao, ama fiziksel emek meselesi, ilaçlarıyla ilgili olduğunda onu durduramazdı. Xiaohong çam kozalaklarını topladı, Maomao da hemen kabuklarını soymaya başladı. Xiaohong kozalak toplamaktan ne kadar keyif alıyorsa, Maomao'nun ganimetlerini parçalamasını görmekten o kadar memnun değildi. Özellikle memnun olduğu, iyi şekilli bir örneği giysisinin katları arasına sakladı. + +Orta yaşlı muhafız yakınlarda beklerken, diğer muhafız arabada bir şeyler yiyordu ve arka tarafta uyuyan Gyokujun'u ara sıra kontrol ediyordu. + +Maomao, çam kozalağı kabukları yığınının içinden tohumları çıkarması gerektiğini düşünürken, orta yaşlı muhafız kolundan çekti. "Özür dilerim," dedi. Xiaohong'u kollarının arasında tutuyordu. + +"Ne oldu?" + +Muhafız bir şey söylemedi, ama arabaya baktı. Orada biri vardı: otuz yaşlarında bir adam. + +"Elçiyim. Sizi çağırmam için söylendi," dedi yeni gelen. + +"Öyle mi? Tamam." Genç muhafız arabacının bankosundan atladı ve tek, çalışılmamış bir hareketle ileri atılıp elçinin boynunu kesti. + +Maomao sıçradı; bir an için ne olduğunu kavrayamadı. Yanında, nazik muhafız Xiaohong'un gözlerini ve ağzını elleriyle kapatıyordu. + +"Ormana doğru," dedi Maomao'nun eskortu, ardından Xiaohong'u kucaklayarak koşmaya başladı. Genç muhafız uyuyan Gyokujun'u arabadan alıp taşıdı, çocuğun dilini ısırmasını ya da bağırmasını önlemek için ağzına bir bez tıkadı. Bu adamlar ne yapacaklarını biliyorlardı. + +Anlıyorum. Maomao, muhafızın iddia edilen elçiye neden saldırdığını fark etti. Biaoshi Hanım'ın ne dediğini hatırladı: "Eğer her şey yolunda görünürse, sizi almaya geri döneceğim, o zamana kadar burada bekleyin." Ama gelen Biaoshi değildi; elçi olduğunu iddia eden biriydi. Bu da sorun olduğunu anlamına geliyordu. + +Rahatsız bir terle kaplı Maomao, muhafızı takip etmekten başka çaresi yoktu. Ormanlardan kaçtılar, arkalarından kovalayanların ayak seslerini her duyduklarında saklanmak için durdular. Kovalayan gruplar asla büyük değildi ve iki muhafız onlarla başa çıkıyordu. + +Ama bu ne kadar sürebilirdi? + +"Ah, acıyor." Genç muhafızun koluna bir yara almıştı; en son kovalayan grubun içinden biri bir kesik atmıştı. + +Maomao, elindeki pıhtılaştırıcı otlarla yarayı sildi ve sardı. Sinirlerde hasar görünmüyordu, ama adamın reflekslerini yavaşlatacaktı. + +Daha da önemlisi, kaç kişi daha peşlerinde olduğunu bilmiyorlardı ya da kaçmanın onları bu durumdan kurtaracak olup olmadığı. + +Kedi-fare oyununda, Maomao'nun grubu dezavantajlıydı. İki muhafızları vardı, evet, ama kaçış sırasında taşınmaları gereken iki çocukları da vardı. Tekrar tekrar, kovalayanlar onları yakalamak üzereydi. + +İşler iyi görünmüyordu. + +"Demek istediğim... sizi burada bırakıyoruz. Görevimizde başarısız olduk." + +Maomao yine sessizdi. + +Canlı. Kesinlikle. + +"Yinxing." + +Gyokujun ağlıyor ve olup bitenlerin farkında görünmüyordu, ama Maomao ağzındaki bezden çıkarmadı. En son istediği şey, adamın ulumaya başlaması ve hepsinin yakalanmasıydı. Xiaohong sessizdi, ama tüm bedeni korkudan titriyordu. Nefesi ağırlaşıyordu ve fiziksel sınırına yaklaştığı açıktı. + +Köşeye sıkışmış gibiydik. Ve tüm bunlara yeni başlayan Maomao bunu fark ettiyse, iki muhafızın da durumun ne kadar kritik olduğunun çok iyi farkında olması gerekiyordu. + +“Tamam, dinleyin,” dedi nazik muhafız, yüzü asık bir şekilde Maomao’ya. “Onlar çok fazla. Sana dürüst olmak gerekirse, bu iş artık bize ödenen paraya değmez. Biraz daha kaçabiliriz belki, ama bu ormanda kaldığımız sürece, üçünüzü korumak imkânsız olacak.” + +Maomao bir şey söylemedi; adamın haklı olduğunu biliyordu. Ormandan çıksalar bile, arabalarını ve atlarını geride bırakmışlardı. Suları ve yiyecekleri neredeyse tükenmişti ve son gittikleri kasabaya dönmek çok zor olacaktı. Ama arabaya da geri dönemeyecekleri gibi, yakınlardaki yeni kasabaya da kesinlikle giremezlerdi. + +“Yine de dürüst olmak gerekirse, koşmaya devam etmenin bir anlamı olmadığını düşünüyorum. Biaoshi olmamın sebebi büyük bir savaşçı olmam değil. Beni görüyorsun—hayatta kalma sebebim korkaklığım!” + +Maomao bunu da anlayabiliyordu. Tehlikeyi nasıl atlatılacağını bilenler, tehlikeye göğüs gerip dalmalardan daha iyi muhafız olurdu. + +Kendi iyiliği için biraz fazla dürüsttü bu adam. Hiçbir açıklama yapmadan kaçıp giderse Maomao onu suçlamazdı bile. Kaçmaktansa bu dürüstlüğüne daha fazla saygı duyuyordu. + +Bir an sonra, iç çekti. “Tamam,” dedi. “Yine de emin olmak için, size ekstra ödeme yapacağımızı söylemenin bir faydası olmayacak mı?” + +Aklından geçen kelimeler: +Herhangi bir fiyata öderim! +Ne kadar klişe. + +Belki ince bir umut ışığı vardı, bir yerlerden atlar bulup muhafızların Maomao ve çocukları buradan çıkarabileceği bir ihtimal... + +Ama adamlar birbirlerine baktı ve başlarını salladı. Genç olanı, yaralı koluna işaret etti. “En iyi ihtimal, yakınlardaki sulukta otlanan birkaç yaban atını yakalayabiliriz. O ve ben binebiliriz, ama eyersiz bir yaban atına binebilir misin? Düşünmüyorum. Bir atın üstünde ikimiz de binip düşmandan kaçmayı umabilir miyiz? Kolum bu haldeyken, tek başıma binebilmem bile şans olur.” + +Maomao bir an sessiz kaldı. Şimdi gerçekten at binmeyi öğrenmiş olmayı diledi. + +Ama hayat varsa, umut da vardır. Aslında, bu iki muhafız son derece iyi kalpli olduklarını kanıtlamıştı. + +Bizi ele verip peşimizdekilere teslim etmediler, son paramızı çalıp gitmediler. + +Görevlerini yerine getirmeye samimiyetle çalıştılar ve bunun mümkün olmadığını anladıklarında, Maomao’ya bunu söylediler. + +“Hâlâ gençsin ve bir kadınsın. Yakalansalar bile seni canlı bırakma ihtimalleri yüksek.” + +Onunla ne yapacakları belli değildi. Haydutlar misafirperverlikleriyle ünlü değillerdi. Ama bir şey kesin: Bu muhafızları yakalasalar, onları öldürürlerdi. + +“Anlıyorum. Ama mümkünse, bir kişiyi sizinle götürebilir misiniz? Çocuklardan birini?” + +“Ne demek istiyorsun?” diye sordu orta yaşlı muhafız, zaten gitmeye hazırlanırken. + +Maomao bir sargı bezi çıkardı ve bir parçasını yırttı. “Xiaohong, annen ne adında?” + +Evet, buydu. Diğer kardeşlerin aksine, Maomao düşündü, hayvanla ilgili bir isim değildi. Bunun yerine “gümüş yıldız” anlamına geliyordu. Sargı bezine kısa bir not yazdı. + +“Bunu ödünç alabilir miyim?” diye sordu Maomao, Xiaohong’un saç aksesuarını alırken. + +“Evet.” + +Maomao sargı bezini saç aksesuarının etrafına sardı, sonra Gyokujun’a verdi, böylece elinde de ağzında da bir bez olsun. + +“Mmmrf!” + +Gyokujun bir şey söylemek istiyor gibi görünüyordu, ama Maomao onu görmezden geldi. + +“Sadece o genci batı başkentine geri götürebilir misiniz?” diye sordu. + +“Bu çocuk? Tek başına?” + +“Evet.” + +Maomao, dedikleri gibi bir kadındı; Xiaohong da öyleydi, üstelik güzeldi. Gyokujun ise genç bir erkekti ve gerektiğinde oyunu oynayacak kadar zeki değildi. Yakalanırlarsa, yapacağı ilk şey muhtemelen peşindeki kişilere babasının kim olduğunu söylemek olurdu. + +Shikyou’nun adının bizim için işe yarayıp yaramayacağı belli değil. + +Haydutların fidye için onları canlı tutma ihtimalini düşündü, ama bir de Shikyou’ya karşı kin besleyen çok insan vardı. Ve rehineler nadiren sağ salim eve dönebiliyordu. + +Maomao, Gyokujun’u yanlarında tutmanın ölme şanslarını dramatik şekilde artıracağına karar verdi. Küçük Xiaohong’a öncelik vermek isterdi, ama durum onu buna zorluyordu. + +Argh. Bu çok israf. Bunu yapmak istemiyorum. + +“B-Bunlar inciler mi?” diye sordu muhafız. + +“Evet. Gerçek olduklarını garanti ederim.” + +İki muhafız ağırla yutkunarak baktı. + +Tanrım, bu çok israf! + +“Sadece bir çocuğu götürmek çok mu zor olur?” Maomao, giysisinin katlarında bir şeyler arıyordu; onlara verebileceği herhangi bir şey. Cebinde birkaç küçük sikke vardı, ama harçlıktan farksızdı. Geriye... + +Acı içinde küçük bir kese çıkardı. İçinde birkaç inci vardı—kusurlu olsalar da, yine de incilerdi. Bunları tıbbi amaçlarla kullanmayı planlamıştı, ama durum, yine onlara olan kaderini dikte ediyordu. + +O kesedeki inciler (Maomao duymuştu) küçük bir ev satın almaya yeterdi. + +Sonunda, yumruyu Gyokujun’un ağzından çıkardı. + +“Ne yaptığını sanıyorsun?!” diye bağırdı. + +“Xiaohong ile ben bu ormanda kalıyoruz,” dedi ona. “Sen bu muhafızlarla batı başkentine döneceksin. Ve Xiaohong’un annesine bunu vereceksin.” Saç aksesuarını işaret etti. + +“Ne? Tek başıma mı gideceğim?” + +“Tam da bu! Süre doldu!” Maomao bezi tekrar Gyokujun’un ağzına tıkıştırdı, sonra kavga edemesin diye ellerini ve ayaklarını bağladı. + +Orta yaşlı muhafız, çırpınan Gyokujun’u sırtına aldı ve ikisini de birbirine sıkıca bağlayan bir iple sabitledi; sanki Gyokujun sırtında binmiş gibiydi. + +“Bunun için üzgünüm,” dedi muhafız, ardından yoldaşıyla birlikte Maomao ve Xiaohong’u ormanda bırakıp gitti. Xiaohong Maomao’ya yapışmış, onları kederle izliyordu. Muhafızların—ve Gyokujun’un—onları orada bıraktığını anlayacak kadar akıllıydı. + +“Özür dilerim. Belki senden sormalıydım,” dedi Maomao. + +“Bu en iyi yol mu?” diye sordu Xiaohong. + +“Umarım öyledir.” + +Peki, o zaman. Zaman kaybetmek onları hiçbir yere götürmeyecekti; eylem her şeydi. + +Maomao etrafına baktı. Kimseye dair bir işaret göremedi, ama peşlerindeki kovalayıcılar yakında orada olacaktı. Çok iyi—büyük bir ağaç buldu ve yere kazıyarak küçük bir çukur açtı. İçine tırmandılar ve üzerlerini yapraklarla örttüler. + +“Gizleniyor muyuz?” diye sordu Xiaohong. + +“Şimdilik, evet.” + +“Ama bizi bulurlarsa ne olacak?” + +“Böyle bir ‘ama’ yok.” + +Gözlerine kestirilmeleri sadece bir zaman meselesiydi. Ama belki... + +Kısa bir süre sonra, ayak seslerinin yanlarından hızla geçtiğini duyduklarını fark ettiler. Maomao’nun görebildiği herkes silahlıydı—bazıları kılıç taşıyordu, ama bazıları tarım aletleri vardı. + +Burada iki olası sonuç var—bizi susturmak için öldürürler ya da rehin olarak alırlar. Maomao, işlerin nasıl döneceğini bilmiyordu. Alınırlarsa nasıl muamele göreceklerini de. + +“Bunun için özür dilerim,” diye fısıldadı Maomao Xiaohong’a. Sonra giysisinin kolunu bir yumruk gibi buruşturup Xiaohong’un ağzına tıkıştırdı. + +Bir grup ayak sesi yaklaştı. Maomao göz ucuyla dışarıya baktı. + +O değildi. + +Onu tutarken Xiaohong’un kalbinin çarpıntısını hissedebiliyordu. Kız, Maomao’nun kalbinin de aynı şekilde hızla attığını muhtemelen seziyordu. Derin sonbaharda ve hava soğumaya başlamışken, Maomao aşırı derecede sıcak hissediyordu. Neredeyse üstlerinden buhar çıkıp onları ele vereceğinden endişe ediyordu. + +Bu da o değildi. + +Her bir haydut yaklaştığında Maomao nefesini tuttu, ama birer birer onları geçmelerine izin verdi. Peşlerindeki kovalayıcılar dikkatsiz davranıyordu. Maomao ve Xiaohong, birkaç dakika öncesine kadar bir çift muhafızla birlikteydi; muhtemelen kimse, iki kızın taş atımı mesafede saklanabileceğinden şüphelenmiyordu. + +Henüz değil. Bekle... + +Maomao bekledi ve bekledi. + +Sonunda, kıvrımlı bir bıçağı olan bir adam yaklaştı. Yüzünde ve vücudunda kalın tüyler vardı; başındaki dağınıktı ve omuzlarında kirli bir pelerin sarılıydı. Maomao onu elli yaşlarında tahmin etti. Boyununda bir şey asılıydı. + +Bu adam. O kişi bu. + +Maomao, daha iyi bir şansın olup olmadığını bilmiyordu, bu yüzden kim olduğunu ya da nasıl biri olduğunu bilmeden bile, şansını denemek zorunda kalacaktı. + +Adam onlardan geçmek üzereyken, Maomao ayağa kalktı. + +“Hey! Sen...” dedi adam. + +Maomao ağzını sıkıca kapalı tuttu. Adam kıvrımlı bıçağını boynuna dayadı. + +Sakin ol. Sakin ol... + +Kanının yavaşladığını hissetti, ama ağzını açtı. “Ey Rabbim, bizi görüyor musun?” dedi. Chue’nin ona yabancı kutsal kitaplardan öğrettiği sözler. Maomao, dilinin takılmamasına kararlılıkla dikkat ederek, kelimeleri net bir şekilde telaffuz etmeye özen gösterdi. + +Sonra adamın doğrudan gözlerinin içine baktı. Buna bir bakış denilebilirdi. Nabzı tavan yaptı ve dizlerinin titremeye başlayacağını düşündü, ama onu buna izin veremezdi. Bu kumarı satmak için, mümkün olduğunca haşmetli görünmeliydi. + +Bir anlık sessizlik oldu—ama sonunda adam mırıldandı: “Ah, haydi canım” ve kılıcı yere bıraktı. Hayal kırıklığına uğramış gibi sesleniyordu. + +Bu, kumarımın tuttuğu anlamına mı geliyor? Maomao, oracıkta çökebileceğini hissetti, ama rolünü sürdürmek zorundaydı. + +“Eğer inançsız olsalardı, onları hemen hallederdik!” diye homurdandı adam. + +Bu çok yakındı! + +Çok, çok fazla yakındı. + +Maomao, adamın boynunda sallanan kolyeye bir kez daha baktı. Sadece bir şeydi, deri bir kayışa asılı küçük bir parça ahşap. Ahşap parça, vakit geçirmek için okuduğu kutsal kitapta gördüğü aynı deseni taşıyordu. + +Aynı kitap ki, öğretileri yakındaki kasabadaki kilisede yayımlanıyordu. diff --git a/output/knh-12/020_knh-12.txt b/output/knh-12/020_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..a34cd21c --- /dev/null +++ b/output/knh-12/020_knh-12.txt @@ -0,0 +1,158 @@ +# Chapter 18: The Bandits’ Hideout + +İnanç kasabası şaşırtıcı derecede sessizdi. Büyük ibadethanenin etrafına sıkışmış dükkanlar vardı, ama hepsi kapalıydı. Bunun yerine, sokaklarda pislik içinde adamlar dolaşıyordu. Hayal gücünün en uç sınırlarında bile köylü gibi görünmüyorlardı; açıkça haydutlardı. + +Maomao ve Xiaohong'u affeden, inancı o kadar derin olan orta yaşlı adam, onları esir olarak önde götürüyordu. Yanlarından geçerken diğer haydutlar onları süzüyordu, ancak yaşlı adam onlara öfkeyle bakınca hemen bakışlarını çevirdiler. + +Bu kasabayı haydutların yönettiği açıktı. Kazançlı işlerde çalışan ya da üretken emek veren adamlar değillerdi; bu kasabanın kaynaklarını tüketiyorlardı ve tüketilecek bir şey kalmadığında bir sonraki yere geçeceklerdi. + +Tıpkı çekirgeler gibi, diye düşündü Maomao, boğazına yükselen mide bulantısını zorla yutarak. + +En azından yargısının doğru olduğunu keşfetmek onu rahatlattı: o orta yaşlı adam, muhatap alınacak doğru kişiydi. Birincisi, buradaki kilisenin bir inanıcısıydı; ikincisi, statüsü en azından bir ölçüde güvencedeydi. + +İnançını boynundaki kolyeden tahmin etmişti. Statüsüne gelince, giysileri ona bir ipucu vermişti. Kirli bir pelerin giyiyordu — pek değerli bir eşya sayılmazdı, ama bir haydutun gözünde yeterince değerliydi. Silahının bıçağı özenle bilenmişti ve pelerini bile sağlam deriden yapılmıştı — hafif bir kılıç darbesiyle parçalanacak türden değildi. + +Haydutların sert ve kaba dünyasında, fiziksel güç doğrudan otoriteye dönüşüyordu. Maomao, bir adamın aksesuarlarının çetedeki hiyerarşik yerini yansıttığını tahmin ediyordu. + +Çabaları, o ince bilenmiş bıçak sayesinde ensesinde kanlı bir yaraya mal olmuştu. Çok kanlı değildi, bu yüzden hızla kurumuştu; ancak Xiaohong'u üzmüştü, çünkü kan her zaman olduğundan daha fazla görünür. + +Bu çocuğun bu kadar uysal olması bana şans getirdi, diye düşündü Maomao. + +Ama Xiaohong'un endişelendiğinde kendi saçlarını yeme alışkanlığı vardı. Bazı insanlar stres altında yabancı cisimler yerdi; onun da muhtemelen bu durumun çeşitli türlerinden birine sahipti. + +"Buraya," dedi adam, onları kasabanın merkezindeki kilisenin içine doğru götürürken. + +Bu inanca ne deniyordu tekrar? Bir şeyler-izm mi? + +Chue'den adını sormuştu, ama telaffuzu zordu ve Maomao onu çok iyi hatırlamıyordu. + +Otuz yaşlarında bir adam, kilisenin ibadet salonunun ortasında yarı uzanmış halde oturuyordu. Kendini oraya yerleştirmek cesurca bir hamleydi. Bir yaralanma sonucu bir gözü eksikti — ve bir kavgada gözünü kaybedecek türden biri gibi görünüyordu. Yabancı kabilelerden birinin üyesi gibi giyinmişti, kolsuz bir gömleğin üzerine tilki postu sermişti. + +Haydutlar, bu dua evinde korkunç misafirler olmuşlardı. Adam yere birkaç post sermişti ve salon boş şişelerle et parçalarıyla doluydu. İki korkmuş kadın, adamın emirlerini yerine getirmek için yakında bekliyordu. + +"İki tane daha getirdim, patron," dedi orta yaşlı adam. + +Patronları... şaşırtıcı derecede genç. Maomao daha yaşlı birini bekliyordu. Ancak genç adamın fiziksel yapısını gözlemlediğinde, belki de çıplak güçle besin zincirinin tepesine tırmandığını fark etti. + +"O ikisi mi?" diye sordu adam. + +"Evet, efendim." + +Kimin için "o ikisi" diyor? + +"Hı. Sanırım oradaki peşe takılan kişiye ihtiyacımız yok." + +Yaşlı adamın "Aynı inanca sahip olanları affedeceğini söylemiştin. En azından onu mutfakta işe koyabiliriz, değil mi?" demesi bir saniye sürdü. + +Yoldaş? Beni mi affetmek? + +Maomao, duruma dair varsayımlarının biraz sapıttığını düşünmeye başladı. Sanki hiç Maomao'yu aramıyorlarmış gibi geliyordu. + +Ama eğer ben değilsem, o zaman... + +Bakışı Xiaohong'a kaydı. + +Patron, ayı gibi bir vücut yapısıyla ayağa kalktı. Xiaohong'un üzerinde yükseliyordu ve genç kız Maomao'nun arkasına saklanırken gözlerinden yaşlar fışkırdı. + +"Hmmm... Hey!" diye bağırdı lider. + +"Efendim?" diye sordu kadınlardan biri, irkilerek. + +"O aranan kişi afişi nerede?" + +Kadın, tereddütle ve yavaşça ona bir parşömen parçası uzattı. Patron afişi açtı ve Xiaohong ile kâğıt arasında gidip gelerek baktı. + +"O... ona biraz benziyor gibi? Sanırım?" + +Bir portreleri mi var? + +Kâğıtta bir çocuğun yüzü vardı ve kişinin en ayırt edici özelliklerine dair yazılı bir açıklama içeriyordu. Maomao, resimdeki kişiyi tanıdı. Bu olabilir mi...? + +Dün tedavi ettiği, şımartılmış genç yabancı kadına şaşırtıcı derece benziyordu. + +Ama yaşları neredeyse aynı değil! + +Ama yabancılar genellikle daha yaşlı görünür. Belki de aslında on yaşlarında olabilirdi. + +Hayır, sanmıyorum. + +Belki okuma yazma bilmiyor? + +Tamam, haklısın. Xiaohong’a bir kez daha baktı. Kızın saçları gerçekten de açık renkti. Uzak mesafeden bakıldığında onu bir yabancı sanmak pek de zor olmazdı. Gözleri mavi değildi, ama bu detayı ancak çok yakından bakılırsa fark edilebilirdi. + +Xiaohong en fazla yedi ya da sekiz yaşındaydı. İsteseydi bile on yaşında geçemezdi; oysa bozuk dişli kız en az on iki ya da on üç yaşında görünüyordu. + +Yabancılar, Maomao’nun ülkesindeki gibi yaşlarını hesaplamazdı; orada herkesin yaşı yılın ilk gününde birer yaş artardı. Onlar doğum gününden itibaren sayarlardı, yani bir kişi tam olarak doğumunun birinci yıldönümünde “bir yaşına” girerdi. Bu mantığa göre, Xiaohong’un on yaşında sanılması mümkündü. + +Belki de biri Gyokujun'u bizimle birlikte gördü ve hakkında bazı bilgiler rapora karıştı? + +Maomao, açıklamasıyla birlikte gelen portreye bir kez daha baktı. + +Açık altın sarısı saçlar, mavi gözler, yaklaşık on yaşında... + +Yine de Xiaohong’un gözleri mavi değildi, bu yüzden farklı bir kişi olduğu hemen anlaşılmalıydı; ama patron bunu fark etmemişti. + +Afişte dikkat çekici bir başka özellik daha listelenmişti: +Kız kılığında olabilir. + +Artık Maomao, kendisinin ve Xiaohong’un neden yakalandığını anlıyordu. + +“Uf, unutmak en iyisi! Oğlan olması gerekiyordu, değil mi? Peki, emin olmanın bir yolu var. Soyun onu! + +Patron Xiaohong’un elini tutmaya çalıştı. Maomao araya girdi. + +“Ne oluyor?” diye sordu iri yarı adam, sinirli bir tonda. + +Maomao yutkunarak geri çekilmemeyi zorla başardı. Evet, doğru kararı vermişti. Gyokujun da olsaydı durum çok, çok daha tehlikeli olurdu. + +“Emin olmanıza gerek yok,” dedi. “Bu çocuk bir kız. Onu soyunmasına yardım edeceğim, lütfen elinizi çekin.” + +Maomao, Xiaohong’u öne doğru itti. Kız mı yoksa erkek mi olduğu oldukça açık olmalıydı. + +“Bu sadece bir an sürer,” diye fısıldadı Maomao, ağlamak üzere görünen Xiaohong’a. Ardından eteğini kaldırmaya başladı. Patron onun bir kız olduğunu görünce, onlarla işi bitmiş olacaktı. + +Tam o anda, patrona hizmet eden kadınlardan biri öne çıktı. “E-Efendi Tek Göz Ejderha... Lütfen, çocuğu ben kontrol edeyim.” + +“Mm,” diye homurdandı adam. “Tamam. Neden ki, çıplak bir çocukla ne işim var ki?” + +Tek Göz Ejderha—yani buranın patronunun lakabı buydu. + +“Tek Göz Ejderha”? + +Maomao, ne kadar büyük bir isim olduğunu düşündü. Nesiller önce büyük bir savaşçının taşıyacağı türden bir takma ad. + +Kadın yanlarına geldi ve Xiaohong’un eteğine dokundu—bütün bu süre boyunca ağlayarak. “Üzgünüm, tatlım,” dedi. Xiaohong bir şey söylemedi. + +Kadın, bu zavallı çocuğa mümkün olduğunca az utanç yaşatmaya çalışıyordu. Xiaohong’un bacakları arasında “fazladan” bir şey olmadığını doğruladıktan sonra, rahatlamış bir ifadeyle Tek Göz Ejderha’ya döndü. “Kız,” diye rapor verdi. + +“Hah! Öyle mi? Hangi aptal bana bir sonraki gelen arabaya bakmamız gerektiğini söyledi?” + +“Bir sonraki kasabada içerideki adamımız.” + +“Tamam. Yüz sopa, üç gün yoksunluk.” + +“Evet, efendim.” Orta yaşlı adam sessizce görevine döndü. + +“Uf, lanet olsun. Sanıyordum ki sonunda Shikyou’yu yakalayacağım.” Tek Göz Ejderha, tıpkı inatçı bir çocuk gibi yere tekme attı. O kadar iriydi ki, zemin titredi. + +Az önce Shikyou mu dedi? + +Maomao, Xiaohong’un önünde durarak onu korudu. Kız, amcasının adını duyunca sarsılmıştı—ve Maomao’nun en istemediği şey, Tek Göz Ejderha’nın Shikyou’nun akrabalarından birine sahip olduğunu fark etmesiydi. + +Ona ne yapacağını kimse bilemezdi... + +Maomao’nun arananlar afişinde gördükleri, bozuk dişli yabancı asilzade kızın—hayır, yabancı çapulcunun—bir tür kavga çıkarmış olduğunu açıkça gösteriyordu. Çocuk son derece korumalı görünüyordu—sonunda oldukça önemli biri olduğu ortaya çıkmıştı. + +Kaçışım, Jinshi’yi bir tür dertten kurtarmak içindi. Neyse, o çocuk ve dişi bir tür siyasi anahtardı. + +“Bu ikiliyle ne yapacağız?” diye sordu orta yaşlı adam Tek Göz Ejderha’ya. + +“Ne isterseniz. Umursamıyorum.” + +Tek Göz Ejderha onlara olan ilgisini tamamen yitirmişti—ya da hırsızlık yapıyordu. Hangisi olursa olsun, bir ayı ya da kaplanın öğle uykusuna yatması gibi deri “yatağına” kıvrıldı. + +“Sen,” diye bağırdı orta yaşlı adam, Xiaohong’a özür dileyen kadına. “Seni al. Onlar bizim inananlarımızdan.” + +“Evet, efendim.” Kadın eğildi. Tek Göz Ejderha’dan korkuyordu, ama bu adama karşı saygıya yakın bir şey hissediyordu. + +“Bu taraftan,” dedi Maomao ve Xiaohong’a ve onlara başka seçenek kalmadan onu takip ettiler. diff --git a/output/knh-12/021_knh-12.txt b/output/knh-12/021_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..b9bf337f --- /dev/null +++ b/output/knh-12/021_knh-12.txt @@ -0,0 +1,276 @@ +# Chapter 19: The Bandit Village (Part One) + +Bölüm 19: Haydut Köyü (Birinci Kısım) + +Maomao ve Xiaohong, kadınlar ve çocuklarla dolu bir odaya götürüldü. Duvarlar boyunca dizili yatak örtüleri ve yastıklar, hepsinin burada birlikte uyuduğunu gösteriyordu. Dışarıda, gövdesi kaslı bir adam nöbet tutuyordu. + +Durum buydu. Kasaba halkı, haydutların ortak baskısı altındaydı ve kadınları ile çocukları fiilen rehin olarak tutuyorlardı. Daha önceki o özür—"Kızım, üzgünüm"—Xiaohong'un bu işe bulaştırılması için miydi? Ama o zaman, kasabalılar da aynı derecede kurbandı. Maomao, o sözlerin tam olarak ne anlama geldiğini henüz kesin olarak bilmiyordu. + +Onlara refakat eden kişi, ikisini şişman, orta yaşlı bir kadının yanına getirdi. Kadın, "Yeni gelenler mi? Hmm," dedi. Maomao ve Xiaohong'u baştan ayağa süzdü. "İkisi de sırık gibi. Onları kullanabiliriz sanırım. Laoshi getirdi onları, değil mi?" + +"Evet. Aynı inanca sahip olanlar," diye cevap verdi diğer kadın. + +O yaşlı adam, laoshi mi? + +Muhtemelen bir papazdı ya da en azından kiliseyle bağlantılı biriydi. Bu da, onun haydutlardan biri değil, bu kasabanın bir sakini olduğu anlamına geliyordu. + +Yani, buradaki insanlar haydutlarla işbirliği yapıyorlar—ya da buna zorlanıyorlar. + +Bu, kadının özrünü açıklıyordu. Yine de, Maomao bunu çoktan anlamış olmalıydı—tarım aletleri taşıyan ne tür haydutlar olurdu ki? + +Şişman kadın Maomao'ya baktı. "Üzgünüm kızım, ama üzerindeki her şeyi çıkarmalısın. Bu odada zaten sadece kadınlar var. Soyun, sonra da giyin." + +"Evet, hanımefendi," diye cevap verdi Maomao. Onu pek rahatsız etmiyordu. Sadece kıyafetlerini çıkarmaya başladı. Oda, kadının dediği gibi, tamamen kadınlardan oluşuyordu; üstelik arka saraya her girişinde yapılan rutin üst aramalarına alışkındı. + +Sadece minicik bir sorun vardı. + +"Bu ne?" + +"Bu bir pıhtılaştırıcı, hanımefendi." + +"Peki bu?" + +"Antipiretik." + +"Peki ya bu neyin nesi?" + +"Öksürüğe iyi gelir." + +Orta yaşlı kadın, Maomao'nun elbisesinin katmanlarından çıkan bitkisel ilaç paketlerinin dağına bakarak giderek daha sabırsızlaşıyordu. + +"Bu ne?" diye sordu. + +"Bu... bir enerji toniği," diye cevap verdi Maomao. + +Söz konusu eşya, Biaoshi'nin ona verdiği şişeydi. + +Bu, bir enerji toniği sayılmaz değil, diye kendine söyledi Maomao. Yılan zehri, şarabına kesinlikle lezzet katar. + +"Sen kimsin peki?" diye sordu orta yaşlı kadın. + +"Bir şifacı kadın," diye cevap verdi Maomao. Bu dürüst bir gerçektir; şimdi saklamaya çalışmanın anlamı yoktu. Makyaj malzemeleri, yere saçılan eşyalar arasındaydı, bu yüzden Xiaohong'un annesi olduğu hikâyesini ne kadar ileri götürebileceğine karar vermesi gerekecekti. + +"Şifacı kadın, öyle mi? Ve bu senin ilacın mı? O zaman yakında tut. Onların eline geçmesine izin verme—sadece çöpe atarlardı. Ne yapacaklarını bilmezler, eminim." + +Kadın soğuk görünüyordu, ama derinlerde kötü bir insan olmadığı izlenimi veriyordu. Elbette, bunun tek nedeni, Maomao'nun onunla aynı inancı paylaştığına inanması olabilirdi. + +Ben tam anlamıyla bir inançsız sayılmam, ama benim de onlar gibi inandığımı düşünmeye devam etmeleri daha iyi olurdu. + +"Başka bir şey giy; senin için kıyafetlerini yıkayacağız. Yıkama yapabilir misin?" + +"Evet, hanımefendi. Ayrıca, sormama izin verirsen, bindiğimiz arabadaki yükü alabilir miyiz acaba?" + +"Maalesef hayır. İçinde önemli bir şey mi vardı?" + +"Öyle bir şey değil, ama çok sevdiğim kutsal kitap kopyam o arabadaydı. Kıza öğretiyordum." + +Xiaohong bunu bir işaret olarak aldı ve Maomao'ya sıkıca sarıldı. + +O, harika bir küçük oyuncu, diye düşündü Maomao. Belki umutlu davranıyordu, ama Xiaohong'un bu işi başarmasına yardım edebileceğini düşünüyordu. + +Maomao'nun rahatlamasıyla, diğer kadın hikâyeye tamamen kapıldı. "Kutsal kitaplar mı? Bu olmaz. Öğretmene yardım etmesini rica edeceğim." + +Onlara verilen kıyafetler kaba, ama sağlam dokumalıydı. Üzerlerindeki pamuklu kıyafetler kasabada çok fazla dikkat çekerdi. Üstelik, pamuk, bir Biaoshi ile seyahat eden bir ev hanımı için iyi olabilirdi, ama neredeyse esir olan iki kişi için, kaba dokumalı kumaşlar daha çok o role yakışırdı. + +"Tamam, yapacak işlerim var. Şu oradaki kızlara nasıl yardım edebileceğinize bakın," dedi orta yaşlı kadın. + +"Anlaşıldı, hanımefendi," dedi Maomao, kibarca eğilerek. + +"Şimdi, dinle," diye ekledi kadın. "Burada işini düzgün yapmazsan, bir saniye düşünmeden seni atarlar. Hayatta kalmak istiyorsan, rahat ev hayatını unut ve daha önce hiç yapmadığın kadar çalış. Hiçbir şeyi senin için küçük görme." + +Maomao ve Xiaohong ikisi de enerjik bir şekilde başlarını salladı. + +"Hey, adınız neydi tekrar?" diye sordu kadın. + +"Oh, uh, adlarımız?" dedi Maomao, panikleyerek. Bu kadına gerçek adlarını söylemek güvenli miydi? Bir Gözlü Ejderha açıkça Shikyou'ya düşman kesilmişti ve Xiaohong'un onun yeğeni olduğunu fark ederse—bu düşünce Maomao'yu korkuttu. Ama aynı şekilde, Jinshi Maomao'nun izini sürüyorsa, onu orada olduğunu bilmediği için gözden kaçırmasını istemezdi. + +Hrm... + +Bir an düşününce, aklına şunu geldi: + +"Ben Xiongxiong, bu da Xiaolan." İsimler sırasıyla "ayı-ayı" ve "küçük kurt" anlamına geliyordu, ama bu kadar kısa sürede yapabildiği en iyisiydi. Xiaohong'a bir bakış attı; kaşları çatılmış, sanki bir tırtıl bakıyormuş gibi görünüyordu. + +"Xiongxiong ve Xiaolan mı? Gerçekten mi? O isimler biraz... erkek gibi değil mi?" diye sordu bir kadın, dostça bir tonda. Maomao daha önce Bir Gözlü Ejderha ile tanıştığında ona hizmet eden diğer kadındı. Güneşten bronzlaşmış teni onu olduğundan yaşlı gösteriyordu, ama on yedi yaşında olduğunu söylüyordu. Zaten üç çocuğu vardı, bu da Maomao ve Xiaohong'un anne-çocuk kılığına girmesinde hiçbir tutarsızlık olmadığını en azından doğruluyordu. + +"Evet, öyle. Ailemdeki kadınlara, hastalıklara karşı dayanıklı olmaları için güçlü isimler verilir," dedi Maomao. Yalanı nefes almak kadar kolay buldu; bunu söylerken hâlâ sebze soyabiliyordu. (Diğer kadın, fiziksel yapısının ağır işlere uygun olmadığını karar vermiş ve onu mutfakta çalıştırmaya koymuştu.) + +Maomao sebzeleri soydu, Xiaohong da yıkadı. Bu kasabanın tek artısı, bir su kaynağına yakın olmasıydı; bu da çoğu yerden daha fazla su kullanma lüksünü veriyordu. + +O anda, Maomao sıradan bir beyaz patates soyuyordu. Bir ömür boyu yetecek kadar patates görmüştü. + +"Özgürlüğümüz olmayabilir, ama güçlü kalmaya çalışın. En azından öldürülmekten iyidir," dedi diğer kadın, oldukça konuşkan olduğu ortaya çıktı. Sebzelerle uğraşırken, kasabanın hikâyesini anlattı. Yer daha önce hareketliydi, ama sürü geldiği anda insanlar neredeyse tamamen gelmeyi bıraktı. Başka bir çaresi olmayan kasabalılar haydutlara katıldı, böylece haydutlar güçlerini genişletti. Daha da kötüsü, o değersiz "patron" yaklaşık bir ay önce ortaya çıktı ve kasabayı ele geçirdi. Batı başkenti durumu ele almak için bazı askerler gönderdi, ama hepsi katledildi. Batı başkentinin hiçbir raporu olmamasına şaşmamak gerek. + +Bir ay mı? + +Durum, düşündüklerinden daha kötüydü. + +"En güçlü köylülerimiz direnmeye çalıştı, ama haydutlar hepsini öldürdü. Kendine Bir Gözlü Ejderha diyen o şaklaban pek zeki olmayabilir, ama bunu telafi edecek kasları var. Laoshi, onunla anlaşmamızı öneren kişiydi... Bir Gözlü Ejderha'ya karşı kendi başımıza duramayacağımızı söyledi." + +Laoshi—bu, Maomao ve Xiaohong'u yakalayan inanç adamı olmalıydı. Önerisi, onları şu anki duruma getirmişti. + +Bu çok uzun süre devam edemez. + +"Laoshi"leri bunu anlıyor muydu? Durumdan çıkış yolu olmadığı için, belki de sadece biraz daha uzun yaşamayı umuyordu. + +Maomao, soyulmuş patatesi bir kovaya atarken hâlâ bunu düşünüyordu. "Kabukları nereye atmalıyız?" + +"Atmıyoruz. Kavrarak son inançsızların yemi olarak kullanıyoruz," dedi diğer kadın, iğrenç bir bakışla. + +"Kabukların tadının çok iyi olduğunu söyleyemem. Dilinizi karıncalandırıyor," dedi Maomao, patates kabuğu ve tomurcuklarının zehirli olduğunu duymuş olduğundan birkaç kez kendisi de tadına bakmıştı. + +"Evet, iyi, haydutların bize yaptırabildiği her şey bu. Tadını biraz daha iyi hale getirmek için bunu kullanıyoruz." Kadın, Maomao'ya baharat karışımıyla dolu bir kavanoz gösterdi. + +"Patatesi bile zar zor karşılayabiliyorsunuz, ama onlara bol baharat veriyorsunuz?" + +Tuz ve biberin ötesinde—karışım, tarçın, muskat ve safran gibi şeyleri içeriyordu. Bu baharatların hepsinin aynı zamanda tıbbi özellikleri vardı, bu yüzden Maomao'nun gözleri parlıyordu. + +"Başka bir şey yapacak durumda değiliz," diye cevap verdi kadın. "Yani adamlar bir kervana saldırdı ve bunları bize getirdiler—harika. Onları satacak bir yolumuz yok, bu yüzden istediğimiz gibi kullanmamızı söylediler." + +"Ne israf." + +"Ah, ama faydaları var. Biraz baharat, berbat malzemeleri örtmek için çok işe yarar. Örneğin, ara sıra haydutların yemeklerine çürümüş sebzeler karıştırsak..." Kadın adeta sırıttı. "Senin de aynı inanca sahip biri olduğunu görmek beni çok sevindirdi, Xiongxiong. İnançsız olsaydın, oh, zor günler görecektin!" + +"Neyi kastediyorsun?" diye sordu Maomao, olabildiğince sakin görünmeye çalışarak. + +Bu laoshi, inançsızların tasfiye edilmesi için onları toplamıştı. + +"O... orada küçük çocuklar vardı! Benim küçük çocuğumun oyun arkadaşları. Fiziksel işlerde kullanılamayacak herkes..." + +Ağlamaya boğuldu. + +"Diğerleri hepsi küçük balık. O olmasaydı..." + +Bah. + +Tek Gözlü Ejder, köylülerin sayısını yarıya indirmek istiyordu. Laoshi ona yalvarmış, hepsinin onun için çalışacağına söz vermişti. Ama... Kadının gözleri yaşlarla doldu. "Tek Gözlü Ejder, 'O zaman onları yarının da yarısına indiririz!' dedi. Ve... Ve laoshi'ye seçim yaptırdı." + +Maomao, onları gözetleyen adamın çalışmadıklarını düşünmesinden korkarak etrafına göz attı. "Anlıyorum. Bu kadar acı verici anıları hatırlattığım için üzgünüm." + +Maomao kadının sırtını ovaladı ve dişlerini sıktı; bu korkunç Tek Gözlü Ejder hakkında yapabileceği bir şey olsa keşke diye diledi. + +Birkaç gün sonra Maomao, ortamı kabaca kavramaya başlamıştı. Kadınlar duygularını konuşarak dışa vuruyordu, bu da Maomao gibi yeni gelenlere dinilecek bolca malzeme demekti. + +Patron kendine Tek Gözlü Ejder dese de, kadınların dediğine göre daha çok bir ayıya benziyordu. Kaslarının beyninden büyük olduğunu ve ayaklarının ne kadar koktuğunu anlatıp durdular; Maomao, bunları duyan biri olsa hepsinin bu sözlerden ötürü öldürülebileceğini düşündü. + +Tek Gözlü Ejder pek zeki olmasa da keskin bir sezgisi vardı ve yasa dışı eylemlerde bulunanları kendi gücüyle bir arada tutuyordu. + +Bir kadın pirinç pişirirken, Maomao da elinden geldiğince patates soyuyordu. Kabuklar yenileceği için en azından gözlerini çıkarmaya çalışıyordu. + +Maomao ve Xiaohong'un atıldığı oda, yaklaşık otuz kadın ve çocuğun eviydi. İşlere göre ayrım yapılmıştı: odadaki insanların çoğu mutfakta çalışırken, diğerleri çamaşır veya temizlik işlerini üstleniyordu. Köyde bir zamanlar bin kişi civarında insan yaşıyordu, ancak böcek istilası sonrası bunların yarısı başka bölgelere göçmüştü. Gidenlerin çoğu tüccarlardı; geride kalanlar ise büyük ölçüde çiftçiler, gidecek başka yeri olmayanlar ve kiliselerini savunan gerçek inançlılardan oluşuyordu. + +Aslında haydutların sayısı o kadar da fazla görünmüyor. + +Belki elli civarı, artı eksi. Ama bu, silahlı olmayan bir köye saldırmak için fazlasıyla yeterliydi. Yasa dışı eylemciler, batı başkentinden gönderilen askerlerle halledildikten sonra, burada sadece rahipler ve çiftçiler kalmıştı. + +Çiftçiler genellikle iri yarı olur; fiziksel olarak güçlüdürler. Ama savaşmayı bilmezlerdi. Lahan'ın Kardeşi bunun mükemmel bir örneğiydi. + +Köyün yeni baskıcılarının erkekleri haydutça işlere zorladığını göz önüne alırsak, Tek Gözlü Ejder'in takipçileri muhtemelen ciddiye alınacak bir güç değildi. Aslında sadece bir kalabalıktılar. + +"Biliyor musun," dedi Maomao, bir sonraki sorusunu sorması gerektiğinden emin olamasa da yine de sordu, "Tek Gözlü Ejder, Shikyou adında birinden bahsediyordu. O kim?" + +"Oh, o mu? Görünüşe göre yıllar önce o ayının gözünü çıkaran adam. O canavar, Shikyou'nun koruduğu kervana saldırdığı için bunu kendisi hak etti, ama 'patron' yine de onu suçluyor!" + +Aptal büyük oğul! diye düşündü Maomao. Tamam, aslında Shikyou'nun suçu değildi, ama yine de Maomao'nun bu dertlere düşmesinin sebebi oydu. Elbette, Xiaohong onu almaya geldiğinde Maomao'nun bu duruma sürüklendiği de savunulabilirdi... + +Kahretsin, suçlamak için çok tatlı. + +Maomao, kız için bir miktar sempati duyduğunu fark etti. Şikâyetçi, sinir bozucu çocukların arasında o kadar çok vakit geçirmişti ki, gerçekten dinleyen ve söyleneni yapan bir çocuk karşısında büyülenmemek elde değildi. Dünyadaki tüm çocuklar böyle olsaydı, belki çocukları gerçekten sevdiğine inanabilirdi. + +Sanırım Prens Lingli de tatlıydı. Ama o işti. + +Birdenbire Yeşim Köşkü'nü hatırladı. Oradaki tüm sakinlerin iyi olup olmadığını merak etti. + +Ciddi konuşmak gerekirse, bu duruma düşeceğini bilseydi, Xiaohong'u görmezden gelmek daha iyi olurdu. Ve düşünün, onu buna teşvik eden Hulan'dı! + +O adamı sevmediğimi biliyordum. + +Muhtemelen Shikyou'yu tuzağa düşürmeye çalışıyordu. + +Sinirimi bozuyor. + +Maomao yumruğunu salladı. Önce patatesi bile bırakmamıştı. + +Zihni daireler çizerek dönüp dururken, patatesleri soymayı bitirdi. Kabukları ve sebzeleri kesme tahtasına koydu. Patatesler ana yemek için buğulanacak, kabuklar ise ince ince doğranıp sote edilecekti. + +Maomao bir patates kabuğu aldı ve ona asık suratla baktı. + +Daha iyi malzemelere ihtiyacımız var. + +Maomao'nun duyduğuna göre, kasaba nüfusunun dörtte birinin tasfiye edilmesi konuşulsa da, hepsi öldürülmemişti. Çalışabilecek durumda olanlar işe koşuldu. Kölelerden farksız muamele gördükleri için aldıkları yiyecekler gerçekten de berbattı. Sadece biraz baharatla sotelenmiş patates kabukları. Oysa haydutlar değerli koyun eti ve tereyağı yiyordu. + +Mutfaktan sorumlu kadın bundan memnun değildi, ama yapabileceği pek bir şey yoktu. Ne yapabildiyse yaptı: patates kabuklarını etten sonra kavurarak lezzetini biraz olsun emsini sağladı. + +Maomao, bu köyde farklı bir inanca sahip olduğu için insanlara ayrımcılık yapılmasının hiç de alışıldık bir durum olmadığını ve laoshi'nin kararının bazı hoşnutsuzluklara ve kırgınlıklara yol açtığını anladı. + +Birinin, "Sadece bizim inandığımız şeylere inanmadıkları için küçük çocukları terk etmek korkunç," dediğini duydu. + +"Katılıyorum," dedi başka biri. "Laoshi, sandığım adam değilmiş. Bakın o büyük ayıyla nasıl içli dışlı!" + +Aynı anda, diğerleri farklı bir görüşteydi. + +"Kendimiz de ölebilirdik." + +"Bir tür seçim yapmak zorundaydı. Onu zorladılar!" + +"Yine de," dedi kadın, patatesleri tencereye koyarken, "inançsızlara çok borçluyuz. Bu patatesler bile bizim inançlarımızı paylaşmayan iyi kalpli bir adam tarafından bize getirildi." + +İyi kalpli bir adam, farklı din? diye düşündü Maomao. Zihnine tek bir yüz geldi. +Lahan'ın Kardeşi! + +Bu, tarım yöntemleri öğretmek için dolaştığı köylerden biri olmalıydı. Patatesi temel gıda olarak benimsedikleri için, başarılı olduğunu söylemek abartı olmazdı. + +"Sadece birkaç gün kaldı, ama ne kadar da çalışkandı! On yaşım küçük olsaydı, ah, ona hemen evlenme teklif ederdim!" dedi teyzelerden biri. + +"Evet, iyi de, on yıl önce zaten evliydin, değil mi? Ama kızım için mükemmel olurdu. Birkaç gün daha kalsaydı, bir gece odasına sızmasını söylerdim!" + +"Ah, evet, komşum da aynı şeyi söyledi. Dedikoduya göre çiftçi gibi görünüyordu ama aslında ünlü bir aileden geliyormuş!" + +"O şakaları bırakın! O çapayı nasıl kullandığını gördünüz. Hiçbir şımarık aristokrat bunu yapamaz. O adam çiftçi bir soydan geliyor, bundan şüphe etmeyin!" + +Eh... Tekni olarak askeri bir aileden geliyor, diye düşündü Maomao, ama sessizce dinledi. + +"Ne demek istediğini anlıyorum. Ah, o çapayı nasıl kullanıyordu!" + +Bak sana, "Kardeş"! Kadınlar seni seviyor. + +Lahan'ın Kardeşi, duyduklarını duyabilseydi ne düşünürdü diye merak etti. Buradan sağ salim çıkarsa, belki onu buraya getirip güzel kızlarla tanıştıracaktı. Belki buradaki birine çok iyi bir damat olurdu. + +Sonunda cesaretini toplayıp sordu: "Affedersiniz..." + +"Evet, Xiongxiong? Ne oldu?" + +Maomao, bu ismi kendisi seçtiği halde hâlâ alışamamıştı. Başka bir şey bulamadığı için Xiongxiong'a mahkûm kalmıştı. Hatta normalde ifadesiz olan Xiaohong bile bunun aptalca bir isim olduğunu düşünüyormuş gibi görünüyordu. + +"Bizim buraya gelişimizden hemen önce bir kadın biaoshi geçti mi? Onu korumacı olarak tutmuştuk..." + +Bunu bütün bu süre boyunca merak ediyordu. + +"Hmm," dedi kadınlardan biri, yemeğin tadına bakarken. "Böyle bir şey için bir kargaşaya şahit olduğumu hatırlamıyorum. Ama o zaman, bütün bu süre boyunca mutfaktaydım. Dışarıda neler olduğunu her zaman bilemiyorum." + +"Ben de emin değilim," dedi başka bir kadın. "Ama inançsızlara rastladıklarında, çoğu zaman onları hapse atıp ne yapacaklarını sonra karar veriyorlar." + +"Hapishane?" diye sordu Maomao. Biaoshi'nin bu kadar kolay yakalanabileceğine inanmakta zorlanıyordu, ama yine de bu durumu öngörememişti. Belki de koşup Maomao ve diğerlerini geride bırakmıştı. + +Maomao inledi ve patates kabuklarını doğramaya koyuldu. + +"Bunları yıkadım," dedi Xiaohong, patateslerle gelerek. + +"Küçük bir kız için ne kadar da çalışkansın," dedi kadınlardan biri, Xiaohong'un başını deri gibi sert bir avuçla okşayarak. Xiaohong utangaçça gülümsedi. + +"Her ikiniz de çalışkan türden olduğunuz için çok sevindik. Mutfakta işe yaramaz olsaydınız, başka türden işlere bırakılırdınız." + +"Burada olanlardan daha mı kötü?" diye sordu Maomao. + +"Temizlik ve çamaşır çok ağır fiziksel iş ve tarlalara gönderilmek de bundan beter. Kolay iş yok, ama en azından mutfak hizmeti çoğunlukla dertsiz. Sadece dikkat etmeniz gereken bir şey var." + +"N-Nedir o?" + +Kadın Maomao'nun yüzüne yapıştı. "O büyük ayıya sırayla bakıyoruz, ikimiz birlikte. Sıra sana geldiğinde, komik şeyler deneme. Bir kız, o dikkat etmediğinde onu öldürmek için bir bıçak almıştı. Ama o..." + +Kadın cümlesini bitirmedi, ama karanlık ifadesi her şeyi anlatıyordu. Söz konusu kız başarılı olamamıştı. + +Peki ya zehir? diye düşündü Maomao. + +"Yiyecek ve içeceklerine, kızların önce tadına bakmasını sağlamadan dokunmaz. Zehirlenmemiş olduğundan emin olmak için." + +Maomao, hâlâ etin suyuyla parlayan tencereyi aldı ve doğranmış patates kabuklarını attı. diff --git a/output/knh-12/022_knh-12.txt b/output/knh-12/022_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..b415c985 --- /dev/null +++ b/output/knh-12/022_knh-12.txt @@ -0,0 +1,79 @@ +# Chapter 20: The Bandit Village (Part Two) + +20. Bölüm: Haydut Köyü (İkinci Kısım) + +“Xiongxiong, buraya gel. Bir şifacı kadın olduğunu söylemedin mi?” diye sordu mutfak personeline bakan orta yaşlı kadın. Yüzünde endişeli bir ifade vardı. “Bir anlığa benimle gelebilir misin?” + +“Elbette, teyze.” + +Maomao, kadının peşinden kasabanın kenarına kadar gitti. Orada, kuru otların üzerinde yatan bir adamla karşılaştılar. Adamın nefesi sert ve düzensizdi, bir bacağı gayri tabii bir açıyla kıvrılmıştı. Yüzünün yarısı dayak izlerinden şişmişti ve ağzından kan damlıyordu. Maomao, kırık dişler olduğunu tahmin ediyordu. Üstelik vücudunun her yeri kesiklerle doluydu. Onu yirmi yaşından bile küçük, hâlâ bir çocuk olarak gördü. + +Maomao, “Burada tam olarak ne oldu?” diye sorarken bile hareket etmeye başlamıştı. + +Kırık bacağı, gencin kalbinden daha yüksek bir konuma getirdi. Yakınlarda pişirme için kullanılan odun parçaları duruyordu; bunlardan birini alıp uzvu sabitlemek için çabucak bir atel hazırladı. En azından kırık temizdi. Kemik parçalanmış olsaydı, parçaları çıkarmak için bacağı yarıp açmak zorunda kalırdı. + +“Tek Gözlü Ejder’in ‘özel ilgisini’ gördü,” dedi kadın. + +“İlginç bir ilgi.” + +Burada bir “ders” verildiyse, görünüşe göre işler çok ileri gitmişti. Kadının gözlerindeki kaygıdan, dövülen gencin kasabalılardan biri olduğunu tahmin etti. + +“Uzun süre yatarak ve yiyip içerek vakit geçirmekten sıkıldığında, dayak atacak birini seçiyor. Bunu ‘eğitim’ diye adlandırıyor. Bu, gördüğümüz en kötü durum değil—bazen insanları öldürüyor.” Teyzenin gözleri uzaklara dalıyordu. + +“İnsanları öldürüyor? Çoğumuzun ‘eğitim’ diyeceği bir şey gibi gelmiyor.” + +“Bu gencin aslında bir darbe indirdiğini duydum. Çok da ciddi değildi, neredeyse sıyrık sayılırdı, ama o ayı öyle şok oldu ki ağzının içini ısırdı—bu da genci ezip geçmesi için bahane oldu.” + +Kırık dişlerden arta kalan olup olmadığını görmek için Maomao, gencin kanlı ağzına baktı, ardından buruşturulmuş bir bez parçası soktu. Basıncın kanamayı durdurmasına yardımcı olabileceği için ısırmasını istiyordu, ama bilincinde olup olmadığından emin değildi. + +“Isırabilir misin?” diye sordu. Genç bir şey söylemedi, ama zayıf bir şekilde başını salladı. + +Kanmayı durdurmak için elindeki değerli *puhuang* stokunun tamamını harcadı. + +Genç adamın gömleğini çıkarıp baştan aşağı kontrol etti; şükürler olsun ki başka bir şeyin kırık olmadığı anlaşılıyordu. Herhangi bir yaralanma, iç organlarına ölümcül hasar verebilirdi. + +“Elimdeki malzemelerle yapabildiğim bu kadar,” dedi diğer kadına. “Şu an ihtiyacı olan besleyici gıdalar ve biraz dinlenme.” + +“Bunları alamayacak,” dedi kadın mutsuz bir sesle. “Çalışamayan herkes, inançsızlarla birlikte atılıyor. Umut edebileceği en iyi şey ince bir çorba ve patates kabukları. Oradaki insanlar sık sık mide bulantısı yaşıyor. Belki de bu kadar yetersiz beslenmelerinden kaynaklanıyordur.” + +Maomao, bunun patates kabukları ve filizleriyle daha fazla ilgili olduğunu tahmin ediyordu—patatesleri soymaya çalışırken gözlerini çıkarmaya çalışmıştı, ama yine de zehrin bir kısmı kalabiliyordu. + +Belki bir şey söylemeliyim, diye düşündü, ama endişelerini dile getirmesinin tek sonucu, inançsızların hiç yiyecek bulamaması olurdu. + +“Her neyse, teşekkür ederim,” dedi kadın. “Erkekleri çağırıp bu genci oradan kaldırtacağım. Sen geri dönebilirsin.” + +“Evet, teyze.” + +“Ama önce...” Maomao'ya yaklaşması için elini salladı. + +Kadının ne istediğini merak ederek yanına gitti: ortaya çıkan, Maomao ve Xiaohong'un kasabaya geldiklerinde giydiği kıyafetlerdi. Maomao, bir daha onları görebileceğini hayal bile etmemişti. + +“Yırtık yerleri yama yaptım. Bunları bir yere saklamanı öneririm—her kim görürse, onları kendine alır, buna emin olabilirsin.” + +“Çok teşekkür ederim.” Maomao başını eğdi ve kıyafetleri inceledi. + +Yamalanması gereken bir şey hatırlamıyordum. + +Belki ormanda koşarken kıyafetleri bir şeye takılmıştı? Muayenesi, kollarında dikiş izleri ortaya çıkardı ve nefesini tuttu. Kadın yamamaktan çok daha fazlasını yapmıştı; bir kuş şeklinde ince işçilikli nakışlar eklemişti. Kolların iç kısmında, aramıyorsanız asla bulamayacağınız bir yerde, zarifçe nakışlanmış bir serçe vardı. + +Bu ne anlama gelebilirdi... + +Nakışlar, ince bir desenin ardına sığınmış zarif harfler çıktı. Yabancı bir dilde yazılmışlardı ve Maomao onları ancak zorlukla okuyabildi. + +Akşam yemeği... servis... yarat... fırsat. + +Bu kelime dizisinin tesadüf olduğunu sanmıyordu. Orta yaşlı kadına baktı, kadın ise zaten dönüp gitmişti. + +Şimdi düşününce... + +“Hayatta kalmak istiyorsan, konforlu ev hayatını unut.” + +Kadın bu sözleri söylediğinde, Maomao, kendisiyle Xiaohong'un bir anne ile çocuk olduğunu ona söylememişti. Yine de kadın bunu biliyordu. + +İşte mesele bu, diye düşündü Maomao. Bir şekilde, bundan emindi. + +Mutfak personelinin işi, akşam yemeği tabaklarını yıkadıktan sonra bitiyordu. Bu, o kadar çok ele ihtiyaç duymuyordu, bu yüzden insanlar bu işe dönüşümlü olarak atanıyordu. Maomao ve Xiaohong, “anne ve kız” olarak genellikle birlikte bulaşık yıkama görevine veriliyorlardı. Ay ışığında sessizce çalışıyorlardı. + +Maomao, genel olarak sohbet başlatan bir tip değildi ve Xiaohong da öyleydi, bu yüzden birlikte olduklarında pek konuşmuyorlardı. Ancak bu gece, Maomao söz aldı. “Sana bir şey yapmanı istiyorum.” Etrafta kimse olmamasına rağmen fısıldadı. + +“Ne?” Xiaohong zeki bir kızdı; Maomao'nun aklında ne olduğunu zaten biliyor gibi görünüyordu. diff --git a/output/knh-12/023_knh-12.txt b/output/knh-12/023_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..12631c38 --- /dev/null +++ b/output/knh-12/023_knh-12.txt @@ -0,0 +1,212 @@ +# Chapter 21: Serving Dinner + +Maomao yine patates hazırlıyordu. + +"Önerdiğin bu yeni yemek ne?" diye sordu orta yaşlı kadın. + +Haydutlar yemeğin azlığından şikayet edince, kadınlar homurdanmayı bastırmak için çareler aramaya başlamıştı; tam o sırada Maomao elini kaldırmıştı. + +"Haşlanmış patatesleri doğrayacağız," demişti. + +"Kabuklarıyla mı?" + +"Kabuklarıyla." + +Devasa tencerede etleri yağda kızartıp, dört parçaya böldükleri patatesleri eklediler; her şeyi şarap ve soya sosuyla tatlandırdılar. Üstüne bolca baharat da serptiler. Elde fazla bir şey kalmamıştı ama her şeyin parlayıp pırıl pırıl görünmesi için biraz bal da kattılar. + +Vay canına! + +Sadece kokusu bile ağzı sulandırıyordu. Lezzeti, yiyenlerin daha fazla şarap içmesini sağlayacak kadar mükemmel olacaktı. + +"Gerçekten çok beğenilecek gibi görünüyor," dedi elinde patates tutan bir kadın. + +"Hımm... Keşke bu yemeği o ahmaklara vermek zorunda kalmasak," diye mırıldandı bir başkası. + +"Öyle deme, teyze! Seni yakalasalardı canından ederlerdi!" + +"Bunu bilmiyor sanıyorsun? Ah! Neden sürekli en iyi yemeklerimizi onlara vermek zorunda kalıyoruz ki?" + +Maomao yemeğin tadına bakmayı çok isterdi ama burada et sıkı sıkıya gözetim altındaydı; Tek Gözlü Ejder ve adamları dışında neredeyse kimse et yiyemiyordu. Geri kalanlar, şansları varsa çorbalarında kalan artıkları ya da haydutların sofrasında kalanları alabilirlerdi. + +"Tamam, bundan biraz daha yapacağım," dedi Maomao. + +"Evet, teşekkürler. Biraz daha patates haşlamamız gerekecek," dedi teyzelerden biri. + +"Oh, onu ben hallederim," diye karşılık verdi Maomao. Tam o sırada Xiaohong, orta boy patateslerle dolu bir sepetle belirdi. "Haşlaması daha kolay olsun diye bolca küçük patates kullanabiliriz. Haşlandıktan sonra doğraması da o kadar zor olmaz." + +Maomao patatesleri buhar tenceresine attı. Mutfakta sürekli çalışmazlarsa akşam yemeğine yetişemezlerdi. + +Maomao daha fazla et kızartırken kadınlardan biri, "Dinle," dedi. "Biliyorum, bu gece Tek Gözlü Ejder'e siz ikisi servis edeceksiniz. İyi misiniz?" Maomao'ya ve Xiaohong'a baktı. Mutfak ekibinde servis görevi yaş fark etmeksizin herkese eşit düşüyordu. "O ayı genelde dul kadınlara ve inançsızlara göz koyar ama arada bir de akşam yemeğini servis eden zavallı hanımlara sarkıntılık eder. Sen... Eşin hâlâ yaşıyor, değil mi?" + +Kanun kaçağı onu alırsa Maomao'ya ne olacağından endişe ediyordu. Muhtemelen, dini açıdan bakıldığında böyle bir olay zina sayılabilirdi. + +"Dikkatli olacağım," dedi Maomao, kızartmaya odaklanarak. Dünyada kendisi gibi biriyle ilgilenen o kadar çok sapkın olabileceğini sanmıyordu ama dikkatli olmakta fayda vardı. + +Haydutların akşam yemeğini kiliseye taşıdılar. Kahvaltıyı herkes istediği zaman yiyordu ama akşam yemeği, bir grup olarak kilisede yeniyor ve herkesin rapor vermesi için bir fırsat teşkil ediyordu. + +Maomao kasabada yaklaşık elli haydut olduğunu tahmin etmişti ama sayı otuza yakın görünüyordu. Şaşırtıcı derecede az bir sayı. + +O ve Xiaohong, Tek Gözlü Ejder'in yanında oturdu. Bu akşamki yemek, Maomao'nun patatesli et yemeği, tereyağı, ekmek ve keçi sütüyle kıvam verilen kuzu etli sebze çorbasıydı. Alkol olarak ise fermente at sütü vardı ve çok özgün bir koku yayıyordu. Tek Gözlü Ejder'e ayrıca ek bir şey verildi: sirke, karabiber ve aromatik otlarla yoğrulmuş, doğranmış at etinden yapılmış bir köfte. + +"Tamam, yiyin!" dedi Tek Gözlü Ejder ve çetesi tam da bunu yapmaya başladı. Etli patates yemeği büyük övgüler aldı ve hızla tükendi, ancak beğenmeyen birkaç kişi diğer seçeneklere yöneldi. + +Oh, seçici olma, lanet olsun, yiyiver! diye düşündü Maomao ama düşüncelerinin bu bencil, çıkarına düşkün yağmacılara ulaşması imkânsızdı. + +"Siz de yiyin." Tek Gözlü Ejder, Maomao'nun ve Xiaohong'un tabaklarına patates, ekmek, tereyağı, çiğ at eti ve bolca çorba doldurdu; bir hayvan besiyormuş gibi yemeği kepçeyle yığdı. + +"Memnuniyetle, efendim." Maomao çıplak elleriyle bir patatesi aldı; çubuk bile kullanamıyordu. Et dağınıktı ama lezzetliydi. Öyle olmalıydı—yemeği hazırlayan Maomao'du ve bol miktarda baharat karıştırdığından emin olmuştu. + +Tek Gözlü Ejder onu yiyorken dikkatle izledi. Yemeği cömertçe veriyormuş gibi görünse de aslında zehirli olup olmadığını görmek istiyordu. Maomao yemeği bitirdiğinde hâlâ sağlıklısı görünüyordu; o da alkol kavanozuna dokundu. + +Maomao at sütü içeceğinden biraz döküp içmek üzereyken haydut lideri homurdandı, "Sen içme. Ona ver." Bardağı Xiaohong'a uzattı. + +Kız ürperdi ama Maomao ona bakıp başını salladı. Xiaohong da karşılık olarak başını salladı. + +"Teşekkürler, efendim," dedi. Sonra bardağı alıp içindekini bitirdi. "Ah!" Geğirdi. Lezzet, tahmin edilenden daha hoş olmalıydı. At sütü şarabı fermente edilmişti evet ama alkol oranı çok yüksek değildi; Maomao, I-sei Eyaleti'nde bebeklerin bile bunu içtiğini duymuştu ve bunun doğru gibi görünüyordu. + +"Ben de biraz deneyeceğim. Sadece formalite gereği," dedi Maomao, kendine bir bardak doldurup içti. + +Gerçekten de alkolü hafif. + +Açıkçası, biraz daha kuru bir şey içebilirdi. + +Tek Gözlü Ejder sonunda her şeyin güvende olduğuna ikna olmuş olmalıydı, çünkü yemeye ve içmeye koyuldu. Maomao alkolü akıttı, bardağının asla boş kalmamasını sağladı. Yemek akşam yemeğinden çok sarhoş bir ziyafete benziyordu ve yavaş ilerliyordu. Adamlar kendilerini bırakmıştı; içkilerini döküyor, birbirlerine ekmek atıyor ve daha neler neler yapıyorlardı. + +Biz burada her parça yiyeceği kurtarmaya çalışıyoruz. Maomao yere saçılmış etli patateslere bakıp ne büyük bir israf olduğunu düşündü ama yere eğilip yemeyecek kadar gururluydu. Bu "artıklar" yerel halkın yemeği için kullanılacaktı. + +Şenliğin ortasında, biri yerinden kalktı. "Tuvalete gitmem lazım." Sonra kiliseden çıktı. + +Maomao boş alkol şişesini aldı. "Başka bir tane getireceğim," dedi. + +Xiaohong'u yanına çağırdı ve dışarı çıkmak üzereyken Tek Gözlü Ejder onu durdurdu. "Orada dur. Bir şişe getirmek için ikiniz de gerekmez, değil mi?" + +Maomao duraksadı. "Elbette gerekmez, efendim." + +Şişeyi Xiaohong'a verdi ve kendini Tek Gözlü Ejder'in boş tabağına daha fazla yemek koymaya verdi. Çoğu etsiz yemeklere dokunulmamıştı. Gözlemişti ki Tek Gözlü Ejder her zaman ağzının sağ tarafıyla çiğniyordu, sol tarafında ise bir yaraya benzer bir şey vardı. + +Belki şişe Xiaohong için çok ağırdı, çünkü tökezleyip düştü. Şişe kırılınca gürültü koptu. + +"Çok özür dilerim! Hemen temizlerim!" dedi. + +Tek Gözlü Ejder, at etini bitirdikten beri sadece içiyor, başka hiçbir şey yapmıyordu. Bu arada adamlar tek tek yerlerinden kalkmaya başladı. + +"Tuvalet kullanmam lazım." + +"Uh, ben de!" + +Tek Gözlü Ejder kaşını kaldırdı. + +Neredeyse bitti. Biraz daha... + +"Hrrrghhh!" + +Maomao, çok yoğun bir bakışın hedefi olduğunu fark etti. + +"İçine bir şey koydun!" dedi Tek Gözlü Ejder. + +Buraya bir şey koymuşsun!" dedi Tek Göz Ejderha. + +Ayağa kalkan başka bir adam da ağzını kapattı. Yüzündeki solukluk pek iyiye işaret değildi. Birkaç adım tökezleyerek ilerledi, destek almak için duvara yaslandı ve sonunda dizlerinin üzerine yığıldı. + +Her yere kusmuk fışkırdı. Yakındaki haydutlar ondan uzaklaşarak kaçtı, ama onların da durumu ondan pek farklı görünmüyordu. Sonunda, az önce o kadar iştahla yedikleri yiyeceklere baktılar. Eğer bu sadece birine olmuş olsaydı, şanssız bir sarhoşluk vakası sayılabilirdi; ama hastalık birini, ardından bir başkasını daha vurdu. + +"Yiyecek zehirlenmesi olabilir. Taze malzeme bulmak pek kolay değildi," dedi Maomao, bunun bir doğa olayıymış gibi görünmeye çalışarak. + +Ne yazık ki bu, Tek Gözlü Ejder'i ikna etmedi. Kulaklarından buhar çıktığını neredeyse görebiliyordu. Maomao vakit kaybetmeden sunağın arkasına saklandı. + +"Sen yaramaz kadın!" diye uludu Tek Gözlü Ejder ve ayağa fırladı—ancak hemen geriye yığıldı. Elleri titriyordu. "Yemeğime bir şey katmışsın!" + +Elbette bir şey katmıştık. + +Peki, haydutlar köpek sürüsü gibi hasta olurken Maomao neden gayet iyiydi? + +Kısaca, tüketilen miktar meselesiydi. Maomao, tadımlarında o kadar çok yememişti ki kendini hasta edecek kadar. + +Patates filizleri ve kabukları zehirliydi; kusma ve ishal yapma potansiyeli taşıyordu. Batı başkentinde zamanı vardı, bu yüzden bazı deneyler yapmış, kendine mide ağrısı vermek için ne kadar yemesi gerektiğini test etmişti. Tabii etrafındakilerin büyük öfkesine rağmen. + +Patates zehirleri karıncalanma hissi yaratırdı. Normalde haydutlar bunu fark ederdi, ama yiyecek stoklarının sınırlı olduğu ve ara sıra çürük malzemeler içerdiği doğruysa, bu tür hislere alışmış olmalılardı. Emin olmak için, Maomao son birkaç gündür yemeklerine patates filizi karıştırıyordu. + +Filizler patatesin en zehirli kısmıydı, ama yeşil kabuklar da oldukça etkilidir. Yeşil renk, patatesin henüz olgunlaşmadığını gösterirdi ve onu güneşte bırakmak kabukları daha da yeşertirdi. + +Maomao'nun Xiaohong'dan istediği ilk şey buydu: küçük patatesleri toplayıp bol güneş alan bir yere koymak. + +Elbette haydutlardan bazılarının patatesleri yiyeceğini, bazılarının yemeyeceğini öngörmüştü. İki tat tomurcuğu birbirine sürtmeyecek kadar seçici olanlar diğer yemekleri tercih etmişti, ama Maomao onlara da özel bir şey koymuştu. Özellikle de öğütülmüş muskat. O kadar çok muskatları vardı ki, bununla küçük bir iş bile kurabilirdi; dolayısıyla tedarik sorunu yoktu. + +Muskat tıbbi özellikleri için kullanılabilirdi, ama aynı şekilde, fazla miktarda zehirliydi. Bulantı, kramplar, çarpıntı ve şiddetli kafa karışıklığına yol açabilirdi. + +Ve Maomao, özellikle Tek Gözlü Ejder için hazırladığı köfteye bol miktarda koymuştu. + +"Sen pis, küçük—!" Tek Gözlü Ejder titredi ve üşüdü, ama yine de dişlerini gösterdi. Tercih ettiği silahı olan baltayı kavradı. Maomao, korku tarafından yutulmaktan kaçınmak için sürekli hareket halindeydi. Tek Gözlü Ejder onu takip etmeye çalıştı ama başaramadı; baltasıyla birkaç kere savurdu ama sürekli düşürüyordu. + +Xiaohong tökezlediğinde, Maomao baltanın sapına temizliyormuş gibi görünüp yağ sürmüştü. Tek Gözlü Ejder akıllı olsaydı, sapın etrafına bir bez ya da benzeri bir şey sarardı, ama sadece çıplak ahşaptı ve çok kaygandı. + +"Ne... ne oluyor? Ben o kadar... yemedim ki..." + +Ah, ama sen bol miktarda içtin. + +Son birkaç günün yemeklerinde, Maomao Tek Gözlü Ejder'in seçici bir yiyici olduğunu ve et ile içkiye düşkün olduğunu öğrenmişti. Patateslere dokunmayacağını biliyordu ve o kadar iri yapılıydı ki, muskat tek başına muhtemelen onu etkilemezdi. + +Bu yüzden Maomao içkiyi de karıştırmıştı. + +"İçki... kesinlikle o. Ama bekle... çocuk... O da içti, bir şeyi yok..." + +Maomao ve Xiaohong her ikisi de mükemmel sağlıktaydı. + +Umarım beklenen etkiyi göstermiştir. + +İçkiye, Biaoshi Hanım'ın ona verdiği yılan zehrini koymuştu. Peki, o ve Xiaohong bu etkilerden nasıl yara almadan kurtulmuştu? + +O, yaralı ağzı için mükemmel zamanı seçmişti. + +Maomao, kadının söylediklerini hatırlamıştı: Tek Gözlü Ejder ağzının içini ısırmış ve bunu talihsiz kasabalıya çıkarmıştı. + +Yılan zehri bir dayanıklılık toniğiydi. Ağız yoluyla alındığında, mide asitlerinde çözülürdü. Maomao, Xiaohong'un içkiyi denemesi için yönlendirilme ihtimalini öngörmüştü, bu yüzden daha güçlü bir şey yerine at sütü içkisini sunmuştu. Bu planı uygulamaya koymadan önce Xiaohong'un ağzının içini dikkatlice kontrol etmiş, yarası ya da çürük dişi olmadığından emin olmuştu. Bu, kızdan istediği ikinci şeydi. + +Eğer ağzın içi yaralıysa, durum farklıydı. Yara, zehirin vücuda giriş noktasını sağlardı; bu zehir nötralize edilmeyecek, aksine tüm vücuda yayılabilirdi. Bu arada, at sütü içkisinin kendine özgü tadı, zehrin lezzetini gizliyordu. + +"Bunun bedelini ödeyeceksin..." Sallanarak, Tek Gözlü Ejder bir elini kaldırdı. "Onu yakalayın! Kadını... yakalayın!" diye emir verdi. Kelimeleri dillerinde zorla dolaştırıyordu, ama adamlarına ne yapacaklarını söyleyecek hali hâlâ vardı. + +Hâlâ gücü yeten haydutlar Maomao'ya yaklaştı. Elbette hepsi zehirli yiyeğini yememişti, ayrıca vücut yapılarındaki farklılıklar, yiyenlerin bile farklı şekillerde etkilendiği anlamına geliyordu. + +Ancak Maomao, bundan daha kötü bir duruma karşı plan yapmıştı. + +Sadece savaşma şansı istiyorum. + +Bir şekilde zaman kazanmalıydı. Bir şekilde kaçmalıydı. O zaman belki işe yarardı. + +Maomao sütunların arasından süzüldü, giderken bir yağ kavanozunu devirdi. Zaten ayakta durmakta zorlanan haydutlar kayıp düştü. Bu, bir komedi gösterisinden fırlamış gibi görünüyordu, ama Maomao için hayat memat meselesiydi. + +Koşarken, kilise çanına büyük bir çalma sesi verebildi. Bu, bunun bir acil durum olduğunu açıkça gösterecekti. + +Yap! Şimdi yap! + +Tek Gözlü Ejder'in adamlarından giderek daha fazlası kovalamacaya katıldı ve Maomao kendini köşeye sıkışmış buldu. + +Beni yakalayacaklar! + +Çaresizlik içinde, yakınındaki bir tabağı kapıp kovalayanlara fırlattı. + +Tam o anda, kilise kapısı gürültüyle açıldı. + +"Kim... kim o lanet olsun?" diye sordu Tek Gözlü Ejder, kapıya doğru sallanarak dönerek. Orada kimin olduğunu anlayabiliyor muydu? + +Ne kadar da geç kaldın! +Maomao, orada yoldaşlarıyla duran adama böyle düşündü. + +"Uzun zaman oldu, ayı adam," dedi gelen kişi. + +"Sesi tanıyorum... o sesi tanıyorum!" Tek Gözlü Ejder bir sütuna yaslandı. Geriye kalan tek gözüyle kimin olduğunu görüyordu? + +"Görünüşe göre dışarıda iyi günler geçiriyorsun. Bu kadar alçaklaşacağını bilseydim, iki gözünü de alırdım." + +Bu rahatsız edici açıklamayı yapan adamın yüzü soylu, ama vahşi görünüyordu. + +"Shikyou, sen lanet oğlu lanet!" + +O, Shikyou'ydu ve yanında bir grup Biaoshi ile geliyordu—Maomao, onlar arasında Biaoshi Hanım'ı görebiliyordu. + +"Tamam, temizleyelim mi bakalım?!" diye bağırdı Shikyou. Biaoshi'ler onaylarını göstermek için ellerini kaldırdı. + +Ciddi söylüyorum, bundan daha geç kalabilirler miydi?! + +Maomao derin bir nefes verdi ve yere yığıldı. diff --git a/output/knh-12/024_knh-12.txt b/output/knh-12/024_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..bdee3281 --- /dev/null +++ b/output/knh-12/024_knh-12.txt @@ -0,0 +1,329 @@ +# Chapter 22: How Things Turned Out + +22. Bölüm: İşler Nasıl Sonuçlandı + +Haydutların tasfiyesi, neredeyse komik bir hızla gerçekleşti. Tuvalette olanlar, elleri arkadan bağlanıp yakalanırken, kilisede bulunanlar sembolik bir direniş gösterdi; ancak neredeyse hiç kan dökülmeden etkisiz hale getirilip gözaltına alındılar. + +Yine de haydutların büyük çoğunluğu kusma ve ishal şikâyetlerinden mustarip olduğundan, yer tamamen farklı bir cehenneme dönüşmüştü; bu yüzden detaylarına girmekten kaçınacağız. Maomao, temizliği üstlenmek zorunda olan kişi olmak istemiyordu. + +Ancak kendini Shikyou ile yüz yüze bulmuş ve sert bir şekilde kaşlarını çatmıştı. Biaoshi Hanım yan tarafında dururken, amcasıyla yeniden bir araya gelmenin sevinciyle Xiaohong ise diğer yanında oturuyordu. Toplantı salonlarından birini ödünç almışlardı; kulak misafiri olanları caydırmak için dışarıda bekçiler konuşlanmıştı. + +“Sanırım olup bitenleri açıklamanın zamanı geldi,” dedi Maomao; kendisinden en az iki kat ağır olan bir adamla karşı karşıya olmasına rağmen en ufak bir korku belirtisi göstermedi. + +Biaoshi Hanım, Xiaohong ile birlikte odayı terk etti; bu, belki de bir nezaket göstergesiydi. + +“İnan bana, çok isterdim ama belki kendimizi yeniden tanıtarak başlamalıyız. Hakkımda ne kadar biliyorsun? Sakın tutma; her şeyi anlat.” + +Maomao, sözünü ciddiye alıp ona inandığını gösterdi. “Gyokuen Hoca’nın torunu ve Gyoku-ou Hoca’nın en büyük oğlusun. İmparatoriçe Gyokuyou’nun yeğeni. Tek kelimeyle, soyun son derece saygın, ama davranışların tam tersi. Mevcut taht kavgasında pek de gözde olmayan bir kara kuzusun. Bir zamanlar son derece seçkin bir şarabın sahte şişelerini sattın ve bazı insanlar seni haydut gruplarıyla bağlantılı olmakla suçluyor. Bu arada, kendi oğlunu yetiştirirken daha iyi bir iş çıkarmalı bence. Onu böyle bırakıp büyütmeye devam edeceksen, belki başka bir çocuk yapman daha iyi olur.” + +“Evet, tutmama demiştim.” Shikyou, Maomao’nun sözlerinden incinmiş gibi görünmüyordu. “Sayende Gyokujun sağ salim döndü, elbette haydutların peşinde koşup durmasından dolayı oldukça travmatize olmuştu.” + +Sözlerine devam etti: “Tamam, sıra bende. Kan Başkumandan’ın kızı. Resmî olarak burada, tıbbi büroya asistanlık yapan bir saray hanımı olarak bulunuyorsun, ama aslında Ay Prens’in gözdesisin, öyle değil mi?” + +“Kan Başkumandan’ın yakınlık duyduğu bir fahişeden doğduğum için, beni onun kızı sanıyor, mesele bu. Ay Prens’e gelince, sana söyleyebileceğim tek şey, beni zehir kontrolü yapma yeteneğim için değerli bulması.” + +Bu tür yanlış anlaşılmaları filiz aşamasında kesmek gerekiyordu. + +“Mm, çok iyi. Öyle olduğunu varsayalım.” + +Maomao, Shikyou’nun bunu söylerken ki tonunu pek sevmemişti ama görmezden gelmeyi seçti. Aksi takdirde hiçbir yere varamazlardı. + +“Peki, işler nasıl bu hale geldi? Nereden başlamalıyım?” Shikyou homurdandı ve parmaklarını masaya vurarak ritim tuttu. “Bir tür çete lideri olarak bir itibara sahip olduğumu biliyorum, ama... iyi, bir Biaoshi ajansı kurduysam anlar mısın? Ya da daha doğrusu, küçük bir ajans satın alıp liderliğini devraldım.” + +“Haydut bağlantıları ne olacak?” + +“Korsanlarla nasıl iyi geçinebilirim ki? O ayı, gözünü aldığımdan beri benden nefret ediyor. Biaoshi olarak işe başladığımdan beri, benim bölgemde sürekli başıma bela oluyor. Bazen ajansımın bir parçasıymış gibi davranıyordu bile! Bu yüzden, birbirimizle bir şekilde işbirliği yaptığımız yönündeki bu saçma söylentilerle uğraşmak zorunda kaldım.” + +Maomao, Shikyou’nun hikâyesini tamamen olduğu gibi kabul etmeye temkinliydi, ama Chue’nin ona söyledikleriyle daha veya daha az örtüşüyordu. + +Aslında, şüpheli olan Chue’nin verdiği bilgiler. + +Maomao, Chue’nin söylediklerini aynen kabul ederse, bir çelişki ortaya çıkıyordu. Üstelik Chue, Shikyou’dan sanki tembel bir dışlanmışmış gibi bahsediyordu, ama sonra bu adamla birlikte Maomao’nun kaçmasına yardım etmişti. + +“Chue Hanım”ı tanıyan biri, onun beni yönlendirmek için ustaca yoğrulmuş bir gerçeği kullanmayacağını söyleyemezdi. “Kötü” Shikyou ile ilişki kurmamamı mı sağlamaya çalışıyordu? + +Eğer öyleyse, Maomao Shikyou’nun hikâyesini dinlemek ve duyduğu gerçekleri karşılaştırmak zorundaydı. + +Konuya doğrudan girmeye karar verdi. “Neden biri senin hayatını istiyordu? Ve neden batı başkentinden ayrılmam gerekiyordu?” + +“Çok uzun bir hikâye bu.” + +“Bunu tahmin ediyordum.” + +Maomao hikâyenin ne kadar uzun olduğuyla ilgilenmiyordu; sadece acele edip anlatmasını istiyordu. + +“İşler şöyle başladı: Ay Prens buraya geldikten kısa bir süre sonra, batı başkentine giden bir kervana eşlik etmem istendi. Kervanın yolculuğunun ilk ayağında başka bir biaoshi gözetiminde olacaktı, ama o ajanın bölgesinden ayrıldıklarında sorumluluk bende olacaktı.” + +“Kervanın yabancı bir ülkeden geldiğini bilerek mi işi kabul ettin?” + +“Evet, iyi bir tahminim vardı. Ve benden istenmemin, kim olduğumu bildikleri için olduğunu sanıyorum. Gyoku-ou’nun ne yaptıklarını öğrendiğinde bile, oğlunun durumu düzeltebileceğini varsaydıklarına eminim. Biaoshiler, onun yabancı düşmanlığının farkındaydı.” + +“Peki sen, onun oğlu? Bunu paylaştın mı?” + +İmparatoriçe Gyokuyou, gençliğinde Gyoku-ou’nun çocukları tarafından eziyet görmüştü. Bu adam da babası kadar yabancı düşmanı mıydı? + +Shikyou cevap vermeden önce bir an duraksadı. “Evet... eskiden öyleydi. Babamdan ilham alarak, onun kadar çok ‘yabancıdan’ nefret ediyordum. Ancak, diğer topraklarla bu kadar çok sınırı paylaşılan bir ülkede, yabancıları dışlamanın kimseye faydası olmayacağını fark ettim.” + +Hmm. Maomao, çay yerine verdikleri at sütü alkollü içecekten bir yudum aldı. Elbette, zehirsiz stoktan olanıydı. + +“Ancak sonuçta, Bu ziyaretçiler, Li'ye kolayca sokulmaması gereken türden insanlardı.” + +“Yabancı bir VIP mi içeriyordu?” + +“Evet, başta bunu bilmiyordum. Şüphelerim yavaş yavaş şekillendi.” + +“Nasıl?” + +Shikyou işaret parmağını kaldırdı. “Öncelikle, bölgedeki Ay Prens’in varlığı hakkında bana sormaları. Sonra, bu ziyaretçiler geldikten kısa süre sonra beliren takipçiler vardı. Oldukça ısrarcıydılar—sıradan bir tüccarı kovalamak için fazla. Başlarına dert açıyorlardı. Ayrıca, arananlar afişlerinin dolaşması vardı—başta yeni arkadaşlarımın suçlu olabileceğini düşündüm, ama öyle görünmüyordu. Son olarak, Shaoh’tan olduklarını iddia ettiler, ama kuzey aksanları vardı. Li’nin diplomatik ilişkileri olan Shaoh’tan gelen ziyaretçiler bir şey olurdu—ama Hokuaren’den olsalardı, ah, bu bir sorun olabilirdi.” + +“Hokuaren,” diye yankıladı Maomao. Shikyou arananlar afişlerinden bahsettiğinde, ayı adamın danıştığı kâğıdı hatırladı. + +“Ne gibi?” + +Maomao duraksadı. +Bir VIP... posta kasabasında... bir doktora ihtiyacı olan? + +“Tam olarak.” + +Ay Prens’in suikasta kurban gideceğini düşünmüştüm, ama davranışları öyle değildi. Başka bir amaçları vardı. + +Jinshi oradayken varmak için açıkça büyük çaba sarf etmişlerdi. Nedeni neydi? + +“Belki de siyasi sığınma için çaresiz bir hamleydi. Kendi ülkelerinden peşlerindeki kovalayanların, Ay Prens’in yakınlığı nedeniyle sınırı geçmekte zorlanacağını düşünmüş olabilirler. Yöntemlerinin dahice mi yoksa delice mi olduğunu kendime sürekli soruyorum ve her seferinde farklı bir cevap buluyorum.” + +Maomao, bunun ne kadar büyük bir dert olacağını hayal edebiliyordu. Bu arada, karşısındaki adam başını öne eğip kaçmaya devam etmişti... + +“O kalabalık bizi korkunç bir şekilde yavaşlattı,” dedi Shikyou. “Yabancı düşmanlığına yol açtı, ama neyse ki amcam Dahai sayesinde posta kasabasında güvenli bir sığınak bulabildik. İtiraf etmeliyim ki, değerli misafirimiz hastalandığında ve aniden bir doktora ihtiyaç duyduğunda terler içinde kaldım.” + +Bu cümle, Maomao’nun zihninde çok yüksek bir çan sesiyle yankılandı. + +“Bu VIP. Şans eseri bir çocuk muydu acaba?” + +Maomao elleriyle yüzünü kapattı. +Biliyordum. + +“Liman kasabasında sonsuza dek bekleyemezdim, ama babamın ölümü işleri daha da karmaşıklaştırdı.” + +“Gyoku-ou’nun vefatıyla ne değişti?” + +“Yabancıların dertlerine ortak olacak biriyle, olmayacak biri arasında seçim yapma şansınız olsa, hangisiyle konuşmak istersiniz? Bu yabancılar... Sanırım artık onlara bir isim takma zamanı geldi. Bu çocuk, Ri halkının krallığında son derece önemli bir üyeydi. Ülkelerinde durum büyük ölçüde sakinleştiği için onu almaya birini gönderdiler.” + +Ri halkının krallığı... + +Maomao’nun, o ülkenin Hokuaren’in bir parçası olduğuna dair belirsiz bir hissi vardı, ama bunun ötesinde hiçbir şey bilmiyordu. + +“Benim, onların adına Ay Prens ile görüşmemi istediler. Tam da bunu yapmaya hazırlanıyordum ki...” Shikyou, zehirli mızrağın isabet ettiği yere, tam yanına dokundu. “Mülke girdiğim anda beni ele geçirdiler. Refleks olarak kapıdaki muhafızları devirdim. Ne yazık ki bu bir hataydı. Suikastçının nerede saklandığını bilmediğim için, bir an için gözden kaybolup mızrağı çıkarmak üzere geçide doğru ilerledim.” + +“İşte o sırada Gyokujun ve Xiaohong geldi. Xiaohong bir doktor aramaya gitti ve beni buldu, sonra da size müdahale ettim,” dedi Maomao. Parçalar yavaş yavaş yerine oturmaya başlıyordu. “Öyleyse, çocuklara geçidi kimin anlattığını biliyor musunuz?” + +Shikyou sessiz kaldı. Bunun kendi küçük kardeşi Hulan tarafından yapıldığını kabul etmek istemiyordu. + +“Tamam. Sıradaki soru. Sizinle birlikte kaçmamı sağlamamın gerçekten bir amacı var mıydı?” + +“Evet, aniden bir suçlu, yabancı bir devlet adamı kaçıran biri haline gelmiştim. Beni tedavi ettikten sonra, ister istemez insanların sizi de dahil edeceğini düşünüyordu. Diplomatik ilişkilerde temel bir kural vardır: Diğer tarafa, kendi ülkeniz için dezavantajlı olabilecek bir şeyi asla göstermeyin. Siyah koyun olmasına rağmen, Shikyou bir büyük oğlanın derslerini yeterince öğrenmişti ve bunu anlıyordu. “Mülkün içinden bir yerden zehirli mızrakla saldırıya uğradığım için, içeride birinin olduğu ihtimali çok yüksekti. Bunu Chue de söylemişti. Yani, evet. Haklısınız. Bunun arkasında Hulan vardı.” + +“Bunu düşünüyor musunuz, efendim?” + +Dolayısıyla Maomao'yu oradan çıkarmak Chue'nin kararıydı. Maomao, bu yabancı yetkiliyle zaten temas kurmuştu—o an fark etmemiş olabilirdi ama bunu söylese de kimse ona inanmazdı. Üstelik Chue, içlerinden birinin ihanet ettiğini anladığı anda, bu hainin sonunda Maomao'yu da ele geçirebileceğini biliyordu. + +“Yabancı yetkiliyle görüşüp onu güvenle Ri krallığına teslim edebilirsek, sizi serbest bırakabiliriz. Ama tabii ki, önce onu siyasi bir düşmana teslim etmediğimizden emin olmamız gerekiyordu. Bu arada, sizi ve yeğenimi gözden uzak tutmamız—ve peşimizdeki kovalayanlardan kurtulmamız gerekiyordu. Üstelik Ay Prens'e haber ulaştırmak için can atıyordum. Bu, muhtemelen en büyük sorundu.” + +Yani demek istediği, meşgul bir adam olduğu. + +“Doğal olarak, her şey yolunda gitmedi. Değerli misafirimiz tehlikeyi sezip posta kasabasından kaçtı. Bunun yerine, herhangi bir şey olursa diye önceden belirlediğimiz başka bir buluşma noktasına gitti. Bu yüzden sizi bir süre daha bekletmek zorunda kaldık.” + +“Ve sizin bu yetkilinizin peşindeki isimlerden biri Tek Gözlü Ejderha'ydı,” dedi Maomao. + +“O isim ona yakışmıyor. Ona ayı adam deyin; onun gibi biri için bu yeterlidir. Benim hakkımdaki kinini biliyorsunuzdur. Bu işi üstlenmekten mutluluk duymuş olmalı. Bir iş hazırlığı yaparken bu kasabayı sürekli kullanırım. Muhtemelen burada beni pusuya düşürebileceğini düşünmüştür.” Shikyou duraksadı. “Yaptığım korkunç bir şey.” + +Haydutların, onun yüzünden bu kasabayı ele geçirmeyi seçtiğini bildiği için üzgün olması anlaşılabilirdi. Ayı adam yüzünden az insan ölmemişti. + +“Ama şimdi buradasınız. Bu da demek oluyor ki, değerli misafiri güvenle teslim edebildiniz, değil mi?” diye sordu Maomao. + +“Evet. Ay Prens'in takviye kuvvetleri birkaç gün önce geldi ve her şeyi düzgünce sonuca bağlamamıza yardımcı oldu. Sizi daha erken almaya gelmek istedim ama ayı adamın etrafta dolaştığımı düşünürse ne yapabileceğinden korkuyordum. Sizi ve Xiaohong'u yem olarak kullanmayı asla kastetmedim. Biliyorum, biliyorum. Bu bir bahane gibi görünüyor ve üzgünüm. Ama aklıma hiç gelmedi ki, Xiaohong'u yabancı yetkilimle karıştırabilirler.” + +“Bunu biliyorum. Normalde, sanmıyorum ki karıştırırlardı.” + +Tek Gözlü Ejderha—ahem, ayı adam—Xiaohong'u yabancı prense yalnızca okuma yazma bilmediği için benzetmişti. Afişteki portre renkli değildi; ziyaretçinin kimliğine dair ince ayrıntılar yalnızca yazılı bir listede verilmişti. Saç rengi, belki bu anlaşılır bir hataydı, ama göz rengini yanlış bilmek? Bunu ancak listeyi okumamış biri yapabilirdi. + +Okumadığı için değil, okuyamadığı için. + +Ve haydutların çoğu okuma yazma bilmiyorsa, bu bazı şeylerin onlardan gizli kalabileceği anlamına geliyordu. Maomao, cübbesinin koluna baktı. Yün iş kıyafetinden, yıkanmış cübbeye geçmişti. Kol, serçelerin işlendiği, “yırtıkları onarmak”tan çok daha öte, zarif bir işçilikle süslenmişti. Kıyafette hiç yırtık olmamıştı. + +Bu kadar ince dikişlerin birkaç dakikalık bir işle yapılamayacağını düşünen Maomao, serçenin muhtemelen orada hep var olduğunu ve kadının sadece o kelime dizisini eklediğini tahmin etti. + +“Yakaladın.” + +Dikişi yapanın, Maomao'nun kıyafetlere hiç ilgisinin olmadığını ve "yırtıkları onarmak" ifadesini bir şifre kelimesi gibi algılayacağını bildiği izlenimi veriyordu. Bu, Maomao'yu çok iyi tanıyan birinin tertipleyebileceği türden bir şeydi. Koldaki kelimeler, yalnızca onun anlayacağı ve tam olarak emredildiği gibi hareket edeceği şekilde seçilmişti. + +Bu kasabada mutlaka bir işbirlikçi olmalıydı. Maomao, orta yaşlı kadının bu kişi olduğundan emindi. Onun, Maomao ile Xiaohong'un anne-çocuk olarak tanıtılacağını önceden bilmesi de bu yüzden şaşırtıcı değildi. Hiçbir önemi olmayan bir kasabanın yerlisi için şüpheli derecede çok konuşkandı. + +"Önceden belirlenmiş bir iletişim yönteminiz var mıydı?" diye sordu. + +"Sızıp içeri girip ona söyledim. Yani, yazılı mesajlarımı bıraktığımız önceden kararlaştırılmış bir buluşma noktası vardı." + +"Bunu yapabilecek biri mi vardı yanınızda?" + +"Tabii. Bu işte çok iyi olan biri." + +Maomao bir an düşündü. "Bu kişi Biaoshi Hanım mı?" + +"Bana söyleme. O— + +Maomao sorusunu bitiremeden kapı açıldı. + +Kapının eşiğinde Biaoshi Hanım dikiliyordu. Otuz yaşlarında, asil duruşlu ama tuhaf bir şekilde yaklaşılabilecek bir havası vardı. Maomao gözlerini kısarak kadını baştan ayağa süzdü. Boyu uzundu, sesi derin ve berraktı. Yine de Maomao'nun aklında bir şeyler takılı kalmıştı. O kadar ki, sormaya iten bir huzursuzluk hissetti: + +"Chue Hanım?" + +Böyle bir şeyin mümkün olması neredeyse imkânsız görünüyordu, ama... + +"He he! Ah, aman! Beni çözdün öyle mi?" Biaoshi Hanım tamamen saçma sapan bir poz aldı. O ana kadar sürdürdüğü komut verici, sakin imajı cam gibi paramparça oldu. + +"O kıyafetle bu tuhaf hareketlerinden vazgeç, rica ederim. Beynim bunu takip edemiyor," dedi Maomao. + +Aslında, birinin nasıl bu kadar farklı birine dönüşebildiğini merak ediyordu. Chue'nun boyu yaklaşık dokuz santimetre farklıydı; bedenin yapısı bile başka birine aitmiş gibi görünüyordu. Adımları, Chue'nun o tanınmaz yürüyüşüyle değil, eğitimli bir askerin her santiminde hissedilen adımlarıyla atılıyordu. + +En önemlisi, Chue'nun yüzde doksanı komediydi; bu da Maomao'yu, o sert görünümlü Biaoshi'nin aslında kim olduğunu sorgulamaya itiyordu. + +"Bu, diğerlerinden çok daha fazla güvendiğim en iyi kılığım ve yine de beni fena halde çözdün, Maomao Hanım. Hrm. Yoksul özgüvenim! Son zamanlarda epey darbe aldı!" + +"Rahatlatmak istersen, bu nakış olmasa asla fark etmezdim." Maomao, Chue'ye kolundaki serçe desenini gösterdi — tam da bir chue. Neredeyse bir dalga geçiş gibiydi. Biaoshi Hanım'ın gerçek kimliğine dair bu küçük ipucu, Chue'nin yakında Maomao ve Xiaohong'u kurtarmaya geleceğini söyleyen bir mesaj gibiydi. Maomao, Chue'nin kasabada birkaç işbirlikçisi olduğunu ve şifre kelimelerle bilgi alışverişinde bulunduklarını tahmin ediyordu. + +"Yanlış hatırlamıyorsam, laoshi diye andıkları adam da tanıdıklarınızdan mı?" diye sordu. + +"Çok zekisin!" dedi Chue. + +Maomao iç çekti. Chue'nin ona kutsal kitaptaki o dizeyi öğretmeye bu kadar takıntılı olmasının nedeni buydu. Keşke neden öğrettiğini de söyleseydi! Neyse, şimdi şikâyet etmek için çok geç kalmıştı. + +"Siz de birkaç şeyi açıklamalısınız, Chue Hanım." + +"Adil! Nereden başlayalım?" + +Bunu söyler söylemez Chue saçlarını bıraktı ve gözlerindeki keskin parıltı, Maomao'nun alışık olduğu o hoş bakışa dönüştü. Chue parmaklarını yüzünde gezdirdi ve küçük beyaz pullar döküldü — sadece makyajla ten rengini değiştirmemişti; yüzünün şeklini değiştirmek için özel bir yapıştırıcı kullanmıştı. + +"Belki de Shikyou Usta ile aranızdaki bağı bana anlatabilirsiniz," dedi Maomao, birinden diğerine bakarak. Chue geniş bir gülümseme yaydı. Maomao devam etti, "Chue Hanım, Shikyou Usta'dan hep işe yaramaz biri, ya da en azından uzak durmam gereken biri gibi bahsederdin." + +"Öyle. Hep doğruyu söyledim, biliyorsun!" dedi Chue, sesine o çekingen tını geri gelmişti. "Bizi saldıran o haydutları hatırlıyor musun, Maomao Hanım? Onlar gerçekten bir zamanlar Shikyou için çalışıyordu." + +Lahan'ın Kardeşi ile tarım köyüne gittikleri zamandı. Basen, o belirli kanun kaçaklarını perişan bir hale getirmişti. + +"Biaoshi ajansını satın aldığımda orada oldukları anlamında," dedi Shikyou. "Ama her zaman kabadayılar oldular. Koruma altındaki kişileri gözetleyebileceğime güvendiğim herkesi kovdum; gerçekten hoşlanmayanlar da ya bölgemizde haydutluğa başladı ya da ayı adamına katıldı." + +Sanırım bir Biaoshi ajansının etrafında güvenilmez insanların dolaşması mümkün değil, değil mi? + +Maomao, kendisine olup bitenleri anlatıp sonra ormanda yalnız bırakan adamların nerede durduğunu merak etti. Evet, işlerini bırakmışlardı, ama gözünde bunu onurlu bir şekilde yapmışlardı. + +"Bu, şarap olayını da bir şekilde açıklıyor mu?" diye sordu Maomao. + +"Ah! Eee... öksürük, hayır. O benim kişisel tüketimim için ayırdığım bir şeydi, ama koyacak bir şeyim yoktu — ta ki mükemmel boş şişeleri bulana kadar. Ama sonra biri onları bir sevkiyat sanıp gönderdi." Shikyou huzursuzca kıpırdandı. En azından doğruyu söylüyordu, ama hala teyzesine kötü bir iş çıkarmıştı. + +"Gördün mü nasıl biri olduğunu! Ve neden uzak durman gerektiğini düşünüyorum, Maomao Hanım," dedi Chue. Sonunda tüm Biaoshi makyajını atmıştı — gerçekten de altta o vardı. + +"Hah! Yani hikâye bu." Maomao, hâlâ bir şeyler gizlediklerini hissediyordu, ama şimdilik alabildiği kadarını almaya karar verdi. "Hâlâ ikinizin nasıl bağlantılı olduğunu bilmiyorum. Chue Hanım, belki de ne yaptığınızı bana anlatabilirsiniz?" + +"Elbette. Söylemeye bir sakıncam yok, ana konaktan sizi uzaklaştırdığımdan beri hayatım çok zor oldu. Shikyou'ya saldıran haini ortaya çıkarmak, Ay Prens'e durumu açıklamak ve sevgili şarlatanımızı iz sürmekten alıkoymak! Ama en kötüsü o stratejistti. Ne kadar yorulduğunu biliyor musun? Ne kadar zor çalıştığımı? Tabii, sonra seninle buluştum ve Ay Prens, şarlatanımız ve baş stratejist başkalarının sorunu oldu." + +Hepsini nasıl uzak tuttuğunun detaylarına girmese de, bunun kolay olmadığını açıkça belli ediyordu. + +"Seninle buluşmadan önce hain meselesi hariç her şeyi hallettim, sonrasında ise seni sürekli hareket halinde tutmam gerekti. Batı başkenti hâlâ tehlikeliydi, üstelik Ri VIP'inin kaçırılmasına karıştığından şüphelenilmemesi için Ay Prens'i korumamız gerekiyordu." + +"Evet, anlıyorum." + +Bu, Chue'nin neden Maomao'nun bile kim olduğunu bilemeyecek kadar derin bir kılık değiştirdiğini de açıklıyordu. + +"Ama 'ayı adamı'nın burada olacağını hesaba katmamışsınız." + +"Öyle." + +"Sonra da VIP'i Ri halkına teslim etme işiyle uğraştım. Bu, yol üzerindeki bir sonraki kasabada gerçekleşti; siz ikiniz de burada, bu kasabada beklerken. Kaçırılma şüphesi tamamen ortadan kalkınca hepimizi batı başkentine geri döndürmeyi planlamıştım." + +"Tam da öyle! Bu, benim en büyük hesap hatamdı! İçimden kötü bir şeyler hissetmiştim ama onun bu kadar derinlere kök saldığını tahmin bile edemezdim. Üstelik söz konusu olunca, kimse onun zavallı Xiaohong'u yabancı yetkili sanıp peşine düşeceğini aklına bile getiremezdi, değil mi?!" + +Bir tahta oyununda, hamlelerini asla tahmin edemediğiniz bir oyuncu olur: Tam bir acemi. Ve ayı adam da bir taktisyen değildi. Gerçekten de ne yapacağını tahmin edememiş olmaları hiç de şaşırtıcı değildi. + +"Sonrasında planlarımı yeniden düşünmekten başka çarem kalmadı. Seni korumaya devam edemezdim! Seni öldürmeyeceklerinden emin olduktan sonra bu kasabadan ayrıldım." + +"Yani Xiaohong ve ben 'laoshi' ile temas kurduğumuzda sen gittin?" + +Maomao, ona birkaç keskin söz savurmak istedi ama bir şekilde kendini tuttu. Chue'nin da kendi başının belada olduğunu biliyordu. + +"Sadece durumu keşfetmiş ve birkaç işbirlikçimle temas kurmuştum, bu yüzden korsanlar benden habersizdi. Ama arabayı, geri dönmeye bile kalmadan buldular ve kaçışın mümkün olmadığını anladığımda yeni bir yol izlemem gerekti!" + +"Yani beni, 'inananlardan biri' olarak sığınak aramaya bıraktın?" + +"Öyle. Laoshi, bir inananın canına elini sürmeye asla yanaşmaz ve onları korumak için her şeyi yapar." + +Her şeyi mi? + +Bu durum, inançsızların kaderlerine terk edilmesine yol açmıştı; Maomao bunu ne kadar nefret etse de, bu durum hayatını kurtarmıştı. Eleştirecek durumda değildi. + +"Shikyou ve arkadaşları henüz kasabaya varmamıştı. Ayı Adam'la yüzleşmeye gücüm yetmezdi ve Ri yetkilisinin yakınlarda olduğunu onlara bildiremezdim. Bu yüzden bu kasabadan kaçındım, onlara bilgi vermek için bir sonraki kasabaya gittim ve önceliğimi VIP'in güvenli teslimine verdim. Tek başıma geri dönseydim ne olurdu? Bu kadar çok insanı alt edemezdim. Ay Prens'ten yardım istememem için de gayet geçerli nedenler vardı. Ama sonunda, o kendi başına fareyi buldu ve Shikyou ile işbirliğine başladı; bu da her şeyi kolaylaştırdı! Yetkili güvenle kendi halkının arasına katılınca, ben de Shikyou ve biaoshi ajansından birkaç ajanla buraya geldim." + +"Mesajı işbirlikçin aracılığıyla göndermen bunun için miydi? Yakında burada olacağına dair ipucu?" + +"Evet, aynen öyle. Fark edip anlamasan da fark edeceğinden emindim, Maomao Hanım! Ve itiraf etmeliyim ki, hayatım senin tüm haydutları zehirlemesi sayesinde çok daha kolay geçti. Aslında bunu nasıl başardığını öğrenmek için ölüyormuşum gibi merak ediyorum. Sırlarını paylaşır mısın?" + +Maomao, Chue'nin onu övmesinden pek hoşlanmamıştı. İnsanları zehirlemek, bir eczacının yapması gereken bir iş değildi. + +"Çoğu yağmacının pek seçici bir damak zevki olmaması işe yaradı." + +Zehirlenmiş patatesleri yemek uyuşmaya neden olacaktı. Bu hissi örtmek için kullandığı baharatlara rağmen, birkaç kişinin fark edeceğini düşünmüştü. Haydutlardan bazılarının belirtileri diğerlerinden daha hafifti ve Maomao, patateslerin tadını fark edip fazla yemeyi bırakanların onlar olduğunu tahmin ediyordu. + +"Patates kabukları ve tomurcuklarının yanı sıra, yılan zehri ve biraz da muskat cevizi kullanma özgürlüğünü kendimde buldum. At sütü içeceğine biraz ekstra alkol karıştırdım ki daha kolay sarhoş olsunlar ve gizli malzeme olarak, insanları öfkeyle sarhoş eden o mantarlardan birkaçını ekledim." + +Ne Chue ne de Shikyou bir şey söylemedi. + +"Bu bakışlar ne demek?" + +"Maomao Hanım, zehirleme girişiminde gerçekten tüm kozlarını oynadın." + +"İşin içinde hayatım vardı." + +Ya öldür ya da öldürül, diyorsa, Maomao bile ikisinden ilkini seçerdi. + +"Bu kadar çok zehri tek bir yerde bulabilmen beni etkiledi," diye yorum yaptı Shikyou. + +"Zehir her yerde var, efendim. Önemli olan onu nasıl kullanacağını bilmek." + +Konuyu saptırmışlardı. Konuyu ana meseleye döndürmeye karar verdi. "İki soruma cevap verir misiniz?" + +"Eğer verebilirsek, tabii ki!" + +"Yetkiliyi teslim ettiğini söyledin. Bu tam olarak nasıl oldu?" + +Chue bunu duyunca sırıttı. "Güzel kafanı kurcalama. Yetkili, senin endişelenmen gereken biri değil, Maomao Hanım." + +Bu biraz kaçamak bir cevap gibi geldi ama en azından "yetkili" güvende görünüyordu. Çürük dişli, bencil bir çocuk olabilirdi ama başına kötü bir şey gelseydi Maomao'nun ağzı tadı kaçardı. + +"İkinci sorun ne?" diye sordu Chue. + +Bir an sessizlikten sonra Maomao konuştu, "Shikyou Hoca'ya saldıran kişi hakkında." + +"Ah, Maomao Hanım, bence bunu zaten biliyorsun." + +Akıllı Chue, bu kadar sezgisel olmak. Bir şeyi zaten biliyorken ondan hiç bahsetmemek, Maomao'nun tarzıydı. + +Üstelik soruları vardı. Xiaohong neden onu almaya gelmişti? Gizli geçidi nasıl biliyordu? Shikyou'nun orada olduğunu nasıl bildiğini sakin bir şekilde sormuştu. Ve cevap? "Amcam bana söyledi." + +Hulan. Gyoku-ou'nun her zaman alçakgönüllü üçüncü oğlu. Dört kardeş arasında belirgin şekilde en küçük olanı. + +Sonunda, bunu açıkça söylemezse hiçbir yere varamayacaklarını anladı. "Hulan Hoca bundan ne istedi?" + +"İyi soru! Ve cevap şaşırtıcı derecede basit. Düz bir taht kavgasıydı," dedi Chue. Konuyu neredeyse sıradan bir mesele gibi sundu, ama Shikyou'nun yüzü çelişkili bir ifadeye bürünmüştü. Chue devam etti, "Yine de, Chue Hanım'ın buraya gelmesinin başka nedenleri vardı." Shikyou'ya döndü. "Neden o haydutları hayatta bırakıyorsun?" Her zamanki gibi uzatarak konuşuyordu ama sözleri alışılmadık derecede sertti. + +"Ben bir sivil memur değilim," diye çıkıştı Shikyou. "Onları asmak ya da başlarını kesmek benim işim değil." + +"Pişman olacaksın! Bugün burada olmamızın sebebi, onlardan birini sadece gözlerini oyarak serbest bırakman. Hadi o başları omuzlarından keselim, ne dersin? Şu an bunu... istediğimiz gibi gösteririz, değil mi?" Elini keser gibi bir hareket yaptı. Acımasız bir hükme komik bir dokunuş. + +"Kollarını kırdım, bir şey denemesinler diye. Onları yetkililere teslim edeceğiz; bu yeterli." + +"Eğer öyle diyorsan..." Chue başını eğip yan döndü. "Sen ısrar edersen yapacak bir şeyim yok. Sadece sonuçlara hazır olduğundan emin ol. Yaralı bir hayvandan daha korkunç bir şey yoktur." + +"İnan bana, biliyorum." + +"Öyle mi? Senin gibi yumuşak bir karakter asla halef olamaz." + +"İnan bana... biliyorum," dedi Shikyou. + +Chue cevap vermedi, ayağa kalkıp odayı terk etti. diff --git a/output/knh-12/025_knh-12.txt b/output/knh-12/025_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..916b4c8e --- /dev/null +++ b/output/knh-12/025_knh-12.txt @@ -0,0 +1,238 @@ +# Chapter 23: The Road Home + +Bölüm 23: Eve Dönüş Yolu + +“Cevap şaşırtıcı derecede basit. Sıradan bir taht kavgasıydı.” + +Maomao’nun aklında bir şey takılı kalmıştı. Chue'nin dediği kadar basit olamazdı. Elbette bu, Maomao’nun burnunu başkalarının işlerine sokması için bir gerekçe sayılmazdı. + +Tamam, şimdi. + +Maomao’nun bildiği sorunların çoğu çözülmüştü ve batı başkentine dönüşleri için yol açılmıştı. Yine de, at arabası yolculuğunun son derece sıkıcı olduğu inkâr edilemezdi. Yanında oturan Xiaohong uyuyakalmış, Chue ise şoför koltuğunda oturuyordu; bu da Maomao’ya, dışarıdan akan manzaraya boş boş bakmaktan başka pek bir şey bırakmıyordu. + +Belki bu fırsatı değerlendirip düşüncelerimi toparlamalıyım. + +Kimseye bir faydası olup olmayacağını bilmiyordu, ama batı başkentinden gelen dört kardeşin zihnindeki resimlerini gözden geçirdi. + +Gyoku-ou’nun en büyük oğlu Shikyou vardı. Seçkin bir eğitim almıştı, ama bu eğitimi pek de değerlendirmek istememişti; şimdi bir biaoshi ajansı işletiyordu. Maomao’ya göre Shikyou, isterse bu taht kavgasını tek başına, fazla bir gürültü patırtı çıkarmadan çözebilirdi. Dedikodularda anlatıldığı kadar korkunç bir insan değildi, ama biraz daha toparlanabilirdi. + +Sonra en büyük kız vardı—adı neydi yine? Yinxing, öyle. Xiaohong’un annesiydi. Güçlü bir kadın izlenimi veriyordu, ama I-sei Eyaleti’ndeki hayat onu boğuyor gibiydi. Maomao, aralarından ayrılan korumalara Xiaohong hakkında bir mektup vermişti; mektubun Yinxing’e ulaşıp ulaşmadığını merak ediyordu. Adamları bu meşgul işe gönderdiği için kendini kötü hissediyordu—onlara ödeme yapmak için kullandığı incileri feda ettiği için hissettiği suçluluk neredeyse bundan beterdi. Belki Shikyou’dan bunu telafi etmesini isteyebilirdi. Kardeşler arasında tek kadın olan Yinxing, mirasın bölüşülmesinden pek de memnun kalmamıştı. + +Feilong ikinci oğluydu. Çalışkan ve ciddi bir adamdı; sanki ağabeyini, hayatını nasıl heba etmemesi gerektiğine dair bir örnek olarak almıştı. Maomao onu birkaç kez görmüştü ama aralarında asla gerçek bir sohbet geçmemişti. Başka bir şey söylemek gerekirse, hakkında kötü bir dedikodu duymamıştı. + +Son olarak, üçüncü ve en küçük oğul Hulan vardı. Her zaman biraz şüpheli görünmüştü, ama son olaylar ikiyüzlülüğünü tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştu. Maomao şimdi düşündüğünde, Gyoku-ou’nun ölümünden bu yana başına gelen neredeyse tüm belaların bu tek adam tarafından başına getirildiğini görüyordu. Hulan hep Feilong’u desteklemek için orada gibi davranıyordu—bu da Shikyou’nun hayatına neden kastettiğini açıklıyor olabilirdi. + +Chue Hanım bunu basit bir taht kavgası olarak nitelendirmişti. + +Eğer gerçekten sadece birinci ve ikinci oğullar arasında, babalarının izinden kimin gideceğine dair bir kavga ise, birçok parça yerine oturuyordu. İkinci oğlun destekçisi olan en küçük oğul, en büyük oğludan kurtulmaya çalışmıştı. Her şey yolunda. Ama yine de... + +Burada başka bir şeylerin döndüğünü hissediyorum. + +Chue her zaman tam gerçeği söylemiyordu. + +Merak ve endişe içinde, Maomao at arabasının tabanına bir isim yazdı. + +O dört kardeşin hiçbirinin adında “Gyoku” yok. + +Bildiği kadarıyla, “new You” klanı, ev içi isimlendirme konusunda kendine özgü bazı kurallara sahipti. Erkekler hayvanlardan, kadınlar ise belki de renklerden ad alıyordu. Basit bir sistemdi ve belirli bir mantığa sahipti. + +En büyük oğul Gyoku adını bir kenara atmaya karar verdiyse, hâlâ tutarlı olabilirdi. Aksi halde Shikyou gibi bir adı olması beklenmezdi. + +Shikyou, baykuşun başka bir adıydı; kötülük yapanların yaygın bir sembolüydü. Neredeyse en büyük oğlun, kendi rolünü bir kötü adam olarak üstlenmeye çalıştığını düşünebilirdi. Babası Gyoku-ou kendini bir kahraman olarak görüyordu—ve oğlu, neredeyse bir tepki olarak, tam tersi yolu seçmişti. Yine de, kötü adam rolünü oynamasına rağmen, Maomao’ya göre Shikyou kendi temel iyiliğinden kaçamamıştı. Gyoku-ou’dan daha çok bir kahramandı. + +Ben köşeye sıkıştığım anı bilerek mi bekledi, sonra Bear-man’in odasına daldığında? + +Neredeyse bir oyunun doruk noktası gibiydi. + +Sonra ikinci oğlun adı, Feilong vardı. Yeterince yaygındı; “uçan ejderha” anlamına geliyordu. Oğlunuzun bir ejderha gibi yükselmesini, ya da daha sade bir dille, dünyada büyük işler başarmasını dilemenin bir ifadesiydi. + +Peki ya üçüncü oğul? + +Hulan, “kaplan ve kurt.” Shikyou gibi, çok da olumlu bir anlamı yoktu. Açgözlülüğü ve acımasızlığı simgeliyor gibiydi. + +Maomao başını pencereden dışarı uzattı ve şarkı mırıldanarak arabanı sürdüğü Chue’ye baktı. + +Eş? + +Belki de o hayvanlar, I-sei Eyaleti'nde benim geldiğim yerdeki gibi aynı şeyleri temsil etmiyordu? Maomao böyle düşündü. Ama hayır—koyun ve keçilere bakmak zorunda olan çobanların yaşadığı bir toprakta, kurtların son derece iyi bir şey olarak kabul edilmesi mümkün değildi. + +“Hanım Chue, Hanım Chue!” + +“Hanım Maomao, Hanım Maomao, ne oldu?” diye sordu Chue. Maomao’nun tarafına bile göz ucuyla bakmadı; rüzgâr, sesini duymayı biraz zorlaştırıyordu. + +“I-sei Eyaleti'nde en küçük çocuğa uğursuz bir isim verme geleneği var mı?” + +“Hmm, güzel soru. Çocuğun çok erken ölmemesi için kötü bir isim verme âdeti mi? Hayır, sanmıyorum!” dedi, tiz bir sesle. + +Davranışlarına rağmen Chue, bu konularda bir nevi uzmandı. Maomao, o geleneğe dair fısıltılar duymuştu. Bazı insanlar, Tanrı’nın çok tatlı bir çocuğa âşık olmasından korkar ve erken ölümü caydırmak için bilinçli olarak “temiz olmayan” isimler seçerlerdi. Hatta bazılarının çocuklarına dışkı adlarını verdikleri söylenirdi. + +“Neden soruyorsun?” dedi Chue. + +“Sadece Hulan hakkında düşünüyordum. Sahne kötü adamının ismi gibi geliyor kulağa.” + +“Ah, o mu? Derler ki, karısı ismi o seçmiş; çünkü onu klanın başı olmaya en az uygun gördüğü için.” + +Bu, Xiaohong’un büyükannesi olmalıydı; Maomao, kıza bakmaya gittiğinde bir kez tanıştığı kadın. + +“Çok sıra dışı bir isim seçmiş, değil mi?” dedi Maomao. + +“Yıllarca yabancı bir ülkede kaldı,” diye cevap verdi Chue. “Belki de normalin ne olduğuna dair algısını bozmuştur.” + +“Evet, bunu sen de söylemiştin.” + +Acaba Hulan’ın kardeşlerinden bu kadar küçük olmasının sebebi buydu mu? + +“Bence onunla ilgili değişen tek şey bu değil. Derler ki, Efendi Hulan doğduktan sonra, kadın bir kabuğa döndü!” Hâlâ o aynı samimi, tiz ses tonuyla. + +“Öyle mi?” + +Maomao’nun aklına oldukça skandal niteliğinde bir düşünce geldi. +Ya Hulan, Gyoku-ou’nun oğlu değilse? + +Eğer o yabancı topraklarda karnına düşmüşse, annesinin ona “kötü” bir isim vermesini açıklayabilirdi. Bir an için, bu soruyu sesli olarak sormak isteyip istemediğini kendi kendisiyle tarttı—sonra karar verdi ki, bunu yapacaksa, bu andı. + +“Varsayımsal olarak, Efendi Hulan’ın Efendi Gyoku-ou’nun gerçek oğlu olmaması mümkün mü?” + +“Pffft!” Chue, Maomao’nun daha önce hiç duymadığı kadar yüksek sesle kahkaha attı; neyin komik olduğunu bilmiyordu ama. Chue her zaman gülümserdi, ama Maomao’nun onu karnını tutarak güldüğünü gördüğü ilk andı—üstelik bu sırada dizginleri de elinde tutmayı bir şekilde başarıyordu. Bu, epey bir sürüş becerisiydi. + +“Ha ha ha! Özür dilerim, özür dilerim. Bu... Bu konuda kesinlikle olamayacak bir şey olduğunu söyleyebilirim.” + +“Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?” + +“Efendi Gyoku-ou’nun karısı geri döndükten tam bir yıl sonra doğdu, yani yabancı bir adamdan hamile olmadığını biliyoruz. Ah, tabii, evin içine birinin sızdığını düşünüyorsan, mesele farklı olabilir.” + +Maomao’nun fikri, Chue’yi gerçekten eğlendirmiş olmalıydı; çünkü düşünceyi hatırlayınca yine sırıtıyordu. Belki de komik olan şeyler konusunda farklı fikirleri vardı. Maomao, bir çocuğun meşruiyetini komedi altını olarak görmüyordu. + +Hm. Bir hipotez elendi. + +Pencereyi kapattı. Önünde, arabada zıplayarak ilerlemeye devam edeceği uzun bir yol vardı. Belki biraz uyumaya çalışmalıydı. + +Batı başkentine dönmek birkaç gün sürecek. Seyahat grubu, gidiş yolundakinden çok daha büyüktü, bu yüzden kasabalarda kalmak yerine geceleri kamp kuruyorlardı. Grubun çoğu buna alışık görünüyordu. Şıp diye basit çadırlar kurabiliyorlardı—belki de bazıları eski göçebelerdi. Shikyou işleri denetlerken, Maomao, Xiaohong ve hatta Chue, sadece izlemekten başka bir şey yapamıyorlardı; sanki sadece misafirlermiş gibi. + +“Amca, harikasın!” dedi Xiaohong, gözleri parlayarak Shikyou’nun adamlarını yönlendirmesini izlerken. Orada oturup ısıtılmış keçi sütü içiyordu; o, gerçek bir çocuk gibi görünüyordu. + +Bu yolculukta en zor günleri Xiaohong’un geçirdiğini düşünüyorum, diye düşündü Maomao. Xiaohong’un maceraları boyunca ne kadar itaatkâr dinlediğini görünce, püf noktasının ne olduğunu merak etmeye başlamıştı bile. Xiaohong, Maomao’nun istediği her şeyi yapmıştı; hatta birçok yetişkinin bile yapamayacağı şeyleri. Maomao, kıza Kraliyet Başkenti’ne götürüp onu bir şifacı olarak yetiştirmeyi ciddi ciddi (biraz da yaramazca) düşünmeye başlamıştı—ilginç bir olasılık doğrusu. + +“Hanım Chue, daha büyük porsiyonlar sunabilmeyi diliyor. Son zamanlarda hiçbimiz iyi beslenemedik!” + +“Sahada gezerken yeterince yemek bulmak zor,” dedi Maomao. + +Asılıp gidecekler, değil mi? + +“Anlıyorum...” + +“Maomao Hanım, Maomao Hanım, bir şeyler mi planlıyorsun?” diye sordu Chue. Maomao ise, kendi tarafında, aptal taklidi yapmaya çalıştı. Görünüşe göre Xiaohong’u bir yavru köpek gibi eve götürmesine izin verilmeyecekti. Bunun yerine, “Yeteneklerine hayran kalmamak elde değil. Kamp yemeğinin bu kadar lezzetli olacağını asla tahmin etmezdim,” dedi. + +Tamamen kahverengiye dönmüş ekmeklerin üzerinde ateşte pişirilmiş peynir vardı. Erimiş peynirin tuzlu tadı, ekmeğin mükemmel bir tamamlayıcısıydı. Çorbanın içinde pek bir şey yoktu, ama kemik suyu iştahı açmaya yardımcı oluyordu. + +Biaoshi kılığına girdiği süre boyunca Chue, sıradan bir insan gibi yemişti. Normal porsiyonlarını tüketseydi, Maomao kim olduğunu çoktan fark etmiş olabilirdi. Aslında, Maomao, Chue’nün tuhaf davranışlarının bir kısmının, gizli görevdeyken fark edilmemesi için özellikle böyle olduğunu düşünmeye başlamıştı. + +“Ve tüm bu haydutları da sürükleyip getirdik! Onları gerçekten beslemek zorunda mıyız? Belki porsiyonları Chue Hanım’a vermeliyiz!” + +“Suçlular da acıkır, Chue Hanım—ve onları bir hakimin karşısına çıkarmadan önce açlıktan ölmelerine izin veremeyiz, değil mi?” + +“Ah, onları asacaklar zaten. Bence en kolayı, onları ortadan kaldırmak olurdu.” Bir kez daha, Chue’nün neşeli tonu, sözlerindeki acımasızlığı gizliyordu. + +Haydutlar, tüm bir kasabayı boyunduruğu altına almış, vatandaşları öldürüp köleleştirmişti. Üstelik yabancı bir devlet adamını kaçırmak için komplo kurmuşlardı. Tüm bunların üzerinden konuşarak sıyrılmaları zor olacaktı. Bu nedenle, alt kademedeki haydutlar, bir sonraki kasabadaki yetkililere teslim edilmişti; orada hızlı bir şekilde idam edileceklerdi. Ancak Ayı Adam ve birkaç diğer çete lideri, batı başkentine geri götürülüyordu. Suçları, yerel yetkililerin halledemeyeceği kadar büyüktü. + +“Haydutlara yardım etmek zorunda bırakılan kasabalılara ne olacak?” diye sordu Maomao. + +“Hmm. Sanırım tam olarak suçsuz sayılmazlar, değil mi? Bir noktaya kadar hafifletici sebepler ileri sürülebilir, ama yine de...” + +Bence onların “laoshi”si özellikle zor bir zaman geçirecek. + +Kasabalıların bu kadarının hayatta kalması onun sayesiydi—ama bunu başarmak için, hemcinslerini kurtarıp inancını paylaşmayanları mahkûm etmeyi seçmişti. Hayatta kalmak için haydutlara nasıl yaltaklandığına gelince, o da ayrıca bir mesele. + +“Onlara laoshi dedikleri adama ne olacak?” diye sordu Maomao. + +“O da pek masum sayılmaz ve cezasını çekip geri gelse bile, orada ona yer kalmaz. O kadar çok inançsızı ölüme terk ettikten sonra, onları tekrar görevine döndürmelerini hayal bile edemiyorum!” Chue cıvıldı. + +Maomao, tamamen çaresiz hissediyordu. Adam, yapması gerekeni yapmıştı, bu doğrudu, ama insan kalbi bu kadar kolay tatmin edilmiyordu. + +“Bu, Maomao Hanım’ın üzülmesi için bir şey değil. Laoshi, hemcinslerini korumak için elinden geleni yaptı ve ne olursa olsun bundan pişmanlık duymayacak.” + +Chue, bu adamı tanıyormuş gibi garip bir tonda konuşuyordu. Tüm işaretler, daha önce I-sei Eyaleti’nde bulunduğunu gösteriyordu. + +“Ana nokta şu: Bence olan biten her şeyi Shikyou ve onun yumuşak tavırlarına bağlayabiliriz. Fırsatı varken iki gözü de almalıydı, birinde durmamalıydı. Peki bu sefer ne olacak? Ayı Adam’ın kafasını orada kesip atmalıydı, yetkililere teslim etmemeliydi.” + +“Amcam çok iyi bir insan,” dedi Xiaohong, Chue’ye biraz sert bir bakış atarak. Maomao, Chue’nün Shikyou’yu aşağıladığını düşündüğünü tahmin ediyordu. “Bence o, klanın başı olmak için kesinlikle en uygun kişi!” + +“Amcanın büyük bir hayranısın, öyle mi?” diye sordu Maomao, biraz keçi sütü yudumlayarak. + +“Haksız değilsin. Amcan iyi bir adam ve başkaları üzerinde otoritesi var, bu yüzden belki iyi bir klan lideri olur,” dedi Chue. “Ama halef olmak için uygun değil.” + +“Bu, terimlerin çelişkisi değil mi?” diye sordu Maomao. + +“Hayır. Hayır, değil.” Chue, parmaklarındaki son kırıntıları yalayarak, açıkça daha fazla ekmek istediğini belli etti ve bir yudum keçi sütü içti. + +Ertesi gün, arabalar, çıkarken gittikleri yoldan farklı bir yola girdi. + +“Bu yanlış yol değil mi?” diye sordu Maomao, bugün sürücü koltuğunda değil, Maomao’nun yanında arabanın örtüsünün altında oturan Chue’ye. Xiaohong, amcasıyla bir atı paylaşıyordu. İyi vakit geçiriyor olmalıydı; kesinlikle arabanın arkasından daha iyi manzaralar sunuyordu. + +“Yanlış değil, sadece farklı. Bugün dağların etrafından gidiyoruz.” + +Maomao, düzlüklerden dümdüz geçmenin daha hızlı olacağını tahmin etmişti, ama nedense dolambaçlı bir rota izliyorlardı. “Neden bu değişiklik?” + +“Çünkü dümdüz devam edersek, Shikyou’nun yaşında bir amca ile karşılaşırız. Onları daha önce anlattım, değil mi? Ve aralarındaki ilişkiyi?” + +Shikyou’nun yaşında bir amca? Bu, Gyokuen’in altıncı veya yedinci oğlu olmalıydı. Maomao, ondan haberdar olduğunu fark etti. “Gerçek kılıçlarla düello yaptığı adamı mı kastediyorsun?” + +“Tam da o! Shikyou’nun bizden geç gelmesinin sebebi, ondan kaçınmak için uzun yolu tercih etmesiydi. Çünkü, bir bakıma, ikisi birbirinden daha yakın sayılabilir.” Tamamen samimi bir tonda konuşuyordu. + +O adam hiç mi dert çıkarmayı bırakmıyor? + +Maomao etrafına baktı. Geçtikleri manzara artık çayır düzlükleri değil, bir tür kayalık çöl gibiydi. Her iki yanda uçurumlar vardı. “Ve bu yüzden bu yoldan mı gidiyoruz?” diye sordu. + +“Mesafe açısından aslında en kısa rota. Çıkarken tek bir arabamız vardı, bu yüzden ondan kaçındık, ama büyük kervanlar hep bu yolu kullanıyor.” + +Eğer seyahat grubunuz çok küçükse kullanamayacağınız bir yol mu? Bu tek bir şeyi anlama getiriyordu: Haydutlar. Şu an sahip oldukları muhafız sayısı göz önüne alındığında, onlara saldıracak kadar aptal kimse olmazdı. + +Veya en azından, öyle düşünürdünüz. Ama Maomao, endişesini üzerinden atamıyordu. “Düzenli rotayı tercih ederdim,” dedi. Dağlık arazi hiç eğlenceli değildi, çünkü arabanın sürekli zıplamasına ve sallanmasına katlanmak zorundaydı. “Geçebileceğimiz başka bir dolambaçlı yol yok muydu?” + +“Kuzey rotası, bu mevsimde zaten karla kaplı. Atlar çok yorulur ve kamp kurmak için bir yere, bol miktarda yakıta ihtiyaç duyarsınız.” + +Eğer Chue’nün dikkatli değerlendirmesine göre bu en iyi seçenektise, öyle olsun. Yine de Maomao, Chue’nün ifadesinde en ufak bir karanlık izi gördüğünü düşündü. “Umarım buradan çabucak çıkarız,” dedi ve ıssız manzara arabadan dışarı akarken dışarıya baktı. + +Yolda, atları çok yormamak için sık sık mola veriyorlardı. Arabalardan biri, hayvanlar için yem ve su taşıyordu ve atlar, saman kovasına açgözlüce dalıyordu. Xiaohong’un elinde bir avuç beyaz bir şey vardı; onlara da yem veriyor olmalıydı. + +“Atlara kaya tuzu veriyor,” diye gözlemledi Maomao. + +“Evet! O zavallı yaratıklar çok terliyor,” dedi Chue. + +Boşa harcanıyormuş gibi hissettiriyordu, ama muhtemelen gerekli bir şeydi. Kuzeyde, çok uzaklarda yaşayan ve insan idrarını içmeyi seven dev geyikler olduğunu duymuştu. + +“Hmm.” Chue, yemek hazırlarken garip bir yüz ifadesi yaptı. + +“Ne oldu?” + +“Hiçbir şey. Sadece burada endişelenmemiz için bolca sebep var ve tam olarak rahatlayamıyorum,” dedi, küçük bir bıçağı ustalıkla kullanarak kurutulmuş et dilimliyordu. Eğer her zaman neşeli Chue bile açıkça endişeliyse, belki de dertteydiler. İzlerken, Maomao’nun üzerinde isimsiz ama inkâr edilemez bir korku yayıldı. + +“Chue Hanım... Bana karşı böyle şeyler söylemekten emin misiniz?” + +Chue bir anlığına gözlerini kocaman açtı. “Haklısınız, bu benim dikkatsizliğim. Ama şu anki görevim, Maomao Hanım’ın güvenliğini sağlamak. Ne olursa olsun sizi koruyacağım—hiçbir şeyi kafaya takmayın.” + +Chue için garip bir durumdu. Maomao bile onun gergin olduğunu anlayabiliyorsa, büyük bir şeyin habercisiydi. + +“Hâlâ oldukça endişeli görünüyorsun,” diye gözlemledi Maomao. + +“Chue Hanım öyle görünmese de, mükemmeliyetçidir, bu yüzden tüm endişe kaynaklarından kurtulmak ister,” dedi Chue, yine uzatarak kısaltarak konuşarak. + +“Mesela ne? Ayı Adam artık kaçamaz, değil mi?” + +“Hayır, kesinlikle. Elleri ve ayaklarını bağladık ve her iki kolunu da kırdık. Bu, silah kullanmasını kesinlikle engeller, ama...” Chue kaşlarını çok hafifçe çattı. + +“Çok titiz davrandınız gibi görünüyor. Ne tür bir dert çıkarabileceğini düşünüyorsun?” + +“Normal koşullarda, Chue Hanım bile onu asla yenemezdi, Maomao Hanım. Bağlı olsun ya da olmasın, bir ayı yine de bir ayıdır. Tek bir iyi ısırık yeter ve iş biter.” Chue havaya ısırık taklidi yaptı. “Ama bir kaplanın öfkesinden daha korkunç bir şey var. O da, ısırık kaplumbağasının inatçılığına sahip biri.” + +Ne demek istediğini anlıyorum. + +“Ayı Adam”, Shikyou’nun gözünü kaybetmesi nedeniyle intikam almak için onun işlerine birden fazla kez müdahale etmişti ve bu sefer yakalanmasaydı, muhtemelen tekrar yapardı. Ve şimdi, Maomao’yu da nefret etmesi için bolca sebebi vardı. + +“Gerçekten de kaçabileceğinden şüpheleniyorum,” dedi Chue, ama tonu pek güven verici değildi. + +“Umarım haklısındır.” + +Diğer kadın bıçağını bıraktı, Maomao ise hiçbir şeyin ters gitmemesi umuduyla kendini meşgul etmeye çalıştı. + +Ancak Chue’nün sezgisi, doğru çıktı. diff --git a/output/knh-12/026_knh-12.txt b/output/knh-12/026_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..4c0bb5c4 --- /dev/null +++ b/output/knh-12/026_knh-12.txt @@ -0,0 +1,136 @@ +# Chapter 24: A Wounded Beast + +O gün kayalık çölü aşmayı başaramadılar, bu yüzden o gece bu ıssız arazide kamp kurmak zorunda kaldılar. Hava soğuktu; Maomao, normal dış giysilerinin üzerine bir de battaniye sarınmıştı. Her nefes verişinde ağızının önünde buğu oluşuyor, kulakları öyle çok sızlıyordu ki düşecekmiş gibi hissediyordu. Burası otlak bir düz değil, zemin kazık çakmaya direniyordu, bu da çadırlarını kurmayı zorlaştırıyordu. Bunun yerine arabalarda uyudular. + +Chue, Maomao'nun titrediğini görünce daha fazla battaniye getirmek için ayrıldı. + +Maomao, sadece uyuyabilse, çok geçmeden sabah olacaktı, diye düşündü, ama uyku ona uzak duruyordu. Nihayet derinlere daldığını sandığı anda gözleri tekrar açıldı. Soğuk, yorgunluk ve genel uyuşukluk karşısında gözlerini açık tutmak zordu, ama kendini zorladı. Arabanın örtüsü kırmızı boyalıydı. + +Hâlâ battaniyeyi üzerine sıkıca sararak dışarıya eğildi. Diğer arabalardan biri alevler içindeydi; alev dilimleri havayı yalıyor, atlar kişniyor ve adamlar yangını söndürmek için koşuşturuyordu. Yangın, beklediğinden çok daha şiddetliydi; muhtemelen yem arabası tutuşmuştu. + +Herkes yanan arabanın dikkatini çekmişken, Maomao'ya yaklaşan figürü kimse fark etmedi. + +"Hngh?!" diye inledi, yanına bir darbe aldığı hissettiği anda. Acıyı daha yeni fark etmişti ki, arabadan yuvarlanıp yere çarptı. + +Bir sesin kükrediğini duydu: "Sen küçük cadı..." + +Baktığında tek gözlü Ayı Adam'ı gördü. Kalan tek gözü kırmızıydı ve ağzından kan damlıyordu. Ön dişlerinden birkaçı eksikti, ama bunun karşılığında ellerini ve ayaklarını saran ipler serbestçe sarkıyordu. Bunları dişleriyle kemirmiş olmalıydı. + +Kırık kolları cansızca yanlarında sarkıyordu. Sağ koluna bir metal sopalı bağlamıştı—kendini desteklemek için değil, daha çok silah olarak kullanmak için gibi görünüyordu. + +"En azından... seni öldürebilirim!" + +Ayı Adam, artık acıyı bile hissetmiyormuş gibi görünüyordu. + +Maomao, ona vuranın sopa olmayan el olduğunu tahmin etti; bu da Ayı Adam'ın onu bayıltma niyeti olmadığını, onu bilinci açık bırakarak işkence edebileceğini gösteriyordu. + +Beni öldürecek. + +Maomao'nun kalın battaniyesi darbenin bir kısmını emmişti, ama yine de acıyordu. Ayağa kalkmalı, kaçmalıydı. + +Ayı Adam ona doğru ilerledi. Maomao geriye sürünmeye ve ayağa kalkmaya çalıştı, ama başaramadı. Düşmeden dolayı vücudu hâlâ uyuşuk ve dengesizdi. Keşke diğerlerine koşabilseydi, belki bir şeyler yapabilirlerdi. Keşke... + +Ama Ayı Adam daha hızlıydı ve kaçabilmeden önce üzerine atladı. Aklına gelen tek şey başını korumak oldu; yüzünü kapattı ve gözlerini sımsıkı yumdu. + +O an ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordu. Bir an da olabilirdi, yarım saat de. + +Ayı Adam'ın yumruğu ona hiç inmedi. + +Bunun yerine Chue'nin sesini duydu: "Özür dilerim, Maomao Hanım!" + +Maomao gözlerini açtı. Yanan arabanın arka planında, Ayı Adam'ın üzerinde Chue'nin silüetini gördü. Boynu olduğunu sandığı yerden bir şeyler sıçrıyordu. + +"Bir saniye gözümü kaçırdım..." dedi Chue. Ayı Adam'ın üzerinden atladı ve adam yere yığıldı. "Daha düzgün görünmediğim için özür dilerim. Yaralandın mı?" + +"Hayır," dedi Maomao yavaşça. "İyiyim." Rahatlama ve hayret içinde savaşıyordu. Chue'nin yüzü Ayı Adam'ın kanıyla kaplıydı. Maomao, Xiaohong'un arabada onunla olmamasından sadece memnundu. Hâlâ amcasıyla birlikte olmalıydı. + +"Ona bu gevşek ucu temizlememiz gerektiğini söylemiştim." + +Boğuk bir ses, "Eh... daha haklı olamazsın..." diye çıkıştı. + +Chue anında döndü ve ona inen yumruğu yakaladı. Aslında, yumruğun ona bırakıldığını söylemek daha doğru olurdu. Ayı Adam'ın kolunda hareketlerini destekleyecek kemik kalmamıştı. + +Maomao, zaten parçalanmış kollarındaki kemiklerin daha da ezildiğini duydu; Chue bile darbeden kendini korumak gibi geriye sıçradı. + +Ayı Adam'ın ezilmiş kolları zayıfça yanlarında sarkıyordu ve ağzından ve boynundan hâlâ kan akıyordu. Başkası çoktan ölmüş olurdu, o hâlâ nasıl hayattaydı? Başını kestiğinizden sonra bile sürünmeye devam eden o yılanlardan biri gibiydi. + +Chue ise derhal harekete geçip Maomao'nun önüne geçti. Sol elinde bıçağı tutuyordu. Dişlerini sıktı ve bıçağı Ayı Adam'ın kaburgaları arasındaki boşluğa sapladı, tam ortanın biraz soluna. "Lütfen bu son olsun," diye homurdandı. + +Bu onun ilk kez yaptığı bir şey değildi, diye fark etti Maomao. Chue bıçağı bir an bile tereddüt etmeden geri çekti, neredeyse işini yapar gibi. + +E-Evet, hemen," dedi. + +Ayı Adam hâlâ ayağındaydı. "Ah'm... b-b... bitmedi... henüz..." + +Elini tekrar kaldırdı ve Chue geriye zıpladı. Tam o anda, "tık" diye bir ses duyuldu ve bir ok, Ayı Adam'ın diğer gözüne saplandı. + +"Bir türlü ne zaman vazgeçeceğini bilemiyorsun," dedi bir adam, sesinde bir üzüntü vardı. Bu Shikyou'ydı. Elini kaldırdı ve askerleri oklarını yağdırdı. Ayı Adam inilti dolu bir çığlık attı; içinde kelimeler varsa bile, onları ayırt etmek imkânsızdı. + +Ses nihayet kesildiğinde, kendine "Tek Gözlü Ejderha" adını vermiş olan haydut orada dikiliyordu—ölü, ama hâlâ ayakta. + +"Üzgünüm. Ateşle meşgul olduğum anı fırsat bilip saldırdı." Shikyou Maomao'ya hitap ediyordu, ancak Maomao'nun aklında Chue vardı. + +"Maomao Hanım..." dedi Chue. "Lütfen beni affedin." Her zamanki gibi gülümsüyordu—ama Maomao'nun dikkatini çeken şey, bıçağın sol elinde olmasıydı. + +"Chue Hanım!" Maomao elini Chue'nin sağ omzuna koydu. Bir şeyler ters gidiyordu. Aşağı baktı ve gölge görüşü engellese de, karanlık bir renk değişikliği gördüğünü sandı. Chue'nin sağ koluna dokundu ve kaygan olduğunu fark etti. + +"Aman Tanrım, gerçekten çok üzgünüm. Chue Hanım küçük bir hata yaptı," dedi Chue, tıslayarak. Gözleri odaklanamıyordu. Ne zaman yaralanmıştı? Maomao gözlerini bir an kapattığını sanıyordu; o kısa sürede kaç vuruş almışlardı? + +Chue'nin midesinden de kan sızıyordu. Maomao derhal onu kaldırdı ve arabaya taşıdı. Ayı Adam'ın durumu berbattı, ama Chue de pek iyi değildi. + +"Su kaynatın! Ve tıbbi malzemelerimi getirin!" diye bağırdı Maomao. Shikyou'ya hitap ettiğinin farkında bile değildi. + +Maomao, Chue'nin pelerini çıkardı. Kırık kolu neredeyse ikiye ayrılmıştı ve karın bölgesi morluklarla kaplıydı. Her iki yaralanma da ciddiydi, ancak Maomao iç organlarını kontrol etmeye öncelik vermesi gerekiyordu. + +Chue'nin vücudu, kendi içinde kişisel geçmişini anlatan sayısız eski yara iziyle kaplıydı. Bazıları, bir savaşçının savaş alanında gururla taşıyacağı yaralardan görünüyordu; diğerleri ise açıkça işkencenin sonucu idi. + +"Maomao Hanım..." + +"Konuşma!" diye emretti Maomao, telaşla. + +"Lütfen, bırak beni... Bırak konuşayım." Chue, sol eliyle Maomao'nun yanağını okşadı. "Sağ elim bundan sonra işe yaramayacak, değil mi?" + +"Bunu henüz bilmiyoruz!" + +"Biliyoruz. Günü doldu!" + +Maomao kendini suskun buldu. El, gerçekte, neredeyse tamamen kopmuştu. + +Maomao, Chue'nin onu ne kadar kolay içini okuduğunu hayıflandı. Kopan bir uzvu yeniden ekleyecek becerisi yoktu. Deneyebilirdi, ama işe yarama ihtimali düşüktü—eğer çürüyüp düşmezse. + +"Eğer kurtarabileceğini düşünüyorsan... o zaman karnımdan önce elimle ilgilenmelisin." + +"Kesinlikle hayır. Önce karın." İç organlar, kolundan çok daha önemliydi hayatta kalması için. Midesindeki yara öncelikliydi. + +"Yok... Yok. O el olmadan benim bir değerim yok. O el olmadan, bu son." + +"Bu doğru değil." Maomao yanındaki ilaçları çıkardı: pıhtılaştırıcılar, öksürük kesiciler, soğuk algınlığı ilacı. Bunların hiçbiri ne işe yarardı? "Sen olmadan hayatım çok daha zor olurdu, Chue Hanım, bu yüzden bu son olamaz. Ne olursa olsun, yaşamalısın!" + +Maomao, Shikyou'nun araçları, suyu ve ateşi getirmesini sabırsızlıkla bekledi. Dışarıda, diğer araba hâlâ alev alıyordu. + +"Hoo hoo hoo... Maomao Hanım, beni sevdiğini düşünmeye başlayabilirim," dedi Chue. Her zaman o tıslayış. + +"Evet! Evet, seni seviyorum, lütfen konuşmayı bırak!" + +En azından bu kadar çok gevelemesi, akciğerlerinin çalıştığını gösteriyordu. + +"Bu harika. Maomao Hanım'dan bir aşk itirafı! Ay Prens'e övünmem gerekecek..." Chue neredeyse masum, çocukça görünüyordu. "Sevilmesi, hatta sadece kısa bir süre için bile—bu harika bir şey. Neredeyse... ait olabileceğin bir yerin olduğu hissine kapılıyorsun." + +Maomao bir şey söylemedi; Chue'nin karın bölgesinde parmaklarını gezdirerek çok meşguldü. Kaburgalarından birinin kırılıp bir organı delme ihtimali vardı. + +"Durumunu biliyorum, Maomao Hanım. Duygularına kapılmamak önemli! Ama..." Chue, kan lekeli eliyle tekrar Maomao'nun yanağını okşadı. "Bunu da bir bahane olarak kullanamazsın." + +Tekrar güldü. +"Hoo hoo hoo!" +Ve sonra, daha fazla laf etmeden, gözlerini kapattı. + +Maomao gözlerini kırpıştırdı—ve sonra Chue'nin nabzını almak için atıldı. Hâlâ hissedebiliyordu: +*ba-bum, ba-bum*. + +"İşte," dedi Shikyou. "Su ve araçların." + +Malzemeleri ondan aldı. Bir elinde cerrahi bıçağı tuttu, diğer elinde ise dezenfektan alkolü kavradı. + +*Ne demek istiyor bunu*, diye düşündü Maomao, dudağını ısırarak, *ama onu bir mücadele vermeden bırakmıyorum.* + +Yumruklarının sıkıldığını hissetti ve sonra ameliyata başladı. diff --git a/output/knh-12/027_knh-12.txt b/output/knh-12/027_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..5851d548 --- /dev/null +++ b/output/knh-12/027_knh-12.txt @@ -0,0 +1,246 @@ +# Chapter 25: The Ugly Little Sparrow + +Bölüm 25: Çirkin Küçük Serçe + +Genç Beghura—adı "serçe" anlamına geliyordu—mutlu bir kızdı. Babası ticaretle uğraşıyordu ve artık pek de genç sayılmayan bir yaşta evlenmişti. Güzel annesini ilk gördüğünde, aşık olmanın en derin hâlini yaşayan, âşık bir delikanlı gibi âşık olmuştu, diye iddia ediyordu. Ve kadının güzelliğini fark etmek için Beghura'nın babası olmak gerekmiyordu. İnce ve uzun boylu, fili dişleri renginde bir teni, akıcı çizgilerden ve pürüzsüz kıvrımlardan oluşan bir bedeni vardı. + +Beghura'nın duyduğuna göre, babasının, başka bir topraktan gelen annesiyle karşılaşması tamamen tesadüf eseri olmuştu. Annesi, Shaoh adlı komşu ülkeden gelen bir gemideydi. Fırtınada gemi batmış ve annesi, babasının ticaret gemisi tarafından kurtarılmıştı. İlk başta işler kolay değildi, çünkü iletişim kuramıyorlardı. Ama Beghura'nın babası mükemmel bir Shaohnese konuşuyordu ve annesini kanatları altına aldı. Ona bir iş verdi ve dilini öğretti. + +Onu mümkün olan en kısa sürede Shaoh'a geri gönderme niyetindeydi, ama her seferinde araya bir şeyler girdi. Eşi ve çocuğu, onunla birlikte Shaohnese gemisindeydi ve batışta hayatlarını kaybetmişlerdi. Anavatanında ailesi yoktu—geri dönse bile gidecek bir yeri yoktu. + +Beghura'nın babası bir tüccardı, ama aynı zamanda son derece dürüst ve onurlu bir adamdı; işleri, insanların ona duyduğu saygı sayesinde büyümüştü. Dünyada yalnız kalmış bu kadını kaderine terk etmezdi. Ve işte o zaman, kırkından fazla bir adamda pek de yakışık almayan o delikanlıca aşkı kendini gösterdi. + +Beghura'nın annesi, dilin sadece sınırlı bir kısmını bilen bir yabancıydı, ama çok çalışkandı. Kısa sürede hizmetçiler, onu evin hanımı olarak kabul etmeye başladılar. + +Beghura'nın annesi, evlendikten sonra da babasına mükemmel bir yardımcı olmaya devam etti. Beghura, onları el ele kiliseye giderken izlemeyi özellikle severdi. Üçü, dinlenme gününü birlikte dua ederek geçirir, sonra eve dönmek için bir yerde yemek yerlerdi. + +"Sonunda yapmayı asıl planladığım şey, bir akrabamızın çocuğunu evlat edinmekti ya da benzeri bir şey," dedi babası. Ancak evlendikten bir yıl sonra Beghura doğdu. Evet, bir kızdı, ama kendi çocuğu olacağını asla hayal etmemiş olan babası, sevinçten çılgına dönmüştü. Kızının doğumundan sonraki on gün boyunca, dükkanının önünden geçen herkese şeker dağıttı. + +Adı Beghura'yı annesi seçti. Babasına göre bu, küçük bir kuşun, sevimli bir hayvanın adıydı. Beghura, ince ve güzel annesine hiç benzemiyordu; kısa ve tombul babasına benziyordu. Küçük gözleri, sanki kırılıp kopmuş gibi görünen, çok kısa bir burnu vardı—ve boyu da pek uzun değildi. Ama aşk gerçekten de kördü ve Beghura'nın babası, ailesinin her ferdine onu övüyordu. + +Beghura güzellik diye nitelendirilecek biri değildi, ama bunu telafi edecek kadar zekâsı vardı. Doğumundan bir yıl bile dolmadan yürümeye başlamış; iki yıl içinde de çok konuşkan bir hâle gelmişti. Üç yaşına geldiğinde, babası onu gülümseyerek izliyor ve büyüyünce nasıl biri olacağını merak ediyordu. + +Evet, Beghura'nın yeterince zekâsı vardı. Annesinin kaybolduğunu hatırlayacak kadar—ve annesinin gitmeden hemen önceki hâlini hatırlasın. + +Annesi bir gün, ansızın kayboldu. Babası derinden üzüldü. Bu arada çalışanlar, ne olduğunu öğrenmek için çaresiz, şaşkın ve kargaşalı bir hâldeydi. + +Babası, çeşitli sanatçılardan portre üzerine portre yaptırdı ve günlerini aramakla geçirdi. Belki bir suçun kurbanı olmuştu, diye düşündü. Ancak ararken, garip detaylar ortaya çıkmaya başladı. + +Birincisi, babasının ticari işlemleriyle ilgili bilgilerin sızdırıldığı anlaşılıyordu. Somut bir kanıt yoktu, ama diğer ülkelerle yaptığı ithalat ve ihracatlarında şüpheli örüntüler belirmeye başladı. + +Beghura, çevik zekâsını babasından almıştı. İşleri cazip kişiliğiyle çekmiş olabilirdi, ama bir tüccar imparatorluğu kurmak için bu yeterli değildi. Bir şeylerin ters gittiğine dair en ufak bir hissi bile görmezden gelmezdi. Beghura'nın annesinin geldiği yıldan beri birkaç yıllık hesap defterlerindeki örüntüleri kontrol etti—ve belirli bir ülke ile bağlantı buldu. + +Li: Shaoh'a sınır olan bir ülke. Beghura'nın ülkesiyle diplomatik ilişkileri yoktu, ama Shaoh'un doğusunda yer alıyordu, tıpkı kendi ülkesinin batısında olduğu gibi. Beghura'nın annesi Shaohnese olduğunu iddia etmişti, ama görünüşte Li'li birine daha çok benziyordu. O zamanlar şüphelerini uyandırmamıştı; Shaoh'ta karışık kökenli pek çok insan vardı. + +"Anneni bulacağım. Yemin ederim bulacağım!" dedi Beghura'ya, ardından ona kutsal kitapların bir kopyasını verdi ve çalışmasını söyledi. Başka yapacak bir şeyi olmadığı için, Beghura hizmetçilerden birine onları kendisine okumasını söyledi. + +"Annende mutlaka bir sebep olmalı. Onu yaptığı şeyi yapmaya zorlayan bir şey olduğuna eminim," ısrar etti babası ve ilk kez, Beghura aptalca davrandığını düşündü. + +Yıllar sonra, babası annesini bulmuş olabileceğini söyledi. Portreyle birebir uyan biri Li'de tespit edilmişti. Sevinçten havalara uçan babası, hemen bir gemiye binip Li'ye yelken açtı. + +Beghura bunu sonradan pişmanlıkla düşündü: O gün ona ulaşmalıydı. Babası annesini ölü kabul etmeliydi. İkisi birlikte mükemmel, mutlu bir hayat yaşayabilirdi. + +Ama o hayal gerçekleşmeye mahkûm değildi. + +Babası bir daha asla dönmedi. + +Ebeveynlerini kaybeden çocuklara ne olur? Beghura biraz daha büyük olsaydı, belki işler farklı olurdu—ama on yaşından bile küçük bir kız için yapabileceği hiçbir şey yoktu. Bir aydan kısa bir sürede babasının varlıkları yağmalandı; geriye hiçbir şey kalmamıştı. Zengin bir adamın öldüğü anda ne kadar çok yakını olduğu ne kadar komik. Beghura'ya, babasına birazcık sadakat duyan bir hizmetçi tarafından verilen birkaç altın sikke kalmıştı. + +Babası aklını başında tutmuş olsaydı, kızına bir vasi atardı. Annesi güzel olabilirdi, ama babasını çılgına çevirmişti. + +"Başıma bir şey gelirse, kiliseye git," demişti ve Beghura, sikkesini sıkıca kavrayarak tam da bunu yaptı. Oradaki papaz, temelde dürüst bir insandı ve merhametle Beghura'yı yetimhaneye göndermeye çalıştı, ama Beghura bunun kötü bir fikir olduğunu biliyordu. Bir avuç altın sikkesi keşfedildiği anda, ondan alınacaktı. + +Beghura, hedefinin ne olması gerektiğini biliyordu. Kilisede, öğretileri doğuya yaymak istediğini söyleyen bir öğretmen vardı. Gerçekten de çok yakında ayrılacaktı. + +"Lütfen, beni de yanına al," dedi Beghura. + +En iyi zamanlarında bile biraz mesafeli olan, kırk yaşlarında bir adam olan öğretmen, "Bir çocuğu peşimde sürükleyemem," dedi. Kaslı bir yapıya sahipti; özellikle büyük bir kilisenin öğretmeninin koruma görevlisi olarak çalışmıştı. İnançsız ve sapkınlarla dolu yabancı bir toprağa giderken onun gibi kas gücü şart olacaktı. + +Beghura sadece bir çocuktuk. Kas gücü yok, gücü yok. Tek bir şeyi vardı: + +"Rab, bizi görüyor musun?" + +Kutsal kitapları o kadar çok kez dinleyerek ezberlemişti—kendisine okunmasını o kadar çok kez isteyerek—ki her satırı, tek bir kelime bile yerinden çıkmadan, kusursuzca tekrarlayabiliyordu ve şimdi bunu yaptı. + +Öğretmen onu sessizce dinledi. + +"Lütfen," dedi tekrar, "beni de yanına al." + +Değersizse, kimse ona bakmazdı bile. Babasına değerliydi çünkü onun kızıydı. Hizmetçilerine ve çalışanlarına değerliydi çünkü işverenlerinin kızıydı. + +Bu yüzden, öğretmeninin vaaz kampanyasında faydalı bir piyon olabileceğini kanıtladı. Üstelik Beghura, annesinin de kızıydı; yüzü doğu insanına benziyordu. Yapması gereken tek şey dili öğrenmekti ve yolda her türlü yardımda bulunabilirdi. + +Öğretmen, çok uzun bir süre çok isteksiz göründü, ama sonunda, şükürler olsun, boyun eğdi. Belki de Beghura'nın başka gidecek bir yeri kalmadığını fark etmişti. + +"Ölürsen, sorumluluğu üstlenmeyeceğim," dedi. + +"Biliyorum, efendim." + +Böylece Beghura, bu öğretmenle birlikte doğuya gitti. Yürüdükçe vaaz verdikleri için ilerleme yavaştı. Shaoh'u geçip sonunda Li'ye varmaları tam bir yıl sürdü. Ancak Li'de ilerlemek, daha da zorlu çıktı. + +Yolda, öğretmen her türlü dilde yazılmış kutsal kitaplar aldı. "Sözlere dikkat et," dedi ona. "Onları hatırla. Her satırı, her harfi öğren. Belki bir gün hayatını kurtarır." + +Öğretmen kaba olabiliyordu, ama ona iyi bakıyordu. Ancak doğası gereği sabırlı bir adam değildi ve birden fazla kez öfkeli inançsız kalabalıklar tarafından kovalandılar—bu da sinir bozucuydu. Bazen hatta hapsedilip adeta işkenceye maruz kaldılar. + +"Lanet olsun inançsızlara! Günahlarınızı, tövbe edip inana kadar size karşı tutacağım!" + +Ah, evet. Öğretmen bunu söylemeyi çok severdi. + +Beghura için, bu adamı sapkınlardan dolu Li'yi görev alanı olarak seçmeye iten olayların tam olarak ne olduğu belirsizdi, ama bu da ona umursatmıyordu. + +Grubu bir kiliseden gelmiş olsa da, çocuk hizmetçilerini özellikle iyi muamele etmiyorlardı. Haklılardı; harcamaya pek fazla paraları yoktu. O zamanlarda Beghura, kim olduğunu hatırlatırdı kendine: Zengin bir tüccarın kızı değil. Sadece küçük bir dilenci yavrusu ve hizmetçi. + +Bunun yerine, ağzına bir lokma atmak için tüm zekâsını kullandı. Kasabada özellikle nazik görünen bir kadın görürse, yakınında ağlamaya başlayabilirdi, bu bazen ona sadaka kazandırırdı. Bazen, şaklabanlık yapıp onları güldürürse atıştırmalıklarını onunla paylaşan çocuklarla tanışırdu. Bazen kutlamalarda bedava yiyecekler dağıtılırdı; o zamanlar, Beghura yiyemeyeceği zamanları telafi etmek için mümkün olduğunca çok yerdi ve uzun süre dayanacak bir şey görürse, sessizce onu alıp kaçardı. + +Bir keresinde, gezici bir gösteri grubuyla yolculuk ederken, el çabukluğu öğrendi. Sanatçıların pratik yapmasını çok açıktan izlediğinde ondan dayak yiyeceğini fark etti, bu yüzden bunun yerine yakındaki bir ağaca tırmanıp onları gözetledi. Bu numaraları zenginlere yaparsa, ona birkaç sikke verebileceklerinin farkındaydı. + +"Evet, efendim." + +Öğretmen, onu bu numaralarla yakaladığında her zaman öfkelenirdi — ama onu düzenli olarak doyuramadığı için kendini kötü hissetmiş olmalıydı; çünkü kızın kazandığı atıştırmalıkları ve küçük sikkeleri asla elinden almazdı. + +Li'de bir süre kaldıktan sonra, Beghura adını Maachue olarak değiştirdi. Öğretmen ona, Li'liymiş gibi davranırsa hayatta kalma şansının daha yüksek olacağını söylemişti. + +"Batı başkentine gideceğini duydum," dedi. + +Öğretmen ve grubun geri kalanı, Li'nin en büyük kiliselerinden birine sahip olan bir köyde kalacaklardı. Öğretilerini yaymak için mükemmel bir üs olacağını söylüyorlardı. + +"Benimle gelmemi mi istiyorsun?" Beghura ve öğretmen artık birkaç yıldır birlikteydi ve ona karşı belli bir saygısı vardı. + +"Teşekkür ederim, iyi olacağım." + +Beghura artık tam on iki yaşındaydı — Li'de evlenecek yaşa gelmek üzere. Normalde, tek başına seyahat etmesinin tehlikeli bir fikir olacağı düşünülebilirdi. Ancak Beghura saçlarını kısa kestirmişti ve küçük gözleri ile buruşuk burnu pek de güzel sayılmazdı. Batı başkentine giden bir kervana, hizmetçi olarak katıldı. + +Oraya vardıklarında yıl değişmişti ve Beghura on üç yaşına basmıştı. Kervandan ayrıldı ve sokak serserisi olarak yaşamaya başladı. + +Palyaço oynamak, Beghura'nın kişiliğine uygun çıktı. Gündüzleri şakalaşır ve el çabukluğu göstererek küçük paralar kazanırdı; geceleri ise soğuktan korunmak için bir sulama kanalında uyurdu. Bir süre bu şekilde yaşadığında, annesinin portresine benzeyen bir kadından söz edenleri duymaya başladı. + +"Şehirdeki en büyük evde gördüğüme eminim. İtiraf etmeliyim ki, sadece bir kezdi..." diye ona bilgi veren biri oldu. + +Bu sözlere güvenmeyi seçen Beghura, heybetli konağa doğru yolunu tuttu. + +Gerçekten de batı başkentinin en büyük ikametgâhıydı ve Beghura gibi pis bir zavallıyı içeri almakla ilgilenmiyorlardı. Bu yüzden, evden birinin çıkmasını bekledi. + +"Büyük Abi! Dur biraz!" diye birinin bağırdığını duydu. + +Kapıdan iri yarı bir adam çıktı. Eh, sadece bir adam sayılırdı — ergenlik töreninden bu yana birkaç yıl geçmişti. Ancak Beghura'dan çok daha şık giyinmişti. Keskin kaşları, kuşkusuz, genç hanımlar arasında popüler olmasını sağlıyordu. + +Onu bir kız takip ediyordu — muhtemelen Beghura'nın duyduğu sesin sahibiydi. O da evlenecek yaşta biriydi ve gözlerindeki delici bakışa rağmen çok güzeldi. Kıyafetinin bol kumaşı ipekten yapılmıştı; tam da yıllar önce Beghura'nın babasının ellerinden geçen türden. O karakteristik parlaklığıyla ipeğe dokunalı çok uzun zaman olmuştu. + +"Hemen geri dön! Büyük abin, senin koruman olması için ne kadar da nazik. Özür dilemen gerekiyor! Ah! Dede bizzat istemeseydi asla yapmazdı." + +Heybetli genç kadını, çarpıcı kızıl saçlı ve zümrüt yeşili gözlü, daha genç bir hanım takip ediyordu. İlk kızın aksine, bu kızın gözlerinde bir şefkat vardı. Beghura, bu ikinci kızın kendi yaşında olduğunu düşündü — peki nasıl bu kadar farklı olabiliyorlardı? Biri pis bir sokak serserisiydi, diğeri ise güzel bir prenses olabilirdi. + +Sonra, Beghura başka bir ses duydu: "Yin, yeter artık!" + +Yıllardır o sesi duymamıştı — ve yine de, anılarının uçurumunda kaybolduğunu sandığı sahneleri gün yüzüne çıkardı. + +"Yanım Hanım arka saraya gidiyor. Onun statüsünü düşünün!" + +Bir kadın belirdi — güzel, ince ve uzun boylu, fil dişi renginde bir teni ve akan kıvrımlardan oluşan bir bedeni olan bir kadın. + +Yin adlı kız, dudaklarını büzmeye başladı. Beghura ise umursamazdı. Orada, şaşkınlık içinde duruyordu; hayatının tamamında onunla birlikte olması gereken bu güzellin, şimdi, burada nasıl olabildiğini merak ediyordu. + +"Evet, +Anne +," dedi Yin. + +Anne. Beghura geri çekildi. O kelimeyi biliyordu; yıllardır Li dilini öğreniyordu ve bu kelimenin kesinlikle bu anlama geldiği açıktı. Bilmediği şey, bu yabancı kızın neden onu kullanıyordu. + +Annesinin, Beghura'nın babasıyla tanışmadan önce bir kocası ve çocuğu olduğunu duymuştu, ama gemi kazasında öldükleri söylenmemiş miydi? + +Bir de başka bir ses vardı. "Anne!" Beghura'dan daha küçük bir çocuktu. On yaşından bile küçüktü. "Ben de gitmek istiyorum!" + +"Hiç de değil. Sen ve ben burada kalıp ders çalışacağız. Bir sonraki sefer alışverişe gidebilirsin." + +"Ah!" + +Çocuk, Beghura'nın annesinin bacağına, tıpkı Beghura'nın bir zamanlar yaptığı gibi yapıştı. + +Beghura gördüklerini sindiremiyordu, ama kaçınması imkânsız olan bir gerçek vardı: annesinin etrafındaki tüm çocuklar, ondan çok daha temiz ve sevimliydi. Beghura'nın başında sadece bir tüylenme vardı, saçları jiletle kaba kaba tıraş edilmişti ve yıllardır aynı kıyafetleri giyiyordu. Bir han ödemeye parası olmadığı için, son banyosundan bu yana günler geçmişti ve tozla kaplıydı. Pis bir sokak çocuğuydu, bundan fazlası değil. + +Ne yaptığının farkında olmadan, saklandığı duvarın arkasından fırladı. Annesine doğru bir adım, sonra bir adım daha attı. + +"O tür şeylerle uğraşma, Yin," dedi adam. + +Ama hayır. Tanıma kıvılcımının bile bir kıvılcımı yoktu. + +"Tamam." + +"Hm." + +"Hey, orada... iğrenç bir şey var," diye seslendi Yin adlı kız. Gözlerinde, çöpe rastlamış birinin o bakışı vardı. Değersiz bir şeyden söz etmiyordu—değer meselesi değildi bu—varlığı bile tahammül edilemez bir şeyden. Beghura, babasının eline gerçek bir çöp verildiğinde ve ne kadar ettiğini sorduklarında nasıl baktığını hatırladı. + +Beghura, adamın "uğraşma" derken ne kastettiğini tam olarak anlayamamıştı. Gözleri o güzel kadına kilitlenmişti. + +Yin gibi, kadın da Beghura'ya sadece bir göz ucuyla bakmış, ardından çocuğu alıp hiçbir şey olmamış gibi onu içeri geri götürmüştü. + +Beghura ne yapacağını şaşırmıştı. Bir açıdan, tüm bu süre boyunca annesinin peşinden gitmişti; birbirlerini gördüklerinde annesinin bir şekilde onu tanıyacağına inanıyordu. + +Beghura annesinin peşinden neden bu kadar yıl koşmuştu? Anne-çocuk kavuşmasının sevincini yaşamak için mi? Hayır. + +Sadece annesinin gözünde ne kadar değerli olduğunu bilmek istemişti. + +O gece, Beghura konağa sızdı. Bilmek zorundaydı. Annesi için ne olduğunu öğrenmek zorundaydı. + +Evi sızması kolay bir işti—belki de inançsız kalabalıklardan kaçtığı o yılların etkisiydi. Odadan odaya gizlice dolaşıp annesinin nerede olduğunu tespit etmeye çalıştı. + +Tam arkasından bir ses geldi. "Bir fare kokusu aldım sandım." + +Panikleyen Beghura dönmeye çalıştı, ama hareket edemeden yere yapıştı. + +"Sokak serserisi, biraz hırsızlık mı yapmaya geldin? Girdiğin kol sayısından ikisi eksik çıkacaksın." + +Konuşan otuz yaşlarında bir adamdı, ancak Beghura ona iyi bir bakış atacak kadar dönebilmiş değildi. + +"Ben hırsız değilim," dedi Beghura, yapabildiğince kibarca. Öğretmenin ona söyleyip durduğu şeydi bu—ne yazık ki ters tepti. + +"Yabancı birisin, değil mi! Sende bunu duyabiliyorum." Beghura, yüzünün sertçe yere bastırıldığını hissetti. Ardından adam onu kimse görmeyecek bir yere sürükledi. "Hâlâ gençsin. Nereden geliyorsun? Shaoh'tan mı? Hayır... Daha batıdan. Buraya ne için geldin?" + +"Annem... Annem," diye nefes nefese söyledi Beghura. "Annemi görmek için geldim!" + +"Anneni mi? Sen gibi pis bir sokak çocuğunun böyle bir evde çalışan bir annesi olur mu?" Alaycı bir kahkaha attı. Onu aşağılamasına izin veriyordu; Beghura umursamıyordu. Bunun yerine, elbisesinin katlarından yırtık, soluklaşmış portreyi çıkardı. + +"Bu ne?" dedi adam, sesi öncekinden farklıydı. Sesinde şimdi bir kafa karışıklığı izi vardı. Beghura, kavramasının çok hafifçe gevşediğini hissetti. "Onun çocuğu musun?" + +Beghura kime atıfta bulunduğunu bilmiyordu. Ancak adamın o anki şaşkınlığının ona tek bir şans sunduğunu biliyordu. Kaçmak kolay olmayacaktı. Bu açığı değerlendirmek için seçtiği yöntem? + +"On dört yıl önce annem bir gemi kazasında hayatını kurtardı ve babam onu kurtardı. Onun kızıyım, evlendikten sonra dünyaya geldim." + +Ona süslenmemiş gerçeği söylemek. + +"Kızı! Hah! Ha ha... Evet, evet! Mantıklı. Bir kız olması gerekiyordu." Adam yine güldü. "Artık ona ihtiyacı kalmadığı için terk ettiği bir kız." + +Sözler Beghura'nın kulaklarında çınladı. "İhtiyacı kalmadı...?" + +"Evet. Hiçbir şekilde ihtiyacı yoktu. Buraya geri dönecekse neden olsun ki? Sen? Senin tek bir amacın vardı: Yabancı bir ülkede gizli görevdeyken onu meşrulaştırmak. Senin sahip olduğun tüm değer buydu." + +Sahip olduğu. +Geçmiş zaman. Gerçekten de artık Beghura'ya ihtiyacı yoktu. + +"Seni evine getiremezdi, değil mi? İşini yapması gerekiyordu ve sen ölü ağırlığıydın." + +"Ölü ağırlığı..." Başına bir darbe yemiş gibi zonkluyordu. + +Tabii ki biliyordu. Annesi kaybolduğu, Beghura'yı ve babasını geride bıraktığı andan itibaren biliyordu. + +"Peki baban ne oldu? Onun gibi büyük bir tüccarın başka bir eş bulması muhtemelen çok kolay olmuştur, değil mi?" + +Keşke öyle olsaydı. Keşke babası böyle bir adam olsaydı. Ama hayır: O iyi kalpli ve aptaldı. + +"Annemin Li'de olabileceğini duyunca onu aramaya gitti ve yolculukta öldü. Evi çöktü. Hiçbir şeyim kalmadığı için annemin peşine düştüm." + +"Sadece o portreyle mi?" + +Adam bir şeyler düşünüyor gibiydi. Beghura'ya değerlendirici bir bakış attı. Beghura'nın aklına bir düşünce geldi: Burada, şu anda, onun ne kadar değerli olduğunu kararlaştırmaya çalışıyordu. Eğer cevap "hiçbir şey" ise, onu değersiz bir şey gibi elinden atacaktı. + +"Ana dilim kadar Li dili ve Shaohnese dilinde de akıcıyım," dedi Beghura. "Ve birkaç başka dilde daha konuşuyorum." + +Öğretmenin ona verdiği kutsal metinleri hatırlayarak, bir dizi yabancı dilde okumaya başladı. + +"Sayıları da biliyorum. Bir hafta boyunca sadece suyla idare edebilirim. Ağrıya dayanabilirim ve ellerim hızlıdır." O göstericileri izleyerek öğrendiği el becerilerinden bir kısmını gösterdi. + +Her şeyi yapardı. Hayatta kalmak için, varlığında bir değer bulmak için. + +"Ne aptal. Tüm hileleri olan bu," diye mırıldandı adam. "Tamam. Sana bir erteleme veriyorum. Ne yapabildiğini görelim. Bana biraz değerli olduğunu kanıtla..." Burada gülümsedi, bir tür sırıtış. "...ve seni halefim yaparım." + +Böylece adam, Beghura'nın mentoru oldu. diff --git a/output/knh-12/028_knh-12.txt b/output/knh-12/028_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..41e90132 --- /dev/null +++ b/output/knh-12/028_knh-12.txt @@ -0,0 +1,227 @@ +# Chapter 26: Man and Wife + +Baryou on altı yaşındayken, annesi Taomei onu huzuruna çağırdı. “Sana söyleyeceklerimi asla unutma,” dedi. + +Annesi Ma klanını yönetiyordu. Klanın amacı İmparatorluk ailesini korumaktı; bu da, klanın erkeklerinin hayatlarını tehlikeye attığı ve bazen de canından olduğu anlamına geliyordu. Bu yüzden her zaman bir kadın geriye kalırdı; böylece ne olursa olsun, klanın aklı hep ayakta kalabilirdi. + +Normal şartlarda bu rolü aile şefinin eşi üstlenirdi. Ancak olağanüstü koşullar nedeniyle Baryou’nun babası Gaoshun, aile reisi olamayacaktı. Yine de uygun başka biri olmadığı için bu görev, Baryou’nun annesine düştü. + +Taomei, Baryou’ya isimli klanlardan bir diğeri olan, yani “Yılan” anlamına gelen Mi klanından bahsetti. Dışarıdan bakıldığında İmparatorluk ailesini koruyan Ma klanıydı. Ancak gizli işlerde İmparatorluk çıkarlarını gözetmekle görevli olan Mi klanıydı. + +“Onları bir klan olarak adlandırıyoruz ama Mi’ler, bizim gibi basit kan bağlarıyla kurulmuş değil.” + +Mi klanı istihbarat toplamakta ustaydı. Tam da bu yüzden, kimliklerini asla açıkça belli etmezlerdi. + +“Ve onları tek bir klan olarak anıyoruz, oysa Mi’ler çok sayıda; her birinin, bir tür miras sistemi olduğunu düşünebileceğiniz bir yapısı var.” + +“Miras sistemi mi, anne? Ne demek istiyorsun?” + +“Mi’ler… Nasıl açıklayabilirim ki? Biliyorum. Diyelim ki onlardan on kişi var. Bu on kişiden her biri, halefi olarak birini seçer. Genellikle aile içinden seçerler ama işe tam uygun biri yoksa bazen dışarıdan da alırlar. Bu halefler klanın bir sonraki neslini oluşturur. Üstelik halef olarak seçilmeyenler artık klanın bir parçası sayılmaz ve klanın sırlarını öğrenme imkânı çok nadiren doğar. Hatta akrabalarının Mi klanına mensup olduğunu bile bilmiyor olabilirler.” + +“Anne, bir soru sorabilir miyim?” + +“Evet, ne?” + +“Bana anlattıklarına göre Mi klanı, diğer isimli klanlardan birine de kolayca sızabilir, öyle mi?” + +Taomei hafifçe gülümsedi; Baryou’nun tam isabet ettiğini anlamak güç değildi. “Tam da öyle. Bu, her şeyin en önemli noktası. Mi klanı, Ma klanının ikizidir ve bu yüzden ondan yalnızca ben ve avuç içi kadar birkaç kişi haberdardır.” + +Baryou’nun midesinde hoş olmayan bir çalkantı başladı. Casuslukta uzmanlaşmış bir klan mı? Evet, tebaanın ve danışmanların ne düşündüğünü öğrenmek için bu kesinlikle uygun olurdu. + +“Bir soru daha, izin verirsen?” + +“Evet?” + +“Eşim olacak bu kadın—acaba Mi klanının bir üyesi olabilir mi?” + +Teklif, birkaç gün önce ablası Maamei aracılığıyla gelmişti. Annesinin bu konuyu konuşmak için tam bu anı seçmesinin tesadüf olmaması gerekiyordu. + +“Bunu bilmiyorum. Ama şunu anla: Bu, reddedemeyeceğin bir evlilik.” + +Taomei kararlı bir sesle konuştu ve içine kapanık oğlu ona karşılık vermeye cesaret edemezdi. + +Kadın birkaç gün sonra geldi ve Baryou onunla hiçbir şekilde başa çıkamadığını fark etti. + +“Merhaba! Benim adım Maachue! Ama bana Bayan Chue diyebilirsin!” + +Gerçekten de coşkulu biriydi, Baryou bunu gözlemledi. Neredeyse onun tam zıttıydı. + +“Anlaşıldı!” + +Chue, Maamei’ye hızlıca bir selam verip Baryou’nun yanına koştu. Panik içinde odanın bir köşesine sinmeye çalıştı ama Chue’nin zaten arkasında olduğunu gördü. + +“İyyy!” diye bağırdı Baryou ve hemen bayıldı. + +“Sorun… var mı?” dedi. + +Bayan Chue, çok yakınsınız... ama, iyi mi, bu türden biri olduğunuz belli, o halde alışmamız en iyisi. Neyse, Bayan Chue, bu benim küçük kardeşim Baryou. Arada sırada bayılma eğiliminde, ama odasına taşıması için hizmetkârlardan birini çağırmanız yeterli.” + +Kulağına fısıldadı: “Ooh hoo hoo! Kaçabileceğini mi sanıyorsun? Ne kadar da saf. Ama neyse, Bayan Chue bu tür insanlardan hoşlanmaz.” + +Chue’ye dair ilk izlenimi, kişisel mesafe kavramının olmadığı ve onunla bir arada yaşayamayacağı yönündeydi. + +“Merhabaa! Bayan Chue burada!” diye uzatılarak söyledi Chue. “Sana güzel bir pamuklu ceket yaptım—üzerine geçir bakalım!” + +“Hiii! Biraz fasulye böreği yaptım. Ah, ders çalışıyorsun? O halde sıcakken ye!” + +“Sana bu bambu paravanı aldım ki konuşman daha kolay olsun! Aramıza bunu koyarsak sohbet edebilir miyiz?” + +Chue, Baryou’yu neredeyse sürekli, üstelik her konuda ziyaret ediyordu. Sadece gürültücü biri olduğunu düşünürken, medeni hizmetler sınavına çalışırken ona fasulye böreği getirdi; bir an önce çok yaklaştığını fark ederken, bir sonraki anda özenle ölçülmüş bir mesafede buldu kendini. + +Genç kadın Chue, gerçekten de biraz gürültücüydü—ama son derece yetenekli de. Her partisi, Baryou’nun tercih ettiği boyut ve lezzete biraz daha yaklaşıyordu. Pamuklu ceketleri her zaman mevsime mükemmel uyum sağlıyor ve bedenine tam oturuyordu. Peki ya bambu paravanı? Dürüst olmak gerekirse, büyük bir kolaylık olmuştu. + +“Hoo hoo hoo! Ah, Bayan Chue, ne kadar da faydalısın!” dedi Chue. + +“Bir insan kendisi için böyle bir şey söyler mi?” diye düşündü Baryou, paravanının arkasından. Bambu bölücüden birbirleriyle konuşmaya başladıklarından beri ne kadar zaman geçtiğini hatırlamıyordu. Karşısındaki kişinin yüzünü görememek onu çok daha rahat ettiriyordu. + +Sözlerine devam etti: “Benimle evlenmenin sana pek bir kazancı olduğunu sanmıyorum. Sana tamamen açık konuşmak gerekirse, küçük kardeşim klanı devralacak. Sen ve benim çocuklarımız olsa bile, onlar muhtemelen sadece ona evlat edinilecek, sana özel bir ilgi gösterilmeyecekti. Sanırım büyük ablam onları büyütürdü.” + +Kan bağı olmayan biriyle bu kadar uzun süre konuşalı kaç yıl olmuştu? + +“Evlat edinmek mi? Yani Bayan Chue çocuk yetiştirmek zorunda kalmayacak! Peki, bu da en iyi senaryo gibi görünüyor!” + +“Sizi ilgilendiren konu bu mu?” + +Baryou kulaklarına inanamadı. Konu, çocukların doğduğunda ne olacağıydı, ama asıl belirsizlik, başlangıçta herhangi bir çocukları olup olmayacağıydı. Sadece bunu düşünmesi bile yüzünü kızartıyordu. + +“Eğer Bayan Maamei onları büyütürse, eminim iyi bir iş çıkaracaktır. Benden çok daha güvenli olur! Bayan Chue çok çalışkan bir kadın olmayı umuyor.” + +Sadece cesur bir yüz ifadesi takındığını sanmıyordu—gerçekten de bunu kastediyordu. + +Baryou, annesinin söylediklerini hatırladı. Eğer Chue, Mi klanının bir üyesi ise, çocuğunu halefi olarak kabul edebilirdi. Bu durumda, çocuğun Maamei tarafından yetiştirilmesi ve eğitilmesi çok uygun olurdu. + +Baryou zayıf biriydi. Birine karşı gelme gücü onda yoktu. Bu yüzden ona bir eş teklif edildiğinde, tamamen stratejik bir evlilik bile olsa, kabul etmekten başka seçeneği kalmamıştı. + +“Ne dersin, Baryou? Birazcık da olsa faydalı mıyım?” + +“Elbette, senin tarzında.” + +Bu alışılmadık kadına, en azından biraz olsun, alışmaya başlamıştı. + +“Mumları söndürebilir miyim? Endişelenme, ne yaptığımı biliyorum.” + +Belki de bu sözler, birlikte geçirdikleri ilk gecede tatlı bir fısıltı olarak biraz eksik kalmıştı. Işıkları söndürme kısmı bir yana—ama gerisi? Bu, erkeğin genellikle söylediği türden bir şey değil miydi? + +Öte yandan, Baryou, insanlara karşı neredeyse patolojik düzeyde bir güvensizlik beslediği için, ilk gecesinde hata yapmamak adına başka yerlerde pratik yapmış ya da asla yapmayacaktı. Dahası, partnerine her şeyi tamamen bırakmak zorunda kalması, bir erkek için son derece onursuz bir durumdu. + +“Kaşınmıyor, değil mi?” + +“Elbette kaşınıyor,” diye homurdandı. + +Eşi, adını aldığı serçenin cıvıltısına çok benzeyen bir kahkaha attı—Baryou, o sese asla hayır diyememişti. + +“Cildin ne kadar da güzel ve pürüzsüz. Doğrusu kıskanıyorum!” Chue, uzatarak konuşurken, bir şekilde normalden daha da çekici bir tona bürünmüştü. + +Baryou yapabileceği tek şeyi yaptı: Gözlerini kapattı. + +Çocuk doğduktan sonra bile Chue, Chue’ydü. + +“Gerçekten de bir maymun gibi, değil mi? Herkes senin gibi olduğunu söylüyor, Baryou, ama nasıl anladıklarını bilmiyorum. Aman Tanrım, doğum beni ne kadar yordu! Muhtemelen başıma gelen en acı verici üçüncü olaydı. Bir sonrakini sen halledersin, Baryou.” + +“Sürekli söylüyorum, öyle çalışmıyor bu iş...” + +Baryou, aralarındaki perde olmadan onunla konuşabildiği bir noktaya gelmişti ve şimdi Chue’den burun akıtan, yüzü kızarmış bebeği kabul ediyordu. + +“Kendi bebeğinden çekinme, tamam mı?” dedi. + +“Şimdi bu da ne kabalık.” + +Aslında çocuğu tutması zordu; kemiksizmiş gibi her tarafa savruluyordu. Baryou tedirginlendi ve onu Chue’ye geri vermek üzereyken, Chue onu geri çevirdi. + +“Artık istemiyorum. Çok uzun süre tutarsam yüzümü hatırlar ya da bir şey olursa ne olacak?” + +“Bir annenin ağzından çıkan sözler bunlar mı? Üstelik henüz gözlerini bile açmadı.” + +“Bayan Chue onu büyütmeyecek. Anlaşma buydu, değil mi?” + +Çok geçmeden, Chue işi olduğunu söyleyerek evden ayrıldı. + +O noktaya gelindiğinde, Baryou onun gerçekten de Mi klanının bir üyesi olduğuna ikna olmuştu. Sık sık hatırladığı üzere, klan üyeleri çoğu zaman birbirlerinin varlığından bile haberdar değillerdi. Sadece kendi İmparatorluk ailesi üyelerini takip edip itaat ediyorlardı ve hiyerarşileri de bundan kaynaklanıyordu. Klan içinde daha yüksek bir rütbeye ulaşmak bir onurdu ve bu durum halefler için de geçerliydi. + +Chue de bir gün, izinden gidecek birini seçecekti. Baryou, çocuğundan uzaklaşmasının, kendi başına bir anne sevgisi ifadesi olduğunu varsaymaya ya da en azından öyle yapmaya karar verdi. + +Chue her zaman canlı bir varlık olmuştu; belki de yemek yerken ve uyurken sessiz kalırdı. Ama uyurken gerçekten uyuyor muydu? + +Baryou’nun hatırladığı Chue buydu. Şimdi ise, baştan ayağa sarılmış ve yatakta uzanmış haldeydi. + +Batı başkentine dönüş yolunda Chue’nin bir haydutla çatışmaya girdiği ve bu yaralanmaları o sırada aldığı söylenmişti. Normalde en iyi şey, onu sessizce yatırmak ve kıpırdatmamak olabilirdi, ama işi buna izin vermiyordu. Ameliyat bittikten sonra, yorgun düşmüş eşini arabaya yükleyip eve getirmişlerdi. + +Chue ana eve döndüğünde Meclis oturumdaydı, bu yüzden Baryou ondan ancak sonra haberdar olmuştu. Aslında, az önce. + +Yatağın başında genç bir kadın oturuyordu, bir eczacı. Maomao’du. + +“Ah!” İkisi de aynı anda söyledi. + +Baryou bu cümlenin ardından ne yapacağını bilmiyordu. Maomao ile yüz yüze neredeyse hiç tanışmamıştı. Genellikle aralarında en azından bir perde ya da tül bulunurdu. + +Sessizliği Maomao bozdu. “Chue çok ağır yaralanmış. Mümkünse onu fazla strese sokmayın.” + +Maomao, durumunun çok daha iyi görünmüyordu: Kendi yüzü de çiziklerle kaplıydı. Chue’ye bakabilmek için elinden gelenin en iyisini yapmış olmalıydı. Baryou sadece başını eğebildi. + +Chue’nin bu durumun işi yüzünden başına geldiğini anlıyordu. O işin ne olduğunu bilmiyordu. Tek bildiği, yapabileceği hiçbir şeyin olmadığıydı. + +Neredeyse dalgın bir şekilde, sağlam olan sol elini okşadı. Parmakları soğuktu. + +“Mmr...” Chue mırıldandı. Baryou neredeyse sıçradı. + +Eşinin gözleri yarı aralandı. Şiş görünüyorlardı, belki de bu kadar uzun uyumasından. + +“Eh... Eşim,” diye uzattı. “Ölecek gibi görünüyorsun.” + +“Sanırım bu benim repliğim.” + +“Hoo hoo hoo. Küçük bir hata yaptım. O kadar yumuşak olmamalıydım...” + +Sesini duymak Baryou’yu rahatlatıyordu. Aynı zamanda, ne kadar da ince ve kırılgan seslendiğini fark etmemek elde değildi. + +“Evet, ne?” + +“Biliyorsun, ben... Artık eskisi kadar iyi hareket edemeyeceğim. Ne yapacağız?” + +I. + +“Ben” demişti, “Bayan Chue” değil. + +“Belki artık işe yaramaz hale geldiğimi mi düşünüyorsun? Artık faydasız mıyım? Belki de beni boşamalıydın?” + +Boşanmanın aniden anılması Baryou’yu duraksattı. “Benden ne yapmamı istiyorsun?” + +“O sağ el artık kimseye yaramaz,” dedi Chue, yine uzatarak. + +Evet, günlük bazı işleri kesinlikle zorlaştıracaktı. Ama öte yandan... + +“Çift el kullanmıyorsun sen, Chue?” + +Baryou biliyordu: Her iki elinde de çubukları mükemmel kullandığını görmüştü. Üstelik o bayraklar, çiçekler ve güvercinler, sağ elinde olduğu kadar sol elinde de aynı yetkinlikle ortaya çıkıyordu. + +“Her zaman benden on kat çevik oldun,” dedi. “Sadece bir elle bile, hâlâ beş kat hızlı olacaksın.” + +Baryou’nun bir fasulye buğumu yuvarlaması süresince, Chue on tane yapabiliyordu. + +“Vay canına! Hoo hoo hoo. Bayan Chue’ye bir puan verdin. Bence sınır muhtemelen üçtür—hoo hoo hoo!” + +“Gülme. Mide yaralarını kötüleştirirsin,” dedi Baryou, hafifçe panik içinde. + +“Fwoo hee hee! Ne kadar da kaba.” + +“Yaralarının, her zamanki kadar çok geveze olmanı engellemediğini görüyorum. Yoksa kafana bir darbe mi aldın ki tüm yabancı dilleri silip attı?” + +“Hayır. Hâlâ hatırlıyorum sanırım.” Tuhaftır, Chue bundan keyif alıyor gibiydi. + +“O zaman endişelenecek bir şey yok, değil mi?” + +“Haklısın. Peki, o zaman, son derece faydalı Bayan Chue sana bir ricada bulunabilir mi?” + +“Ne?” + +“Bak, Bayan Chue çok acıktı...” + +Tam o anda, midesi gürültülü bir şekilde guruldadı. + +“Dinle, sen...” + +Ne zaman böyle samimi bir sohbete başlamıştılar, diye merak etti. + +Kendisiyle yeni bir eş arasındaki uçurumu, parça parça doldurmak elbette büyük bir dert olurdu. + +Bunu bir kez yapmıştı ve bu ona yeterliydi. diff --git a/output/knh-12/029_knh-12.txt b/output/knh-12/029_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..43abfd2d --- /dev/null +++ b/output/knh-12/029_knh-12.txt @@ -0,0 +1,119 @@ +# Chapter 27: Master and Pupil + +Bölüm 27: Usta ve Çırak + +“Tamam. Peki, kendine fazla yüklenip çok yeme.” + +Baryou, Chue’nün yemeğini yediğinden emin olduktan sonra ayrıldı. Yemek sırasında yanında kalmıştı; belki bir yere el uzatabilir diye. Ama Chue, sol eliyle çubukları kullanmakta o kadar az zorluk çekiyordu ki, Baryou oturup sadece izlemekten başka bir şey yapamamıştı. Chue, belki de biraz daha beceriksiz görünmeliydi diye düşündü; bu Baryou’yu endişelendirebilirdi ama boş midesine yiyecek tıkamak önceliği olmuştu. + +Yemeğinden sonra uyumak istedi. İyileşmenin temelleri buydu — ama yanında bir ziyaretçi varken, uyku elbette ertelenmek zorundaydı. + +Chue gözlerini yavaşça açtı. Kolu neredeyse kopmuş, midesi ise ezilmiş gibi hissettiriyordu; ama ona göre içgüdüsü eskisi kadar keskindi. + +Karanlıkta, kırk yaşlarında bir adam duruyordu. Törenler Dairesi’nin Veziri Lu. + +“Ne var?” dedi Chue. “Sadece halimi hatırımı sormak için gelmediğini biliyorum. Muhtemelen beceriksiz bir çırağı azarlamak için geldin.” + +“Dikkat etmeyi mi bıraktın? Aksanını duyabiliyorum.” + +“Ah, özür dilerim, çok özür dilerim,” dedi Chue, vurgulu ve tiz bir sesle. + +Doğrulamazdı. En azından bir kaburga kemiği kırılmıştı, anladığı kadarıyla; bunu sabitlemişlerdi. Yerken başa çıkmak zor olmuştu ama idare etmişti. + +“Sağ elim artık pek işe yaramaz durumda. Ama hâlâ gayet iyi çalışan bir sol elim var!” + +“Yetersiz bir yetkinliğe ihtiyacım yok.” + +“Peki, benim artık hiçbir değerim kalmadı mı?” Chue’nün yüzü buruştu. Görünüşe göre Baryou'dan üç kat çevik olmak, çok fazla bir düşüş olmuştu. “Yeni bir halef mi seçeceksin, Usta?” + +“Şu an birini bulup yetiştirmenin ne kadar süreceğini farkında mısın?” + +“Evet, kesinlikle farkındayım. Benim gibi yetenekli biri bile en az beş yıla ihtiyaç duyardı. Ne kadar yetenekli olurlarsa olsunlar, toplamda en az on yıldan bahsediyoruz. Zor zamanlar!” + +“Sana bu kadar emek verdim ki sen, insan dalgasının tepesi olabilesin diye değil. Majesteleri, senin tercümanlığın konusunda her şeyden daha fazla yatırım yapıyor.” + +“Bunu duymak beni çok sevindirdi. Ama artık o tatlı küçük gösterilerimi yapamayacağım ve bu bir sorun! Belki eğlenceli hikâyeler öğrenebilirim?” + +Maomao’nun anlattığı türden fıkralar toplamaya başlaması gerekecekti. + +“Ben tasfiye edilmeyecek miyim?” + +“Seni tasfiye edemem. Sorun tam olarak bu.” + +“Bunun için çok üzgünüm!” Uzat, uzat. + +“Bir halef adayı bulmanı istiyorum. Senden çok daha seçkin biri.” + +“Seçkin, diyorsun?” + +Sadece bir anlığına, Chue Xiaohong’u düşündü. O, bu rol için fazlasıyla uygundu ama onu bu durumdan koparmak zor olacaktı. + +“İyi, zamanı gelince.” Chue sırıttı. + +Chue’yi Mi Klanı’na çeken kişi Veziri Lu olmuştu. Resmi olarak, Törenler Dairesi’nin ikinci adamıydı. Klanın bir üyesinin dünyada bu kadar yüksek bir mevkiye yükselmesi nadir görülürdü; daha az dikkat çeken, eylem özgürlüğü sunan rolleri tercih ederlerdi. Ancak Veziri Lu’nun büyük kardeşinin ölümü, aile reisliğinin ona geçmesine neden olmuştu. + +Veziri Lu İmparatorluk Başkenti’ne gittiğinde, Chue onu izlemişti. Orada Maamei ile tanışmış ve nihayetinde Baryou ile evlenmişti. Bu evlilik onun serbest iradesiyle gerçekleşmemişti. Veziri Lu’nun ve Ma Klanı’nın amaçları tarafından güçlü bir şekilde etkilenmişti. + +Chue, bu kadar değerli olduğu sürece bunun o kadar da kötü bir şey olmadığını düşünüyordu. Baryou da düzgün bir insandı; aslında Chue, onun oldukça iyi bir koca olduğunu düşünüyordu. + +Çoğu insan, doğdukları ülkeden bu kadar uzak bir toprakta yaşayıp hizmet etmekten memnun olmazdı muhtemelen. Chue ise, annesinden bile daha iyi bir Mi Klanı üyesi olma yeteneğine ve kararlılığına sahipti. Değeri arttıkça, bu değer tanındıkça, bu durum rütbe biçiminde kendini gösterecekti. + +Annesi Mi Klanı’nın bir parçasıydı. Majesteleri’nin batı topraklarındaki gözü olarak gönderilmişti; güzelliği onu Gyoku-ou’nun eşi yapmıştı. + +Orada kaldığı süre boyunca Chue doğdu. + +“Chue Hanım’ın rütbesi ne kadar düşecek acaba?” + +“Onunkinden daha aşağıya düşmeyecek.” + +"Ama kadın, işte hepsi buydu." Lu Veziri, o kadar uzun zaman önce, batı başkentindeki o konakta Chue'ye tam da bunu söylemişti. "Sadece bir kupa, üzerine titrenmeye uygun bir şey. Belki padişahın gözüydü, ama ona asla büyük bir görev verilmedi ve klan içindeki rütbesi de alçaktı." + +Bu yüzden sonuçlar elde etmek için acele etmişti. İş bahanesiyle Shaoh'a gitmişti — ama yetenekleri sorgulanır olanlar... iyi mi. Hatasını yapmıştı, ama Shaoh'ta kimliği ifşa edilmek üzereyken, son derece uygun zamanlanmış bir gemi kazası geçirmişti. Durumlar biraz sakinleşene kadar bir ülkeye daha sızmayı kararlaştırdı. + +Derinlerde, Chue'nin annesi, bir dolandırıcı denilebilecek biriydi. Eşi olarak Chue'nin babasını gerçekten seviyordu, ama iş bittiğinde onları arkasında bıraktı. Hem Chue'yu hem de babasını. + +Chue'nin babasının iş bağlantılarına dair bilgiler, büyük ihtimalle Li'ye geri dönmek için pazarlık kozu olarak kullanılmıştı. Onun kaçışına yardım eden kişi, Lu Veziri'nin kendi ustasıydı. + +Chue'nin annesi batı başkentine döndüğünde, Chue ve babasıyla ilgili hiçbir şey hatırlamıyormuş gibi yaptı. Eşi ve üç çocuğuyla yeniden bir araya geldi, hatta başka bir çocuğa daha hayat verdi. + +Ancak Gyoku-ou'nun Yi klanını sonradan yok etmesi, büyük olasılıkla annesinin yetersizliğine borçluydu. Mi Klanı'nın yapması gerekeni yapamamıştı: İçeriden bir yılan gibi sızmak ve onu hareket edemez hale getirmek. + +Bir Mi Klanı üyesi olarak, basitçe çok fazla zayıflığı vardı. Chue'nin annesi bunu gayet iyi biliyordu. Bunun yerine, seçkin bir halef seçmeye çalıştı. + +Üç çocuğu için çok geç kalmıştı; o yokken Gyoku-ou tarafından zehirlenmişlerdi. Bu yüzden son çocuğu yapmaya karar vermişti: Gyoku-ou'nun üçüncü oğlu Hulan. İsmi "kaplan ve kurt" anlamına gelen bu çocuğu, kendi tasarımlarına göre batı başkentini yeniden şekillendirmek için kullanacak ve ona yakışır bir şekilde yetiştirecekti. + +Bunu yapmanın en basit yolu, Gyoku-ou'nun inatçı büyük oğlunu dışarı atmak ve Hulan'ı çok daha esnek olan ikinci oğlun yardımcısı yapmak gibi görünüyordu. Büyük oğul başa geçerse ailenin başına ne gelebileceğini tahmin etmek neredeyse imkânsızdı — ama ikinci büyük oğul? Onunla, biraz istikrar umulabilirdi. + +Başka bir olasılık daha vardı: belki Gyoku ailesinden olmayan başka biri, batı başkentine yerleştirilebilirdi. Aklına bu düşünce gelmişti. Ama sonra büyük oğul Hulan'ın sırrını öğrendi. Ne planladığını öğrendi. + +"O Usta Shikyou ne ilginç bir adam, değil mi? Onun Mi Klanı'na katılmak için gönüllü olacağını kim tahmin edebilirdi?" + +Herkesin görebileceği gibi, gizli operasyonlar için pek de uygun değildi. Belki klanına katılma kararlılığını göstermek için Shikyou adını vermişti, ama Chue bunu neredeyse komik bir şekilde yanlış yönlendirilmiş buluyordu. Adınızı değiştirmek hayatınızdaki statünüzü değiştirmek için yeterliydiyse, ihtiyaç duydukları kadar çok atılabilir Mi Klanı halkı yaratabilirlerdi. + +Artık Shikyou bile Chue'nin Mi Klanı'nın bir üyesi olduğunu bildiğine göre, yetenekleri sınırlı olan annesinin gördüğü saygının artması pek olası değildi. + +"Hayır, sanmıyorum." Chue gülümsedi. Annesi Chue'nin bir değeri olmadığını kararlaştırmıştı — o değersiz şeyin sonsuza kadar onun üstünde durduğunu görse ne düşünürdü? + +Kişisel olarak, Chue artık pek umursamıyordu — ama babası gerçeği bilmeden ölmüştü. Onun için, elbette bu kadarı ona izin verilebilirdi. Chue, kadının onu — ya da babasını — asla unutmaması için, annesinden sonsuza dek daha yüksek değer görmesi gerektiğinden emin olmalıydı. + +Chue, Li adlı ülkeye sadakat yemini etmişti; bunun için o küçük intikam payı uğruna. + +"Ustam, Chue Hanım'ın görevinde herhangi bir değişiklik olacak mı?" + +"Sanmıyorum." + +"Bunu bilmek iyi." + +"Anlamak kolay olmayan bir iş. Ne anlama geldiğini anlıyor musunuz?" Ustasının ifadesi bulutluydu. + +"Evet efendim. Bana verilen birincil ve en önemli görev, Ay Prens'i mutlu etmek." + +"Ne anlama geldiğini anlamıyorum." + +Chue de anlamıyordu. Birini bulmayı nasıl yapacağını biliyordu. Onları ortadan kaldırmak — yeterince kolay. Ama bu? + +Yine de, elinin bedelini ödeyerek Maomao'yu korumak için doğru seçimi yaptığını düşünüyordu. + +"Ah! Umarım Maomao Hanım, Chue Hanım'ın tavsiyesine kulak verir!" + +Ustası bunu duyunca ona garip bir bakış attı, ama o bunun farkında değilmiş gibi yaptı. diff --git a/output/knh-12/030_knh-12.txt b/output/knh-12/030_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..57ce6c02 --- /dev/null +++ b/output/knh-12/030_knh-12.txt @@ -0,0 +1,135 @@ +# Chapter 28: Sound Sleep + +Bölüm 28: Derin Uyku + +Maomao, Chue'nün yatak odasından tıbbi ofise geri dönmeye çalışıyordu, ancak ayakları üzerinde sallanıyordu. + +Çok... çok yorgunum. + +Şu an ölçülemez bir yorgunluk içindeydi. Shikyou'a yardım etmesinden bu yana her şey dert ve bela olmuştu. Önce hapsedilmiş, ardından kimden kaçtığını bilmediği birinin peşinde, nereye gittiklerini bilmediği bir yere doğru başıboş bir kaçışa sürüklenmişti. Haydutlar tarafından ele geçirilmiş, zorla çalıştırılmış ve eve dönüş yolunda saldırıya uğramıştı. + +Chue'nün ameliyatı bir kabus olmuştu. İyi haber şuydu ki, en azından bir kaburgası çatlamış olsa da hiçbiri tamamen kırılmamıştı. İç organlarında da görünür bir hasar yoktu; ancak aldığı darbeler son derece ciddiydi, bu yüzden Maomao her ihtimale karşı bölgeyi sabitlemeye özen göstermişti. Gövdesinde ciddi bir yaralanma olmaması, hayatının tehlikede olmadığı anlamına geliyordu. + +Ancak sağ kolu... işte o bir sorun olacaktı. Durumu içler acısıydı; bundan kaçış yoktu. Hâlâ bir kol biçimindeydi, daha doğrusu öyle görünüyordu, ama iyi haberler bununla sınırlıydı. Dirsekten aşağısı bir harabe durumundaydı; kemikler paramparça, etler ise neredeyse tamamen parçalanmıştı. + +Maomao'nun aklından geçenlere göre Chue, son derece yetenekli bir korumaydı, ama o gece yalnızca dezavantajlı bir konumdaydı. Ayı Adam düşünmüyordu; tüm varlığı acı ve öfkeydi ve bu durum ona, bir yılanın neredeyse öldürülemeyecek inatçılığını vermişti. Yaralı bir canavarla savaşmıştı ve sonuç buydu. + +Maomao, kemik parçalarını yerlerine oturtmuş, sinirleri birbirine dikmiş ve yırtılan etleri onarmıştı. Bu, ameliyattan çok daha azıydı; adeta canlı bir deney, orada ve o anda deneme yanılma yöntemiyle yapılan bir işti. Anestezi imkânı yoktu—Chue'ye bir mendili ısırmasını söylemişti. Maomao, kolu sabit tutması için birini görevlendirmişti, ancak Chue işlem boyunca neredeyse kıpırdamamıştı. Ne kadar acıya dayanabiliyordu ki? + +Normal şartlarda, Maomao Chue'nün durumundaki bir hastaya kapsamlı bir dinlenme reçete ederdi, ama kamp kurmaya devam edemezlerdi. Batı başkentine mümkün olan en kısa sürede dönmek daha iyiydi ve tam da bunu yaptılar. Çok da uzun zaman önce varmışlardı. + +Maomao'nun tahminine göre Chue'nün sağ kolu neredeyse tamamen işe yaramaz hale gelecekti. En azından dirsekten aşağısında muhtemelen neredeyse hiç hissiyat kalmayacaktı. Maomao'nun onun için yapabileceği en fazla şey, kolun iyileşme sürecini izlemek ve çürüyüp düşmesini önlemekti. + +Kaslar tekrar yapışır mı acaba? + +Onları en iyi şekilde bir arada tutmaya çalışmıştı. Eğer işini düzgün yapmışsa, Chue'nün elinde—Maomao böyle düşünmeyi tercih ediyordu—bir miktar his geri dönebilirdi; ama ameliyat sırasında Maomao'nun yaptığı her şey, babası Luomen'in yaptığı şeyleri taklit etme girişiminden ibaretti. Bu konuları doktorlarla yaptığı disseksiyonlarda öğrenmemişti. + +Yapabileceğini yapmıştı. Chue'nün yanında oturup durmanın bir işe yaramayacağını biliyordu. Baryou'yu eşine bakması için bırakmış, herhangi bir şey olursa kendisini çağırması talimatını vermişti. + +Uf. Çok yorgunum ve her yerim ağrıyor. + +Saldırıdan bu yana gözünü kırpmamıştı. Zordu, ama o anda kendinden çok daha kötü durumda olan insanları düşündüğünde uyuyamıyordu. Yine de bu yüzden kendini bitap düşürmek kimseye fayda sağlamayacaktı. + +Uyuyacağım! Yemin ederim uyuyacağım! + +Tıbbi ofise gidecekti ve... dur. Ayakları neden ters yöne gidiyordu? + +Ne oluyor? + +Bu Bayan Chue'nün suçu. + +Ve onun, son sözlerini Maomao'ya bırakıyormuş gibi mırıldanması. + +Başka herhangi bir durumda, Maomao o an en önemli şeyin enerjisini korumak olduğunu söylerdi. + +Bunun yerine Jinshi'nin ofisine doğru ilerledi. + +Maomao, genellikle Chue'den ya da birinden çağrı gelmeden bu odaya gelmezdi ve kapıyı çalmak için beklediğinden daha fazla cesaret gerektirdiğini fark etti. Derin bir nefes aldı, ardından verdi ve kapıyı çaldı. + +Bekledi. Yanıt yoktu. + +Kapıya şaşkınlıkla baktı. Belki evde kimse yoktu. Rüzgârın yelkenlerinden alındığı hissi kapladı içini, ama yine de tıbbi ofise dönmek için geriye döndü. + +Ah! + +"Çok özür dilerim." + +"Gerçekten de öyle." + +"Ne?" + +Tam o anda kapı gürültüyle açıldı. Maomao şaşkınlıkla arkasına dönünce, orada Jinshi'nin ayakta durduğunu gördü. + +Yorgunluktan bitap görünüyordu. Belki yine bir gece boyu uyanık kalmıştı—bedeninin ne kadar dayanabildiğini bir kez daha abartarak. Kaç gündür uyumuyordu? Bu manzara bazı insanlarda acıma duygusu uyandırabilirdi, ama Maomao'nun gözünde o, kendini aşırı yoran bir adamdan ibaretti. Gözleri şiş, cildi kuru. Saçları parlaklığını yitirmiş, dudakları çatlamıştı. + +"Kaç gündür uyumuyorsun?" diye sordu Maomao. + +"Ben de sana aynı soruyu sorabilirim!" + +Jinshi'nin söylemek istediği bir şey var gibiydi, zira elini uzattı. Maomao'nun elini kavrayıp onu ofisin içine çekti. Öyle sert çekti ki, Maomao yere yuvarlanacak gibi oldu, ama o ondan önce onu yakaladı. + +Yerde yatarak bulundular; Maomao üstte, Jinshi altta. Aşağıya yumuşak bir yastık gibi düşecekleri kalın, tüylü bir halı vardı, ama yine de Maomao bu şekilde düşmenin acı verip vermediğini merak etti. + +Bir süre sonra Jinshi, "Yine böyle kaçma," dedi. + +"Harekete geçmeden önce düşünmeye çalış!" + +"Düşündüm. Bak ne oldu." + +Başının üzerinde sıcak bir nefes hissetti ve onun iç çektiğini anladı. + +Kımıldayamıyordu. Jinshi'ye bakmak için yukarıya bakmaya çalıştı, ama çenesi yolunu kapatıyordu. + +"Buraya getirdim çünkü güvende olacağını düşündüm. Her şey nasıl bu kadar ters gidebildi?" + +"Çünkü her şey her zaman planladığımız gibi gitmez. Başkentte kalsaydım, muhtemelen benzer bir durum yaşanacaktı." + +Neden yerde yatıp birbirlerine laf atıyorlardı? + +En azından kapıyı kapatmalıyız. +Ya biri bizi görürse? +Kalkmam lazım. + +Ne kadar daha böyle tutmayı planlıyordu? Tamamen açık konuşmak gerekirse, günlerdir banyo yapmamıştı. Kıyafetlerini bile neredeyse değiştirmemişti. Ter ve toz içinde bir kadının yanında yatarak, muhtemelen berbat kokuyordu. + +Ne oluyor? Gerçekten de kokluyor! + +"Jinshi Bey?" + +"Belki bir gün beni bırakabilir misin?" + +"Kendin itebilirsin beni." + +Maomao, Jinshi'nin elini tuttu. Çok ağırdı, ama özellikle ona baskı yapmıyordu. Sadece... + +Uykum geliyor. + +Maomao düzgün düşünecek durumda değildi. Belki de tüm o gerilimin boşalmasıydı, ama tuhaf bir şekilde güvende hissediyordu. Kalın halının o kadar güzel hissettirmesinden mi kaynaklanıyordu? Yoksa hemen yanında başka bir bedenin sıcaklığından mı? + +"Haklısın..." + +Elini itelemeye çalıştı, ama başaramadı. Bunun yerine nefes alışverişi yavaş yavaş düzenlendi ve yavaşça, onunkinin de öyle oldu. + +Burada ne yapmalıyım? + +Göz kapakları kapanmaya çalışıyordu, ama ona söylemesi gereken bir şey varmış gibi hissediyordu. + +"Durumunu biliyorum, Maomao Hanım. Duygularına kapılmamak önemli!" + +Duygularına kapılmıyorum, diye düşündü. + +Önündeki güzel adamın yüzüne baktı. Badem şeklindeki gözleri kapalıyken, onları çevreleyen kirpikler normalden daha uzun görünüyordu. Yüz hatları kusursuz biçimde şekillenmişti, dudakları ne çok dolgun ne de çok inceldi. Sağ yanağında uzanan iz vardı. + +Bu kadar güzel yüzlü biri için şaşırtıcı derecede iyi yapılmış bir bedene sahipti. O lanetli damga hâlâ böğründe duruyordu. + +Maomao bunu kavrayamıyordu. İstediğini elde etmek için, Jinshi gücün en tepesindeki bir konumdan kendini uzaklaştırmaya çalışmıştı. Hedefi gerçekten Maomao'nun kendisiyse, onda bir şeylerin ters gittiğini düşünebilirdi. + +Eriyen metal gibi bir ısıydı. Ne yapacağını bilmiyordu—geri verebileceği sıcaklık, ılık suyun sıcaklığından fazla değildi. + +Yavaşça Jinshi'nin yanağına doğru uzandı ve ılık sıcaklığını ona bastırdı. Eline göre biraz daha soğuktu. Gözleri tamamen kapalıydı ve okşanan bir yavru kedi gibi eline sürtündü. Uykuya dalmıştı—belki de sonunda rahatlamıştı. + +Ona geri verebileceğim hiçbir şey yok. + +Maomao, yüzünü Jinshi'ye yaklaştırdı. Nefesleri birbirine karıştı. Dudakları, yanağından bile daha soğuktu. + +Kısa bir süre sonra, Maomao'nun nefes alışverişi de uykunun düzenli ritmini aldı ve hatırlayabildiği kadarıyla ilk kez, günler süren bir uykuyla derin bir uykuya daldı. diff --git a/output/knh-12/031_knh-12.txt b/output/knh-12/031_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..771ede1a --- /dev/null +++ b/output/knh-12/031_knh-12.txt @@ -0,0 +1,177 @@ +# Chapter 29: The Compromise + +Jinshi’nin günlerdir çektiği ilk uykusuzluğun ardından aldığı bu derin uyku, enerjisini büyük ölçüde geri getirmişti. + +Yatağa baktı; Maomao orada kıvrılmış, toz ve kan içinde yatıyordu. O kadar bitkin düşmüştü ki, Jinshi onu kucağına alıp yatağa koyduğunda bile gözlerini açmamıştı. + +Jinshi’yi acıtan şey, Maomao’dan önce uyuyakalmış olmasıydı; kadının başından geçenlerin kendisininkinden çok daha ağır olduğunu biliyordu. Keşke onu daha erken yatağa yatırıp üzerine yumuşacık bir battaniye örtseydi. + +Günlerdir çektiği ilk uykuya karşı koyamamıştı ve yüzündeki rahatlık, sanki keyifli bir banyoda yüzer gibi görünüyordu. + +Maomao’nun yanağında, bir yere vurulmuş gibi görünen bir iz vardı. Geri kalan her yeri çiziklerle kaplıydı, boynunda bile bir kılıç izi vardı. Kanla ıslanmış kıyafetlerinin, ağır yaralı Chue’yi tedavi ederken kirlendiğini anlıyordu. + +“Çok kötü görünüyorsun,” diye fısıldadı. + +Jinshi, Maomao’ya son gördüğü andan bu yana başına ne geldiğini sorsa, kadının ona yalnızca en işlevsel ve soğuk kanlı raporu vereceğinden emindi. Onu endişelendirmek ya da acındırmak için hiçbir çaba göstermeyecekti. Arka saray hanımlarının ona yaklaştığındaki o yapışkan, aşırı iltifat dolu tavırlarından eser kalmayacaktı. Bunu, ona yük olmamak için mi yapıyordu? Yoksa duygusal tepkiler vermenin hiçbir anlamı olmadığını mı düşünüyordu? + +Eğer ilk seçenek doğruysa, Jinshi bu sinir bozucu, kedimsi yaratıkla ilgili bir şey yapana kadar rahat etmeyecekti. + +Hadımlık yapması için kullandığı ilacı bıraktığından beri, erkek işlevlerini tamamen geri kazanmıştı. Maomao, soğuk rasyonellik zincirleri onu bağlamasaydı, kendisinin sadece bir canavardan ibaret olacağını fark ediyor muydu? + +“Efendim?” diye seslendi yardımcısı Suiren. Elinde temiz bir kıyafet setiyle içeri girdi. “Neredeyse saat oldu. Yemeğinizi yemeniz gerekiyor.” + +“Biliyorum, biliyorum.” + +“Bir de banyo?” + +Jinshi düşündü. “Sanırım vazgeçtim. Zamanımız kısıtlı, değil mi?” + +“Bazıları, kan içinde dolaşmanın pek de hijyenik olmadığını söyleyebilir.” + +Bu küçük alayına rağmen, Jinshi Suiren’in normalden daha çok gülümsediğini fark etti. “En azından sıcak su hazırlayayım mı?” diye sordu. + +Bakışları yatağa takılmıştı. Jinshi banyo yapmak istemese bile, Maomao’nun yapmasına izin vermesi gerekirdi. + +“Evet,” dedi. “Ve temiz kıyafetler de.” Zeki yardımcısının, hangi kıyafetlerden bahsettiğini anladığına emindi. + +“Elbette.” Suiren başını saygıyla eğdi. + +Jinshi kendini güçlü bir şekilde gerdi, sonra tekrar yatağın başına gidip durdu. Derin uykudaki Maomao’yu rahatsız etmemeye özen göstererek yanağına yaklaştı. + +“Belki de kendimi sadece bu kadar şarj edebilirim,” diye mırıldandı, neredeyse kendi kendine, ardından dudaklarını Maomao’nun yanağına hafifçe dokundurdu. + +Kıyafetlerini değiştirip yemeğini yedikten sonra, ana binanın büyük salonuna doğru yola çıktı. Ayrı bir binada bulunan bu salonda genellikle ziyafetler veriliyordu—ama bugün orada yalnızca asgari düzeyde insan ve onların korumaları vardı. Dinlenilmemeleri için her türlü tedbir alınmıştı. + +Gaoshun ve Taomei Jinshi’ye eşlik ediyordu. Taomei bu sefer, onun nedimesi olarak değil, yardımcı subayı sıfatıyla oradaydı. Yanında bir eş ve eşinin olduğu hissi biraz garip geliyordu, ama o an için yanlarında olmaları, umabileceği en rahatlatıcı şeydi. + +Salona girdiğinde, ilk gelenin kendisi olmadığını fark etti. Orada bulunanlar, bir masanın etrafındaki sandalyelere oturmuşlardı. + +Onlardan biri, hepsini o kadar çok kandıran Gyoku-ou’ya çok benzeyen, kaba saba bir adamdı. Ancak Gyoku-ou’nun yüzündeki sakal yoktu. İfadesiz kalmaya çalışsa da kaşlarının hafifçe çatılmasını engelleyemiyordu. Bu, Gyoku-ou’nun en büyük oğlu Shikyou’du. Jinshi bu adamla neredeyse hiç konuşmamıştı, ancak miras tartışması boyunca onu dikkatle gözlemlemişti. Gyoku-ou’ya benzeyen kadar, ondan farklı yönler de bulmuştu. + +Orada bir kişi daha vardı. Normalde, en büyük ve en küçük oğulların hazır bulunması durumunda, bu kişinin ikinci oğlu olması beklenirdi—ama bugün, böyle bir beklenti yanıltıcı olurdu. + +Bunun yerine, kolunu askıda tutarak orada oturan ve gülümseyen kişi Chue’ydi. + +Jinshi onun adına cevap verdi: “Sorun değil.” + +Shikyou ve Hulan zaten ayağa kalkmış, ona saygıyla eğiliyorlardı. + +Shikyou’nun karşısında oturan daha genç bir adam vardı; aslında, o yaşta görünmüyordu bile gibi görünüyordu: Jinshi’nin himayesinde sanatını öğrenen Hulan. Abisi Shikyou’ya hiç benzemiyordu. Tutumu alçakgönüllüydü ve o kadar küçücüktü ki, Jinshi bir an için hâlâ büyüme çağında olduğunu, bir de uzama dönemi geçireceğini neredeyse inanacak gibiydi. O an... alışılmadık bir hali vardı. Her yeri sargılarla kaplıydı. Ateşe atıldığında başına gelen buydu. Hemen üzerine su dökmüşlerdi, bu yüzden yanıklar olabileceğinden daha ağır değildi, ama yine de acı verici görünüyordu. + +Yüzü kesiklerle doluydu ve gövdesine de bir şeyler yapılmış olmalıydı, çünkü giysisini giyme şekli son derece katı ve sert görünüyordu. Soğuk almaması için omuzlarına bir pamuklu yelek örtülmüştü. Jinshi, bu yeleğin Baryou’nun sık sık giydiği yelek olduğunu tanıdı, oysa Chue’nün kocası orada değildi. + +“Ay Prens! Uzun zamandır görüşmedik,” dedi Chue, uzatarak. Sesi o kadar sıradan ve normaldi ki, Jinshi bir an için gerçekten yaralı olup olmadığını merak etti; ama sonra Maomao’nun kıyafetini sıçratan kanı hatırladı ve yaralarının ne kadar ciddi olduğunu anladı. Üzerinde yeterince kan kalmamış olmalıydı. Dışarıdan umursamaz görünse de, hayatta kalma gücü bambaşka bir meseleydi. + +“Çok özür dilerim,” dedi Chue, “ama oturduğum yerde kalabilir miyim?” Onay için Taomei’ye bakıyordu; Jinshi’nin değil, kayınvalidesinin nasıl tepki vereceğinden endişe ediyordu. Taomei bile yaralı gelinine kolaylık gösterirdi, elbette. + +İlk sözü Shikyou aldı. “Bu kadar sık size muhatap olmak zorunda bıraktığım için en içten özürlerimi sunarım, efendim.” Bu, miras tartışmaları sırasında görülmemiş bir saygı türüydü. Sanırım Shikyou bir şeyler istiyordu. + +Bu arada, üçüncü oğul Hulan gülümsüyordu. “Ay Prens, gayet iyi görünüyorsunuz. Bir suçlu olan bana gösterdiğiniz cömert muamele için size kalpten teşekkürlerimi sunuyorum.” + +Son zamanlarda hayatlarını bu kadar zorlaştıran kişi, herkesten çok Hulan olmuştu. Jinshi, onu orada dikilip sırıtmaya bırakmaktan nefret ediyordu; ama inandıkları uğruna kendini öldürürken de aynı genişlikle gülümseyeceğini bilmek onu korkutuyordu. + +“Yaptıklarınızın unutulduğu söylendi mi ki?” diye karşılık verdi Jinshi, sesinde en ufak bir kontrol kaybına izin vermeden. Hulan gülümsemeye devam etti — ama Shikyou’nun ifadesi sertleşti. + +Hulan, aslında bu odada toplanıp tartışmak istedikleri konuydu. Toplandıkları amaç, ne düşündüğünü ve ne yaptığını gün yüzüne çıkarmaktı. + +Bu arada, orada olması beklenen Feilong yoktu — çünkü ondan gizlemek istedikleri bazı şeyler vardı. + +Jinshi, diğerlerine oturması için işaret etti. Shikyou ve Hulan, o da oturana kadar beklediler, ardından onlar da oturdu. + +Sürekli oturmuş olan Chue’nün elinde bir içecek vardı; süt beyazı ve buharı yükselen bir şey. Muhtemelen keçi sütü, ya da keçi sütüyle yapılmış bir çorba. Kanı eksikti; bu anlaşılabilirdi. Jinshi, tartışmaya başlarken bu durumu olduğu gibi kabul etmeye karar verdi. + +“Hulan. Neden Shikyou’yu öldürmeye çalıştın? O, kan bağıyla abin.” + +Hiçbir giriş cümlesine gerek yoktu. Ve Jinshi, bunu sadece Hulan’ın bunu ağzıyla söylemesini duymak için soruyordu. + +Hulan rengini kaybetmedi; hatta gülümsemesini bile kesmedi. “Benim yolumda, batı başkenti için en iyisi olduğuna inandığımı yaptım. I-sei Eyaleti için.” + +“Ve senin için en iyisi, kendi kardeşini öldürmek miydi?” diye sordu Jinshi, keskin bir tonda. + +Shikyou, Hulan’a sabit bir şekilde bakıyordu. O an, küçük kardeşi hakkında çok karmaşık duygular hissediyor olmalıydı. + +“Senin ve Shikyou’nun yakın olduğunuzu sanıyordum,” diye devam etti Jinshi. “Miras tartışmaları sırasında onun senin için bir sorun olduğu söylenemez, değil mi?” + +“Haklısınız — abim, mirasa ihtiyacı olmadığını ve istediğimiz gibi bölüşmemizi söyledi.” + +“Hâlâ doğru,” dedi Shikyou. “Hiçbir şeye ihtiyacım yok. Eski adamın mirasını nasıl isterseniz öyle paylaşabilirsiniz. Batı başkentine hükmetme niyetim yok. Bunu Feilong ile konuşup karara bırakıyorum. En önemlisi, adım Shikyou. Gyoku adını bir daha asla kullanmayacağım.” + +Shikyou, çoğu ikinci ve üçüncü oğlun ağzının sulanacağı bir teklif yapıyordu. Ancak I-sei Eyaleti’ni yöneten aile için işler o kadar basit değildi. + +“Peki, o da büyükbabamızdan ve amcalarımızdan yardım isteyebilir, değil mi?” + +“Kendinle çelişiyorsun,” dedi Jinshi. “Şimdiye kadar Shikyou’ya övgüler yağdırmaktan başka bir şey yapmadın. Onu neden öldürmek istediğini soruyorum.” + +“Demek ki, Feilong ile birlikte ülkeyi yönetmemizi mi istiyorsun? Üzgünüm, ama bu tamamen saçmalık. Kardeşim, senin hiçbir mirası ve hiçbir görevi kabul etmeyi reddetmen, her şeyin senin için yolunda gideceği anlamına mı geliyor?” + +“Gelmeyecek mi? Feilong soğukkanlı biridir. Benden daha zeki. Bu yere hakkını verecektir. Sen de onun yardımcısı olursun. Eski adamın yerini hemen mükemmel bir şekilde dolduramayabilirsin, ama birkaç yıl içinde burayı düzgün bir şekilde işletebilirsin.” + +“Birkaç yıl? Önümüzdeki birkaç yıl, en zorlu dönemlerimizden biri olacakken?” Sonunda Hulan’ın sesinde bir huzursuzluk belirdi; alçakgönüllü, içine kapanık o genç adam ortadan kaybolmuştu. “Sana katılıyorum—kardeşimiz Feilong gerçekten sakin ve toparlayıcı biridir. Hayat ona Kraliyet Başkenti’nde bir bürokrat olarak görev yapma imkânı verseydi, sanırım dünyada senden çok daha yükseklere çıkardı, Shikyou kardeşim. Ama onu batı başkentinin başına, yüzüne koymak? O zaman ne olur?” Sanki sadece Shikyou’ya değil, Jinshi’ye de soruyormuş gibi görünüyordu. “Sürü olayının ardından toparlanmamız gereken sorunlar, bozulan kamu düzeni, gıda kıtlığı var—ve yakın gelecekte başka bir ülkenin istilası ihtimalini değerlendirmek zorunda kalacağız. Feilong kardeşimizin tüm bunları başarıyla yönetecek gücünün olduğunu mu düşünüyorsun?” + +“Büyükbabam yaşlıdır ve Kraliyet Başkenti’nden geri döneceğine içtenlikle inanmıyorum. Amcalarımız ve halalarımıza gelince, onlara ne kadar güvenebiliriz ki? Büyükbabamın babamı buranın başına geçirmesinin tek nedeni, idealleri hakkında ne düşündüğünüz olursa olsun, her şeyi bir arada tutacak gerekli güce sahip olmasıydı.” + +Jinshi buna itiraz edemezdi. Gyoku-ou’nun kişisel inançlarına rağmen sahip olduğu tek bir şey varsa, o da güçtü. Kalabalıkları yönlendirme yeteneği, neredeyse bir dolandırıcının yapacağı gibi, Jinshi’nin kendisinden öğrenebileceği bir şeydi. + +“Doğru, Büyükbabam bu dünyada kaldığı sürece işler yolunda gidebilir. Ve sürü olayından önceki gibi her şey aynı olsaydı, diğerleri muhtemelen sessiz kalırdı. Ancak Babamızın yokluğunda, amcalarımız ve halalarımız ana evi eleştirmekten çekinmeyecekler. Ve Feilong kardeşimle benim, ikimiz de en büyük oğul olmadığımız için, bu eyaletteki ticaretlerini yürüterek güçlenmiş olan akrabalarımızı dizginleyecek etkiye sahip olmayacağız. İşte bu yüzden Feilong kardeşim, Shikyou kardeşim, senin dönmeni bekledi ve bekledi. Çünkü amcan Yohda ile yumruk yumruğa dövüşüp onu bile susturabilecek güce sahiptin. Senin o gücün var.” + +“Yohda”, “en küçük çocuk” anlamına gelen bir takma addı. Gyokuen’in çocukları arasında en küçük olan aslında İmparatoriçe Gyokuyou’ydu, ancak erkekler arasında en küçük olan, hayvanlara bakan yedinci oğuldu. Rivayete göre Shikyou’dan öyle öfkelenmişti ki, ikisi canlı çelik kılıçlarla düello yapmışlardı. + +Chue araya girdi, “Hiçbir çelişki yok!” Elinde yumuşak, kızarmış bir ekmek dilimi vardı. “Shikyou beyi hayattayken, lider olarak onu destekleyen biri olacak. Onu yok sayarak liderlik etmeye çalışıyorsanız, bu büyük bir sorun.” + +“Tam da öyle,” diye onayladı Hulan. + +“Shikyou’yu ortadan kaldırmanın size ne faydası olur? Hem senin hem de Feilong’un liderlik edecek gücünün olmadığını değil mi az önce söyledin?” diye sordu Jinshi. + +Bunun üzerine Chue ve Hulan ikisi de gülümsedi; ifadeleri birbirine tuhaf bir şekilde benziyordu. + +“Gerçekten de öyle,” diye cıvıltıyla konuştu Chue. “Ama Hulan bey—iyi ya da kötü, bir şey buldu. Motivasyonsuz büyük kardeşinden daha fazla batı başkentinde görmek istediği biri.” + +“Yine doğru,” dedi Hulan ve Jinshi’ye doğrudan baktı. Jinshi’nin içine kötü bir his çöktü. + +“Gyoku-ou efendinin üç oğlu arasında, Shikyou beyi kesinlikle liderliğe en uygun olanıdır. Ancak Hulan bey için, başka biri varsa, yeni Yous’lar hakkında endişelenmeye gerek kalmazdı. Hedefi, batı başkentinin refahına katkıda bulunmaktı. Pratik güce sahip, batının siyasi lideri olarak mantıklı görünecek biri varsa...” Chue de Jinshi’ye baktı. + +“Kardeşim Shikyou’yu ortadan kaldırabilseydim, işe yarardı. Ay Prens, senin hizmetinde, kardeşim Feilong ile birlikte mükemmel yardımcılar olacağımızdan kendim eminim.” + +Bunu söyleyen Hulan, sandalyesinden kalktı, yere diz çöktü ve başını eğdi. “İmkânsızı istediğimin farkındayım. Yine de sormam gerekiyor. Ay Prens, bu şehirde kalarak I-sei Eyaleti halkını yönlendirmeyi kabul eder misin? Bu yolda işe yarayabilecek her şeyi, hatta kendi başımı bile teklif ediyorum.” Alnını tekrar tekrar yere vurdu ve gözleri parlıyordu, neredeyse rahatsız edici bir şekilde parlak. Vücudunun her yerindeki yanıklar, söylediklerinin doğruluğuna tanıklık ediyordu. + +Jinshi, neredeyse farkında olmadan bir adım geri çekildi. Arkasında bekleyen Gaoshun ve Taomei’ye baktı. + +Bir duraksamanın ardından Gaoshun fısıltıyla konuştu, “Mi klanının üyelerine, en büyük mutluluğun efendilerinin emirlerine itaat etmek olduğunu öğrettiğini duydum.” + +“En büyük mutluluk...” diye tekrarladı Jinshi, emin olamadan. + +“Sadece batı başkentinde kalacağını söyle ve kendi ellerimle başımı koparıp atarım!” dedi Hulan. + +“Hiçbir şeyi koparmak istemiyorum,” diye yanıtladı Jinshi. + +Sonra kim temizleyecekti? + +“Yeter! Dur! Bunu yapmana gerek yok.” Shikyou, Hulan’ın yanına diz çöktü ve ardından kardeşini taklit ederek başını yere bastırdı. “Çocuğun ne dediğini duydunuz. Yaptığı her şeyi, I-sei Eyaleti’ne olan sevgisinden yaptı. Lütfen, başını kesmek gibi bir ihtiyacın olduğunu düşünmeyin.” + +Neyse ki, baş kesme meselesini Jinshi açmamıştı, değil mi? Hulan bunu kendi isteğiyle teklif etmişti. + +“Shikyou kardeşim. Benim özel bir değerim yok. Eğer batı başkentine iyilik getirmek için hayatım gerekirse, ne olacak?” Hulan’ın gözlerinde hiçbir tereddüt yoktu—hatta Shikyou’nun onun için araya girmeye çalışmasına şaşırmış gibi görünüyordu. + +Chue sadece oturup onları izledi, ama gözleri eğlenerek kısılıyordu. “Ne dersen de, ona ulaşamazsın,” diye homurdandı. “Doğduğu günden beri bunun için yetiştirildi. İkiniz de farklı düşünüyorsunuz. Bir kediye fare yakalamamasını söyleyebilirsiniz, ama durur mu?” + +“Kedi ve fare? Absürt! Bir insan, bu kadar önemsiz bir şey için hayatını feda eder mi?” diye bağırdı Shikyou, Chue’ye öfkeyle bakarak. O ise, etkilenmeden keçi sütünü yudumluyordu. + +“Önemsiz bir şey? Bunu düz bir yüzle söyleyebiliyorsan, gerçekten de asla halef olamayacaksın. Küçük kardeşine karşı kalbinin acıdığını biliyorum, ama rolünü ondan almaya çalışmak, sadece bencillik. Söylemeliyim ki, Shikyou bey, halef olarak işi bitirecek yeteneğe sahip değilsin. Gyoku adını atabilir, kulağa hoş gelmeyen bir lakap alabilir ve istersen çok fazla yeraltı bağlantısı kurabilirsin, ama sana hiç yakışmıyor. Yanında durarak bile engel oluyorsun, belki sahne üzerinde tam bir kukla olabilirsin. Küçük kardeşini korumak istiyorsan, yol bu.” + +Chue, tüm bunları döküp bitirdikten sonra, sütünden bir yudum daha aldı. + +Shikyou orada, şaşkın bir şekilde diz çökmüş dururken, Hulan hâlâ gözleri parlayarak Jinshi’ye bakıyordu. + +Ancak Chue bitirmemişti. “Ve sen, Hulan bey, pes et artık. Görevinin olduğunu biliyorum, ama eğer Chue hanımın göreviyle çelişirse, Ay Prens için varlığının sadece bir engel olduğunu gördüğü için, seni küçük bir böcek gibi ezmek için elindeki her aracı kullanacağından emin olabilirsin.” + +“Sizden gelen ilginç bir yorum, Chue Hanım. O yaralarla Ay Prens için ne yapabilirsiniz? Hiçbir zaman tamamen iyileşmeyecekler. Rütbeniz düşecek.” + +“Hâlâ senden yüksek olacağım, Hulan bey. Chue Hanım, sol eliyle yapması gereken çoğu şeyi gayet çevik bir şekilde yapabilir. Ama nazik bir kadın olarak, Chue Hanım’ın bir uzlaşma fikri var. Belki senin gibi bir genci bile tatmin edebilecek bir fikir. Ay Prens batı başkentini yönetmeyebilir, ama bunun yerine hizmet edebilecek bir ‘yüz’ olsa ne olur?” Chue Jinshi’ye döndü ve yine gülümsedi. “Shikyou beyin yeteneği var, biliyorsunuz. Sevgili, vefat etmiş babası Gyoku-ou efendinin bu kadar arzuladığı şey, Shikyou beyde fazlasıyla var. Onu bir kuş gagası değil, bir ejderha başı yapın.” + +Gülümsemesi daha da genişledi ve Shikyou’ya baktı. + +“Batı başkenti için ayakta duracaksın, değil mi? Harika bir kukla olacağından eminim.” + +Jinshi, Taomei’ye göz ucuyla baktı. Kızının işlerinden haberdar olabilir, bu yüzden hiçbir şey söylemedi. Masada kalan yiyecek artıklarına aşırı ilgi gösteriyor ve Mi klanının düşünce yapısını çok fazla öğrenmemeye özen gösteriyordu. + +Jinshi düşündü, eğer işlerin bu şekilde sonuçlanacağını bilseydi, odasında daha fazla şarj olurdu. diff --git a/output/knh-12/032_knh-12.txt b/output/knh-12/032_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..266e72df --- /dev/null +++ b/output/knh-12/032_knh-12.txt @@ -0,0 +1,155 @@ +# Chapter 30: Growth + +Bölüm 30: Büyüme + +Etrafta esen rüzgâr, neredeyse acı verici derecede soğuktu. + +Zaman hızla akıp gitti. Batı başkentine döndüğünden beri Maomao, hiçbir şey olmamış gibi günlük hayatına kaldığı yerden devam etmişti. Farkına varmadan yıl değişmiş, yirmi bir yaşına gelmişti. + +Günleri, eskiden olduğu gibi geçiyordu; sahtekâr doktorla ofiste ilaçlar hazırlıyor, serada tıbbi otlar yetiştiriyor ve ara sıra Jinshi’yi ziyaret edip muayenelerini yapıyordu. + +Evet, belki de bir şey biraz farklıydı. + +“Baba! Benimle oyna!” + +“Gel bakalım, baban işe gidiyor Gyokujun. Sonra oynarız.” + +Yani, Shikyou artık ana evdeydi. Biaoshi kıyafetlerini daha düzgün, resmi giysilerle değiştirmişti ve bu haliyle gerçekten de Gyoku-ou’ya çok benziyordu. Öyle çarpıcı bir benzerlikti ki, Maomao, Shikyou’nun babasına bu denli hayranlık duyan halkın oğluna da destek olmasını umuyordu. Sonuçta insanlar, karakterlerine değil, dış görünüşlerine göre hüküm vermeye çok meyilliydi. + +Neden böyle bir tavır değişikliğine gittiğini merak etmemek elde değil. + +Maomao bunu anladığını iddia etmeyecekti; o sadece bir eczacıydı. Şüphesiz Shikyou ile Jinshi arasında uzun uzun konuşmalar geçmişti. + +Tıbbi ofiste yeni bir mobilya vardı: büyük bir kanepe. Maomao’nun duyduğuna göre, o yokken bu tuhaf stratejist oranın düzenli ziyaretçisi olmuştu. Kanepeyi kendisi getirmiş ve orada kalmıştı. + +Onunla nasıl başa çıkmışlardı acaba? + +Maomao yokken sahtekâr doktorun, stratejisti sürekli ağırlamış olması gerekiyordu. Maomao’nun düşüncesine göre, sahtekârın insan ilişkilerindeki becerisi, Li’nin tamamında en güçlü olanlardan biri olmalıydı. O tuhafla başa çıkabilecek tek bir başka kişi daha vardı aklına: babası Luomen. + +“Ah! Özür dilerim, ama şu sopayı uzatır mısın bana? Sırtım kaşınıyor,” diye seslendi, kanepede uzanmış haldeki Chue. Gövdesindeki sargılar, sağ eli ve kolu gibi, onunkiler de açılmıştı. Ancak dirseği eskisi kadar ancak yarısına kadar bükülebiliyor, eli ve parmakları ise çok az hareket edebiliyordu. Kolu kopmamıştı ve parmaklarının hiç değilse bir miktar hareket edebilmesi, Maomao’nun işini iyi yaptığına kanıttı. + +Chue’nin yaralanmaları o kadar ciddiydi ki, bir süre ona hiçbir iş yaptırılmamış, sadece fiziksel rehabilitasyon için tıbbi ofise gelmesi söylenmişti. + +Ama şimdi burada adeta ikamet ediyor! + +“Evet, tabii, istediğin bu mu? Sırtın kaşınıyorsa, işe yarayacak bir merhemimiz var,” dedi sahtekâr doktor, Chue’ye tam boyunda bir sopa uzatarak. + +“Ooo, biliyor musun, bu hiç fena bir fikir değil. Ah, ve atıştırmalık saati gelmedi mi?” + +“Gerçekten de geldi. Bugün bal ile karıştırıp buharda pişirdikten sonra fırınladığım tatlı patatesler hazırladım. Lezzeti dengelemek için biraz keçi sütü de ekledim.” + +Sahtekâr doktor, değerini belirtmek gerekirse, oldukça iyi bir aşçıya dönüşmüştü — bu da Chue’nin ofiste bu kadar sık görülmesinin nedenlerinden biriydi. O halde, sahtekârın ilaç karıştırma becerisinin en ufak bir gelişme göstermemesi ilginçti. + +“Neden, sevgili sahtekârım, eskisinden bile iyi olmuşsun! Bu yemek, Li’nin patates pişirme dünyasında bir devrim yaratacak!” dedi Chue, tabağındaki patates yığınına özenle dalarken. Sol eli, yemesi için fazlasıyla yeterliydi. + +“Bayan Chue, lütfen, geride kalanlara da biraz bırakır mısınız? Diğerlerini çağırmaya gideceğim,” dedi Maomao. + +“Evet, tabii,” diye cevap verdi Chue, ağzı dolu bir şekilde. Bu, ona pek güvenilir bir hava vermiyordu: Maomao, atıştırmalığın kalanını başka bir tabağa aktardı. Sahtekâr, alışılmadık derecede güçlü bir kokusu olan bir çay hazırlıyordu — Maomao, bunların merkez bölgeden gelen yapraklar olduğunu tahmin ediyordu. Uzun süre karahindiba kökleri kaynattıktan sonra sonunda biraz düzgün çaya kavuşacaktı. + +“İşler çok daha istikrarlı hale gelmiş gibi görünüyor,” diye yorum yaptı Maomao. Ofisin ilaç stoklarıyla da daha rahat hissediyorlardı. Hâlâ bazı gıda kıtlıkları ve diğer huzursuzluk kaynakları vardı, ama biraz nefes alma payı kazanmışlardı. + +“Ah, bu arada, yakında Kraliyet Başkenti’ne dönebileceğiz,” dedi Chue, tane tane konuşarak. + +“Ne?” diye sordu Maomao. + +“Unuttum söylemeyi. Hi hi! Kocam, size bunu iletmemi istedi, Bayan Maomao. Kusura bakmayın!” Chue, sol elindeki bir eklemini alnına vurdu. Göz kırptı ve dilini çıkardı — Maomao, bu jestin tuhaf bir şekilde sinir bozucu olduğunu düşündü. + +“Usta Jinshi de mi geri dönecek?” diye sordu Maomao. + +“Kesinlikle! Burada daha fazla kalması zor olurdu ve taht meselesi büyük ölçüde çözüldü. Resmi olarak herkes Shikyou’nun etrafında toplanacak.” + +“Bu işe yarar mı?” + +Dürüst olmak gerekirse, Maomao tedirgindi. Şüphesiz Shikyou, en iyi anları insanların burnunun dibinden çalmak konusunda bir yeteneğe sahipti ve o “kahraman” havası vardı. İkinci ve üçüncü kardeşlerinden çok daha karizmatik olmasına rağmen, yıllarca kendi keyfine göre dolaşmıştı. Savaş becerileri ve bir biaoshi olarak edinebileceği türden bir bilgi ağı varlıkları olurdu, ama yine de epey eksik kaldığı hissediliyordu. + +“Söylenene göre, ejderhanın kafası ve yılanın kuyruğu gibi olmayacağından emin misin?” + +Gyoku-ou’ya olan benzerliği, başlangıçta ona epey destek kazandırabilirdi. Ancak parıltı söndüğünde, insanların ona nihayet nasıl tepki vereceği bilinmiyordu. + +“Kaygan bir yılan bile yapması gerekeni yapmak zorundadır,” diye mırıldandı Chue. “Batı başkentinin kahramanına ihtiyacımız var ve Shikyou’nun da öyle olması gerekecek.” + +Bir kahraman, öyle mi? + +Düşündükçe Maomao, Gyoku-ou’nun oğulları arasında yalnızca Shikyou’ya siyasi eğitim vermesinin nedeninin, Shikyou’da o kadar da yücelttiği kahraman imajını görmüş olması olabileceğini fark etti. Pozisyonunu, başından beri Gyoku-ou’nun emek verip ulaşmaya çalıştığı kişi olan oğluna devretmek istemişti. + +“Shikyou birçok şeydir, ama aptal değildir. Batı’da lider olmak üzere her zaman eğitildi ve bir biaoshi ajansını yönetmek, insanları yönetme konusunda kesinlikle bazı deneyimler kazandırır.” + +“Sence... fazla ciddiyetsiz mi? Çok yumuşak mı?” + +Shikyou’nun kişiliği, adıyla çelişiyordu. Kötü adam gibi davranabilirdi, ama yumuşak bir yanı vardı. + +“Bu adil bir soru. Bu yüzden etrafındaki her şeyin sağlam olduğundan emin olmamız gerekiyor.” + +“Ama eğer etrafındaki insanlar ona güvenmezse ne olacak?” diye sordu Maomao. + +Chue sadece gülümsedi ve çayından bir yudum aldı. “Feilong’un abisi için orada olmasında hiçbir sorun olmayacağını düşünüyorum. Ayrıca Bay Rikuson da var! Üstelik, beklemeyebilirsiniz ama Shikyou, amcalarının arasında oldukça popüler.” + +“Amcaları? Yaşıtları olan o adamla kavga etmedi mi?” + +“Ne kadar çok kavga edersen, o kadar yakınsın. İkinci veya üçüncü oğul liderliğe geçseydi, bence bazı hırslı sonradan görme onları devirmeye çalışabilirdi. Amca Yohda gibi biri.” + +Bir grup, hepsi de pek çok sorun gibi görünen erkek arasında böyle işler yürüyordu. + +“Ayrıca, Lu Bakan Yardımcısı bir süre daha kalıp her şeyi toparlamaya yardım edecek,” diye ekledi Chue. + +“Törenler Dairesi’nden o adamı mı kastediyorsun? Dinî ibadetlerden sorumlu birini burada bırakmanın ne faydası olur?” + +“Lu Veziri, birçok ofiste birçok pozisyon üstlendi. Cömertçe söylemek gerekirse, çok yönlü olduğunu söyleyebiliriz. Daha az cömertçe söylemek gerekirse, her işten anlayan ama hiçbirinde ustalaşamayan biri. Yine de neredeyse her şeyi yapabildiği için, burada işleri halledebileceğinden eminim.” + +“Bu, onu Lahan’ın Kardeşi’ne çok benzetiyor.” Neyse — Maomao sonunda biraz rahatlayabilirdi. “Mesele şu ki, dönebiliriz.” + +Batıda burada gömüleceğinden endişe etmeye başlamıştı. Rahat bir nefes aldı. + +“Bay Lihaku’nun zaten bildiğini düşünüyorum. Lahan’ın Kardeşi muhtemelen bilmiyor. Ona mutlaka söyle, tamam mı? Hazırlanacak çok şey olacak.” + +“Elbette,” diye cevap verdi Maomao. + +Lahan’ın Kardeşi, ana evin bahçesini sökerek oluşturduğu tarlalardaydı. Buğday ekmişti — böcek istilası sırasında hayatını riske atarak geri getirdiği buğdayı. + +Maomao, Lahan’ın Kardeşi’ni bulmak için tıbbi ofisten ayrıldı. Onu tarlalarda yengeç gibi yürürken buldu — buğdayı ezdiğini varsaydı. + +“Lahan’ın K—” + +Ona seslenmek üzereyken, görüş alanının kenarında iki çocuk fark etti. Kim olmasın ki, Gyokujun ve Xiaohong. + +Gyokujun yine ona zorluk çıkarıyor mu? Maomao, yolculuğun zorluklarının ona birkaç ders verdiğini düşünmüştü, ama belki de öyle olmamıştı. Neden beni kurtardığını sanıyor?! + +Maomao, Xiaohong’a oldukça ısınmıştı, bu yüzden şımarık zorbanın kafasına bir eklemini indirmeyi planlıyordu — ama bir şeyler ters gidiyordu. Gyokujun gerçekten de bir şeyler hakkında kibirli bir şekilde dolaşıyordu, ama Xiaohong ona sadece yarı kapalı gözlerle bakıyordu. Maomao, bu ifadenin tanıdık geldiğini düşündü. + +“Hey! Beni dinliyor musun?” diye bağırdı Gyokujun, Xiaohong’un yakasından tutarak. + +Tam o anda, sağlam bir şaplak sesi duyuldu. Xiaohong’un açık avucu, Gyokujun’un yanağına değmişti. Gyokujun o kadar şaşırmıştı ki, dengesini kaybedip poposunun üzerine yere yığıldı. + +Gyokujun, açıkça sarsılmış bir halde, kızaran yanağına dokundu. “Ne-Ne... Ne yaptığını sanıyorsun?! Benden korkmuyor musun? Senin gibi tipleri batı başkentinden kovabileceğimi biliyorsun!” + +“Hayır, korkmuyorum,” dedi Xiaohong ve hâlâ etkilenmemiş bir şekilde ona baktı. + +“Beni... Beni tanıyor musun? Babam batı başkentinin hükümdarı, biliyorsun!” + +“Peki, Amca Shikyou batı başkentini yönetiyorsa ne olacak? İstersen beni şikayet et. Bu yüzünden beni göndermeyecek. Bunu senin kadar iyi bilmelisin, Gyokujun.” + +“Peki, babamdan sonra lider ben olacağım. Sonra seni kendim kovacağım!” + +“Hi hi!” İfadesiz Xiaohong aniden güldü. + +“Ne komik ki?!” + +“Ah, sadece şunu düşündüm: senin gibi biri burada lider olacaksa, belki imparatorluk başkentine gider ve biraz daha yükseğe oynamaya çalışırım. Ne yapabilirsin ki? Sen sadece babasının arkasına saklanan küçük bir karides. Burunundan sümük akarak kaçan bir karides!” + +Sonra, hiçbir şey olmamış gibi Xiaohong sadece yürüyüp gitti. + +“S...Snnniiiifff!” + +Kendinden daha küçük bir kız tarafından gözyaşlarına boğulan Gyokujun, yapacak başka bir şey bulamayıp orada oturdu, sümük akıtarak ve öfkeli bir şekilde kollarını sallayarak. + +Biri beni izliyor gibi hissediyorum, diye düşündü Maomao. Yavaşça dönüp Lahan’ın Kardeşi’nin orada ayakta durduğunu gördü. + +“O kıza ne öğrettin?” diye sordu, Maomao’ya en acımasız bakışını vererek. + +“Ben mi? Hiçbir şey...” + +“Hiçbir şey değildi! İfadesine baktın mı? Sana tıpatıp benziyordu! Ah, onu tanıdığımda daha tatlı, daha alçakgönüllü bir çocuktuydu!” + +“Tamamen yanlış anladın!” + +Maomao onu ikna etmek için ne kadar çabalasa da, Lahan’ın Kardeşi ona inanmayı reddetti. Bu konuda o kadar çok zaman ve enerji harcadı ki, ona söylemek için geldiği çok önemli şeyi unuttu. diff --git a/output/knh-12/033_knh-12.txt b/output/knh-12/033_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..81e01e04 --- /dev/null +++ b/output/knh-12/033_knh-12.txt @@ -0,0 +1,327 @@ +# Epilogue + +Epilog + +Tuzlu deniz esintisi harikaydı; Maomao, geminin güvertesinde yürürken deniz rüzgârının tadını çıkarıyordu. + +I-sei Eyaleti'ni geride bırakmışlar, keyifli bir deniz yolculuğuna çıkmışlardı. Bindikleri gemi, buraya gelirken kullandıkları gemileri hatırlatıyordu, ancak şekli hafif ve ince detaylarda farklıydı. Yine de üç büyük gemiden oluşan bir filoyla yol alıyorlardı; yanlarında birkaç ticaret gemisi de eşlik ediyordu. + +Batı başkentinde son birkaç ayda her şey köklü biçimde değişmişti. Bir zamanlar, İmparator'un küçük kardeşinin Gyoku-ou'u suikast ederek şehri ele geçirdiği fısıltılar dolaşıyordu; ancak Gyoku-ou'nun en büyük oğlu Shikyou artık yerel siyasete karıştığı için izlenimler değişmişti. Shikyou'nun delilikleri hakkında ne kadar çok dedikodu yapılırsa yapılsın, halk ona karşı oldukça iyi bir izlenim besliyordu. Popülerliğinin büyük kısmının babasının tıpkısının aynısı olmasından kaynaklandığı söylenebilirdi, ama belki de başka bir etken vardı: Gyoku-ou için bir gösteri niteliğindeki o kahramanlık havası, Shikyou'dan geldiğinde son derece doğal duruyordu. + +Hâlâ gıda tedariki konusunda potansiyel sorunlar vardı, ancak İmparator'un küçük kardeşi olan Jinshi'nin bu bölgede sonsuza dek kalması mümkün değildi; bu yüzden evine dönmesi kararlaştırıldı. Lu Veziri'nin işleri elbette başının üstüne yıkılacaktı, ama umarım elinden gelenin en iyisini yapardı. + +Dürüst olmak gerekirse, Jinshi'nin merkez bölgeye dönmesiyle onun için çalışmak daha kolay olabilirdi. + +Batı'ya malzeme göndermeyi esirgeyenler, Majestelerinin kardeşi yakınlarında olduğunda artık reddetme şanslarının kalmadığını göreceklerdi. İmparatorluk ailesinin normalde bu tür konulara karışması beklenmezdi, ama Maomao, Jinshi'nin tam da bunu yapabileceğini kolayca hayal edebiliyordu. + +Buraya geldiğimizden beri neredeyse bir yıl geçmiş, inanamıyorum. İmparatorluk şehrinin ne kadar değiştiğini merak ediyordu. Orada tanıdığı herkesin iyi olmasını umuyordu. Hediyelik eşya almamı unuttum... ama artık beklemiyorlardır, değil mi? + +Böyle şeylere vakti olmamıştı. Neyse, bir hediyelik eşyası vardı: ambergris. En azından o inatçı, yaşlı hanıma verecek bir şeyi olduğu için çok şükrediyordu. Aksi halde, dünyadaki hiçbir bahane onu yaşlı kadının disiplininden kurtaramazdı. + +Maomao ne kadar rahatlamak istese de, eve dönüş yolundaki gemide, kesinlikle rahat edemeyeceği bazı kişiler vardı. + +"Chue Hanım, Chue Hanım." + +"Efendim? Ne oldu, Maomao Hanım?" + +Chue, batı başkentini özlemle anıyormuş gibi üzüm salkımlarını yiyordu. Sadece sol eliyle, taneleri salkımdan kolayca koparıp ağzına atıyordu. + +"O yaşlı herif burada ne arıyor?" diye sordu Maomao, o yaşlı herife—yani o tuhaf stratejiste—gönderdiği öfkeli bir bakışla. Adam, geminin pruvasında duruyordu. + +"Burada olma sebebi seninle aynı, Maomao Hanım—batı başkentinden eve dönmek," diye homurdandı Chue. "Başta oldukça neşeli görünüyordu, ama gemi hareket etmeye başlayınca... Ne yazık ki, tuvalete bile yetişemedi zavallı. Mide içeriğini doğrudan tatlı deniz esintisine boşalttı." + +"Detaylarına girmene gerek yok. Tahmin edebiliyorum." + +Kusmuğu hâlâ deniz suyu sıçramalarıyla parlıyordu; Maomao, yakındaki yardımcılar için kötü hissetmeye başladı. Orada, bir kovayla daha genç biri de vardı. Junjie, adı buydu—batı başkentinde Maomao'ya bakmasına yardım etmişti. + +"Lakan Efendi başka bir gemide olacaktı, ama oh, attığı o kriz! 'Bu sefer Maomao ile gideceğim! Ah ah!' Dikkatli olmazsak patlayıcı madde karıştırmaya hazır görünüyordu, ve—yani, Ne zaman pes etmen gerektiğini bilmelisin. Ama denizdeyken sessiz kalacak, bu yüzden bence gayet iyi olacaksın." + +"Patlayıcı maddeyi nereden bulacaktı?" diye mırıldandı Maomao. Bindigi herhangi bir gemide patlama çıkarmak isteyen kimseyi istemiyordu. + +Sonra ekledi: "Junjie'nin de bizimle geleceğini bilmiyordum." + +Bu kadar genç ve ailesini desteklemek için para kazanmak amacıyla yurtdışında çalışmaya başlamış. Ne kadar aileci bir çocuk. + +"Evet, öyle. Başkente dönen yolcu listesinde adının olduğunu öğrenince en çok o şaşırmıştı. Belki bir süre Lakan Efendi'nin yanında kalabilir—sevgili stratejistimiz çocuklarla daha iyi anlaşır gibi görünüyor." + +Maomao'nun rahat edemeyeceği Belirli Kişi No. 1 için bu kadar. + +Peki ya Belirli Kişi No. 2... + +"Yükü düzenledim. Sıradaki görevim ne olsun?" + +Elinde bavulları taşıyan, alçakgönüllü bir genç adam vardı. Çıplak teninde, yanık izleri gibi görünen kırmızı lekeler vardı. + +Maomao ona öfkeyle baktı. + +"Oh, öyle mi? O zaman belki kabinlerimizin önünü silebilirsin," dedi Chue. "Lakan Efendi güverteye çıkmadan önce tutunamadı, aşağıda pek de güzel bir manzara yok. Maomao Hanım'ın ve benim odalarımız biraz dokunuşa ihtiyaç duyuyor. Şimdi, iyice yap!" + +"Evet, Hanım. İşim bitince Ay Prens'i ziyaret edebilir miyim?" Adı Hulan olan genç adam, kibarca eğildi. + +"Neden... bu adam da burada?" diye sordu Maomao, gizlenmemiş bir hoşnutsuzlukla. + +"Maomao Hanım, Maomao Hanım!" + +"Chue Hanım. Onun yanında sakin kalmaya gücüm yetmiyor." + +"Ne konuşuyorsun sen? Ondan sonra senin için yapacak çok iş var! Kabinlerdeki işini bitirdiğin an güverteyi silmeye başlaman gerekecek." Chue, hâlâ aktif bir şekilde kusmaya devam eden o tuhaf stratejisti işaret etti. + +"'Bu adam' demek çok acımasızca. Lütfen, bana sadece Hulan diye seslenin." Genç adam, her zamanki gibi sırıtmaya devam ediyordu. Maomao, zehirli okla yaralanan Shikyou'yu tedavi ettikten sonra I-sei Eyaleti'nin dört bir yanına kaçmıştı—ama onu yaralı adamın yanına getiren Xiaohong olmuştu. Ve Xiaohong'u teşvik eden de Hulan'dı. + +Shikyou'yu bir taht kavgası yüzünden diz çöktürmeye çalışan ve Maomao'yu da bu işin içine çeken kişi Hulan'dı. Bir sonraki karşılaşmalarında ona yumruk atmayı kafasına koymuştu, ama bir şekilde, baştan ayağa yanıklarla kaplı halini görünce eli kalkmamıştı. + +"Oh, bu sefer affetmez misin?" Chue, Hulan kadar geniş sırıtarak felçli sağ elini özellikle havaya kaldırdı. Bu macerada en ağır yaralanan kişi oydu ve o itidal tavsiye ediyorsa, Maomao'nun söyleyecek pek bir şeyi kalmıyordu. + +"Gördüğün gibi, batı başkentinde benim için artık bir yer kalmadı. Daha da önemlisi, yerine getirmem gereken görev değişti," dedi Hulan. + +Maomao, şaşkınlıkla ona baktı. "Batı başkentinde seni istememelerinin nedenini anlayabiliyorum, ama bu görev meselesi ne demek?" + +Hulan hafifçe kızardı ve başını öne eğdi. "Artık görevim, hizmet etmem gereken efendim için bedenimi sunmaktır." + +"Özür dilerim. Anlayamıyorum." Maomao her geçen dakika daha da fenalaşıyordu. İfadesi, zaman zaman Jinshi'ye bakan "abak gözlüklü" Lahan'ınkiyle biraz benziyordu. + +"Beni pek de sevmediğinizi biliyorum, Maomao Hanım, ama lütfen bana güvenin. Bu yolculuğa, görevimi sonuna kadar yerine getirmek için katıldım. Ay Prens'in istediği her an, bu bedenimi onun için sunacağım; çünkü onun lütfuyla yaşıyorum." + +Bu, tuhaf bir fanatikti. + +Maomao, etkilenmemiş bir şekilde Chue'ye baktı. "Onu Xiaohong ile değiştirmek için çok mu geç?" + +"Düşüncem aklımdan geçti, ama maalesef o reşit değil, bu yüzden imkânsızdı. Yinxing Hanım'ı ikna edemedim." + +Neyse ki, en azından denemişti. + +"Xiaohong! Ah, çok seçkin bir zevkiniz var. Uzun zamandır o kızın gerçekten çok işe yarayabileceğini düşünüyordum." + +"Peki, bu... işe yarayacak kızı neden senin komplo işine dolaştın?" diye sordu Maomao. + +"Eh, benden bile daha uygun olduğunu duyunca, biraz karışmamak mümkün müydü? Maomao Hanım'ı, tam da sizi getireceğini hayal bile etmemiştim. Sizin bu işe karışmanızı asla kastetmedim. Gerçekten, yemin ederim. Bana inanmalısınız!" + +Hulan, tüm bunları açıklanamaz derecede hafif ve önemsizmiş gibi anlatıyordu. Başının içinde bir yerde bir vida gevşemiş gibi görünmeye başlamıştı. + +"Oh, öyle mi hikâye." Chue, söylediklerini olduğu gibi kabul etmeye tuhaf bir şekilde hazırmış gibiydi. + +Maomao, Chue'nin Hulan'ın söylediklerinden ne anladığından emin değildi, ama başka bir sorusu vardı. "Tamam, Hulan Efendi, bana söyle: Batı başkentindeyken tüm o süre boyunca beni test mi ediyordunuz?" + +Maomao'ya damıtma evindeki gıda zehirlenmesi vakalarını ve hasta VIP'yi getiren kişi Hulan olmuştu. + +"Test gibi bir kelime pek hoş değil. Sadece, o sorunları çözebilecek misiniz diye merak ederek sizi yanıma aldım, Maomao Hanım." + +"Damıtma evindeki gıda zehirlenmesi de buna dahil mi?" Emin olmak istiyordu. + +Hulan cevap vermedi, sadece gülümsedi. + +"Oh, damıtma evi—sonrasında orada işlerin zorlaştığını duydum," dedi Chue, konuyu ustalıkla değiştirerek. Maomao onun ne demek istediğini anladı: Hulan'ı köşeye sıkıştırmak istese de, bu konuyu çok derine inmemeliydi. + +Chue devam etti, "Bir tadım yapmak güzel ve iyi bir şey, ama en iyi şaraplarını tamamen tükettikleri ortaya çıktı. Siparişlerini karşılayacak kadar şarapları kalmayana kadar çok fazla içmişlerdi, bu yüzden sulandırılmış, düşük kaliteli şeyler karıştırdılar." + +"Düşük kaliteli şeyler?" diye sordu Maomao. Bu hikâye tanıdık gelmeye başlamıştı. + +"Evet. Tam da şarapları hakkında o tüm o gürültü patırtı olduğunda. Yakalanmadıklarını sanmışlardı, ama sonra gıda zehirlenmesi oldu ve her şey gün yüzüne çıktı." + +Sanki işaret verilmiş gibi, Chue ve Hulan ikisi de genişçe sırıttı. İkisi birbirine hiç benzemiyordu, ama gülüşleri birebir aynıydı. + +"Gördüğün gibi, o umutsuz değil, ama pek de incelikli değil. Bir şekilde öğrenmek zorunda." + +"Yani şimdi senin için mi çalışıyor, Chue Hanım?" + +"Tam da öyle! Ve onu köpek gibi çalıştıracağım. İstediğin sıradan işleri yaptırma konusunda serbestsin, Maomao Hanım." + +"Sizinle çalışmayı dört gözle bekliyorum," dedi Hulan, memleketinden sürgün edilmiş biri için tuhaf bir şekilde neşeli bir tonda. Maomao derin bir nefes aldı ve dönüp gitti; Hulan'ı, midesinin içeriği şu an gökyüzünde bir gökkuşağı oluştururken, o tuhaf stratejistle ne yapacağına karar vermeye bırakarak. + +"Lütfen, oraya çıkabilir miyim?" diye sordu yakındaki bir denizciye. + +"Orada ne yapacaksın? Sizin için tehlikeli olur, hanımefendi." + +"Buna katlanırım." + +Maomao, ikisine de bakmaktan bunalmıştı; aklını o an başka nerede olabileceğine vermişti ki, direklerden birinin tepesinde, yükseklerde bir gözetleme platformu fark etti. + +"Sadece merak ettim." + +"Merak mı? Merkezden gelenlerin hepsi mi yüksek yerleri sever?" Adam şüpheci bir bakış attı ona, ama Maomao'ya neydi? Eğer konuyu ısrarla sorgulayacak olsaydı, fikrinden vazgeçebilirdi; ama denizci ona bir halat uzattı. "İşte, can simidi. Tehlikeli, bu yüzden etrafına iyice sıkıca bağlamayı unutma." + +"Çok teşekkür ederim." Adamın isteğine bu denli kolayca uyduğunu görünce aslında şaşırmıştı. Halatı beline doladı ve yarı yarıya yukarıya doğru tırmanmaya başladı, ta ki direğin yaklaşık yarısına vardığındaki gözetleme platformuna ulaşana kadar. Platforma tırmanmak üzereyken, kendisinden önce oraya ulaşıp yerleşen biri olduğunu fark etti. + +"Burada ne işin var, Maomao?" diye sordu. + +"Ben de sana aynı soruyu sorabilirim, Jinshi Bey." + +İşte Jinshi, gözetleme platformunda oturuyordu. + +"Ben mi? Sadece... Bilirsin. Biraz canımı sıkan birinden uzaklaşmaya çalışıyordum." + +"Basen Bey mi? Hayır, o mantıklı olmaz... Hulan Bey mi?" + +Jinshi'nin ifadesi koyulaştı: tuttu. + +"Peki seni buraya ne getirdi?" diye sordu. + +"Hava o kadar güzel ki dışarıda olmak istedim, ama o tuhaf stratejistin kusmadığı bir yer arıyordum." + +Başka bir deyişle, ikisi de kabaca aynı sebepten oradaydı. + +"Neyse, buyur otur." + +"Biraz dar." + +Maomao oturdu; fiilen Jinshi ile omuz omuza. Başka ne yapabilirdi ki? Dar bir yerdi. Belki de başkası daha önce oraya çıkmış olduğu için onu da yukarı çıkarmışlardı. + +"Sonunda eve dönüyoruz," diye mırıldandı Jinshi. + +"Çok dolambaçlı bir yol izledik," dedi Maomao. + +"Öyle deme. En sonunda iyi bir ruh haline kavuşmuşken." + +Jinshi gökyüzüne baktı: pamuk gibi beyaz bulutlarla kaplı mavi bir gök. Sanki kötü bir şey olamazmış gibi, huzurun ta kendisi. + +"Kraliyet Başkenti'ne döndüğümüzde işler yoğun olacak," dedi Maomao. + +"Kesinlikle. Orada işlerin yığıldığından eminim ve Kraliyet Başkenti'nden I-sei Eyaleti gibi uzak bir toprağı desteklemek kolay olmayacak." Yine de Jinshi'nin ifadesi, bunun yapılması gerektiğini yansıtıyordu. + +Yüzünün profili neredeyse kusursuzdu; tek bir çizgi, tek bir yara iziyle işaretlenmişti. Muhtemelen asla solmayacaktı, ama Maomao hatırlıyordu, Jinshi bu izden tuhaf bir şekilde hoşlanıyordu. + +Shi klanıyla olan her şeyi hatırlatıyor bana. + +Jinshi de her aynaya baktığında ya da yanağını dokunduğunda, muhtemelen aynı şeyi hatırlıyordu. + +Maomao, Jinshi'nin sorumluluklarını ne kadar derinden hissettiğini çok iyi biliyordu. Eve döndüklerinde yapılacak çok iş olacağını ona hatırlatmasına gerek yoktu. Onu bu kadar duyarsız bir şey söylemeye ne itmişti? + +Ancak konuşacak pek başka şey bulamıyordu, bu yüzden cesaret edip sordu: "Kraliyet Başkenti'ne döndüğümüzde en çok ne yapmak istersin, Jinshi Bey?" + +"Ne yapmak istediğimi mi?" Jinshi düşündü. O kadar çok düşündü ki, kaşlarını çattı, başını eğdi ve "hmmm" diye mırıldanmaya başladı. + +Gerçekten bu kadar düşünmesine gerek olmadığını düşünüyorum. Maomao soruyu o kadar derinlemesine kastetmemişti. + +"Gerçekten bu kadar düşünmeniz gerekiyor mu, beyefendi?" + +Maomao, döndüklerinde yapmak istediği her türlü şeyi düşünebilirdi: şifalı otlar toplamak, bazı ilaçları hazırlamak, yeni bazı ilaçların etkileriyle deney yapmak. Her türlü şey. + +"Ah, sadece... Bana döndüğümde yapmak istemediğim bir dizi işin beni beklediğinden eminim ve aklıma gelen tek şey, onlarla nasıl başa çıkacağım." + +"Ah... Bilirsiniz, yeni bir olası eş adayının olduğu söyleniyordu." + +O kimdi? Gyoku-ou'nun evlat edindiği kızı mı? Gyoku-ou'nun onu arka saraya gönderdiği ve şimdi ölmüş olması, Maomao'ya kız için biraz üzülmekten alıkoyamıyordu. + +"İmparatoriçe Gyokuyou, benim adımıma bu meseleyle ilgilendi. Onu yanına çekti, şüphe yok." + +"Yanına çekti mi, beyefendi?" + +"Bilmiyor muydunuz? İmparatoriçe Gyokuyou, insanlarla ilişkileriyle ünlü — ya da belki 'şöhretli' demeliyim. Arka saraydaki zamanında, İmparator'un kadınları arasındaki güç haritasını neredeyse yeniden çizdi." + +Maomao, arka saray duvarlarının içindeki günlerine geri döndü. Jinshi'nin de belirttiği gibi, Gyokuyou'nun orta ve alt düzey eşlerle sık sık çay içtiğini, onları kendi hizasına çektiğini hatırlıyordu. + +"İmparatoriçe'nin konumunun değişmeyeceğine inanıyorum," dedi Jinshi. + +Maomao, batı başkentindeyken bazı mektuplar göndermişti, ama İmparatoriçe gibi yüce bir kişiye bir şey göndermekten doğal olarak çekinmişti. Gyokuyou'nun mevcut durumunun ne olduğunu bilmiyordu. + +"Hem genç prens hem de prensesin çok iyi olduğuna dair haberler alıyorum," dedi Jinshi. + +"Duymak güzel." + +Maomao, genç veliahttan çok prensese yakındı. Meraklı o küçük kız, şimdiye kadar büyümüş olmalıydı. + +"Döndüğümüzde onları ziyaret etmek ister misiniz?" + +"Yapabilir miyim? İmparatoriçe Gyokuyou, beni birkaç kez, öksürük, 'keşfetmeye' çalıştı zaten." + +"Ne dersin? Söylediklerimi unut," diye cevapladı Jinshi hemen. Ardından ekledi: "Ben ne yapmak istiyorum biliyor musun? Bir şey var..." + +"Buyurun efendim?" + +Jinshi'nin eli Maomao'nun eline değdi ve onun üzerine yerleşti; elinin onunkinden ne kadar büyük olduğunu vurgularcasına. + +"İstediğin buydu, değil mi?" diye sordu Maomao. + +"Başka şeyler de var." + +"Öyle mi?" + +"Ama yapamıyorum." Gözleri güvertede kusmakta olan figüre kaydı. "Kendimi zorla tutuyorum. Kolay değil." + +Maomao, Jinshi'nin duygularına artık iyice vakıftı ve onun artık bir hadım gibi davranmak zorunda olmadığını biliyordu. Bu yüzden burada, ona bu kadar yakın oturmak hafifçe garip geliyordu. Ama aynı zamanda... o kadar da rahatsız edici değildi. + +"Durumunuzu anlıyorum, Maomao Hanım. Duygularınıza kapılmamak önemli! Ama bunu da bahane olarak kullanamazsınız." + +Neden Jinshi ile birlikteyken aklına hep Chue'nin sözleri geliyordu? + +Jinshi'ye karşı hissettiğinin, tahminine göre, yakıcı bir tutku olmadığını düşünüyordu. Onun ona getirdiği duygularla aynı şekilde karşılık veremiyordu, ama aynı zamanda, bu kadar güvende hissettiği insan sayısı dünyada pek çok değildi. + +Kendi duygularını çözmeye başlamış ve onları kabul etmesi gerektiğine inanmaya başlamıştı. Son itkiyi veren o şakacı nedime olmasaydı güzel olurdu, ama ne yapacaktı ki? + +Ben ne yapacağım? + +Maomao'nun eli hâlâ Jinshi'nin elinin üstündeydi. Başka bir şey olmamıştı, bu da onu memnun ediyordu, ama şimdi elini ne zaman çekeceğini bilemiyordu. + +"Maomao," dedi Jinshi. + +"Efendim?" + +Jinshi'nin yüzüne bakmak için başını kaldırdığı anda, Jinshi'nin yüzünün ona doğru yaklaştığını gördü. + +Dudaklarının teması o kadar hafif, o kadar gündelikti ki, bir an ne olduğunu anlayamadı. + +Başta bir şey söylemedi. + +"Ne? Utandın mı?" diye bağırdı, bu en masum öpücüğe rağmen kızardığını fark edince. + +"Hayır, öksürük... Sadece... kendimi tutuyordum ve tutmaya devam etmeyi planlıyordum..." + +Kendini durduramadan Maomao haykırdı: "Kendini tutmak! Önceden bu kadar kendini tutmuyordun!" + +"Tutmuyordum..." Jinshi bir şeyi hatırlamış gibi yüzü asıldı. Muhtemelen "önceden"i, ona zorla bir öpücük verdiğini ve onun da durumu tersine çevirip ona kendi ilacını tattırdığı zamanı düşünüyordu. + +"Endişelenmeyin efendim. Bu sefer size karşılık vermeyeceğim." + +"Eh... Ben de onu demeye..." + +"Yapsam daha mı iyi olurdu?" + +Jinshi dudaklarını büzüp Maomao'ya baktı. "Sanırım beni küçümsediğini düşünüyordum." + +Bu sefer susmak ona düşmüştü. Bunun yerine gözlerini ondan kaçırdı. + +Onu küçümsemiyorum sanırım... öyle mi? + +Öyle değilse, elbette ona karşılık vermeye çalışmazdı. Ama yine de, Chue'nin sözlerini şu anda gerçekten söyleyebilecek kadar yürekten kabul edemiyordu. + +"Peki?" + +"Peki ne efendim?" + +"Bunu gayet iyi biliyorsun!" + +"Lütfen bağırma. O tuhaf stratejist bizi fark ederse ne olacak? Yukarı tırmanıp kusarak gelmesini ister misin?" + +"İrk. Hayır, ben... istemiyorum." + +Jinshi sustu. Maomao da sessizce güverteye baktı. Ama elini çekmedi. + +Geri dönenlerin arasında, buraya geldiğimizde olmayan çok fazla insan var, diye düşündü. Öncelikle, o tuhaf stratejist gemilerinde değildi, ama Lahan'ın Kardeşi'nin işe aldığı çiftçilerden birkaçı da vardı. Maomao onlar için içtenlikle üzülüyordu; başlarına kötü bir iş gelmişti. + +Sadece o zaman bir şey fark etti. + +"Biliyor musunuz, Lahan'ın Kardeşi'ni hiçbir yerde göremiyorum," dedi. + +"Lahan'ın Kardeşi? Burada olmalı. Çiftçilikle ilgili herkesin bu gemide olması gerekiyordu," dedi Jinshi. + +Sonra Maomao geriye döndü. Lahan'ın Kardeşi'ne merkez bölgeye döndüklerini söylemiş miydi? + +Hayır... Xiaohong'un kendini savunmasını izlediğimle dikkatim dağıldı ve konu aklımdan tamamen çıktı. + +Yine de mantıklı değildi. Maomao söylemeyi unutmuş olsa bile, eminim ki biri söylemişti. + +"Bekle... Birkaç gün önce köylerdeki tarlaları kontrol etmeye gideceğini söylememiş miydi?" diye sordu Maomao. + +"Geri dönmüş olmalı. Geminin yolcu listesini kontrol ettik." + +"Bu doğru; iyi nokta. Eminim onu geride bırakmadık. Ama tam olarak emin olmak için listeyi tekrar kontrol etmeliyiz belki." + +"İyi fikir. Bu arada, Lahan'ın Kardeşi'nin adı ne?" + +Uzun bir sessizlik oldu. Maomao elinin terlemeye başladığını hissetti ve tek tesellisi Jinshi'nin elinin de terlediğiydi. + +Jinshi ve Maomao, şimdi uzaklarda kalan karaya baktı. Gemi artık limana dönmeyecekti. + +Üstlerinden martıların çığlıklarını duydular. Maomao, havada süzülen Lahan'ın Kardeşi'nin siluetini belirsizce gördüğünü düşündü. + +Biraz zaman sonra, Lahan'ın Kardeşi'nin adını, onun gemide olmadıklarını öğrendikleri anda öğrendiler. Lahan'ın Kardeşi ise, batı topraklarında, geride bırakıldığını hâlâ fark etmemişti. diff --git a/output/knh-12/034_knh-12.txt b/output/knh-12/034_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..c20c87d2 --- /dev/null +++ b/output/knh-12/034_knh-12.txt @@ -0,0 +1,43 @@ +# Translator’s Notes – The Apothecary Diaries Diaries vol. 12 + +Çevirmen Notları – Eczacı Günlükleri Cilt 12 + +Bir Kelime ve Bir Dua + +Ey Rabbim, bizi görüyor musun? + +—Chue + +Merhaba, Eczacı Günlükleri 12. cildini okuduğunuz için teşekkürler! Batı başkenti bölümü sona ermek üzere olabilir, ama bize bir çeviri vaka çalışmasını daha inceleme fırsatı verecek. + +Bu ciltte Chue, Maomao'ya bir kutsal metin dizesi öğretiyor. Japonca orijinali şöyle: “Kami yo, watashi-tachi wo mite imasu ka?” Dilbilgisi açısından cümle oldukça basit, ancak çeviride tam istenen etkiyi yakalamak, çoğu zaman olduğu gibi, hiç de kolay bir iş değildi. + +İşe klasik kelime listesi formatında parçalara ayırarak başlayalım. Bu cümledeki tüm kelimeler yaygın ve sık kullanılan kelimeler. + +kami: tanrı, Tanrı veya tanrılar + +yo: vurgu edatı, neredeyse sözlü bir ünlem işareti gibi + +watashi-tachi: biz, bizi (kelimesi kelimesine, “ben” + çoğul eki) + +wo: cümlenin nesnesini belirleyen edat; wo'dan önce gelen kelime, fiilin nesnesidir + +mite imasu: miru (“görmek”) fiilinin şimdiki zaman devam hâli (“-ing” eki) + +ka: soru edatı, sözlü bir soru işareti gibi + +Bu cümlenin çevirisi iki temel soruna dayanıyor: kami ve miru kelimelerinin çevirisi. Her iki kelime de yine yaygın kelimeler, ancak İngilizce'de bunları nasıl temsil etmeyi seçtiğimiz, okurun kendi kafasında onları nasıl duyacağını etkileyecektir. + +Yukarıda belirtildiği gibi, kami yaygın bir kelime olmakla birlikte geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. Genellikle Shinto tanrıları ve ruhlarıyla ilişkilendirilir; ancak diğer gelenekler tarafından da benimsenmiştir. Örneğin, Japon Hristiyanları bazen Tanrı'ya kami-sama der. Burada çeviri ekibi, bu durumda kami'nin doğru çevirisinin Eczacı Günlükleri dünyası hakkında bildiklerimizle ilgili olması nedeniyle okuyucu olarak düşüncelerinden yararlanmak. + +Chue ve Maomao'nun bulundukları şapelin “batıda” yer aldığını ve orada uygulanan inancın daha da batıdan, belki Shaoh'tan veya hatta ötesinden geldiğini biliyoruz. Li'nin en azından antik Çin'in bazı unsurlarından ilham aldığı ölçüde, batısındaki topraklar Pers gibi Yakın Doğu konumlarına karşılık gelebilir. Yani, tek tanrılığa dair bir kavramı olan yerler—bu, Jinshi gibi karakterlerin gerçekleştirdiği çeşitli dini törenlere dayanarak Li'nin yerli unsurları arasında olmayabilir. + +Eczacı Günlükleri'ndeki çeşitli ülkeler için kesin, gerçek dünya karşılıkları belirleyebileceğimizi öne sürmüyorum; sadece bu şapelle ilişkilendirilen dinin tek tanrılı bir din olduğuna dair iyi nedenler var ve dolayısıyla kami'yi tekil olarak çevirmemiz için iyi gerekçeler var. Elbette, basitçe “Tanrı” kullanılabilirdi. Birkaç nedenden dolayı “Rab” seçimine vardık. Biri, bu dinin uygulayıcılarının, tam olarak ne olduğu belirsiz olsa da, tanrıya onur verici bir unvanla hitap etmeyi, tanrının adıyla hitap etmekten daha çok tercih edebileceği hissiydi—“Tanrı” biraz doğrudan geliyor, oysa “Rab” daha saygılı bir ton taşıyor. Diğer neden ise meta-düzeyde bir düşünceydi: bu dizeyi nasıl çevirirsek çevirelim, İngilizce okuyucular için (özellikle ABD'dekiler için), Judy Blume'un genç yetişkin edebiyatının kültürel bir referans noktası olan Tanrı Orada mısın? Benim Margaret'im başlıklı romanın başlığına benzerlik taşıması kaçınılmazdı. “Tanrı” yerine “Rab” seçmek, bu benzerliği en azından biraz azaltmaya yardımcı oldu. + +Peki ya miru? Japonca'da miru, görme fiilinin temel halidir. “Bakmak,” “görmek” ve “izlemek” gibi geniş bir İngilizce kelime yelpazesine karşılık gelir. Burada şimdiki zaman devam halinde, devam eden bir eylemi gösteriyor. Dolayısıyla aklıma gelen ilk şey “Bizi izliyor musun?” oldu—İngilizce'de “Bizi görüyor musun?” veya hatta “Bize bakıyor musun?”dan daha doğal bir devam yapısı. Ancak “Bizi izliyor musun?” belirli bir “Büyük Kardeş” alt tonu taşıyor, oysa Japonca'da açıkça sadece bakmak değil, bakarak bakılan şeyin varlığını kabul etmek de söz konusu. + +Bu yüzden “görmek”in burada daha uygun bir seçim olduğunu hissettik, çünkü İngilizce'de “birini görmek” de benzer bir anlam yelpazesine sahip: sadece görsel olarak bir şeyin orada olduğunu kabul etmek değil, ama (en azından bazı bağlamlarda) varlığının önemini kabul etmek. Yukarıda belirtildiği gibi, “Are you seeing us?” ifadesi biraz garip duruyor, ancak “Do you see us?” tamamen doğal. ve aynı zamanda görme eyleminin aktif, devam eden doğasını aktarıyor. Son olarak, bu inancın olası tek tanrılı karakterini vurgulamanın bir yolu olarak “Sen” kelimesini büyük harfle yazmayı seçtik. Bu tabii ki okuyucuya tamamen bir ipucu, çünkü prensipte, büyük S ile küçük s sesli okunduğunda farklı duyulmuyor. + +Böylece çevirimize ulaştık: “Ey Rabbim, bizi görüyor musun?” Basit bir cümle, karmaşık bir doku; umarım Japonca'da olduğu gibi İngilizce'de de bu etkiyi verir. + +Bir dahaki sefere kadar, bol okuyun ve eğlenceli vakit geçirin! diff --git a/output/knh-12/035_knh-12.txt b/output/knh-12/035_knh-12.txt new file mode 100644 index 00000000..5ba6e86e --- /dev/null +++ b/output/knh-12/035_knh-12.txt @@ -0,0 +1,29 @@ +# Copyright + +Eczacı Günlükleri: 12. Cilt + +Natsu Hyuuga + +İllüstrasyonlar: Touko Shino + +Düzenleme: Sasha McGlynn + +Bu kitap bir kurgu eseridir. İsimler, karakterler, yerler ve olaylar, yazarın hayal gücünün ürünüdür ya da kurgusal olarak kullanılmaktadır. Gerçek olaylara, yerlere ya da yaşayan ya da ölmüş kişilere herhangi bir benzerlik tamamen tesadüfidir. + +Kusuriya No Hitorigoto + +Japonya'da ilk kez Shufunotomo Infos Co., Ltd. tarafından yayımlanmıştır. + +Shufunotomo Co., Ltd. aracılığıyla. + +Bu İngilizce baskı, Tokyo'daki Shufunotomo Co., Ltd. ile yapılan anlaşma kapsamında yayımlanmıştır. + +J-Novel Club LLC + +j-novel.club + +Yayıncı, kendisine ait olmayan web sitelerinden (veya içeriklerinden) sorumlu tutulamaz. + +E-kitap baskısı 1.0: Ekim 2024 + +cbg için Premium E-Kitap diff --git a/output/knh-12/images/img_001.jpg b/output/knh-12/images/img_001.jpg new file mode 100644 index 00000000..9a5bb523 Binary files /dev/null and b/output/knh-12/images/img_001.jpg differ diff --git a/output/knh-12/images/img_002.jpg b/output/knh-12/images/img_002.jpg new file mode 100644 index 00000000..072a3192 Binary files /dev/null and b/output/knh-12/images/img_002.jpg differ diff --git a/output/knh-12/images/img_003.jpg b/output/knh-12/images/img_003.jpg new file mode 100644 index 00000000..8fac3584 Binary files /dev/null and b/output/knh-12/images/img_003.jpg differ diff --git a/output/knh-12/images/img_004.jpg b/output/knh-12/images/img_004.jpg new file mode 100644 index 00000000..9cdb5449 Binary files /dev/null and b/output/knh-12/images/img_004.jpg differ diff --git a/output/knh-12/images/img_005.jpg b/output/knh-12/images/img_005.jpg new file mode 100644 index 00000000..49780b84 Binary files /dev/null and b/output/knh-12/images/img_005.jpg differ diff --git a/output/knh-12/images/img_006.jpg b/output/knh-12/images/img_006.jpg new file mode 100644 index 00000000..312276fe Binary files /dev/null and b/output/knh-12/images/img_006.jpg differ diff --git a/output/knh-12/images/img_007.jpg b/output/knh-12/images/img_007.jpg new file mode 100644 index 00000000..6311e113 Binary files /dev/null and b/output/knh-12/images/img_007.jpg differ diff --git a/output/knh-12/images/img_008.jpg b/output/knh-12/images/img_008.jpg new file mode 100644 index 00000000..2ddffe2f Binary files /dev/null and b/output/knh-12/images/img_008.jpg differ diff --git a/output/knh-12/images/img_009.jpg b/output/knh-12/images/img_009.jpg new file mode 100644 index 00000000..236b6293 Binary files /dev/null and b/output/knh-12/images/img_009.jpg differ diff --git a/output/knh-12/images/img_010.jpg b/output/knh-12/images/img_010.jpg new file mode 100644 index 00000000..f7b7cd25 Binary files /dev/null and b/output/knh-12/images/img_010.jpg differ diff --git a/output/knh-12/images/img_011.jpg b/output/knh-12/images/img_011.jpg new file mode 100644 index 00000000..8a57f167 Binary files /dev/null and b/output/knh-12/images/img_011.jpg differ diff --git a/output/knh-12/images/img_012.jpg b/output/knh-12/images/img_012.jpg new file mode 100644 index 00000000..864647f1 Binary files /dev/null and b/output/knh-12/images/img_012.jpg differ diff --git a/output/knh-12/images/img_013.jpg b/output/knh-12/images/img_013.jpg new file mode 100644 index 00000000..e75bc859 Binary files /dev/null and b/output/knh-12/images/img_013.jpg differ diff --git a/output/knh-12/images/img_014.jpg b/output/knh-12/images/img_014.jpg new file mode 100644 index 00000000..c1384ae7 Binary files /dev/null and b/output/knh-12/images/img_014.jpg differ diff --git a/output/knh-12/images/img_015.jpg b/output/knh-12/images/img_015.jpg new file mode 100644 index 00000000..d753ebed Binary files /dev/null and b/output/knh-12/images/img_015.jpg differ diff --git a/output/knh-12/images/img_016.jpg b/output/knh-12/images/img_016.jpg new file mode 100644 index 00000000..9e208748 Binary files /dev/null and b/output/knh-12/images/img_016.jpg differ diff --git a/output/knh-12/images/img_017.jpg b/output/knh-12/images/img_017.jpg new file mode 100644 index 00000000..089d9f8c Binary files /dev/null and b/output/knh-12/images/img_017.jpg differ diff --git a/output/knh-12/images/img_018.png b/output/knh-12/images/img_018.png new file mode 100644 index 00000000..2cabdfa2 Binary files /dev/null and b/output/knh-12/images/img_018.png differ diff --git a/output/knh-12/knh-12_tr.epub b/output/knh-12/knh-12_tr.epub new file mode 100644 index 00000000..444dafda Binary files /dev/null and b/output/knh-12/knh-12_tr.epub differ diff --git a/output/knh-12/memory.json b/output/knh-12/memory.json new file mode 100644 index 00000000..0fe18695 --- /dev/null +++ b/output/knh-12/memory.json @@ -0,0 +1,91 @@ +{ + "characters": { + "Maomao": "Maomao", + "Jinshi": "Jinshi", + "Ka Zuigetsu": "Ka Zuigetsu", + "Basen": "Basen", + "Gaoshun": "Gaoshun", + "Chue": "Chue", + "Baryou": "Baryou", + "Lihaku": "Lihaku", + "Lahan’s Brother": "Lahan'ın Kardeşi", + "The Quack Doctor": "Doktor Kralı", + "Lakan": "Lakan", + "Rikuson": "Rikuson", + "Gyokuen": "Gyokuen", + "Gyoku-ou": "Gyoku-ou", + "Suiren": "Suiren", + "Vice Minister Lu": "Lu Veziri", + "Jofu": "Jofu", + "Empress Gyokuyou": "İmparatoriçe Gyokuyou", + "Dahai": "Dahai", + "Shikyou": "Shikyou", + "Yinxing": "Yinxing", + "Feilong": "Feilong", + "Hulan": "Hulan", + "Xiaohong": "Xiaohong", + "Gyokujun": "Gyokujun", + "Tianyu": "Tianyu", + "Lishu": "Lishu", + "Taomei": "Taomei", + "Yao": "Yao", + "Luomen": "Luomen", + "Moon Prince": "Ay Prens", + "Junjie": "Junjie", + "Kan": "Kan", + "Ri people": "Ri halkı", + "fourth son of their royal family": "Kraliyet ailesinin dördüncü oğlu", + "One-Eyed Dragon": "Tek Gözlu Ejderha", + "Bear-Man": "Ayı Adam", + "Beghura": "Beghura", + "Maachue": "Maachue", + "Maamei": "Maamei", + "Judy Blume": "Judy Blume", + "Natsu Hyuuga": "Natsu Hyuuga", + "Touko Shino": "Touko Shino", + "Kevin Steinbach": "Kevin Steinbach", + "Sasha McGlynn": "Sasha McGlynn" + }, + "terms": { + "pleasure district": "keyfane mahallesi", + "rear palace": "arka saray", + "western capital": "batı başkenti", + "celestial nymph": "göksel peri", + "Yi clan": "Yi klanı", + "La-clan": "La klanı", + "Board of Rites": "Törenler Dairesi", + "wet nurse": "süt anne", + "congenital bureaucrat": "doğuştan bürokrat", + "royal capital": "Kraliyet Başkenti", + "central region": "merkez bölge", + "Dongpo pork": "Dongpo domuz eti", + "Verdigris House": "Yosun Yeşili Evi", + "mugwort mochi": "Artemisia mochi", + "Hokuaren": "Hokuaren", + "Linese": "Li dili", + "Ri language": "Ri dili", + "I-sei Province": "I-sei Eyaleti", + "Biaoshi": "Biaoshi (Görevli/Koruma)", + "lady biaoshi": "Biaoshi Hanım", + "Shihoku Province": "Shihoku Eyaleti", + "Shaoh": "Shaoh", + "Shaohnese": "Shaoh dili", + "Li": "Li", + "Mi clan": "Mi Klanı", + "Ma clan": "Ma Klanı", + "Persia": "Pers", + "Are You There, God? It's Me, Margaret": "Tanrı Orada mısın? Benim Margaret'im", + "Kusuriya No Hitorigoto": "Eczacının Günlükleri", + "Shufunotomo Infos Co., Ltd.": "Shufunotomo Infos Co., Ltd.", + "Shufunotomo Co., Ltd.": "Shufunotomo Co., Ltd.", + "J-Novel Club LLC": "J-Novel Club LLC" + }, + "style_notes": "Anlatım üçüncü şahıs ve karakterlerin iç dünyalarına nüfuz eden, hafif alaycı ama empatik bir tona sahiptir; metinde kullanılan İngilizce deyimler (örneğin 'enigma wrapped in a riddle') Türkçeye uyarlanırken karakterin absürt ve karmaşık doğasını yansıtan, akıcı ve doğal karşılıklar seçilmelidir.", + "summaries": [ + "Chapter 25: The Ugly Little Sparrow: Beghura, dürüst bir tüccar olan babası ile Shaoh ülkesinden kurtarılan güzel annesinin mutlu evliliğinden doğan, fiziksel olarak çirkin ama son derece zeki bir kızdır. Metin, babasının annesini tesadüfen kurtararak hayatına dahil etmesi ve Beghura'nın doğumuyla ailenin mutluluğunu anlatır.", + "Chapter 26: Man and Wife: On altı yaşındaki Baryou, annesi Taomei'den İmparatorluk ailesini koruyan Ma klanının gizli istihbarat ayağı olan Mi klanının varlığını ve sızma yeteneğini öğrenir. Bu sırada, Baryou'nun reddedemeyeceği bir evlilik teklifi gelir ve coşkulu karakteriyle dikkat çeken Maachue (Bayan Chue) adlı kadın aileye katılır.", + "Chapter 29: The Compromise: Jinshi, ağır yaralı ve bitkin haldeki Maomao'yu yatağa yatırıp uyuduktan sonra, yardımcısı Suiren'in yardımıyla temizlenir ve Maomao'ya olan derin sevgisini bir öpücükle ifade eder. Ardından, Maomao'nun durumunu düşünerek ana binadaki büyük salona doğru yola çıkar.", + "Chapter 30: Growth: Maomao, Batı başkentinde yirmi bir yaşına gelmiş olup Shikyou'nun ana eve taşınması ve Chue'nin tıbbi ofiste rehabilitasyon görmesiyle günlük rutinini sürdürmektedir. Bu süreçte sahtekâr doktorun hem Chue'ye hem de stratejist Jinshi'ye karşı geliştirdiği yakın ilişkiler ve pişirme becerilerindeki ilerleme öne çıkmaktadır.", + "Translator’s Notes – The Apothecary Diaries Diaries vol. 12: Çevirmen notları, *Eczacı Günlükleri* 12. cildinde Chue'nin Maomao'ya öğrettiği \"Ey Rabbim, bizi görüyor musun?\" duasının Japonca orijinalinden çeviri sürecini ve \"kami\" kelimesinin bağlama göre \"Rab\" olarak seçilme gerekçesini inceler." + ] +} \ No newline at end of file diff --git a/output/knh-12/qa_report.md b/output/knh-12/qa_report.md new file mode 100644 index 00000000..6ac71c56 --- /dev/null +++ b/output/knh-12/qa_report.md @@ -0,0 +1,153 @@ +# QA Raporu — knh-12 + +**Günlük Gemini kotası tükendiği için durduruldu — 12/35 bölüm tarandı. Script'i tekrar çalıştırınca kaldığı yerden devam edecek (baştan başlamayacak).** + +*Bu bir OTOMATİK ÖNERİ listesidir, kesin doğru kabul etmeyin — her maddeyi kaynakla birlikte kendiniz kontrol edin. Bazı işaretlemeler yanlış pozitif olabilir (bkz. script docstring'i).* + +## Bölüm 1: Character Profiles — 3 sorun +- **ANLAM_KAYMASI**: "imperial court" (imparatorluk sarayı/saray çevresi) ifadesi, hukuki bir terim olan "imparatorluk mahkemesi" şeklinde yanlış çevrilmiştir. + - Kaynak: *"After a stint in the rear palace and then the imperial court, she now finds herself as an assistant to the physicians in the western capital."* + - Çeviri: *"Arka sarayda ve ardından imparatorluk mahkemesinde kısa bir süre görev yaptıktan sonra, şimdi kendini batı başkentindeki hekimlerin yardımcısı olarak buluyor."* +- **ANLAM_KAYMASI**: "foists a lot of work on him" (ona çok fazla iş yıkıyor/yüklüyor) ifadesi "ona çok fazla iş yükleniyor" şeklinde çevrilmiştir. "Yüklenmek" fiili dönüşlü/edilgen anlam taşıdığı için işi Rikuson'un üstlendiği veya Rikuson'a iş yüklendiği anlamı oluşarak kaynağın tersi bir durum yaratmıştır. + - Kaynak: *"Rikuson in particular foists a lot of work on him, and Jinshi is eager to get back at him someday."* + - Çeviri: *"Özellikle Rikuson ona çok fazla iş yükleniyor ve Jinshi bir gün ona misilleme yapmayı sabırsızlıkla bekliyor."* +- **ANLAM_KAYMASI**: "tormenting" (uğraşmak, canını sıkmak, eziyet etmek) kelimesi "ezmekle" şeklinde çevrilerek bağlama uymayan, aşırı sert ve yanlış bir anlam kazanmıştır. + - Kaynak: *"Completing his life’s work seems to have helped him relax, and he now spends his time tormenting the Emperor’s younger brother."* + - Çeviri: *"Hayatının işini tamamlamış gibi görünmesi onu rahatlatmışa benziyor ve şimdi zamanını İmparator’un küçük kardeşini ezmekle geçiriyor."* + +## Bölüm 2: Prologue — 1 sorun +- **ATLANMIŞ**: Metnin başındaki 'Prologue' (Prolog/Giriş) başlığı Türkçe çeviride atlanmıştır. + - Kaynak: *"Prologue"* + +## Bölüm 3: Chapter 1: The Princeling of the Main House — 2 sorun +- **ANLAM_KAYMASI**: 'Here I thought...' kalıbı 'Ben de ... sanmıştım' anlamına gelirken, çeviride 'Keşke ... öğrense' şeklinde bir temenni olarak yanlış aktarılmıştır. + - Kaynak: *"Here I thought he’d learned to step back just a little bit."* + - Çeviri: *"Keşke biraz geri çekilmeyi öğrense, diye geçirdi aklından."* +- **TUTARSIZ_TERİM**: Kaynak metindeki 'quack doctor' ifadesi bir önceki cümlede 'Şarlatan doktor' olarak çevrilmişken, burada 'Doktor Kralı' şeklinde farklı ve tutarsız bir şekilde çevrilmiştir. + - Kaynak: *"“All right, young lady. I leave the rest in your hands!” The quack doctor departed and Maomao, basically trading off with him, went into Jinshi’s bedroom."* + - Çeviri: *"“Tamam, genç hanım. Geri kalanını senin ellerine bırakıyorum!” Doktor Kralı ayrıldı ve Maomao, temelde onunla nöbet değişimi yaparcasına Jinshi’nin yatak odasına girdi."* + +## Bölüm 4: Chapter 2: The Greenhouse and the Chapel — 1 sorun +- **ŞAHIS_UYUŞMAZLIĞI**: Kaynak metinde birinci çoğul şahıs ("we") kullanılırken, çeviride ikinci çoğul şahıs ("sökerseniz") kullanılarak şahıs uyuşmazlığı yapılmıştır. + - Kaynak: *"Maybe if we tear up that other cucumber plot too."* + - Çeviri: *"Belki o diğer salatalık tarlasını da sökerseniz."* + +## Bölüm 5: Chapter 3: Gyoku-ou’s Children — 2 sorun +- **ANLAM_KAYMASI**: "Who the heck is this guy?" sorusu "Bu adam da kim?" anlamına gelir, karakterin kimin oğlu olduğunu sormamaktadır. + - Kaynak: *"Who the heck is this guy?"* + - Çeviri: *"Bu adam kimin oğlu acaba?"* +- **ANLAM_KAYMASI**: "quack doctor" (şarlatan hekim) ifadesi yanlış bir şekilde "Doktor Kralı" olarak çevrilmiştir. + - Kaynak: *"He was sipping tea with the quack doctor—a eunuch—and didn’t hesitate to act polite to Maomao."* + - Çeviri: *"Doktor Kralı ile—bir hadım olan—çay içiyor ve Maomao’ya kibar davranmaktan çekinmiyordu."* + +## Bölüm 6: Chapter 4: The Sheltered Wife — 3 sorun +- **ATLANMIŞ**: Bölüm başlığı Türkçe çeviride tamamen atlanmıştır. + - Kaynak: *"Chapter 4: The Sheltered Wife"* +- **ANLAM_KAYMASI**: Fiziksel bir eylem olan 'bowing' (eğilerek selam verme) ifadesi, soyut anlamdaki 'eğilim' (tendency/inclination) sözcüğüyle karıştırılarak 'derin bir eğilimle' şeklinde hatalı çevrilmiştir. + - Kaynak: *"“Thank you so much,” Hu’s Sis said, bowing deeply."* + - Çeviri: *"“Çok teşekkür ederim,” dedi Hu’nun Ablası, derin bir eğilimle."* +- **ANLAM_KAYMASI**: 'anyway' (zaten, nasıl olsa) kelimesi 'Neyse ki' (iyi ki, şans eseri) şeklinde çevrilerek anlam kaymasına yol açmıştır. + - Kaynak: *"“Hulan isn’t back yet, anyway. Why don’t we take it easy?”"* + - Çeviri: *"“Neyse ki Hulan henüz dönmedi. Neden biraz rahatlamayalım?”"* + +## Bölüm 7: Chapter 5: Third Son, Second Son, Eldest Son — 2 sorun +- **ATLANMIŞ**: Bölüm başlığı Türkçe çeviride tamamen atlanmıştır. + - Kaynak: *"Chapter 5: Third Son, Second Son, Eldest Son"* +- **ANLAM_KAYMASI**: İngilizce metindeki 'snorting with certainty' (emin bir şekilde burnundan ses çıkarmak/hınçla onaylamak) ifadesi, Türkçe'ye öfkeden deliye dönmek anlamına gelen 'burnundan solumaktaydı' şeklinde yanlış çevrilmiştir. + - Kaynak: *"Hulan was practically snorting with certainty, and his eyes were truly shining; if this was an act, he was doing a very good job."* + - Çeviri: *"Hulan, neredeyse kesinlikle burnundan solumaktaydı ve gözleri gerçekten parlıyordu; eğer bu bir oyunduysa, çok iyi oynuyordu."* + +## Bölüm 8: Chapter 6: The Winery — 2 sorun +- **ANLAM_KAYMASI**: Maomao'nun kabullenme/onay belirten 'Sure. Right.' (Peki, tamam) ifadesi 'Eminim' şeklinde yanlış çevrilmiştir. + - Kaynak: *"“Sure. Right. Off I go,” Maomao said, then she stuffed some tools into a bag and left the office."* + - Çeviri: *"“Eminim. Tamam. Gidiyorum,” dedi Maomao, ardından bazı aletleri bir çantaya doldurdu ve ofisten ayrıldı."* +- **ANLAM_KAYMASI**: Karakterin babasının kız kardeşi (halası) olduğu açıkça belirtilen kişi için Türkçe çeviride 'teyze' kelimesi kullanılmıştır. + - Kaynak: *"“Your aunt? Meaning...” + +“My father’s younger sister,” Hulan explained."* + - Çeviri: *"“Teyzen? Yani...” + +“Babamın küçük kız kardeşi,” açıkladı Hulan."* + +## Bölüm 9: Chapter 7: The Inheritance — 1 sorun +- **ANLAM_KAYMASI**: Çeviride 'mushrooms that make you super drunk' (insanı aşırı sarhoş eden mantarlar) kısmı tamamen atlanmış ve 'winery' kelimesi aynı cümle içinde hem 'şarap evi' hem 'şarap imalathanesi' olarak mükerrer çevrilerek anlam tamamen bozulmuştur. + - Kaynak: *"“So, getting back to the mushrooms, the question is why a winery would even have mushrooms that make you super drunk, right?”"* + - Çeviri: *"“Peki, mantarlara dönersek, soru şu: Bir şarap evinin neden bir şarap imalathanesinin mantarları bile olabileceği, değil mi?”"* + +## Bölüm 10: Chapter 8: Junjie — 2 sorun +- **ANLAM_KAYMASI**: 'root-y' (kök gibi, cılız) ifadesi 'kökleri olanlar' şeklinde yanlış çevrilmiştir. Ayrıca 'Even' kelimesinin 'Bile' olarak cümlenin başında doğrudan çevrilmesi Türkçe dil bilgisine aykırıdır. + - Kaynak: *"“Even...root-y ones like these?”"* + - Çeviri: *"“Bile... bunlar gibi kökleri olanlar mı?”"* +- **ANLAM_KAYMASI**: 'forget it’s mine' (benim adım olduğunu unutun) ifadesi 'istediğiniz gibi unutun' şeklinde yanlış çevrilerek anlam kaymasına yol açmıştır. + - Kaynak: *"“Oh, but if anyone else here already has my name, please, by all means, forget it’s mine."* + - Çeviri: *"“Ah, ama eğer burada benim adımı taşıyan başka biri varsa, lütfen, istediğiniz gibi unutun."* + +## Bölüm 11: Chapter 9: The Foreign Girl +*(Denetlenemedi.)* + +## Bölüm 12: Chapter 10: Emergency Patient, Emergency Situation — 2 sorun +- **ATLANMIŞ**: Bu cümle Türkçe çeviride tamamen atlanmıştır. + - Kaynak: *"That was as conciliatory as Maomao could be."* +- **ANLAM_KAYMASI**: Paragrafların ve diyalogların sırası tamamen karışmış, bu yüzden Maomao henüz 'öldürülmekten' bahsedilmeden 'Öldürüldü mü?' diye tepki vermekte ve konuşma mantıksız bir hal almaktadır. + - Kaynak: *"“Please help him. Uncle Shikyou, he’s dying.” Xiaohong was struggling not to cry. She was too meek for this to be an act; she seemed to be in earnest. + +Maomao wondered what to do. This didn’t strike her as a childish prank. If Shikyou, Gyoku-ou’s eldest son, was indeed on death’s doorstep, Maomao couldn’t possibly just ignore him. But then, someone as important as Shikyou would obviously have a doctor already attending him. + +“Tell me something. Why did you come to me? There are plenty of other doctors, right?” + +The confusion of the days immediately after the swarm was long since settled. Reprehensible though his behavior might be, there was no way a physician would refuse to see the son of the late governor. And Maomao couldn’t imagine any reason a female attendant would be required in this instance. + +Most of all, though, she wondered why it was Xiaohong who had come to call her. + +“Uncle... Uncle says that if a doctor sees him...he’ll be killed.” + +“Killed?” + +Now, that got her attention."* + - Çeviri: *"“Bana bir şey söyleyin. Neden bana geldiniz? Başka doktorlar var, değil mi?” +Öldürüldü mü? +Şimdi, bu dikkatini çekti. +“Lütfen ona yardım edin. Amca Shikyou, ölüyor.” Xiaohong ağlamamak için kendini zorluyordu. Bu kadar utangaç bir kız için bu bir oyundu olamazdı; samimi görünüyordu. +Maomao ne yapacağını düşünüyordu. Bu, çocukça bir şaka gibi gelmiyordu ona. Eğer Shikyou, yani Gyoku-ou’nun en büyük oğlu gerçekten ölümün eşiğindeyse, Maomao onu görmezden gelemeyecekti. Ama Shikyou gibi önemli birinin yanında zaten bir doktor olmalıydı. +Sürü olayının hemen ardından yaşanan kargaşa çoktan yatışmıştı. Davranışı ne kadar kınanmaya değer olursa olsun, merhum valinin oğluna bakmayı reddeden bir hekim çıkamazdı. Üstelik Maomao, bu durumda bir kadın hizmetçinin neden gerekeceğini hayal bile edemiyordu. +Ama en çok merak ettiği şey, onu çağırmaya gelenin neden Xiaohong olmasıydı. +“Amca... Amca, bir doktor onu görürse... öldürüleceğini söylüyor.”"* + +## Bölüm 13: Chapter 11: The Southern Inn Town — 2 sorun +- **ANLAM_KAYMASI**: Kaynak metindeki diyalog sırası ve paragraflar tamamen karıştırılmış; Maomao'nun cevabı ve düşüncelerini içeren paragraf aradan çıkarılarak Shikyou'nun sözleri doğrudan birbirine bağlanmış ve anlam bütünlüğü bozulmuştur. + - Kaynak: *"“I take it from the look on your face that you’d like me to explain how I know where we are.” + +“If you’d be so kind.” Shikyou had barely been conscious when they were brought here; he should be even less sure of their location than Maomao was. How could he be so certain she was right? “Did you and Miss Chue agree ahead of time that this was where you would come?” + +“Chue and I want the same thing.”"* + - Çeviri: *"“Yüzündeki ifadeye bakılırsa açıklamamı istediğinizi anlıyorum” + +"Chue ile aynı şeyi istiyoruz.""* +- **ANLAM_KAYMASI**: Kaynak metin yarım bir cümleyle biterken, çeviride bu ifadeden sonra kaynakta hiç bulunmayan diyaloglar, paragraflar ve yarım kalmış ifadeler eklenmiş, ayrıca önceki paragraflar buraya taşınarak metin yapısı tamamen bozulmuştur. + - Kaynak: *"“Why did you drag me"* + - Çeviri: *""Neden beni de sürüklediniz?" + +"Gyokujun'un annesi ne olacak?" + +"He he!" + +"Buyur, rica ederim." Shikyou, buraya getirildiğinde neredeyse bilincini yitirmişti; Maomao'dan bile daha az emin olmalıydı konumları hakkında. Nasıl bu kadar kesin bir şekilde haklı olduğunu biliyordu? "Sen ve Bayan Chue, buraya geleceğinizi önceden mi kararlaştırdınız?" + +Maomao, bir şeyler sakladığından emindi — ama bunun Shikyou ile bir bağlantı olduğunu asla tahmin etmemişti. En azından, onu kendisine bakması için neden istediğini açıklıyordu bu. + +*Yalan kokusu alıyorum*, diye düşündü Maomao — her ne kadar bu, Chue'nin sesinde bir şaka tonu taşıyarak söyleyebileceği türden bir şey olsa da. + +"Bu eyaleti yönetmekten bu kadar kaçınan birinden gelen ilginç bir arzu." + +"Herkesin en iyi olduğu bir işi olduğunu duymadın mı? Doğru kişiyi doğru yere koy; işlerin düzgün yürümesini sağlayan şey budur." + +Bu, Shikyou'nun I-sei Eyaleti'ni yönetecek kapasiteye sahip olmadığını düşündüğünü söyleme biçimiydi. + +Neden böyle düşündüğünü anlamamak için bir sebep yoktu. +Maomao'nun *anlayamadığı* şey ise... + +"Eh. Bana ait bir konu değil. Bunu Chue'ye kendin sormalısın." Shikyou bir yudum daha su içti, ardından kepçeyi bir kenara bıraktı. Yatakta yatan Gyokujun'un ve Xiaohong'un başını okşadı. "Bu çocuklara kötü bir şey yaptım," dedi. "Yinxing şimdiye kadar çıldırmış olmalı." + +Yinxing. Adını anış şeklinden, Maomao onun Xiaohong'un annesi olduğunu tahmin etti — bu da onu Shikyou'nun küçük kız kardeşi yapardı. + +"Şaşıraca"* diff --git a/scripts/apply_qa_fixes.py b/scripts/apply_qa_fixes.py index 627e752a..2f3eabba 100644 --- a/scripts/apply_qa_fixes.py +++ b/scripts/apply_qa_fixes.py @@ -90,11 +90,15 @@ def _sync_report(report_path: str, applied: list) -> None: maddeler raporda KALIR — hâlâ elle incelenmesi gerektiği anlamına gelir. """ - if not applied: + if not os.path.exists(report_path): return with open(report_path, encoding="utf-8") as f: content = f.read() + # NOT: `applied` boş olsa bile (bu çalıştırmada hiç yeni düzeltme + # uygulanmadıysa — örn. skip_audit ile tekrar denendiyse) aşağıdaki + # "0'a inince sil" kontrolünü YİNE DE yapıyoruz; raporun zaten + # önceden 0'a inmiş ama silinmemiş olma ihtimaline karşı. for _chapter_num, issue in applied: block = f'- **{issue["type"]}**: {issue["desc"]}\n' if issue.get("source"): @@ -118,6 +122,17 @@ def _fix_chapter_header(m): content = re.sub(r"\n{3,}", "\n\n", content) total_remaining = content.count("- **") + + # Geriye TEK bir madde bile kalmadıysa, "Toplam 0 şüpheli nokta + # bulundu" yazan boş bir kabuk bırakmak yerine dosyayı tamamen + # sil — kitap main'e giderken artık işlevi kalmamış bir denetim + # dosyası taşımasın. (Bazı maddeler hâlâ "metin tam eşleşmedi" + # diye atlanmışsa dosya kalmaya devam eder — o durumda hâlâ elle + # bakılması gereken şeyler olabilir, bkz. yukarıdaki not.) + if total_remaining == 0: + os.remove(report_path) + return + content = re.sub( r"\*\*Toplam \d+ şüpheli nokta bulundu", f"**Toplam {total_remaining} şüpheli nokta bulundu", diff --git a/scripts/lib/boilerplate.py b/scripts/lib/boilerplate.py index 375763e3..ecf46a27 100644 --- a/scripts/lib/boilerplate.py +++ b/scripts/lib/boilerplate.py @@ -10,7 +10,7 @@ re.compile(r'^\s*project gutenberg\b|gutenberg\.org|www\.gutenberg', re.IGNORECASE), re.compile(r'epubbooks?\.com|www\.[a-z0-9\-]+\.[a-z]{2,}', re.IGNORECASE), re.compile(r'\bebook\s*#?\d+\b', re.IGNORECASE), - re.compile(r"^(translator'?s?\s*note|note from the translator|çevirmen\s*notu)\b", re.IGNORECASE), + re.compile(r"^(translator['’]?s?\s*notes?|note from the translator|çevirmen\s*not(u|lar[ıi]?))\b", re.IGNORECASE), re.compile(r'bu (yayın|e[\-\s]?kitap).{0,60}(telif|lisans|hak)', re.IGNORECASE), # "This eBook is for the use of" — sadece paragrafın başında re.compile(r'^this e[\-\s]?book is for the use of', re.IGNORECASE), diff --git a/scripts/lib/groq_client.py b/scripts/lib/groq_client.py index 16ddd1a5..c2f27b73 100644 --- a/scripts/lib/groq_client.py +++ b/scripts/lib/groq_client.py @@ -81,13 +81,26 @@ def __init__(self, wait_seconds: int): super().__init__(f"Tüm keyler kilitli, en kısa bekleme: {wait_seconds}s") # Groq'un bazı organizasyon/tier'larında TPM (dakikalık token) limiti çok -# düşük olabilir (örn. on_demand tier'da 8000 TPM görülmüştür). Groq, -# max_completion_tokens'ı "bu istek en fazla bu kadar üretebilir" diye -# PROMPT + bu değer toplamını önceden TPM limitine karşı kontrol eder — -# gerçekte o kadar üretilmese bile istek daha başlamadan 413 ile reddedilir. -# Bu yüzden makul/güvenli bir üst sınırla başlıyoruz; 413 alırsak küçültüp -# tekrar deneriz (bkz. _shrink_and_retry mantığı call() içinde). -_DEFAULT_MAX_COMPLETION_TOKENS = 6000 +# düşük olabilir (örn. on_demand tier'da 8000 TPM görülmüştür — qwen3.8-27b +# için de topluluk ölçümleri bunu doğruluyor: ~8000 TPM, prompt+çıktı +# toplamı). Groq, max_completion_tokens'ı "bu istek en fazla bu kadar +# üretebilir" diye PROMPT + bu değer toplamını önceden TPM limitine karşı +# kontrol eder — gerçekte o kadar üretilmese bile istek daha başlamadan 413 +# ile reddedilir. Bu yüzden makul/güvenli bir üst sınırla başlıyoruz; 413 +# alırsak küçültüp tekrar deneriz (bkz. _shrink_and_retry mantığı call() +# içinde). NOT (Eylül 2026): eski varsayılan (6000) + pitfalls.py'nin +# eklediği ~800 token'lık sabit bağlamla birlikte neredeyse HER istekte +# ilk denemede 413 alınıyordu (loglarda "TPM limiti için çok büyük" art +# arda 2-3 kez görülmesi bundan) — başlangıç değeri düşürüldü. Küçülen +# max_out bir kez düşünce call() içinde geri BÜYÜMÜYOR; yani bir istek TPM +# yüzünden küçülüp sonra gerçekten o kadar token'a sığmayan bir metin +# üretmeye çalışırsa (finish_reason=length), 3 "kesik yanıt" denemesi de +# AYNI küçük bütçeyle yapılır ve genelde hepsi aynı şekilde başarısız olup +# parça atlanır. Bu döngü sık tekrarlanıyorsa (özellikle review/NER +# adımlarında), Groq konsolünde qwen3.8-27b için hesabın gerçek TPM +# tavanına bakmak (Settings > Limits) gerekebilir — 8000 varsayımı +# yanlışsa buradaki sabit onun yerine güncellenmeli. +_DEFAULT_MAX_COMPLETION_TOKENS = 3500 _MIN_MAX_COMPLETION_TOKENS = 1024 @@ -145,13 +158,29 @@ def call(clients: list, key_index: list, system_msg: str, user_msg: str, korumalı. Hesabın TPM limiti tek bir isteğin talep ettiği (prompt + max tokens) - boyuttan küçükse (413/"too large"), bu ASLA retry ile düzelmez — - max_completion_tokens otomatik küçültülüp hemen (30s beklemeden) - tekrar denenir; _MIN_MAX_COMPLETION_TOKENS'a inmesine rağmen hâlâ - reddediliyorsa None döner (30 dakika boşuna döngüye girmek yerine). + boyuttan küçükse (413/"too large"), önce SIRADAKİ key'e (varsa) AYNI + max_completion_tokens ile geçilir — birden fazla key farklı Groq + hesaplarından geliyorsa bu genelde tek başına yeterlidir, çünkü her + hesabın kendi bağımsız TPM penceresi vardır. Tüm key'ler aynı boyutta + 413 verirse (ya da tek key varsa) ancak o zaman max_completion_tokens + küçültülüp TÜM key'lerle baştan denenir; _MIN_MAX_COMPLETION_TOKENS'a + inmesine rağmen hâlâ reddediliyorsa None döner (30 dakika boşuna + döngüye girmek yerine). """ empty_retries = 0 max_out = _DEFAULT_MAX_COMPLETION_TOKENS + # Bir 413 (istek TPM'e göre çok büyük) alındığında hangi client'ları + # şu anki max_out ile zaten DENEDİĞİMİZİ tutar. NOT (Eylül 2026): + # eskiden 413'te SADECE max_out küçültülüp AYNI key ile tekrar + # deneniyordu — "key değiştirmek işe yaramaz, hepsi aynı org'un TPM + # tavanını paylaşıyor" varsayımıyla. Bu varsayım TEK hesaptan alınan + # birden fazla key için doğruydu ama İbo'nun kurulumunda GROQ_API_KEY_1..4 + # 4 AYRI Groq hesabından — yani her birinin kendi bağımsız TPM + # penceresi var. Art arda hızlı istekler bir hesabın penceresini + # boşaltınca, artık önce DİĞER hesapları (dolu bütçeyle) deniyoruz; + # hepsi aynı boyutta tükenmişse ancak o zaman küçültüp baştan + # deniyoruz. + tried_at_this_size = set() while True: now = time.time() available = [c for c in clients if c["locked_until"] <= now] @@ -235,20 +264,26 @@ def call(clients: list, key_index: list, system_msg: str, user_msg: str, return result except RateLimitError as e: if _is_too_large_error(e): - # Bu, zamanla düzelen bir rate limit DEĞİL — tek bir isteğin - # talep ettiği token miktarı hesabın TPM tavanından büyük. - # Key değiştirmek ya da beklemek işe yaramaz (aynı org'un - # tavanı); tek çözüm isteği küçültmek. + tried_at_this_size.add(idx) + untried = [i for i in range(len(clients)) if i not in tried_at_this_size] + if untried: + key_index[0] = untried[0] + print(f" Uyarı: key {info['id']} bu boyut için TPM'e sığmadı (413) — " + f"aynı max_completion_tokens ile başka bir hesaba geçiliyor.") + continue + # Bu boyutta TÜM key'ler denendi, hepsi 413 verdi — artık + # küçültüp baştan (tüm key'lerle tekrar) deniyoruz. + tried_at_this_size = set() if max_out > _MIN_MAX_COMPLETION_TOKENS: max_out = max(max_out // 2, _MIN_MAX_COMPLETION_TOKENS) - print(f" Uyarı: istek TPM limiti için çok büyük (413) — " - f"max_completion_tokens {max_out}'a düşürülüp hemen " - f"tekrar deneniyor.") + print(f" Uyarı: istek TPM limiti için çok büyük (413) — TÜM " + f"key'lerde başarısız, max_completion_tokens {max_out}'a " + f"düşürülüp hemen tekrar deneniyor.") continue print(f" Hata: max_completion_tokens zaten {_MIN_MAX_COMPLETION_TOKENS} " - f"(minimum) ama istek hâlâ hesabın TPM limitini aşıyor. " + f"(minimum) ama istek TÜM key'lerde hâlâ TPM limitini aşıyor. " f"Bu metin parçası muhtemelen tek başına çok uzun ya da " - f"Groq hesabının TPM tavanı (bkz. Groq konsolu > Settings > " + f"Groq hesaplarının TPM tavanı (bkz. Groq konsolu > Settings > " f"Billing) çok düşük. Bu parça ATLANIYOR.") return None wait = _parse_retry_seconds(e) @@ -257,14 +292,22 @@ def call(clients: list, key_index: list, system_msg: str, user_msg: str, key_index[0] = (idx + 1) % len(clients) except Exception as e: if _is_too_large_error(e): + tried_at_this_size.add(idx) + untried = [i for i in range(len(clients)) if i not in tried_at_this_size] + if untried: + key_index[0] = untried[0] + print(f" Uyarı: key {info['id']} bu boyut için TPM'e sığmadı (413) — " + f"aynı max_completion_tokens ile başka bir hesaba geçiliyor.") + continue + tried_at_this_size = set() if max_out > _MIN_MAX_COMPLETION_TOKENS: max_out = max(max_out // 2, _MIN_MAX_COMPLETION_TOKENS) - print(f" Uyarı: istek TPM limiti için çok büyük (413) — " - f"max_completion_tokens {max_out}'a düşürülüp hemen " - f"tekrar deneniyor.") + print(f" Uyarı: istek TPM limiti için çok büyük (413) — TÜM " + f"key'lerde başarısız, max_completion_tokens {max_out}'a " + f"düşürülüp hemen tekrar deneniyor.") continue print(f" Hata: max_completion_tokens zaten {_MIN_MAX_COMPLETION_TOKENS} " - f"(minimum) ama istek hâlâ hesabın TPM limitini aşıyor. " + f"(minimum) ama istek TÜM key'lerde hâlâ TPM limitini aşıyor. " f"Bu parça ATLANIYOR.") return None print(f"Hata: {e} — 30s sonra tekrar deneniyor...") diff --git a/scripts/lib/review_fix.py b/scripts/lib/review_fix.py index 1ea62f87..8d28d352 100644 --- a/scripts/lib/review_fix.py +++ b/scripts/lib/review_fix.py @@ -44,6 +44,27 @@ "SADECE düzeltilmiş paragrafı döndür, açıklama ekleme." ) +_KNOWN_PROPER_NOUNS_FILE = "known_proper_nouns.json" + + +def _load_known_proper_nouns() -> set: + """ + known_proper_nouns.json'daki, kitap/seri BAĞIMSIZ gerçek dünya özel + isimlerini okur (örn. bir çevirmen notunda anılan ünlü bir roman + başlığındaki isim). series.py'nin characters/terms'inden farkı: o + dosya TEK bir kitaba özel, bu ise hiçbir kitaba özel değil — aynı + isim başka bir kitapta da çıkabilir. Dosya yoksa/bozuksa boş set + döner (common_pitfalls.json/pitfalls.py ile aynı toleranslı desen). + """ + if not os.path.exists(_KNOWN_PROPER_NOUNS_FILE): + return set() + try: + with open(_KNOWN_PROPER_NOUNS_FILE, encoding="utf-8") as f: + data = json.load(f) + except (json.JSONDecodeError, OSError): + return set() + return {w.lower() for w in data.get("entries", []) if w.strip()} + def _flush_and_commit(paragraph_idx: int) -> None: """ @@ -85,6 +106,7 @@ def _build_whitelist(memory: dict) -> set: biliyor, bkz. _relevant_term_map). """ whitelist = set() + whitelist |= _load_known_proper_nouns() for eng_name, tr_name in memory.get("characters", {}).items(): whitelist.add(eng_name.lower()) whitelist.add(tr_name.lower()) diff --git a/scripts/pr_check.py b/scripts/pr_check.py index c60be13e..a1ca8d85 100644 --- a/scripts/pr_check.py +++ b/scripts/pr_check.py @@ -121,6 +121,19 @@ def check_book(slug: str) -> list: continue tr_title, body = parts[1].strip(), parts[2].strip() + # NOT (Eylül 2026): Çevirmen notu / son söz gibi ANA HİKÂYE DIŞI + # bölümlerde kasıtlı olarak alıntılanan İngilizce ifadeler (örn. + # "Are you seeing us?" gibi bir çeviri-tercihi tartışmasında) hem + # başlık hem kalıntı-kelime kontrolünü YANLIŞ POZİTİF'e + # düşürüyordu (bkz. knh-12, 34. bölüm). parts[0] hâlâ kaynağın + # ORİJİNAL (İngilizce) başlığını taşıyor — çeviri onu hiç + # değiştirmiyor, sadece parts[1]'e yeni bir başlık ekliyor. Bu + # yüzden is_boilerplate_title() kontrolünü parts[0]'a uyguluyoruz, + # zaten çevrilmiş olan parts[1]'e değil. + raw_title = parts[0].lstrip("#").strip() + if boilerplate.is_boilerplate_title(raw_title): + continue + if _english_looking_title(tr_title): suspicious_titles.append((fname, tr_title)) diff --git a/scripts/qa_audit.py b/scripts/qa_audit.py index 499d3c2c..1f7b0186 100644 --- a/scripts/qa_audit.py +++ b/scripts/qa_audit.py @@ -50,6 +50,7 @@ from lib import gemini_client as gem from lib import series as series_lib +from lib import boilerplate sys.path.insert(0, os.path.dirname(__file__)) from translate import extract_epub, extract_pdf # noqa: E402 @@ -69,15 +70,21 @@ kaynakta YOK (yani çevirmen hatası, kaynağın kendi üslubu değil — bunu ayırt etmek için kaynağı da kontrol et, kaynakta da aynı karışıklık varsa bu bir SORUN DEĞİL, atla). +- İNGİLİZCE_KALINTI: Türkçe çeviri metninde, ÇEVRİLMESİ GEREKİRKEN + İngilizce bırakılmış tek bir kelime ya da kısa bir ifade (örn. bir + fiil, sıfat ya da bağlaç İngilizce kalmış). Aşağıda "SABİTLENMİŞ + İSİM/TERİM SÖZLÜĞÜ" verilmişse oradaki isimleri ya da bilinçli olarak + Latin harfleriyle bırakılan özel isimleri/başlıkları BUNA DAHIL ETME + — sadece gerçekten çevrilmesi unutulmuş sıradan kelimeleri işaretle. Emin olmadığın, sadece ÜSLUP tercihi olabilecek (örn. "ne yapıyorsun" vs "ne halt ediyorsun" gibi ton farkları) şeyleri RAPORLAMA — bunlar gerçek hata değil. Sadece gerçekten emin olduğun, somut sorunları bildir. SADECE şu JSON formatında yanıt ver, başka hiçbir şey yazma: -{"issues": [{"type": "ATLANMIŞ|ANLAM_KAYMASI|TUTARSIZ_TERİM|ŞAHIS_UYUŞMAZLIĞI", -"source_quote": "kaynaktan kısa alıntı (en fazla 15 kelime)", -"translation_quote": "çeviriden kısa alıntı (en fazla 15 kelime, yoksa boş)", +{"issues": [{"type": "ATLANMIŞ|ANLAM_KAYMASI|TUTARSIZ_TERİM|ŞAHIS_UYUŞMAZLIĞI|İNGİLİZCE_KALINTI", +"source_quote": "kaynaktan, harfi harfine KOPYALANMIŞ bir alıntı", +"translation_quote": "çeviriden, harfi harfine KOPYALANMIŞ bir alıntı (yoksa boş) — KISALTMA, ÖZETLEME ya da PARAFRAZ ETME; metinde birebir NASIL geçiyorsa (noktalama, tırnak işaretleri, büyük/küçük harf dahil) AYNEN öyle aktar. Sorunlu ifade uzun bir cümlenin ortasındaysa bile TAM CÜMLEYİ (nokta/virgülüyle) ver — kısa bir parça değil. Bu alan daha sonra dosyada BİREBİR ARANACAK; tek bir karakter bile farklıysa eşleşme başarısız olur ve düzeltme uygulanamaz.", "description": "sorunun kısa açıklaması (1-2 cümle)"}]} Hiç sorun yoksa {"issues": []} döndür.""" @@ -179,6 +186,56 @@ def _write_report(output_dir: str, slug: str, chapters: list, progress: dict, return total_issues +def _load_series_glossary(slug: str) -> str: + """ + Bu kitabın ait olduğu serinin karakter/terim sözlüğünü (series/.json) okuyup Gemini'nin denetim prompt'una eklenecek bir blok + olarak döner. Sözlük yoksa ya da boşsa "" döner. + + NEDEN GEREKLİ: Gemini'ye şimdiye kadar SADECE tek bir bölümün kaynak+ + çeviri metni veriliyordu — kitabın/serinin kendi karakter isimleri ve + terim kararları hakkında HİÇBİR BAĞLAM yoktu. Bu yüzden: + 1) Doğru ve KASITLI çevrilmiş isimler/terimler bazen yanlışlıkla + ANLAM_KAYMASI ya da TUTARSIZ_TERİM diye işaretlenebiliyordu — + Gemini'nin "doğru" kabul edeceği bir referansı yoktu. + 2) TUTARSIZ_TERİM kontrolü SADECE o bölümün İÇİNDE tutarlılığa + bakabiliyordu — bölümler arası (örn. 3. bölümde "Gyoku-ou", + 20. bölümde "Gyokuou" gibi) tutarsızlıkları YAKALAYAMIYORDU, + çünkü Gemini her bölümü birbirinden habersiz, izole + görüyordu. + Bu sözlük artık her bölüm isteğine ekleniyor — Gemini artık hem + "bu isim burada neden böyle" diye tahmin etmek zorunda kalmıyor + hem de kitabın GENELİNDE sabitlenmiş isimlerle bu bölümü + karşılaştırabiliyor. + """ + status_path = "status.json" + series_slug = None + if os.path.exists(status_path): + with open(status_path, encoding="utf-8") as f: + series_slug = json.load(f).get("series") + if not series_slug: + return "" + + data = series_lib.load(series_slug) + characters = data.get("characters", {}) + terms = data.get("terms", {}) + if not characters and not terms: + return "" + + lines = [ + "\n\nBU SERİ İÇİN SABİTLENMİŞ İSİM/TERİM SÖZLÜĞÜ (bunlar KASITLI " + "kararlardır — aşağıdaki eşleşmelerden biri bölümde doğru " + "kullanılmışsa bunu ASLA ANLAM_KAYMASI ya da TUTARSIZ_TERİM diye " + "işaretleme; ama bölüm bu eşleşmelerden FARKLI bir çeviri " + "kullanıyorsa bu GERÇEK bir TUTARSIZ_TERİM sorunudur):" + ] + for eng, tr in characters.items(): + lines.append(f"- {eng} → {tr}") + for eng, tr in terms.items(): + lines.append(f"- {eng} → {tr}") + return "\n".join(lines) + + def audit_book(slug: str, max_chapters: int | None = None): output_dir = f"output/{slug}" orig_path = _find_original(slug) @@ -192,6 +249,12 @@ def audit_book(slug: str, max_chapters: int | None = None): else: chapters, _ = extract_pdf(orig_path, slug) + glossary_block = _load_series_glossary(slug) + audit_system = _AUDIT_SYSTEM + glossary_block + if glossary_block: + print(f" Seri sözlüğü yüklendi ({glossary_block.count(chr(10)) - 1} " + f"madde) — denetim buna göre karşılaştıracak.") + clients = gem.get_clients() key_index = [0] progress = _load_progress(output_dir) @@ -209,6 +272,24 @@ def audit_book(slug: str, max_chapters: int | None = None): continue # zaten checkpoint'te var, atla src_chapter = chapters[i - 1] + + # NOT (Eylül 2026): Çevirmen notu / son söz / ek bölüm gibi ANA + # HİKÂYE DIŞI bölümler (örn. "Translator's Notes", içinde kasıtlı + # olarak İngilizce ifadeler alıntılanan bir çeviri-tercihi + # tartışması) denetim dışı bırakılıyor — bunlarda "İngilizce + # kalıntı" ya da "tutarsız terim" gibi bulgular GERÇEK hata değil, + # bölümün doğası gereği (bkz. knh-12, 34. bölüm: "Are you seeing + # us?" gibi İngilizce örnek cümleler kasıtlı olarak olduğu gibi + # bırakılmış). boilerplate.py'nin ZATEN VAR OLAN + # is_boilerplate_title() kontrolü tam bunun için yazılmıştı ama + # ne burada ne pr_check.py'de hiç kullanılmıyordu. + if boilerplate.is_boilerplate_title(src_chapter["title"]): + print(f" [{i}/{n}] {src_chapter['title'][:40]!r} — ana hikâye " + f"dışı (çevirmen notu vb.), denetim dışı bırakıldı.") + progress["completed"][key] = [] + _save_progress(output_dir, progress) + continue + tr_title, tr_body = _load_translated(output_dir, i, slug) if tr_body is None: print(f" [{i}/{n}] çeviri dosyası bulunamadı, atlanıyor.") @@ -220,7 +301,7 @@ def audit_book(slug: str, max_chapters: int | None = None): f"ÇEVİRİ (Türkçe):\n{tr_body[:8000]}" ) try: - raw = gem.call(clients, key_index, _AUDIT_SYSTEM, user_msg, temperature=0.1) + raw = gem.call(clients, key_index, audit_system, user_msg, temperature=0.1) except gem.AllKeysExhausted: print(f"\n Elimizdeki tüm Gemini key'lerinin günlük kotası tükendi " f"({i}/{n}. bölümde). Kalan bölümler için boşuna denenmiyor — " diff --git a/scripts/review.py b/scripts/review.py index 4e3bc698..b99aa324 100644 --- a/scripts/review.py +++ b/scripts/review.py @@ -186,8 +186,21 @@ def main(): status.update({"review_status": "completed", "review_current": ""}) write_status(status, "review: completed") - print("Review tamamlandı. Ciltleme (convert) tetikleniyor...") - trigger_workflow("convert.yml", branch=current_branch()) + # NOT (Eylül 2026): eskiden burada doğrudan convert.yml tetiklenirdi — + # yani Gemini QA denetimi (qa.yml) hiçbir zaman kendiliğinden + # başlamıyordu, sadece elle tetiklenirse çalışıyordu ve genelde + # convert.py çoktan PR'ı açtıktan SONRA yetişiyordu. Artık review + # bitince önce qa.yml tetikleniyor; o da (denetim + Qwen düzeltmeleri + + # seri önerisi bitince) convert.yml'i kendisi tetikliyor — böylece + # epub, QA düzeltmeleri UYGULANMIŞ haliyle ciltleniyor. + print("Review tamamlandı. QA denetimi (Gemini) tetikleniyor...") + trigger_workflow( + "qa.yml", + branch=current_branch(), + slug=book_slug, + apply_fixes="true", + run_series_suggest="true", + ) if __name__ == "__main__": diff --git a/scripts/translate.py b/scripts/translate.py index 325d97cf..9e93c643 100644 --- a/scripts/translate.py +++ b/scripts/translate.py @@ -21,7 +21,6 @@ from lib.git_utils import ( write_status, trigger_workflow, create_book_branch, list_active_book_branches, peek_remote_file, is_stale_running, git_push, - current_branch, delete_remote_branch, ) STATUS_FILE = "status.json" @@ -627,7 +626,28 @@ def _scan_and_nudge_active_books() -> None: trigger_workflow("review.yml", branch=branch) continue - if review_status == "completed" and status.get("convert_status") != "completed": + # NOT (Eylül 2026): qa.yml artık review bitince kendiliğinden + # tetikleniyor (bkz. review.py) — ama Gemini'nin günlük kotası + # dolarsa iş "partial" durumda kalıp burada takılabilir. Bu tarama + # periyodik çalıştığı için (translate.yml'in cron'u), qa_status + # "completed" olana kadar düzenli aralıklarla tekrar dürtüyor — + # kota ertesi gün sıfırlanınca qa_audit.py checkpoint'ten + # (.qa_progress.json) devam eder, elle müdahale gerekmez. + qa_status = status.get("qa_status") + if review_status == "completed" and qa_status != "completed": + if qa_status == "running" and not is_stale_running(status): + continue # aktif çalışıyor, dokunma + book_slug = status.get("book") + if not book_slug: + continue + print(f"[{branch}] QA denetimi bekliyor/durmuş — qa.yml dürtülüyor.") + trigger_workflow( + "qa.yml", branch=branch, slug=book_slug, + apply_fixes="true", run_series_suggest="true", + ) + continue + + if qa_status == "completed" and status.get("convert_status") != "completed": print(f"[{branch}] ciltleme (epub) bekliyor — convert dürtülüyor.") trigger_workflow("convert.yml", branch=branch) @@ -635,18 +655,6 @@ def _scan_and_nudge_active_books() -> None: def main(): _scan_and_nudge_active_books() - # Vercel artık yüklemeleri main'e değil, doğrudan queue/ adında - # yeni bir dala yazıyor (bkz. api/upload.js) — bu yüzden main'e HİÇBİR - # otomasyon commit'i düşmüyor ve repo'da main için branch protection - # (PR zorunluluğu vb.) bot'u etkilemeden kurulabiliyor. Bu fonksiyon - # main'de çalışıyorsa (örn. cron'un periyodik nudge'ı, ya da admin - # main'e elle bir dosya bırakmışsa) eski usul davranışı KORUR — geriye - # dönük uyumluluk için. queue/ dalında çalışıyorsa (normal/ - # yeni yol), main'e hiç push atmadan mevcut dalı book/'a - # dönüştürür. - branch_now = current_branch() - is_queue_branch = branch_now.startswith("queue/") - input_files = [f for f in os.listdir("input") if f.endswith(".epub") or f.endswith(".pdf")] if not input_files: @@ -708,33 +716,21 @@ def main(): with open(file_path, "rb") as f: original_bytes = f.read() - # input/, henüz işlenmemiş kitapların kuyruğu — main dalında yaşıyor - # (SADECE eski/geriye-dönük-uyumluluk yolunda; normal yolda artık - # queue/ dalında yaşıyor, bkz. yukarıdaki not). is_queue_branch - # DEĞİLSE (main'deysek): dosyayı kuyruktan hemen ÇIKARIP main'e - # push'lamamız gerekiyor — yoksa bir sonraki cron tetiklemesi aynı + # input/, henüz işlenmemiş kitapların kuyruğu — main dalında yaşıyor. + # Bir kitap işlenmeye alınır alınmaz kuyruktan (main'den) hemen + # ÇIKARILIP push'lanmalı; yoksa bir sonraki cron tetiklemesi aynı # dosyayı TEKRAR bulur ve book/ dalı zaten var olduğu için # `git checkout -b` çakışmasına yol açar. - # is_queue_branch İSE (queue/'daysak): main'e hiç push atmadan, - # sadece dosyayı kuyruktan (git rm ile) kaldırıp devam ediyoruz — - # bu değişiklik, birazdan dal book/'a dönüşünce yapılacak TEK - # push'un içinde zaten gidecek. - if is_queue_branch: - subprocess.run(["git", "rm", file_path], check=True) - else: - os.remove(file_path) - subprocess.run(["git", "rm", file_path], check=True) - git_push(f"input'tan alındı: {input_file}") + os.remove(file_path) + subprocess.run(["git", "rm", file_path], check=True) + git_push(f"input'tan alındı: {input_file}") # Bu kitap için main'den ayrı, kendine ait bir dal oluştur. Tüm ara # ilerleme (çeviri, review, ciltleme) bundan sonra SADECE bu dala # yazılır — main hiç etkilenmez. Kitap tamamen bitince tek bir PR # açılır (bkz. convert.py), sen onaylayıp merge edene kadar main'e # hiçbir şey yansımaz. - if is_queue_branch: - create_book_branch(branch, rename_from=branch_now) - else: - create_book_branch(branch) + create_book_branch(branch) output_dir = f"output/{book_slug}" originals_dir = f"{output_dir}/.originals" @@ -797,10 +793,6 @@ def main(): # Bu dalın ilk push'u — git_utils.git_push() remote'ta bu dal henüz # yokken otomatik '-u origin ' ile push eder. write_status(status, f"kuyruğa alındı: {total} bölüm, {total_parts_all} parça") - if is_queue_branch: - # queue/, artık book/ olarak yaşıyor — geçici dalı - # uzaktan temizle (best-effort, başarısız olsa da önemli değil). - delete_remote_branch(branch_now) print(f"Queue-worker tetikleniyor (dal: {branch})...") trigger_workflow("queue-worker.yml", branch=branch) diff --git a/series/kusuriya.json b/series/kusuriya.json index 13f8f332..cc7e1cb0 100644 --- a/series/kusuriya.json +++ b/series/kusuriya.json @@ -31,6 +31,7 @@ "pleasure district": "zevk mahallesi", "wet nurse": "süt annesi", "quack doctor": "şarlatan doktor", + "The Quack Doctor": "şartlatan doktor", "Master Gyokuen": "Gyokuen Efendi", "Master Gyoku-ou": "Gyoku-ou Efendi", }, diff --git a/status.json b/status.json index 4ae8bc3f..e8c56cd1 100644 --- a/status.json +++ b/status.json @@ -1,20 +1,20 @@ { "status": "completed", - "book": "knh-11", - "epub_file": "knh-11.epub", - "branch": "book/knh-11", + "book": "knh-12", + "epub_file": "knh-12.epub", + "branch": "book/knh-12", "source_type": "epub", "total": 35, "completed": 35, "current_chapter": "", - "started_at": "2026-08-13T12:07:51.910880+00:00", + "started_at": "2026-09-02T09:53:13.653934+00:00", "queue_mode": true, - "series": "kusuriya", - "updated_at": "2026-08-28T05:22:33.386828+00:00", + "updated_at": "2026-09-17T07:30:33.489215+00:00", "review_status": "completed", "review_total": 35, "review_completed": 35, "review_current": "", "convert_status": "completed", - "epub_output": "output/knh-11/knh-11_tr.epub" + "epub_output": "output/knh-12/knh-12_tr.epub", + "qa_status": "partial" } \ No newline at end of file